Klic, Kari, Almanca karl klietsch

Klic, Kari, Almanca karl klietsch

Klic, Kari, Almanca karl klietsch

(d. 31 Mart 1841, Arnau, Bohemya – ö. 16 Kasım 1926, Viyana, Avusturya), Çek grafik sanatçısı ve basımcı. 1878’de yavaş, ama kusursuz bir fotogravür basım yöntemi geliştirdi. Daha sonra İngiliz basımcı Samuel Fawcett ile ortak oldu ve 1895’te İngiltere’ de Lancashire kentindeki Lancaster’da, ilk rotogravür basım şirketi olan Rembrandt Intaglio Printing Company’yi kurdu.
klima, hava koşullandirici ya da iklîmle-me AYGITI olarak’ da bilinir, kapalı bir bölmenin sıcaklığının, nemliliğinin ve hava hareketlerinin, dışarıdaki koşullardan bağımsız olarak denetlenmesinde kullanılan aygıt.
Havayı serinletmek için uygulanan ilk yöntemlerden biri Hindistan’da geliştirilmişti; burada evlerin pencerelerine ıslak ottan hasırlar asılıyor, hasınn içinden geçe-
ve soğutulması amacıyla uygulanan su püskürtme yöntemiyle ortaya çıktı.
20. yüzyılın başlannda ABD’li Willis Carrier, “çiy noktası denetimi” olarak adlandırdığı bir sistem geliştirdi; Carrier’ın aygıtı, soğutulan suyun doyma noktasına ulaştırılması ve ardından yoğunlaştmlarak neminin alınması ilkesine dayalı olarak çalışıyordu. 1920’lerin başlarında soğutucu gazlann geliştirilmesiyle daha hafif ve verimli aygıtlar yapılmaya başladı ve ilk klima 1922’de bir sinema salonunda kullanıldı. Sonraki 10 yıllık dönemde tren vagonlarına küçük klimalar takıldı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, son derece etkili soğutucu maddeler olan freonlann (flüor ile klor ya da krom içeren alifatik karbon bileşikleri) geliştirilmesiyle klima üretimi ve kullanımı hızla yaygınlaştı.
Basit bir klima aygıtında soğutucu, akışkan ve uçucu bir sıvıdan oluşur. Sıvı, bir buharlaştırıcı boru demetinin içinden geçirilir. Hava da bu borulann arasında dolaştın-lır (bak. çizim). Sıvı boruların içinde buharlaşır, bu arada havadaki ısıyı soğurur. Soğuyan hava doyma noktasına ulaşınca, içerdiği nem, boru demetinin üst bölümüne yerleştirilmiş kanatçıklarda yoğunlaşır. Böylece oluşan su kanatçıklardan aşağı akarak süzülür. Soğutulmuş ve nemi alınmış olan hava ise bir üfleyiciyle odaya geri verilir.
Öte yandan buharlaşan soğutucu akışkan bir kompresöre alınarak sıkıştınhr ve bir yoğunlaştırıcı boru demetine beslenir; bu borular, odanın dışındaki havayla temas halindedir. Soğutucu akışkan burada tekrar yoğunlaşarak sıvılaşır ve odanın içinden soğurduğu ısıyı dışan verir. Böylece sıcak havayı dışarı atan sıvı tekrar buharlaştın« borulanna girerek soğutma işlemini sürdürür. Bazı klimalarda ters işlevli iki ayrı boru demeti bulunur ve böylece yarı kapalı bölmeyi yazın soğutan aygıt kışın ısıtır. Bu tür bir aygıta ısı pompası(*) denir.
Bazı soğutma sistemlerinde ise soğutucu akışkan olarak, soğutulmuş sudan yararlanılır. Su, aygıtın merkezî bir bölümünde soğutucularla soğutulur ve ardından öteki
Basit bir klima şeması
rek içeri giren hava buharlaşma yoluyla ısı kaybediyordu. Modern klimatizasyon tekniği ise 19. yüzyılda dokuma sanayisinde havanın eşzamanlı olarak nemlendirilmesi
bölümlerdeki borulara basılır. Günümüzde bazı büyük fabrikalarda, çok sayıda büyük boru demeti kullanımından kaçınmak için hâlâ eski tip hava yıkama sistemleri kurul-
391 Klimt, Gustav
maktadır. Bu sistemde soğutma havası, üzerine sürekli su püskürtülen, cam elyafından yapılmış filtrelerden geçirilir. Bazı sistemlerde, havanın nemi silis jelinin içinden geçirilerek soğurulur; bazılarında ise bu amaçla sıvı soğuruculardan yararlanılır. 19. yüzyıl başlarında Fransız fizikçi J.C.A. Peltier, elektriksel iletkenliği yüksek olmakla birlikte, ısıyı fazlaca iletmeyen malzemelerin bulunduğunu belirlemişti; bu tür malzemelerden akım geçirildiğinde soğutma etkisi oluşur.
Klima sistemlerinin tasanmmda, birçok koşulun göz önüne alınması gerekir. Yuka-nda anlatılan basit klima, kapalı devre halindeki tek bir birimden oluşur; bu tür klimalar daha çok oda gibi birim mekânla-nn doğrudan koşullandırılmasında kullanılır. Büyük binalarda kullanılan daha karmaşık sistemlerde soğutulmuş hava boru donanımlarının aracılığıyla taşınır. Toplu sistemlerde, hava merkezdeki bir tesiste soğutulduktan sonra çevre birimlere taşınır; bu birimlerde havanın sıcaklığı, birimin aldığı Güneş ışığı, gölgelenme süresi gibi değişkenlere bağlı olarak suyla denetlenir. Çift kanallı sistemlerde ise, sıcak ve soğuk hava ayrı borularda taşınır ve istenen sıcaklık elde edilecek biçimde kanştınlır. Sıcaklığı denetlemenin daha basit bir yolu da, gelen soğuk hava miktarını düzenlemek ve istenen sıcaklığa ulaşıldığında daha fazla soğuk hava gelmesini önlemektir.
Doğrudan soğuk hava üflemesi rahatsız edici olabildiğinden, çevredeki havanın dağılımının sağlanması da gerekir. Kimi zaman hava, odaya üflenmeden önce bir miktar ısıtılır. Yaygın bir hava dağıtım yöntemi de, havayı tavan düzeyinden vermektir. Bu yöntemde tavandan üflenen hava yavaşça aşağıya çöker. Doğrusal dağıtım yönteminde ise hava basınçlı bir kutudan ya da kanaldan geçerek, dikdörtgen biçimindeki ağızlara gelir ve aşağı doğru akan hava, panjurların yardımıyla yönlendirilir. Başka birimlerde bu açıklıklar dairesel olabilir ve hava kanatçıklarla farklı yönlere dağıtılır. Bazı tavanlarda soğuk havanın geçebileceği delikler bulunur, bazılannda ise tavanın kendisi soğutulur ve odanın içindeki havanın sıcaklığı doğal dolanımla düşürülür.
klimaks bak. ekolojik doruk
klimatoloji bak. iklimbilim

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*