KURAN

Kuran ’dan iki sayfa.kuran

Hattat Şeyh Hamdullah yazması İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi).
İÇİNDEKİLER

KURAN’IN YAPISI KURANIN IÇERIĞÎ KURAN’IN DERLENMESİ KURAN TEFSİRLERİ KURAN ÇEVİRİLERİ KURAN VE İSLAM MEDENİYETİ
Kuran kelimesinin Kuranin kendisinde «okumak», «ezberden okumak» anlamlarında geçen Arapça «kara’a» kökünden geldiği genellikle kabul edilir. «Kara7a» kökünün saf Arapça olmadığı, Süryanîcede «kutsal yazıları okuma, ders» anlamındaki «keryana» kelimesiyle ilgili olduğu ileri sürülmüştür. Ku-ran7dan anlaşıldığına göre Hz. Muhammed;e indirilen vahiy daha önce Musevîlere indirilen Tevrat ve Hıristiyanlara indirilen İncil gibi, Tanrı katında, «Levhimahfuz»da yazılı «el-Ki-tab»ın bir kısmıdır. «Bunlar gerçeği açıklayan Kitabin ayetleridir. Biz onu, anlayasanız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik» (XII, 1-2). Kuran Hz. Muhammed 40 yaşındayken ramazan ayında, Kadir Gecesi inmeye başlamış ve Peygamberin 632’deki ölümünden kısa bir süre önce, yaklaşık 20 yılda tamamlanmıştır. Vahiyler aralıklarla, parçalar halinde ve çoğu defa Cebrail aracılığıyla indirilmiştir. Hz. Muhammed döneminde Müslümanlarca ezberlenen ve vahiy kâtiplerince kaydedilen Kuran metni, Peygamberin ölümünden sonra bir kitap (mushaf) halinde bir araya getirilmiştir.
KURAN IN YAPISI

Biçim

Kuran değişik uzunluklarda 114 «sure»den oluşur. Sureler c= ğişik sayılarda «ayet»lere bölünmüştür. Kuran7da sureler, başlar, gıç sayılan «Fatiha»mn dışında uzunluklarına göre sıralannuşr.: 286 ayetten oluşan en uzun sure «Bakara» ilk sırada, 37er aye: ten oluşan «Asr», «Kevser» ve «Nasr» sureleri en sonda yer al:: Bu düzenlemenin bir sonucu olarak genellikle ilk dönemler* nazil olan kısa sureler sonda, daha geç dönemlerde nazil olan e; nellikle daha uzun sureler başta bulunur.

Surelerin genellikle o surede ele alman konuya ilişkin vey

o surede geçen dikkat çekici bir kelimeden çıkarılmış adi’: vardır: «Bakara» (Sığır), «Nisa» (Kadınlar), «Al-i îmran» Trr. ran ailesi), «Şuara» (Şairler) gibi.

Tevbe (Berae) suresi dışında 113 sure Besmele yani Bisırj» lahirrahmanirrahim (Esirgeyen, bağışlayan Allahin adıyla ibaresiyle başlar. Besmele7nin ayet olup olmadığı tartışmadır. Bazıları Besmele;nin başında yer aldığı surenin ilk ay=: olduğunu, bazıları hiçbirinin ayet olmadığını, bazıları yalr„z ca Fatiha;nın başındaki Besmele7nin bu surenin ilk ayeti olc-ğunu ileri sürerler. Bazıları ise bütün besmelelerin ayet olc_ ğunu, ancak başında bulundukları surelerin ilk ayeti sayılama yacağını belirtirler. Bazı durumlarda surelerin başında Besini le7den sonra bazen tek başına, bazen birkaçı bir arada «m:~ veya «elif, lam, mim» gibi bağımsız harfler yer alır. Bu başlar, gıç harfleri çok değişik yorumlara yol açmıştır. Bazı İslam r„ ginleri bunları bir vahyin yaklaşmakta olduğuna Peygar ber7in dikkatini çeken alelade harfler olarak değerlendiriri: Bazıları ise bu harflerde anlamını yalnız Allah’ın bildiği bir i görürler. Bazıları ise harflerin sayısal değerlerinden bir anla çıkarmaya çalışırlar veya onları tamamlanması gereken kısa’ malar olarak değerlendirirler.
KURAN
Müslümanların kutsal kitabı olan Kuran son peygamber Hz. MuhammecTe vahiy yoluyla bildirilmiş Tanrı sözüdür. Hz. Muhammedi yirmi yıllık peygamberliği süresince aralıklarla, parça parça ve Arapça olarak indirilen Kuranın mesajı sade ve açıktır: Allah’ın birliğinin ve mutlak yüceliğinin tasdik edilmesi ve ona boyun eğilmesi. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra yazılı bir metin haline getirilen Kuran İslaman temel kaynağıdır.

Sureler «ayet» adı verilen bölümleri ayrılmıştır. Her biri tam r cümle oluşturan ayetlerin yanı sı£ birkaç cümleden oluşan ya birkaçı bir cümle oluşturan ayetlere de rastlanır. Birbiri arma gelen ayetlerin son kelimeleri çoğu defa tam veya yarım kalelidir. Bu kelimelere «fasıla» adı verilir. Ayetler indikleri yere re Mekke’de inenler (Mekkî) ve Medine’de inenler (Medinî) ırak ikiye ayrılır. Mekkî ayetler daha çok inançla, Medinî ayet-

■ daha çok uygulama ve hukukla ilgilidir.

Dil

Kuran metninin kusursuzluğu Müslümanlarca «taklit edile-12.» olarak nitelenmiş ve Tanrısal kökeninin bir kanıtı olarak ğerlendirilmiştir. Kuran genellikle birinci çoğul şahısla «biz» /e konuşan Allahin sözüdür. Peygamber halkına hitap ettiğinde söylediklerinin Allahin sözü olduğunu vurgulayan «Söy->, «De» emriyle söze girer. Kuranin ilk ayetleriyle daha sonra ayetleri arasında bir üslup farkı görülür, bununla birlikte her rinde aynı nitelik egemendir. Kısa olan ilk surelerdeki, secili son derece etkileyicidir. Bunlar kısa, ürkütücü, heyecan uyan-ıcı cümlelerdir. Görünüşte müşrik Arap kâhinlerinin kehanetini, lanet ve kutsamalarını andırırlar. Baştan başa Tanrısal öf-ve yargılama düşüncesiyle doludurlar. Kuran7da büyük bir •bestlikle kullanılan secide yarım kafiyelerden, kelime tekrarından yararlanılmıştır. Bu secili dilin dönemin Arap şiiri ile :bir ortak yanı yoktur. Son dönem vahiylerinde biçim itibariy-daha bir serbestlik görülür. Sureler uzadıkça ve ayrıntılandık-seciler ve şiirsellik azalır.

KURAN IN İÇERİĞİ

Kuranin içeriğini bir sınıflandırmaya tabi tutmak güçtür. An-c. sureler zaman dizimsel bir düzenle incelendiğinde değişik nemlerde belirli konuların öne çıktığı görülmektedir. Kuranin .sajının temel özelliği bütün âlemlerin yaratıcısı olarak Alin birliğinin (tevhit) kuvvetle vurgulanmasıdır. Hz. Muham-d 0;nun insanları doğru yola çağırmak için gönderdiği son /gamberdir. Hz. Muhammed’e indirilen Kuranla vahiy ta-mlanmıştır.

lk sureler âlemlerin yaratıcısı olarak Allah üzerinde yoğunlaştır. Kuranin öğretisine göre Allah, kendisinin dışındaki bü-ı varlıkların yaratıcısı, ilk nedeni ve yöneticisidir. «Göklerde yerde olanlar Allah’ı teşbih ederler. O güçlüdür, hakîmdir. klerin ve yerin hükümdarlığı O’nundur; diriltir, öldürür. O

■ şeye kadirdir. O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya bir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı aşikârdır; gerçek mahi-

i insan için gizlidir. O her şeyi bilir» (LVII, 1-3). Zatı, sıfat-

ve fiilleri ile ezelî ve ebedîdir. Bilgisi her şeyi kuşatmıştır, ımeti şefkati sonsuzdur. Ancak gazabı da çok çetindir. Onun ran’da bildirdiği peygamberler, kitaplar ve onlar aracılığıyla anlara duyurdukları doğrudur, haktır. İnsanların O’na karşı evi ona inanmak, teslim olmaktır. Zaten «İslam» kelimesinin amı da budur, boyun eğen ve teslim olan «müslim»dir. Al-’a ortak koşan müşrikler kıyamet günü yargılanacak ve ceza-dırılacaktır. O gün «adalet terazileri» kurulacak, herkes yaparından sorguya çekilecektir. Allah hakkında yalan yanlış söz leyenlerin yüzleri kararacak, Allah’a saygılı olanlar çeşitli ni-dere kavuşacaklardır.

nsanlar İslam’a davet edilirken daha önceki peygamberlerden ekler getirilir. Onlar da insanları uyarmışlar, ama onların ha-etleriyle karşılaşmışlardır, ama inançsızların sonları felaket mştur. Hz. Muhammed Allah’ın insanları uyarmak için gön-diği bir dizi peygamberin sonuncusudur. O daha önce İbra-ı ve Musa’ya vahyedilmiş olanı insanlara hatırlatmakla gö-idir. Böylece Kuran Tevrat’ta anılan (Musa, Davud, Süley-ı, Yusuf) ve İncil’de adı geçen (Meryem, İsa) bazı kişilerin ta-ni yeniden anlatır.

îz. Muhammed’in bir devlet başkanı kimliğiyle ortaya çıktı-4edine döneminin vahiyleri daha çok uygulamaya yöneliktir, lyan surelerde müminlerin ahlakî ve dinî yükümlülükleri ayılarıyla gösterilir. Mekke surelerinin çoğu putperestlere sesle-:en Medine’de inen birkaç büyük sure inananlara seslenir, an bazen ayrıntılı bir biçimde kadınların statüsü, örtünme, :nme, boşanma, yeniden evlenme, evlat edinme, miras gibi uları belirler. Kölelere iyi davranılmasını ve özgürlüklerini anabilmeleri için onlara fırsat verilmesini öğütler. Faizi, şara-re domuz etini müminlere yasaklar. Mekke’de konulan na-: ve zekât yükümlülüklerine ek olarak oruç ve hac yükümlü-erini getirir. Birkaç sure Hz. Muhammed’in askerî seferleriy-gilidir, cesur ve inançlılar övülürken, duraksayanlar suçlanır.
Şartlara uygun olan müminler Allah yolunda silahlı savaşa (gaza) katılmakla yükümlüdürler.

Medine döneminde eski dinlere daha eleştirel bir gözle bakıldığı, onları İslam dininden ayıran farkların öne çıkarıldığı görülmektedir. Yahudilerin kitaplarında birçok şeyleri unuttukları, gizledikleri veya bozdukları söylenir. Hıristiyanlar ise İsa’yı Allah gibi göstermişler ve dine rahipliği sokmuşlardır.

Kuranin parçalar halinde indirilmesi biçimini ve içeriğini önemli ölçüde etkilemiştir. Vahyin yalnız daha önceki dinlerin hükümlerini değil, bizzat Hz. Muhammed tarafından bildirilen emir ve yasakları da lağvettiği durumlar vardır. Bu lağveden (na-sih) ve lağv edilen (mansuh) ayetler sonraki dönemlerde kelam-cılar tarafından ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Kuran’da kıble yönünün Kudüs’ten Mekke’ye çevrilmesi dolayısıyla «Biz bir ayeti nash edersek veya unutturursak yerine daha iyisini veya benzerini koyarız» denilmektedir.

KURAN IN DERLENMESİ

Peygamber hayatta olduğu sürece vahiylerin bir kitapta toplanması imkânsızdı. Çünkü her an yeni vahiyler gelip eski vahiylere eklenebilirdi. İlk vahiyler müslümanlar tarafından ezberlenmiş ve yassı kemiklere, hurma ağaçlarına, taşlara kaydedilmişti. Medine döneminde Hz. Muhammed’din Ubeyd bin Kâ’b ve Zeyd bin Sabit gibi vahiy kâtipleri olduğu bilinmektedir. Peygamberin ölümünden sonra vahiyleri toplamak, bir kitap haline getirerek yok olmalarını ve tahrif edilmelerini önlemek zorunluğu belirdi. Halife Ebubekir döneminde (632-634) Kuran’ı bir kitap (mushaf) halinde toplamakla görevlendirilen Zeyd bin Sabit çeşitli maddelere (taş, tahta, vb) yazılı olanlar ile halkın ezberindeki sure ve ayetleri ayrı yapraklara yazıp Ebubekir’e teslim etti. Bu nüsha Ebube-kir’in ölümünden sonra Ömer’in eline geçti, o da bunu kızı ve Hz.

Muhammed’in dul eşi Hafsa’ya emanet etti. Bu nüshanın yanı sıra Ubeyd bin Kâ’b, Abdullah bin Mesud, Ebu Musa el-Eşarî ve Mikdad bin Amr’a ait nüshalar bulunduğu ve bunların sırasıyla Şam, Küfe, Basra ve Hıms’da kabul edildiği bilinmektedir.

Halife Osman döneminde (644-656) Zeyd bin Sabit, Abdullah bin Zübeyr, Said bin el-As ve Abdurrahman bin Haris’ten oluşan bir kurul Zeyd’in nüshasını temel alarak resmî Mushaf’ı meydana getirdi. Yedi nüsha olarak yazılan Mushaf’ın biri Medine’de bırakıldı, diğerleri Küfe, Basra, Şam, Mekke, Yemen ve Bahreyn’e gönderildi, Müslümanlardan ellerindeki Kuran metinlerini bu resmî metinle karşılaştırarak düzeltmeleri, düzeltilemeyecek gibi olanları imha etmeleri istendi. Rivayete göre yeni Mushaf her yerde memnuniyetle karşılanmış, ancak Kûfeliler kendi İbni Mesud nüshalarını terk etmek istememişlerdir. Siyasî iktidar tarafından resmen kabul edilmesi ve tek bir Kuran metnine sahip olmak yönündeki genel eğilim sayesinde resmî Mushaf, kuvvet kullanılmasına gerek duyulmaksızın yavaş yavaş farklı nüshaların yerini almıştır.

Osman tarafından derlenen resmî Kuran’da özgün vahyin şu veya bu ölçüde bozulup bozulmadığı veya bazı eklemeler yapılıp yapılmadığı hem İslam dünyasında hem de doğubilimciler arasında tartışılmıştır. Ancak bu doğrultuda ileri sürülen fikirler Hazreti Osman’a izafe edilen Kuran ciddî olmaktan uzaktır. Bazı Şiîler Ali ve ailesinin üstün konu- (Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul).
SÖZLÜK

Ayet: gerçek veya farazî bir başlangıcı ve bitişi olan ve Kuran’ın surelerini oluşturan bölüm, cümle veya cümlecikler.

Besmele: surelerin başında yer alan «Bismillahirrahmanirrahim» (Esirgeyen, bağışlayan Allah’ın adıyla) cümlesinin adı.

Cüz: Kuran’ın otuz bölümünden her biri.

Hafız: Kuran’ın tümünü ezberlemiş olan kişi.

Hizb: bir cüzü oluşturan dört bölümden her biri. Levhimahfuz: insanın ve Ev-ren’in kaderinin yazılı olduğu varsayılan Tanrısal kitap. Muhkemat: hangi anlama geldiği kesin olarak bilinen ayetler.

Müteşabihat: zor anlaşılan veya anlaşılamayacak kadar kapalı olan ayetler.

Sure: Kuran’ın 114 bölümünden her biri.

Tefsir: Kuran yorumu, Kuran’ı yorumlama işi ve Kuran yorumunun yöntemlerini inceleyen İslâmî bilim dalı.

Tilavet: Kuranî kuralına göre yüksek sesle okuma.

ŞEMS (GÜNEŞ) SURESİ
Rahman ve rahim AUah adıyla Güneşe ışığına \

Ona uyan aya

Yeryüzünü aydınlatan gündüze

Aydınlığa örtü çeken geceye

Gökyüzüne gökleri yaratana

Yeryüzüne yery>üzünü döşeyene

Nefse onu düzenleyene

Ona kötülüğü ona iyiliği öğretene

and içerim ki içersini temizleyen kurtuldu

Onu kirletense umutsuz oldu

Semud azdı onu yalanladı

Hani yollamıştı en eşkıyasını

îmdi Tanrı peygamberi onlara demişti ki

işte şu gebe deve Allah’ın devesidir

dokunmayasız suvarılsın

Öldürdüler yalanlayıp deveyi imdi Tanrı

günahları yüzünden kıran koydu aralarına

onların dümdüz etti onları

Korkmaz Tanrı sonucundan
FATİHA SURESİ

Bismüiahirrahmanirrahim Elhamdü lillâhi rabbil âlemin. Errahmanir rahim.

Maliki yevmid din. îyyâke na’büdü iyyake nesteiyn. îhdinas sıratâl mustakıym. Siratââlezine en’amte aleyhim, gayril mağdubi aleyhim ve leddaallin.

Rahman ve rahim Allah adıyla Hamd, âlemlerin Rabhi Allah’a, Rahman ve Rahim’e Din gününün malikine!

Ancak sana ibadet ederiz Ancak senden yardım dileriz Bizi doğru yola ileti Nimetine erdirdiklerinin yoluna/ Öfkene uğrayanlartnkine ve sapmışlarınkine değili
Bismüiahirrahmanirrahim Veşşemsi ve duhaha Vennehari iza ceİlaha Velleyli iza yagşaha Vessemai ve ma benaha Velardı ve ma tahaha Ve nefsin ve ma sevvaha Feelhemeha fücureha ve takvaha

Kad efleha men zekkaha Ve kad habe men dessaha Kezzebet Semudü bitagvaha îzinbease eşkaaha Fekaale lehüm Resullahi nakatallahi ve sukyaha Fekezzebuhü feakaruha fedemdeme aleyhim rabbümüh bizenbihim fesevvaha Ve la yehafü ukbaha
muna, haklarına, gizli imamın zuhuruna ilişkin ifadelerin Osman tarafından Kuran metninden çıkarıldığını iddia etmişlerdir. Ancak Şiîler arasında da bu konuda bir birlik bulunmadığından tam metni ortaya çıkarmak için yaptıkları denemeler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bazı Şiîlere göre özgün metin her imam tarafından halefine gizlice aktarılmıştır ve saklı imam ortaya çıktığında açığa vurulacaktır. En eski rivayetlerde bile Osmanin Ku-rani tahrif ettiği yolunda bir imaya rastlanmaması, bu iddiaların geçersizliğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu ilk metinler yazıldığında Arap alfabesinde noktalama işaretleri ve harekeler bulunmuyordu. Yanlış okumayı önlemek ve okuma kolaylığı sağlamak amacıyla Basra valisi Ziyad bin Ebi-hî’nin isteği üzerine Ebülesved Zalim bin Süfyan üd-Düelî (öl. 688) Kurani harekeledi. Halil bin Ahmed el-Ferahidî (öl. 791) noktalama ve harekelemeye günümüzdeki biçimini verdi. Sonraki dönemlerde okuma ve ezberleme kolaylığı sağlamak amacıyla Kuranin bütünü 30 «cüz»e (Ramazanin her gününde bir cüz okunur) ve her cüz kendi içinde dört «hizb»e ayrıldı.

KURAN TEFSİRLERİ

Kurani Arapça dilbilgisi kurallarından, dinsel kaynaklardan, bilimsel görüş ve kurallardan yararlanarak yorumlama işine, bu yorumlara ve Kuran yorumunu konu alan İslâmî bilim dalına «tefsir» adı verilir. Peygamberin ölümünden sonra Kuranin tam anlamını anlamak isteyen Müslümanlar, bir ayeti başka ayet ve hadislerle yorumlamaya çalıştılar. IX. yyin ilk yarısında Mutezile Kuranin niteliğine ilişkin bir dinsel tartışma başlattı. Onlar doğru olduğunu göstermek için vahyi anlamak istiyorlardı. Bu bakımdan yalnızca Kuran’a dayandılar ve Kurani akla uydurmaya çalıştılar. Kuranin öncesiz ve sonrasız değil yaratılmış (mahluk) olduğunu ve bazen karanlık olduğu için akılla aydınlatılması gerektiğini düşünüyorlardı. Katı tek tanrıcılıkları onları Allahin «bir» oluşundan başka Kuran’da yazılı ve geleneğe bağlı yorum-
cuların kabul ettikleri sıfatlarını reddetmeye sevk ediyordu hiçbir sıfatla tanımlanamazdı. Bu öğreti Sünnî çevrelerce red dildi, ama Mutezilenin etkisi Şiî çevrelerde etkisini korudu, tartışmada ve başka ilahiyat tartışmalarında taraflar görüşle mutlak otorite olan Kuranİa desteklemek ihtiyacındaydılar. B lece Kuranin doğru yorumlanması özel bir bilim dalı haline , di. Kuranin gerçek anlamını aydınlatmak için bütün kaynak dan yararlanıldı. Özellikle Peygamberin Kuranin bir pasa ilişkin yorumlar içeren hadislerine başvuruldu. Zaman zaman hadisle desteklenmeyen yorumlar peşinen reddedildi. Öte y dan yorumlarda gramer ve sözlük çalışmalarından yararlanılc

Tefsir alanında iki eser özellikle ünlüdür. Taberî7nin (öl. 9 Cami ül-Beyan an Te’vil il-Kuran adlı eseri Peygamberin sah ve tabiin bilginlerinin tefsirlerini, tefsire ilişkin görüşlerini içe geniş kapsamlı, ansiklopedik bir çalışmadır. Zemahşerî7 (1075-1143) el-Keşşaf adlı tefsiri Kuran7da geçen kelimelerin lambilimsel çözümlemeleri, yorumları sırasında eski Arap şiiı başvurması bakımından, yazarının bir Mutezile olmasına ı men haklı bir üne sahiptir. Daha sonraki dönemlerdeki çok s< daki Kuran tefsirleri içinde Fahreddin er-Razi7nin (öl. 1209) < kaynaklarla birlikte akıl ve bilim verilerine dayanan Mefatih Gayb adlı eseri özellikle dikkat çekicidir. Kadı el-Beyzavî7nin 1286) Envar üt-Tenzil ve Esrar üt-Tevil adlı tefsiri İslam dünya; da çok tutulmuş ve hakkında birçok şerh yazılmıştır.

Ortaçağ İslam dünyasının ilahiyat okulları Kuran açıklam rından kendi öğretilerine destek aramışlar ve her biri kendi rumunu üretmiştir. Bunlar arasında sufîler kendi tasavvuf öğr leri doğrultusunda Kuranin kurallar getiren dış görünüşüı (zahir) ardındaki gizli ve iç anlamını (batın) ortaya çıkarmaya lışmışlardır. Batınî görüş sahipleri Peygamberden rivayet ed; bir hadise dayanırlar: «Kuranin zahirî ve batınî vardır, batınu yedinci batına kadar batını vardır.» Kuran’ın tasavvufî yoruı nun önde gelen adları Ebu Abdurrahman es-Sülemî (öl. 10′ Ebu İshak es-Salebî (öl. 1035), Ebülkasım el-Kuşeyrî (öl. 10′ el-Herevî (ö. 1089), Gazalî (öl. 1111), Ruzbehan Baklî (öl. 12 ve özellikle Muhiddini Arabî7dir (öl. 1240).

XIX. yyin sonuna doğru modernizmin ortaya çıkışıyla Ku yorumu yeni anlamlar kazandı. Modernistler İslam’ın saf ve zulmamış kaynaklarına dönerek onu batının bilimsel geleneğ: uzlaştırmaya, ona taze bir hayat vermeye çalıştılar. Kuranin c ru anlamına ulaşabilmek için en eski ve özgün kaynakların ye mu zorunluydu. Geleneksel yorumlar İsrail efsanelerini ve F gamberin öğretisiyle ilgisi bulunmayan sahte gelenekleri İsla: ithal etmekle suçlandı. Selefiye reformcuları diye adlandırılan modernist hareketin başlıca temsilcileri AfganistanlI Cemalec Afganî (1838-1898), Mısırlı Muhammed Abduh (1849-1905 Suriyeli Raşid Rıza (1865-1935) Kurani içinde yanlış veya mc sı geçmiş herhangi bir şey olmayan vahiy olarak kabul ediyc ve modern bilimin sonuçlarının ve birçok çağdaş görüşün ! ran7da zaten var olduğunu göstermeye çalışıyorlardı. Mesela 3 hammed Abduh hastalığa yol açan cinleri mikroplar olarak rumluyordu. Diğer modernist yorumcular da aynı yolu izledi

Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra ünlü tefsirlere şer: yazdıkları gibi kendileri de Kuran tefsirleri kaleme almışla: Osmanlı bilginlerinden Musannifek (öl. 1470), Molla Gürari 1488), Karahisarlı Mehmed bin Necib (öl. 1494), Kemalpaşaz
Altın, zümrüt ve yakut işlemeli Kuran cilbendi.

KURAN
1534), Ebussuud Efendi (öl. 1574) ve Bursalı İsmail Hakkı (öl. 4) bunların en tanınmışlarıdır. Cumhuriyet döneminde Elma-amdi Yazırin (öl. 1942) geleneksel İslam bilimlerinin yanı sı-^ilimsel verilerden ve felsefî kuramlardan da yararlanarak dığı Hak Dini Kuran Dili adlı dokuz ciltlik tefsir. XX. yy’da ilan tefsirlerin başlıcalarmdandır.

KURAN ÇEVİRİLERİ

[z. Muhammed7e Arapça olarak indirilen Kuranin kendisinin nucize olduğu ve insan tarafından taklit edilemeyeceği Müs-anlarca kabul edilir. Bunun bir sonucu olarak uzun süre çevi-uygun olmadığı düşünülmüştür. Bugün de Arapçadan başka <onuşulan Müslüman ülkelerde var olan çevirilere rağmen, an Arapça olarak tilavet olunur ve ibadet Arapça olarak icra x. Daha Hz. Muhammed’in sağlığında Kuranin ilk suresinin ianı Farisî tarafından Farsçaya çevrildiği rivayet edilir. Daha ■aki yüzyıllarda çeviri etkinliği arttı ve Kuran çeşitli Doğu ve dillerine çevrildi. Kuran ilk olarak Samanîlerden Mansur bin . döneminde (961-976) Taberî’nin tefsiri ile birlikte Horasan-; Maveraünnehirli bilginlerden oluşan bir heyet tarafından çaya çevrildi. Zeki Velidi Togan ilk Türkçe çevirinin Farsça ri ile aynı zamanda, belki aynı kurulun Türk üyeleri tarafın-gerçekleştirildiğini ileri sürer. Abdülkadir İnan da ilk Türkçe rinin X. yy ortalarında yapıldığı görüşündedir. Doğu Türkçe-: günümüze ulaşan Kuran çevirilerinin bu ilk çeviriden kop-dildiği sanılır. Kuranin cümleler halinde değil kelime kelime :çeye çevrilmesi temeline dayanan satır arası çeviriler önem-grup oluşturur. Bunlarda Türkçe kelimeler Arapça kelimele-ltına başka renk mürekker veya değişik karakterde bir ya-ı yazılmıştır. Bu türün Türkiye’deki en eski örneği 1333’te :1ı Muhammed bin Hac: Devlet Şah tarafından kopya edil-Karahanlı Türkçesi ile yazılmış bir nüshadır. Tefsire benze-oarçalar ve hikâyelerle genişletilmiş satır arası çeviriler ikin-: grubu oluşturur. En güzel emeği «anonim tefsir» diye bili-5etersburg nüshasıdır. Sözlüğü yapılan ve gramer yönünden enen bu çeviri ve tefsirin nerede, ne zaman ve kimin tarafın-/apıldığı bilinmemektedir. Dili Harizm Türkçesi, Kıpçakça, :ca, hatta Çağatayca ezellikleri göstermektedir. Dil özellik-den XV. yy’dan daha eski bir tarihte kopya edilmiş olamadı anlaşılmaktadır. Bu :_ır.:r. XVI. yyin ilk yarısında Şeyba-
nîler döneminde yazılmış bir başka örneği Topkapı Müzesi Kü-tüphanesi’ndedir.

Anadolu Türkçesi ile yapılmış Kuran ve tefsir çevirilerinin ilk örneklerine Anadolu Beylikleri döneminde rastlanmaktadır. İlk örnekler Fatiha, Yasin gibi bazı kısa surelerin tefsirli çevirileridir. Uzun tefsirlerin Türkçeye çevrilmesine XIV. yyin sonlarından itibaren başlanmıştır. Anadolu Türkçesiyle yapılan satır arası çevirilerin en eskisi Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde bulunan 1424 tarihli nüshadır. XIX. yyin ortalarından başlayarak İstanbul ve Mısır’da Türkçe tefsir çevirilerinin basıldığı görülmektedir. Ayıntablı Debbağzade Mehmed Efendi’nin Hıdır bin Abdur-rahman ül-Ezdi’den çevirdiği Tefsir-i Tıbyan (1841, 2 c.) ve İsmail Ferruh Efendi’nin Hüseyin Kaşifî’nin Farsça Mevahib’inden çevirdiği Tefsir ül-Mevakib Tercemet ül-Mevahib (1865, 2 c.) adlı tefsir çevirilerini başkaları izlemiştir. Cumhuriyet döneminde yapılan önemli çeviriler arasında İsmail Hakkı İzmirli’nin Türkçe Ku-ran-ı Kerim Tercümesi (1932), Ömer Rıza Doğrul’un Tanrı Buyruğu (1934), Abdülbaki Gölpmarlı’nm Kuran-ı Kerim ve Meali (1955, 2 c.), Diyanet İşleri Başkanlığı’mn Kuran-t Kerim ve Türkçe Anlamı (1961, 3 c.) sayılabilir.

Kuranin Latinceye 1143’te yapılan ilk çevirisi 1543’te yayımlanmış ve sonra İtalyanca, Almanca ve Hollandacaya çevrilmiştir. Fransızcaya A. du Ryer tarafından 1647’de yapılan ilk çeviri Ale-xander Ross tarafından İngilizceye aktarılmıştır. J. M. Rodvvell’in 1861’deki çevirisinde ayetler tarih sırasına göre düzenlenmiştir. Kuran Arapça olarak ilk defa 1530’da Pagninis Brbdensis tarafından basılmış, ancak bu baskı hiçbir zaman dağıtıma sokulmamıştır. Arapça metin Avrupa’da 1694’te Hamburg’da A. Hinckelman tarafından yayımlanmış ve bunu başkaları izlemiştir. En iyilerinden biri G. Flügel tarafından 1834’te yapılan eleştirel baskıdır. İslam ülkelerinde daha önce hattatlar tarafından yazılıp çoğaltılan Kuranin XIX. yy sonlarından itibaren baskıları yapılmaktadır. 1923’te Mısır’da bir uzmanlar kurulu tarafından hazırlanan standart Mısır baskısı diğer baskılara örnek oluşturmaktadır.

KURAN VE İSLAM MEDENİYETİ

Kuran İslam’ın temel kaynağıdır. Peygamberin sözleri ve davranışları (hadis) onu tamamlayan ikincil bir kaynaktır. Peygamberin ölümünden bir süre sonra vahyi doğru anlama ihtiyacının bir sonucu olarak «tefsir» (yorum) ortaya çıkmıştır. Bu ilk yorumlara yardımcı olan hadislerin ciltler halinde derlenerek yazıya geçirilmesiyle «hadis» bilimi doğdu. Bir hadisin gerçek (sahih) olup olmadığının temel ölçütü yine Kuran’dır. Çünkü Allahin elçisinden Kuran’la çelişen bir söz veya davranış sadır olamaz. Öte yandan vahyin dilinin de doğru anlaşılması gerekir. Peygamber zamanında yazılı Arapçanın içinde bulunduğu fazla gelişkin olmayan durum göz önüne alındığında bu ciddî bir sorundur. Kuran’ın açıklanmasının zorunlu bir aracı olarak dilbilimciler, Hicaz’ın geleneksel diliyle yazılmış eski şiirleri derlediler ve saf Arapçanın kurallarını saptadılar. Bu çalışmalar VIII. yy’da birbiriyle rekabet eden iki büyük gramer okulu, Basra ve Küfe okulları tarafından gerçekleştirildi ve IX. yy’da Bağdat bilginleri tarafından düzene sokuldu. Çeşitli halkların katkıda bulunduğu İslam medeniyeti, Kuran dili Arapçanın ortak zemini üzerinde meydana geldi. Hicreti izleyen ilk üç yüz yıl içinde uzmanlar Kuran ve Hadis’ten yararlanarak başta kişisel statü (evlenme, boşanma, miras, vb) olmak üzere toplumsal hayatın değişik alanlarını düzenleyen İslam hukukunun (fıkıh) temellerini attılar. Allah’ın Kuran’da sunuluş biçimi, adları, sıfatları üzerine düşünceler İslam ilahiyatını (kelam) meydana getirdi. Temeli dünya ve içindekileri terk etmeye, yani «zühd»e dayanan tasavvuf düşüncesi, bu dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir, asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır (XXIX, 64) gibi ayetlerde dayanak arıyordu. Tasavvufun «Allah’tan başka varlık yoktur» biçiminde özetlenebilecek varlık birliği (vahdeti vücut) ilkesi bazı İslam çevrelerinde Kuran’la çeliştiği ileri sürülerek şiddetle eleştirilmiştir. Buna karşı sufîler Kuran ayetlerini vahdeti vücutçu bir bakış açısıyla yorumlamışlardır. İncelemelerinde kutsal metinleri değil Antikçağ yazarlarına dayanan Ortaçağ İslam filozofları akıl ve imanın sonunda bir ve aynı gerçeğe vardığını rahatlıkla ileri sürüyorlardı. Hatadan arınmış olmayan insan aklı, Tanrı tarafından Kuran’la bildirilmiş haberlere uydukça iman ile bilim tam bir uyum içindedir.

Arapçanın ve Arap yazısının kesin kurallara bağlanması Kuran sayesinde oldu. Allahin kelamını en güzel biçimde yazıya geçirme çabalarının bir sonucu olarak İslam’a özgü hat sanatı doğdu. Bu sanata renkli geometrik bezemeleri ve bitkisel motifleriyle tezhip sanatı eklendi. □
Enam suresi

(I. Mahmud Kütüphanesi; Türk ve İslam Eserleri Müzesi, İstanbul).
İHLAS SURESİ

B ismillahirrahmanirrahim Kul hüvallahü ehad Aİlahüssamed Lem yelid ve lem yuled Ve lem yekûn lehü küfüven ehad Rahman ve rahim Allah adıyla

D iyesin ki: «O bir olan Allah’tır! Allah yücedir Doğmadı doğurmadı Ona kimse denk olmadı!»
AYRICA BAKINIZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.