Koçu, Reşad Ekrem

Koçu, Reşad Ekrem

Koçu, Reşad Ekrem

(d. 1905, İstanbul -ö. 6 Temmuz 1975, İstanbul), özellikle OsmanlI tarihinden seçtiği ilginç konular üzerine çalışmalanyla tanınan tarihçi ve yazar.
İlköğrenimini Konya’da yaptı. Bursa Erkek Lisesi’ni (1927), İstanbul Darülfünunu
Reşad Ekrem Koçu
Ara Güler
Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü (1931) bitirdi. Aynı bölüme asistan olarak girdi. 1933 Üniversite Reformu’nda üniversiteden aynldı. İstanbul’daki liselerde tarih öğretmenliği yaptı.
Çeşitli dergi ve gazetelerde tarih konusunda incelemeleri ve araştırmalan yayımlanan Koçu, özellikle Osmanlı Döneminin ilginç olaylarım ve kişilerini aynntılı biçimde öy-küleştirdi. Kızlar Ağasının Piçi (1933), Hatice Sultan ve Ressam Melling (1934), Forsa Halil (1962) gibi tarihsel romanlar, Patrona Halil (1967), Kabakçı Mustafa (1968) gibi romanlaştırtmış tarih yapıtları yazdı. Bazı Osmanlı kaynaklannı da bugünkü dile aktardı. Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı yapıtından seçmelerden oluşan Evliya Çelebi Seyahatnamesi (1943-67 , 6 cilt), şair Haşmet’in Viladetname’si, Seyyid Vehbi’nin Surname’si bunlardan birkaçıdır. Türk Giyim, Kuşam ve Süslenme Sözlüğü ise
421 Koçyiğit, Hülya
(1967), alanında yazılmış ilk yapıtlardan olması nedeniyle önemli bir çalışmadır. Ama Koçu’nun en önemli yapıtı İstanbul’un çeşitli yönlerini aynntılı biçimde anlatan İstanbul Ansiklopedisi’dir(*). Koçu, resim ve şiirle de ilgilenmiş ve şiirlerini Acı Su (1965) adlı kitapta toplamıştır. Öbür yapıt-lan arasında, Osmanlı Muahedeleri ve Kapitülasyonlar (1934), Eski İstanbul’da Meyhaneler ve Meyhane Köçekleri (1947), Fatih Sultan Mehmed (1953), Topkapı Sarayı (1960), Osmanlı Padişahları (1960), Erkek Kızlar (1962), Dağ Padişahları (1962), Haşmetli Yosmalar (1963), Yeniçeriler (1964), Yangın Var, İstanbul Tulumbacılan (ös 1981) ve Haydut Aşklan (ös 1981) sayılabilir.
Koçyiğit, Hülya (d. 12 Aralık 1947, İstanbul), duygusal salon filmlerinden toplumsal gerçekçi yapımlara kadar 150’yi aşkın filmde rol alarak Türk sinemasının önde gelen yıldızlan arasına giren sinema oyuncusu.
Ortaöğrenimini Atatürk Kız Lisesi’nde tamamladı. 1960’ta İstanbul Şehir Tiyatro-su’nun Çocuk Bölümü’ne girdi. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda öğrenim gördü.
Hülya Koçyiğit Kurbağalar filminde, 1985
İbrahim Altınsay Arşivi
1963’te Ses dergisinin açtığı bir yarışmada ikincilik kazanarak sinemaya geçti. İlk kez Metin Erksan’ın 1963 tarihli Susuz Faz’ında oynadı ve Berlin Film Şenliği’nde büyük ödül Altın Ayı’yı kazanan bu filmle dikkatleri çekti. Bundan sonra art arda çevirdiği filmlerle, Türkan Şoray ve Fatma Girik’le birlikte, Türk sinemasının önde gelen kadın yıldızlanndan biri oldu. Lütfi Akad’ın Gelin (1973), Düğün (1973) ve Diyet’ten (1974) oluşan üçlemesindeki yorumlarıyla oyunculuk gücünü gösterdi. Daha sonra az ama nitelikli filmde oynamayı yeğleyen bir tutum izledi. Şerif Gören’in yönettiği Almanya Acı Vatan (1979), Derman (1983), Firar
(1984) ve Kurbağalar (1985) ile Engin Ayça’nın ilk uzun metrajlı filmi Bez Bebek (1987) ve Mahinur Ergun’un ilk filmi Gece Dansı Tutsaklan (1988) bu dönemdeki önemli çalışmalan oldu.
Koçyiğit, 1969’da Cemile, 19?3’te Tanrı Misafiri, 1975’te Diyet ve 1983’te Derman’la Antalya Altın Portakal Film Şenliği’nde Altın Portakal, 1972’de de Zehra’ya Adana Altın Koza Film Şenliği’nde Altın Koza ödüllerini kazandı. 1980’de Sensiz Yaşayamam ve Almanya Acı Vatan’daki oyunlarıyla SİY AD (Sinema Yazarları Demeği) tarafından yılın en iyi kadın oyuncusu seçildi. 1986’da Kurbağalar’la Fransa’da Nantes Üç Kıta Film Şenliği’nde ve 1988’de Bez Bebek’te Fransa’da Amiens Film Şenliği’nde en iyi kadın oyuncu ödüllerini kazandı.
kod 422
kod, iletişimde harf, sözcük ya da sözcük grubu gibi bir bilgi birimi yerine buna eşdeğer bir başka bilgi birimini koymak amacıyla tanımlanan belirli ve değişmeyen kural. Kod terimi çoğu kez yanlış kullanılmış ve şifre terimiyle eşanlamlı olarak alınmıştır. Geçmişteki uygulamalar açısından bu anlam karışıklığı fazla önemli değildi; gerçekten de geçmişte kullanılan şifrelerin çoğunu günümüz ölçütlerine göre kod olarak kabul etmek olanaklıdır.
Günümüzde kullanılan iletişim sistemlerinde bilginin hem kodlanması hem de şifrelenmesi söz konusu olabilir, bu nedenle bu ikisi arasındaki farkın kavranması önem kazanmıştır. Hem kodlar hem de bazı şifre türleri (örn. ornatma şifreleri) iletiyi (mesaj) oluşturan öğelerin başka simgelerle değiştirilmesi temeline dayanır; ama şifreler bu değiştirme işlemini (kodlardan farklı olarak) yalnızca göndericinin ve amaçlanan alıcının bildiği gizli bir anahtara göre yapar, bu gizli anahtar bilinmeden üçüncü bir kişi bu değiştirme işlemini tersine çevirip şifreyi çözemez (bak. şifre).
20. yüzyılın ilk yansında kullanışlı ticari kodlar geliştirildi. Telgrafçılıkta yaygın olarak kullanılan ve adını Fransız Mühendis J.-M.-E. Baudot’dan(*) alan Baudot kodu bunlardan biridir. Bu kodda her harf eşit süreli 1 (akım var) ve 0 (akım yok) sinyallerinden oluşan beş birimli bir kombinezonla ifade edilir; böylece 32 karakterin kodlanması olanaklı olur. Bu kodun telsiz ve bilgisayar iletişiminde yetersiz kalması üzerine sonradan başka kodlar geliştirildi. Bunlar arasında bilgisayar ve uydu iletişiminde kullanılan ASCII (American Standard Code for Information Interchange-“Bilgi Alışverişi İçin Standart Amerikan Kodu” sözcüklerinin baş harflerinden kısaltma) kodu yaygınlık kazanmıştır. Bu kodda 128 değişik karakter, 0 ve l’lerden oluşmuş 7 basamaklı ikili sayılar biçiminde ifade edilir.
koda (İtalyanca coda: “kuyruk”), müzik kompozisyonunda son bölüm. Klasik balenin son bölümü için de kullanılır. Genellikle bir yapıtın ya da yapıtın belli bir bölümünün motiflerinin geliştirilmesinden ya da yeniden işlenmesinden oluşmakla birlikte yeni öğeler de içerebilir. Kökeni en az ortaçağ sonlanna değin iner. Bu dönemde görece yalın, çoksesli parçaları zenginleştirmek için sonlarına özel süsleme bölümleri (cauda) eklenmiştir (bak. conductus).
Besteci ve yorumculann final kadanslarını süsleme eğilimi çok geçmeden bu uygulamanın besteleme sürecinin parçası haline gelmesine yol açtı. Mozart’ın son senfonisi olan K. 551 Do Majör 41. Senfoni’yle (Jüpiter, 1788) Beethoven’in sonat, senfoni ve benzeri yapıtlannda koda artık bir bölümün ana temalannm yeniden ve kısaltılmış biçimde geliştirilmesinden oluşuyordu. Vurguyu belirgin biçimde bölüm sonuna kaydıran bu gelişmeye koşut olarak Beethoven’den Mahler’e değin çok bölümlü çalgı yapıtlan-nın son bölümünün önemi de arttı (bak. final).

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*