Koch, Martin

Koch, Martin

Koch, Martin

(d. 23 Aralık 1882, Stockholm – ö. 22 Haziran 1940, Hedemora, İsveç), ülkesinin okurları üzerinde derin etkiler bırakmış “işçi yazarlar”ın önde gelenlerinden.
Aşağı sınıftan bir aileden geliyordu. Babası, Koch ve kardeşleri çok küçükken evi terk etmişti. Koch, gençliğinde bir süre çıraklık yaptı ve resim eğitimi aldı. İlk yapıtı Ellen (1911) adlı kısa romandı. Bunu
10 yıldan fazla bir süre boyunca bir dizi yeni kitap izledi. Bunlann en önemlileri Arbeta-re, en historia om hat (1912; İşçiler: Bir Nefret Öyküsü), Timmerdalen, en historia om kultur (1913; Ağaçlı Vadi: Bir Kültür Öyküsü) ve Guds vackra vârld, en historia om rätt och Orätt (1916, 2 cilt; Tanrı’nın Güzel Dünyası: Doğru ve Yanlış Üzerine Bir Öykü) adlı romanlardı. Otobiyografik öyküleri ölümünden kısa bir süre önce Mauritz (1939) adlı kitapta toplandı.
Koch, (Heinrich Hermann) Robert (d.
11 Aralık 1843, Clausthal – ö. 27 Mayıs 1910, Baden-Baden, Almanya), bakteriyolojinin kurucusu Alman hekim. Verem ve kolera basillerini bulmuş, 1905 Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü’nü almıştır.
Gençliği. Göttingen Üniversitesi’nde tıp öğrenimi gördü ve 1866’da mezun oldu. Çeşitli taşra kentlerinde hekimlik yaptı. Fransız-Alman Savaşı (1870-71) sırasında askeri cerrah olarak görev aldı. Daha sonra Wollstein’da cerrahlığa başladı. Bu arada küçük bir laboratuvar kurdu. Elinde bulunan mikroskop, ince doku kesitleri almaya yarayan mikrotom ve evde yapılmış bir kuluçka aygıtıyla önce algleri, daha sonra hastalık yapıcı mikroorganizmalan incelemeye başladı.
Koch’un Göttingen Üniversitesi’nde ders aldığı öğretim üyelerinden biri de 1840’ta bulaşıcı hastalıklara canlı mikroorganizma-lann neden olduğunu ileri süren anatomi ve histoloji bilgini Friedrich Gustav Jacob Henle’ydi. Belirli hastalıklara yakalananla-nn kanında mikrop bulunduğunu saptayan
Fransız parazitoloji bilgini Casimir-Joseph Davaine, Henle’den 10 yıl kadar sonra, sağlıklı koyunlara hastalıktan ölen hayvan-lann kanının verilmesiyle şarbonun geçebileceğini ve ölü koyunun kanında çubuk
Robert Koch
Nobelstıftelsen, Stockholm
biçimli mikroskopik cisimlerin bulunduğunu ortaya koydu. Louis Pasteur’ün araştır-malanndan esinlenen Davaine 1863’te, kanda çubuk biçimli cisimciklerin yokluğunda hayvanın hastalanmadığını göstererek, mikroorganizmaların kana girmesiyle şarbonun ortaya çıktığını açıkladı. Bütün bu gelişmelere karşın hastalık hakkındaki ayrıntılar henüz bilinmemekteydi.
Şarbon araştırmaları. Koch çalışmalarına, mikroskop camında (lam) uygun besiyeri oluşturup şarbon mikrobunu yetiştirerek başladı; mikroorganizmaların uzun iplikçikler oluşturduğunu gözlemledi. Bunlann içinde spor adlı oval, saydam cisimciklerin oluştuğunu, kuruyan sporlann, uygun olmayan koşullarda bile, yıllarca canlı kalabildiğini buldu. Uzun süre hayvan otlatılmayan otlaklarda hastalığın yeniden ortaya çıkışı böylece açıklanıyordu; sporlar uygun koşullarda açılıyor, çubuk biçimli basillere dönüşerek şarbona neden oluyordu. Koch şarbon basilinin yaşam çevrimini ilk kez 1876’da Breslau’da (bugün WrocÎaw) tanınmış botanikçi Ferdinand Cohn’un düzenlediği bir toplantıda açıkladı. Ünlü patolog Julius Cohnheim, Koch’un çalışmalarından çok etkilenerek, “Geriye kanıtlanacak hiçbir şey kalmıyor. Bunun bakterilerle ilgili en büyük buluş olduğunu düşünüyorum ve genç Robert Koch’un parlak buluşlarıyla bizi ileride de şaşırtacağına ve utandıracağına inanıyorum” dedi. Sporlarla ilgili buluş-lan 1876’da yayımlanan Cohn da Koch’un yazısının yayımlanmasına yardımcı oldu. Cohn’un öğrencilerinden Joseph Schroeter patates, pıhtılaşmış yumurta akı, et ve ekmek gibi katı maddelerde, boyarmadde (pigment) yaparak bulunduğu ortama renk veren kromojen bakterilerin üreyebildiğim buldu. Böylece saf kültür üretme çalışmala-nna başladı. Louis Pasteur daha “önce hastalık yapıcı mikroorganizmanın kültürünün vücut dışında da üretilebileceğini açık-ladıysa da, saf kültür tekniklerini yetkinleştiren ve titizlikle yürüttüğü deneylerle mikrobun yaşam çevrimini ortaya çıkaran’Koch oldu. Şarbon araştırması ilk kez belirli bir bakteriyle belirli bir hastalık arasındaki neden-sonuç ilişkisini kanıtladı.
Koch 1877’de bakterilerin araştırılması, kültürlerin korunması ve fotoğraflarının çekilmesi konusunda önemli bir inceleme yayımladı. Bu incelemede mikroskop
camında ince bakteri Icatmanlan hazırlama ve hafif ateş üstünde sabitleştirme yöntemini betimledi. Bir yıl sonra yaralarda oluşan enfeksiyonların nedenleri üzerine yaptığı deneyleri özetledi. Çeşitli kaynaklardan elde ettiği mikrop içeren maddeleri hayvanlara şırınga edince, her biri özgün bir mikroorganizmaya bağlı altı ayrı enfeksiyonun ortaya çıktığını gördü. Bu enfeksiyonları, başka hayvanlara aşılayarak bulaştırınca, aynı altı tip yeniden oluştu. Bu çalışmasında farklı konak türlerinde farklı hastalık oluşma biçimlerini inceledi ve hayvan vücudunun bakterilerin üremesi için son derece uygun bir ortam olduğunu gösterdi.
Verem basilinin bulunuşu. Artık önemli bir bilim adamı olarak tanınan Koch, Berlin’de Almanya Sağlık Dairesi’nde çalışmaya başladı ve burada bir bakteriyoloji laboratuvarı kurdu. Çalışma arkadaşlarıyla birlikte yeni araştırma yöntemleri geliştirdi. Vücut dışında saf kültür elde etmek için, mikroorganizmaları erimiş jelatine karıştırdı; jelatin katılaştıktan ve mikroorganizmalar geliştikten sonra, saf koloni örneklerini içinde et suyu ya da başka bir üreme ortamı taşıyan ayrı deney tüplerine yerleştirdi. Çalışmalarını verem etkenini elde etme konusunda yoğunlaştırdı. O dönemde veremin bir enfeksiyon etkenine bağlı olduğu biliniyordu ama bu etken elde edilememiş ve tanımlanamamıştı. Koch, kullandığı boyama yöntemini değiştirerek basilin varlığını ortaya çıkardı. Mikrobun saf kültür halinde üretilememesinin yarattığı zorluğa karşın, zamanla çeşitli besiyerlerinde mikrobu ayırmayı başardı. Artık basilin hastalık etkeni olduğu saptanmıştı. 24 Mart 1882’de Berlin Fizyoloji Demeği’nde verem basilim ayırıp ürettiğini, bu basilin verem hastalığının bütün türlerinde etken olduğunu açıkladı.
Koch’un çalışmaları Mısır’da kolera salgınının başlaması ve hastalığın Avrupa’ya sıçraması tehlikesi nedeniyle kesintiye uğradı. Bir hükümet komisyonuyla birlikte hastalığı incelemek üzere gittiği Mısır’daki araştırmaları sonucunda kolera etkeninin virgül biçimli bir bakteri olduğu kanısına vardı. Salgının bitmesiyle çalışmaları yarıda kaldıysa da, amipli dizanterinin etkeniyle Mısır’da görülen bir tür konjunktivitin etkeni olan iki ayn basili buldu. Hindistan’da kolera görülen belirli bölgelere giderek bu hastalığın mikrobunu tanımladı ve su, besin ve giysi yoluyla bulaştığını buldu.
Yeniden verem araştırmalanna başlayan Koch, önceden vücuduna canh verem basili verilmiş kişiye ölü basil şırınga edilirse iğnenin vücuda girdiği yerde yerel iltihap yanıtı oluştuğunu gösterdi. Bu yanıt hastalığın erken evrelerde tanınmasını, böylece daha kolay tedavi edilmesini sağlıyordu. Bu araştırmalarda etken olarak, basil kültüründen elde edilen, steril bir sıvı kullandı. Ama tüberkülin olarak adlandırılan (1890) bu sıvının tedavi edici etkisi hemen hiç yoktu. Zamanla önceden geçirilmiş ya da geçirilmekte olan enfeksiyona tanı koymaya yardımcı olduğu anlaşıldı.
Koch daha sonraki meslek yaşamında da verem araştırmalarını sürdürmekle birlikte, tüberkülinin istediği sonucu verememesinden sonra, daha çok cüzam, sığır vebası, veba ve sıtma gibi başka insan ve hayvan hastalıklarını incelemeye yöneldi (1891-99). İngiliz bakteriyolog Ronald Ross ile aynı dönemde sıtmanın sivrisineklerle bulaştığım buldu. İnsanda vereme neden olan basilin evcil hayvanlarda hastalık oluşturmasına ilişkin çalışmalarında vardığı sonuçlan 1901’de açıkladı. Sığır vereminin insana bulaşarak enfeksiyon oluşturması olasılığının çok düşük olduğunu, bu nedenle herhangi bir önlem alınması gerekmediğini ileri
sürdü. Bu düşünce, Avrupa ve ABD’de çeşitli araştırma komisyonlarında tartışıldıktan sonra reddedildiyse de birçok vakada Koch’un önerdiği korunma ilkeleri ve önlemler kullanıldı. Kendi adıyla anılan verem basili üzerine araştırmalan nedeniyle Nobel Ödülü’ne layık görüldü.
Değerlendirme. Koch, iyi bir hatip olmamasına karşın, çok etkileyici bir öğretmendi; öğrencilerinden birçoğu bakteriyolojide yeni bir dönemin başlamasına öncülük etti. Tripanazomlar üzerindeki çalışması ünlü Alman bakteriyolog Paul Ehrlich’e yol gösterdi. Buluşlan ve geliştirdiği teknikler, hastalık nedenleri konusundaki temel görüşleri kadar önem taşır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*