KUR’ÂN OKUYAN VE ONU HAFIZASINDA TAŞIYAN KİMSENİN FAZİLETİ HAKKINDA VÂRİD OLAN SAHÎH HADÎSLER

Cenâb-ı Hak kendi kelâmında bunun faziletini açıklayarak buyuruyor ki: «Allah kitabım (devamlı) okuyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfeden- ler, tükenmiyecek bir kazanç umabilirler.»377 Burada «Allah’ın kitabını okuyanlar» cümlesinden mak- sad hem okuyup hem amel edenlerdir. Çünkü amelsiz okumak (fazla) bir yarar sağlamaz. Âyette, «tilâvet» tâbiri kullanılmıştır. Bu dirâset gibi ardarda okumak anlamına gelir. Devam edilen evrâd da böyledir. Ancak ne var ki, kırâet, tilâvetten daha umumîdir. Kur’ân’ı hecelemek ve çocuklara öğretmek, kırâet sayılmaz. Bu bakımdan cünüp, aybaşı hali ve loğusanın Kur’ân’ı hecelemesi mekrûh değildir. Çünkü bu durumda ona «kaari» denilmez. Bunun gibi çocuklara Kur’ân’ı harf harf, kelime kelime belletmek de mekrûh değildir. Ancak her iki kelimenin arasını kesmek şartiyle bu böyledir. Şüphesiz ki Allah Kur’ân’dan hakikatim bildirmiş, onu okuyan ve amel edenlere birçok va’dlerde bulunmuştur. Üm- mî olan (okur yazar olmayan) kimseye tilâvet sevâbı hasıl olmaz. Çünkü o tilâvette bulunamaz. Okumasını bilen kimse için de böyledir. Çünkü onu hakkıyla öğrenmek ve onunla bütün vakitlerde meşgul olmak gerekir. Cenâb-ı Peygamber buna işâretle buyurdular ki: «Saadetli kişilerin hayatı gibi bir hayat, şehîdlerin ölümü gibi bir ölüm, mahşer günü kurtuluş, çok sıcak günde gölge, sapıtılan günde dosdoğru yol istiyorsanız, Kur’ân okuyun ve onu okutun. Çünkü O, Rahmân kelâmı (sözü) dır, şeytandan koruyucudur. Teraziyi ağır basandırKonumuzla ilgili diğer hadîs-i şerifler ve kısmen açıklamaları : «Kur’ân okuyan mümin, ağaç kavununa (veya portakala) İMHer; hem kokusu güzeldir, hem de tadı… Kur’ân okumayan Mİı’min ise, hurmaya benzer; kokusu yoktur, fakat tadı tatlıda’. Kur’ân okuyan münâfık fesleğene benzer, kokusu güzeldir, M at tadı acıdır. Kur’ân okumayan münâfık ise, karga dülegi- **e bazer; hiç kokusu yoktur, tadı da acıdır.»379 Diğer bir rivâyette ise «münâfık» yerine «fâcir» tâbiri kullanılmıştır. Ebû Dâvud’un fazla olarak yaptığı rivâyette ise şöyle denilmektedir: «Sâlih kişinin yanında oturmak, misk satanın yanında oturmak gibidir; ondan sana bir şey dokunma- sa bile kokusu ulaşır. Kötü kimsenin yanında oturan, demirci dükkânında körük çekenin yanında oturan gibidir; onun kıvılcımlarından sana bir şey dokunmasa bile, dumanı dokunur.» Kur’ân ise yanında oturulacak en hayırlı bir dosttur. «Ben kullanma azâb etmek isterim; ama câmi’leri yapanlara ve Kur’ân ile oturanlara ve İslâmiyette yetişip gelişen çocuklara bakarım da gazabım sakinleşir.»380 «Kim Kur’ân okumayı öğrenir, sonra da onunla amel ederse, o içi misk ile dolu bir torbaya benzer; kokusu her yere yayılıp saçılır. Kim de Kur’ân okumayı öğrenir, ama onunla uyur kalır da Kur’ân onun içinde kapalı durursa, o, içi misk dolu, fakat ağzı sımsıkı bağlı bir torbaya benzer.»881 «Kim Kur’ân okur ve gece gündüz onunla yaşar, belâlını helâl, haramını haram sayarsa, Cenâb-ı Allah onun etini, kanını cehenneme haram kılar ve onu tertemiz, iyilikle dolu, amel yazan meleklerle beraber eyler. Kıyâmet günü olunca da Allah ona Kur’ân’ı hüccet kılar, Kur’ân onun lehinde şehâdette bulunur.»382 «Kur’ân şefaatçidir, şefaati makbuldür. Çetin bir mücâ- delecidir (kendisiyle amel etmiyenlere karşı). (Her hükmünde ve dâvasında) doğrulanır. Kim onu önünde bulundurursa, onu cennete rehberlik edip götürür. Kim onu arkasına atarsa, o onu cehenneme sevkedip götürür.»388 «Eğer Kur’ân bir ham deri içinde olmuş olsaydı, ateş yine de onu yiyemiyecekti.»884 Ebû Ubeyd (Rahmetullahi aleyh) diyor ki: Hadîste geçen İHAB: Ham deri’den maksad, mü’minin kalbi ve göğsüdür. İçinde Kur’ân bulunan bir kalbi elbette ki ateş yakamaz. Ama bununla beraber Kur’ân’ı içinde toplayıp (onunla amel etmiyen ve ona saygılı olmayan) kimse bu vaziyette cehenneme girecek olursa, o domuzdan daha kötüdür. «Üç sınıf insan vardır ki hesap onlan üzmez. İsrafil’in sûra üfürmesi onlan korkutmaz ve en korkunç zamanda meydana gelen dehşet onlan mahzun etmez: Kur’ân’ı kalbinde ve hafızasında taşıyıp onu Allah için okuyan ve okutan kimse. O, Rabbine izzet ve şerefle gider de peygamberlere arkadaş olur. Yedi yıl müezzinlik edip buna karşılık bir nesne almıyan… Kölelik kaydı altında bulunup buna rağmen hem Allah’ın hakkını, hem de efendilerinin hakkını ödeyen kul…3*3 «Ümmetimin en şereflileri, Kur’ân’ı kalbinde, hafızasında taşıyanlardır.»38* Diğer bir rivâyette, ki bunu Dahhâk yapmıştır: «Ümmetimin en şereflileri ve ileri gelenleri, Kur’ân’ı kalbinde, hafızasında taşıyanlardır.» Arapçada bu cümlenin karşılığında «Ha- mele-i Kur’ân» tâbiri kullanılmıştır ki, gece ve gündüz (fırsatbuldukça) Kur’ân’a sarılıp okuyan ve ona mülâzemet edenler, kasdedilmiş oluyor. Çünkü Kur’ân’a sarılıp onu gece gündüz okumak ve amel etmek nimetlerin en büyüğü ve bütün saâdet- lerin dayanağıdır. Aynı yorum, en-Neşr kitabında da yapılmıştır «Kur’ân’ı kalbinde, hafızasında taşıyanlar, Allah’ın sunduğu gölgeden başka hiç bir gölgenin bulunmadığı günde Allah m gölgesindedirler.»387 «Kur’ân’ı kalbinde, hafızasında taşıyan, İslâm’ın sancağını taşıyandır. Kim ona ikramda bulunursa, gerçekten o Allah’a ikramda bulunmuş olur. Kim ona ihânet ederse, Allah’ın lâ- neti üzerine olsun!.»888 «Kur’ân’ı kalbinde, hafızasında taşıyanlar Allah’ın dostlarıdır Kim onlara düşmanlık ederse, gerçekten Allah’a düşmanlık etmiş olur. Kim de onları dost ve arkadaş edinirse, hakikatte Allah’ı dost edinmiş olur.»389 «Kur’ân’ı kalbinde, hafızasında taşıyanlar, kıyâmet günü Cennet ehlinin başı ve ileri gelenleridir.»390 «Kur’ân’ı kalbinde, hafızasında taşıyan kimsenin fazileti, onu kalbinde, hafızasında taşımıyan kimse üzerine, Allah’ın mahlûkatı üzerine olan fazileti gibidir.»391 «Kim Kur’ân’a dosdoğru uyarsa, Kur’ân onu sapıklıktan kurtarıp doğru yola eriştirir ve kıyâmet günü onu kötü bir hesaptan korur.»892 «Kim Allah’m Kitabından bir âyeti dinlemek isterse kendisine bundan dolayı bir iyilik yazılır kat kat olarak. Kim de Allah Kitabından bir âyet okursa, o ona kıyâmet günü bir nur olur.»393 «Kıyâmet günü olunca nurdan minberler konulur ki bunlann üzerine nur takılmış, nur ile süslenmiştir. Her minberin yanmda Cennet develerinden bir deve (ya da bir yıldız) bulunur. Bir seslenici şöyle seslenir: Allah Kitabım kalbinde, hafızasında taşıyanlar nerede? Şu minberler üzerine oturun! Artık size ne bir korku, ne de bir üzüntü var!.. Bu durum, Allah ile kulları arasında (tecelli eden adâlet ve hesap) bitinceye kadar devam eder. Allah halkın hesabım bitirince, hamele-i Kur’ân o develere bindirilip Cennete götürülürler.»894 îbni Abbas’dan (R.A.) yapılan rivâyette, şöyle demiştir: «Gök yeryüzüne karşı iftihar eder de «Ben senden daha üstünüm» der. «Çünkü bende Arş, Kürsî, Levh, Kalem, Me’vâ Cenneti, Adn Cenneti bulunuyor. Hem bende güneş, ay ve yıldızlar var.. Yaratıkların rızkı benden iner, rahmet bendedir; ameller bana doğru yükselir. Bunun üzerine yeryüzü de göğe şu cevabı verir: Doğru ama sen, peygamberler, velîler bendedir demeye güç getiremezsin. Aynı zamanda Beytü’l-Makdis, mescidler, şehidlerin yattığı yerler bendedir. Ve sonra yeryüzü devamla der ki: Kur’ân’ı kalbinde, hafızasında taşıyanların kaburgaları benim içimde dönüp dolaşmıyor mu? Bunun üzerine Cenâb-ı Hak buyurur: «Ey yeryüzü! Doğru söyledin.» Ve işte yeryüzünün göğe karşı fahredeceği hususlar bunlardır. O halde mükellef olan her mü’mine gerekir ki, Kur’ân öğrenmekle ve onu öğretmekle meşgul ola ve onu okumakla zamanını değerlendire.. Çoluk çocuğuna onu okutmava gayret ede Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz konumuzla ilgili olarak Mi’rac gecesinde gördüğü bir esrarı şöyle ifâde ediyorlar: «Ce- nâb-ı Hak beni gecenin bir bölümünde Mi’rac yolculuğuna çıkardığında bana şöyle buyurdu: «Ya Muhammed! Ümmetine emret de şu üç kimseye saygı gösterip ikrâmda bulunsunlar: Babaya, âlime ve Kur’ân’ı taşıyana… Ey Muhammed! Ümmetini bu üç kimseye kızmaktan sakındır veya bunlara ihânet etmekten korkut.. Çünkü benim gazabım bunlara gazab eden kimse üzerine çok şiddetlenir. Ey Muhammed! Kur’ân ehli, benim ehlimdir. Onlan dünyada sizin yanınıza koydum, kendilerine ikram olsun diye.. Eğer Kur’ân onların gönlünde mahfuz olmamış olsaydı, dünyayı ve dünya üzerindeki herşeyi helâk ederdim. Ey Muhammed! Kur’ân’ı taşıyanlar azâb görmiyecek- ler, hesaba da tabi tutulmayacaklar kıyâmet gününde.. Ey Muhammed! Kur’ân’ı gönlünde, hafızasında taşıyanlar öldüklerinde onlar üzerine göklerim ve yeryUzüm, meleklerim ağlarlar. Ey Muhammed! Şüphesiz ki Cennet üç kimseye müştaktır: Sana. iki arkadaşın olan Ebûbekir ile Ömer’e ve bir de Kur’ân’ı kalbinde, hafızasında taşıyana…»8#* «İçinde Kur’ân okunan ev, gök ehline pırıl pırıl ışık saçar; nasıl ki yıldızlar yeryüzüne ışık saçarlarsa…»397 «İçinde Kur’ân okunan evin hayrı çoğalır. İçinde Kur’ân okunmayan evin ise hayn azalır.»898 < Şüphesiz ki Kur’ân Allah katında göklerden, yerden ve bu ikisinde bulunan şeylerden daha sevimlidir.»399 «Ümmetimin sevâpları —kişinin camiden çıkardığı hurma tohumu da olmak üzere— bana arzolundu. Ayrıca ümmetimin günahlan da bana arzolundu. Kendisine Kur’ân’dan bir sûre veya âyet verildikten ya da onu öğrendikten sonra unutan kimsenin günahından daha büyüğünü göremedim!»400 Rivâyete göre sahâbeden İmrân bin Hasîn (R.A.), halka bol bol kıssa anlatan birine rastladı. Kur’ân okuyor ve sonra halktan bir şeyler istiyordu. İmrân Hazretleri ona döndü ve «înııâ lillâh» dedikten sonra şöyle buyurdu: «Ben, Resûlüllah (S A V.) Efendimiz’den duydum; diyordu ki: Kim Kur’ân okursa, (onun karşılığını) Allah’tan istesin. Çünkü ileride bir takim kavimler gelecek ki Kur’ân okuyup halktan bir şeyler dilenecekler.»401 Yine rivâyete göre, Müslim Saffar adında bir /at şöyle anlatmış: Bir zatın şöyle dediğini duydum: Bir arada denizde seyrederken fırtınaya tutulduk. Dalgalar her taraftan bizi çevirdi. Yolcular korkmaya başladılar. îmdad ve yardım istediler Onlardan biri Mushafı eline alıp ayağa kalktı. Başını göğe doğru kaldırıp şöyle duâ etti: «Yâ Rab! Yanımızda Kur’ân bulunduğu halde bizi denizde mi boğmak istiyorsun?..» Onun bu duâsı üzerine deniz birdenbire sâkinleşti. Allah’ın kudretiyle selâmet yolları açıldı. Bu hikâyede Kur’ân’ı kalbinde, hafızasında taşıyan kimse için Allah’ın lûtf u keremiyle korunacağına dair müjde vardır Aynı hususa thyâu Ulûmi’d-Dîn’de de temas edilmiştir. Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) yine Kur’ân’ı kalbinde taşıyan onu okuyan ve okutan hakkında buyuruyor ki: «Herhangi bir kavim (topluluk) Allah’ın evlerinden bir evde toplanır da kendi aralarında Kur’ân okur, okutur ve mânası üzerinde durursa, mutlaka üzerlerine rahmet iner, sekînet (gönül ya- tışkanlığı, kalb huzuru) onları çepeçevre kuşatır. Melekler kanatlarıyla onlara gölge tutar, başka bir konuya geçinceye kadar onlar için istiğfarda bulunurlar.» «Kin Allah’ın hoşnudluğunu arzulayarak bir yola girip yürüyecek olursa, Allah ona Cennet yolunu kolaylaştırır.» Hikmet erbabından bazısı demiş ki: «Allah’ın şüphesiz dünyada da bir cenneti vardır. Kim o cennete girerse yaşayışı güzelleşip uygun bir biçim alır.» Bunun üzerine sorulmuş: «Dünya cenneti nedir?» Cevap vermişler: «îlim meclisidir!.» Nitekim bu husus Fâtiha tefsirinde açıklanmıştır. Konumuzla ilgili diğer hadîs-i şerifler: «Kur’ân okuyan bunamaz.»40* «Kim Kur’ân okur, onu ezberler de Mushafa bakmadan tikıldığını haram sayarsa, Allah onu bu sebeple Cennete koyar; onun hanedânından cehennem azâbını haketmiş on kimseye de şefaatte bulunma yetkisi verir.»403 «Kim Kur’ân’ın üçte birini alıp ezberler ve onunla amel ederse, gerçekten o, peygamberliğin üçte bir emrini tutmuş olur. Kim Kur’ân’ın yansım alıp ezberler ve onunla amel ederse, hakikat o, peygamberliğin yan emrini tutmuş olur. Kim de tamamını alıp ezberler ve onunla amel ederse, o da peygamberliğin bütün emrini tutmuş olur

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)