Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

KUR AN ve SÜNNETE TABİ OLMANIN ZARURETİ

KUR AN ve SÜNNETE TABİ OLMANIN ZARURETİ
Her devirde olduğu gibi, bugün de, insanlığın çözüp üstesinden gelemediği sayısız problemleri, sıkıntıları, bunalımları vardır. Bu da bir İlâhi düzenlemedir ki, beşer kendi güçsüzlüğünü, acizliğini görsün, kendisini tanısın. Kurtuluşunu kendi güçsüzlüğünde, zaaflarında değil de, daha bir üst iradede, Rabbinde arasın. Böylece, Rabbinin ona uzattığı ipe (Kur’ân’a) tutunarak, gösterdiği istikamette yürüyebilsin. Bu noktada hemen hatırlatalım ki, tarih; beşerî zaafların meydana getirdiği şirk, ahlâksızlık, zulüm ile, Rabbinin ipine sımsıkı sarılanların imanlarının gereği huzur, emniyet; ilim ve medeniyetten ibarettir.

Beşer, her devirde kendi zulmünün kurbanı olurken, Rabbi ona kurtuluşunun yolunu göstermiş, en güzel uygulayıcısını da ayrıca göndermiştir. Bu gerçeği Buhari, Müslim ve Nesei’nin müştereken rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle beyan etmişlerdir: “Muhakkak sözün en doğrusu Allah’ın kitabı, yolun en güzeli de Muhammed (s.a.v.)’in yoludur. Ve işlerin en kötüsü (dinde olmayıp) yeni yeni türetilen işlerdir.

Her yeni şey bidat, sapıklık; sapıklığın yeri de cehennemdir.” O halde mesele; Allah’ın kitabına ve Resulünün yoluna uymak ya da uymamak meselesidir. İşte bizim ısrarla üzerinde durduğumuz gerçek insan ve iman davası buradan kaynaklanmaktadır. Taberani’nin rivayet ettiği bir hadis-i şeriflerinde de Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyorlar: “Bu Kur’ân’ın bir ucu Allah’ın elinde, bir ucu da sizin elinizdedir. Binaenaleyh ona sarılın; çünkü ondan sonra ebediyyen şaşmazsınız”.

Kur’ân ve Sünnete inanıp gereğini yapan insanla, bunlara inanmayan insanın durumunu en yakın çevremizde yaşadığımız olaylardan bile anlamak mümkündür. İnanmış insanın, sabrı, muhakemesi ve tevekkülüne karşılık inanmayanın ümitsiz, zalim, isyankâr hali hemen göze çarpar.

İnanmak; emin olmak ve emniyette olmak gibi İlâhi teminatı beraberinde getirdiği için mümin her olaya bir İlâhi teminatın verdiği garantiyle bakar. Hayatın gereği bir takım inişler-çıkışlar onu sarsmaz ve şımartmaz. Böyle bir teminata inanmayan, ondan mahrum olan insan için basit hadiseler bile sarsıcı ve şaşırtıcı olur.

İnanmış insanın inanç, fikir, düşünce ve bunları hayata uygulamada en büyük iki teminatı vardır. Bunlar; Kur’ân ve Sünnettir. Yukarıda meâllerini verdiğimiz hadis-i şerifler bunun en güzel örneği ve isbatıdırlar. Bunun için mazide olduğu gibi bugün de, yarın da insanımız, Kur’ân ve Sünnete inanmak, doğrusunu anlamak, hayatına hakim kılmak ve onların koyduğu ölçülere uymakla ancak kurtulur, huzur bulur. Aksi mümkün değildir. Kur’ân; Allah’ın vahyi, Sünnet ise; onun beşer hayatındaki tatbikatıdır.

Kur’ân ve Sünnete tabi olmak insan için tek çare olmakla beraber, Allah ve Resulü bu hususta insanları mükellef tutmaktadır. İnsanlar inanıp-inanmamanın hesabını vereceklerdir. İnanmamak, insanı mükellefiyetten kurtarmaz. Zaten, inanmamak tabiî bir hüsran, musibet ve felakettir.

Peygamber Efendimiz, inanmayan insanın halini ateşe düşmeye teşbih ederek şöyle buyurmuşlardır: “Ben ve ümmetimin misali şudur: Adamın biri ateş yakmış da büyük küçük hayvanlar kendilerini o ateşe atmaya başlamışlar. Ben eteğinizden tutup çekiyorum. Siz ise oraya batıyorsunuz” (Buhari, Müslim, Tirmizi). Bu hadis-i şeriften açıkça anlaşılan odur ki, Allah’ın vahyine muhatap olan peygamberler, insanları bulundukları ateş çemberinden kurtarmakla vazifelendirilmişlerdir. İnsanoğlunun önünde iki yol var. Ya tabi olacak ve kurtulacak veya bir nevi intihar edecektir.

Bugün dahi insanlığın başının belası olan Batı kültürünün temel felsefesini oluşturan Hıristiyanlık ve Yahudilik tehlikesine dikkatlerimizi çekerek Peygamberimiz bizi uyarmakta, kendisine tabi olmamızı, kendi kurtuluşumuz için istemektedir. Buhari ve Müslim’in rivayetinde durum şöyle gözler önüne serilmektedir: “Sizden evvelkilerin adetlerine karış karış, arşın arşın o kadar uyacaksınız ki onlar kertenkele deliğine girseler, siz de arkaların dan gideceksiniz. -Ey Allah’ın Resulü, onlar Yahudi ve Nasraniler (Hristiyanlar) midir? dedik.- Onlar değil de ya kim? buyurdu.” 15 asır öncesinden bugünü, böylesine apaçık, hatta bugün yaşayanlardan da daha mükemmel görmek, tesbit etmek, gözler önüne sermek beşer takatinin güç yetiremeyeceği bir gerçektir…

Beşerin ulaşamayacağı bu gerçek karşısında, acziyetini idrak edip o gerçeğin sahibine tabi ve teslim olmaktan başka ne bir çare ne de bir şeref vardır. Bunun dışındaki yol, Batının (Yahudi ve Hristiyanların) kuyruğuna takılıp kertenkele deliğine girmektir.

Maalesef, bugün, Peygamber ve onun getirdiği Kur’ân’a inanmayanlar, çok daha rahat, medeni ve insani bir seviyede yaşayabilecekleri bu dünyayı, kendilerine kertenkele kuyusu yapmışlardır. İnsanlığın bu kertenkele kuyruğundan ve kuyusundan kurtulması şarttır; zaruridir. Çün

Son söz. Allah’ın ve Resulünün olsun.

“Allah’ın ipine (Kur’ân’ına, dinine) toplu olarak sımsıkı sarılınız ve ayrılmayınız” (Âli İmrân-103).

“Size iki şey bıraktım. Onlara sarıldıkça asla sapıtmazsınız. Allah’ın kitabı ve Resulullahm Sünneti” (Hadis-i Şerif). •

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.