Kişi Nobusuke

Kişi Nobusuke

Kişi Nobusuke

, asıl adı satonobusuke (d. 13 Kasım 1896, Yamaguçi ili – ö. 7 Ağustos 1987, Tokyo, Japonya), 1957-60 arasında başbakanlık yapan Japon devlet adamı. Ülkesiyle ABD arasında imzaladığı güvenlik antlaşması yoğun tepkilere yol açmıştır.
1964-72 arasında Japonya başbakanı olan Sato Eisaku’nun ağabeyiydi. On beş yaşındayken amcası tarafından evlat edinildi ve Kişi soyadını aldı. 1920’de Tokyo’da hukuk öğrenimini tamamladıktan sonra devlet hizmetine girdi. 1936’da Japonların Mançur-ya’da kurdukları kukla Mançukoku Devleti’nde (1932-45) sanayi bakanı yardımcısı oldu ve Japon işgali altındaki Çin ve Mançurya’nın sanayileşmesi için yürütülen çalışmalara katıldı. 1940’ta Japonya’ya döndükten sonra ticaret ve sanayi bakan yar-dımcıfığını üstlenerek ekonominin savaş koşullarına göre düzenlenmesinde önemli rol oynadı. Zaibatsu’ların (şirketler topluluğu) hükümetin denetimi altına alınması için yürüttüğü çabalar sonuç vermeyince görevinden istifa etti. Ama 1941’de Toco Hideki kabinesinde ticaret ve sanayi bakanı olarak hükümete geri döndü. Nisan 1942’de Temsilciler Meclisi’ne seçildikten sonra Toco hükümetinde savaş bakanı yardımcısı olarak görev aldı. Toco’nun her ne pahasına olursa olsun savaşı sürdürme politikasına karşı yürüttüğü muhalefet, Toco hükümetinin 1944’te düşmesinde etkili oldu. 1945’te Müttefik İşgal Kuvvetleri yetkililerince tu-tuklandıysa da, 1948’de mahkeme önüne çıkanlmadan serbest bırakıldı.
Salıverildikten sonra iş yaşamına atılan Kişi, bir süre sonra yeniden siyasetle ilgilenmeye başladı. 1953’te Temsilciler Meclisi’ne seçildi ve 1955’te öteki tutucu gruplarla birleşerek sonradan Liberal Demokrat Parti adını alacak olan Demokratik Parti’nin örgütlenmesine katkıda bulundu. Ertesi yıl İşibaşi Tanzan kabinesinde dışişleri bakanı oldu. İşibaşi’nin sağlık durumunun bozulması üzerine Şubat 1957’de başbakanlık görevini üstlendi.
Başbakanlığı sırasında ülkesiyle ABD arasındaki özel ilişkilerin korunması için yoğun çaba harcadı. Savaş tazminatları konusunda anlaşmaya varmak ve ekonomik alanda işbirliği sağlamak amacıyla Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerini ziyaret edip bu ülkelerle Japonya arasındaki gerginlikleri yumuşatmaya çalıştı. 1959’da Batı Avrupa ve Güney Amerika ülkelerini kapsayan bir geziye çıktı. 1957’de gittiği Washington, D.C’yi Ocak 1960’ta bir kez daha ziyaret ederek ABD-Japonya ilişkilerinin karşılıklı eşitlik temeline oturtulmasını ve Japonya’ nın yeniden diplomatik bağımsızlığını kazanmasını öngören, gözden geçirilmiş bir güvenlik antlaşması imzaladı. Öte yandan
Japonya’nın savaşa girmesini yasaklayan tartışmalı 1947 Anayasası’nın incelenmesi için resmî bir çalışma başlattı ve Japon halkının ulusal savunma konusunda kendine güven kazanması için çaba gösterdi.
Muhalefet partilerinin meclis oturumlarını boykot ettikleri bir sırada, ABD-Japonya Karşılıklı İşbirliği ve Güvenlik Antlaşması’ nı meclisten geçirmesi, hükümete karşı kitlesel protesto gösterilerinin düzenlenmesine yol açtı. Olaylar nedeniyle ABD başkanı Dwight D. Eisenhower’in Japonya’ya yapacağı resmî ziyaret ertelendi.
Kısa süre sonra başbakanlıktan istifa eden Kişi’nin yerine İkeda Hayato geçti. Bu dönemde anayasanın “savaş açma”yı yasaklayan maddesi değişmemekle birlikte, Kişi’ nin söz konusu anayasa maddesinin esnek bir biçimde yorumlanması için başlattığı mücadele savunma amaçlı askeri birimlerin daha fazla silahlanmasına olanak sağladı. Kişi ölümüne değin Liberal Demokrat Par-ti’nin etkin bir üyesi olmayı sürdürdü.
kişileştirme, hayvanlara, cansız varlıklara ya da soyut kavramlara insan özellikleri verme sanatı. Wordsworth’ün “Ay sevinçle bakınır çevresine/Bulutsuzken gökyüzü” dizeleri kişileştirmeye örnek gösterilebilir. Kişileştirme Avrupa şiirine Homeros ile girmiş, özellikle de alegorik yapıtlarda yaygınlıkla kullanılmıştır. Örneğin, 15. yüzyıl Ingiliz edebiyatının ünlü ibret oyunu Everyman ve John Bünyan’ın Hıristiyanlıkla ilgili düzyazı alegorisi Pilgrim’s Progress (1678; Hac Yolunda, 1932, 1967) Ölüm, Dostluk, Bilgi, Büyük Umutsuzluk, Tembellik, Dindarlık ve ikiyüzlülük gibi soyut karakterlere yer verir. Kişileştirme, 18. yüzyıl Yeni-Klasik şiirinde temel bir üslup özelliğine dönüşmüştür.
Osmanlı edebiyatında hayvanları ya da cansız varlıkları insan gibi duygulandırma ve konuşturma sanatına teşhis ü intak adı verilir. Bu sanat yapılırken teşbih(*) ve istıare(*) gibi mecaz sanatlarından yararlanılır. Teşhis, hayvanlan, cansız varlıklan ya da soyut kavramları kişileştirmeyi, intak ise konuşturmayı içerir. Her intakta bir teşhis vardır, ama her teşhiste intak bulunmayabilir. Örneğin Recaizade Mahmud Ekrem’in “Gül hazin bülbül perişan, bağzarın şevki yok” dizesinde yalnızca teşhis vardır. Nahi-fi’nin, ney’in konuşturulduğu “Der kopardılar kamışlıktan beni/Nâlişim zâr eyledi merd ü zeni” beytinde ise intak (ve teşhis) görülür. Teşhis ile intak çoğu zaman birlikte bulunur. Teşhis, ya mecaz-ı mürsel yoluyla (örn. “İstanbul size kollannı açmış”) ya da istiare yoluyla (öm. “Üzüntüm kapınızda bekliyor”) yapılır. İntak, genellikle masallar ve fabllarda görülür.
kişilik, kişiyi başkalanndan farklı kılan ve toplumsal ilişkileri içinde gözlemlenebilen örgütlü ruhsal, bedensel, işlevsel özellikler bütünü.
Kişiler arasındaki benzerlik ve farklılıktan saptamak, bir dizi benzerlik ya da farklılığın bir kalıp ya da model halinde nasıl örgütlendiğini araştırmak amacıyla değişik kişilik kuramları geliştirilmiştir. Eski Yunan’da, kişinin bedensel ve ruhsal sağlığının, suyuk adı verilen dört beden sıvısı arasındaki dengeye bağlı olduğu ve her kişilik özelliğinin bir suyuktan kaynaklandığı kabul edilirdi. Buna göre kan heyecanlı, kara safra melankolik, san safra öfkeli, balgam kayıtsız kişilik özelliklerine yol açıyor ve bu sıvılann vücuttaki oram ruh durumunu belirliyordu.
Çağdaş kuramlar. Tip, nitelik, durum, özellik ve davranış kuramlan gibi başlıklar altında toplanabilen çağdaş kişilik kuramla-nnda, çoğunlukla tekil özelliklerden yola
çıkarak genellemelere gitme eğilimi ağır basar.
Tip kuramlarında kişilik beden, yapısına göre smıflandınlır. Alman psikiyatr Ernst Kretschmer’in(*) öncülük ettiği bu kuram, üç temel beden tipine (somatotip) dayanır. Geniş gövdeli, kısa kol ve bacaklı, şişmanlama eğilimindeki kişilerin oluşturduğu piknik tip, Kretschmer’in klinik gözlemlerine göre manik-depresif psikoza ve siklotimi denen duygusal dalgalanmalara yatkındır. Bunun karşıtı olan astenik tipin özelliği ince uzun gövde, uzun kol ve bacaklar, kilo almama eğilimidir; astenik tipler şizofreniye yatkındır. Geniş omuzlu ve dar kalçalı atletik tipler ise ruh ve akıl hastalıklarına en az yatkın olan kişilerdir. Daha sonra tanımlanan displastik tip, bu üç tipin hiçbirine tam uymayan karışık beden özellikleri gösterir. Önceleri ilgi gören, hatta popüler bir nitelik kazanan bu sınıflandırma, bedensel özelliklerle kişilik arasında kesin bir bağlantı olmadığı gerekçesiyle giderek terk edilmiştir.
Durum kuramlan ya da analitik kuramlar, Sigmund Freud’un psikanaliz(*) kuramından türemiştir. Bu kurama göre kişilik üst benlik, benlik ve ilkel benlik denen ruhsal katmanlara ayrılır ve bunlar arasındaki etkileşimin sonucu olarak gelişir. Çoğunlukla cinsel içerik taşıyan, biyolojik kökenli dürtüler de bu etkileşimde belirleyici bir rol oynar. Kişilik gelişimini tümüyle bilinçdışı süreçlerle açıkladığı, tarihsel ve toplumsal koşullan göz ardı ettiği gerekçesiyle eleştirilmesine ve çeşitli değişikliklere uğramasına karşın bu yaklaşım, çağımızın en etkili ve popüler kişilik kuramlarındandır.
Cari G. Jung da, Freud’unki kadar kapsamlı bir kişilik kuramı geliştirmemekle birlikte, gene bilinçdışı öğelere ağırlık vermiş ve bu kavramı daha da genişleterek kolektif bilinçdışı(*) kuramını ortaya atmıştır. Jung’a göre kolektif bilinçdışı insanın ortak fiziksel ve davranışsal özelliklerini belirler; kişi bilinçli “aklı” ile kendini tanır, ama kolektif bilinçdışı onun tarihi ve bilinçsiz olan yanıdır. Öte yandan kişi, Jung’un persona adını verdiği bir tür maske aracılığıyla kişiliğin bilinçdışı öğelerini dışa vur-maksızın toplumda kabul görebilir.
Alfred Adler, Freud ile Jung’un toplumsal etkenleri dışta bırakan kişilik kuramlanna karşı bireysel psikolojinin(*) öncülüğünü yaptı. Kendi kişilik kuramında insanın gücünü ve bilinçli etkinliğini vurgulayarak eksiklik duygusunun giderilmesine yönelik çabalann kişilik gelişimine temel olduğunu öne sürdü. Bu çabalar olumlu yönde geliştiğinde kişiliğin de olumlu nitelikler kazanacağını, yoksa saldırgan dürtülerin gelişeceğini savundu. Kendini gerçekleştirme adını verdiği bu sürecin amacı topluma uyum sağlama ve kabul görmeydi.
ABD’li psikolog Henry A. Murray, kişiliğin gereksinimler içinde oluştuğunu öne sürdü. Onun hazırladığı gereksinimler listesi, kişiliğin istatistik yöntemleriyle çözümlenmesine dayalı testlerin temelini oluşturdu. Bu testlerin bilinçdışı davranışlan ortaya çıkarma amacı taşıması, kişiliğin de bilinçdışı süreçlerin ürünü olduğu savma yol açmıştır.
ABD’li psikolog Gordon W. Allport kişiliği tümüyle bireysel ve tekil özelliklerden oluşan bir bütün olarak ele aldı. Ona göre insan davranışı değişmeyen, tümüyle öznel ve tekil kişilik özelliklerince belirleniyordu.
ABD’li psikolog William McDougall’ın kişilik özellikleri (trait) kuramına göre ise kişilik, kalıtsal (birincil) ve öğrenilmiş (ikincil) özellikler bütünüdür. Kişilik özelliklerini tek tek ele almaya dayanan bu yaklaşımlar sonucu 1930’larda, faktör analizi denen
363 kişilik
istatistiksel yöntem ortaya çıktı. Test verilerinin ölçümü sonucunda farklı “faktör”ler, yani iddiacı, candan, duygusal, vicdanlı gibi kişilik özellikleri belirleniyordu. Faktör analizinin amacı bu tür kişilik özelliklerinin olabildiğince değişmez bir biçimde sınıflandırılması ve bunun kişiliklerin gruplara ayrılmasında ya da psikiyatrik tanıda kulla-nılmasıydı.
Kişiliğin toplumsal boyutu. Kişilik sorunu tartışmalarının temelini, kişisel ile toplumsal olan arasındaki fark ve ilişkiler oluşturur. Deneyci kuramlar kişiliği öznel, toplumsal olandan bağımsız, değişmez özellikler bütünü biçiminde ele alırken, diyalektik kuramlar kişiliği, öznel olanın toplumsal olanla etkileşimi içinde gelişen ve yaşam boyu değişim gösteren bireysel özellikler olarak değerlendirir.
İnsanın amacı, eylemleri ve kimliği, bu tartışmanın bir başka boyutudur. Eğilim, gereksinim, ilgi ve ülküler insanın amacını oluşturur. Belirli bir etkinliğe olan eğilim ve ilgi sonucunda belli gereksinimler ortaya çıkar. Çocuklukta oyunla başlayan ve giderek işe dönüşen etkinliğe yönelik ilginin belirmesinde toplumsal etkenlerin rolü büyüktür. Eylemler ise ilgiye yönelik belirli beceri ve yeteneklerin sonucudur. Ürün verici bir işin doğması gereksinimleri artınr, çeşitlendirir, değiştirir ve böylece yeni ilgi alanları ile ülküler belirir; yetenekler yeniden gelişir ve artar. Dolayısıyla insanın amacı ve eyleminin açıklanması da toplumla ve topluma sunulanla geri besleme ilişkisi içinde sürekli değişim gösterir.
insanın kimliğini ise mizaç ve karakter kavramlarıyla birlikte ele almak gerekir. Mizaç kişiliğin dinamik yanını oluşturur. Bir yandan tezcanlılık, atılganlık gibi özelliklerle etkinliğin hızını belirlerken, duygusal etkileşimdeki kalıcılık ve güçlülüğü de içerir. Mizacın hareket ve duygu alanındaki bu ikili özelliği, beyin kabuğu ile beyin sapı arasındaki yapısal ilişkinin dengesine bağlıdır. Rus fizyolog İvan Pavlov, beyin kabuğunda oluşan uyanlma ve ketleme süreçlerine göre mizacı güçlülük, dengelilik, hareketlilik çizgisi içinde dört tipe ayırır: 1) Güçlü, dengeli, hareketli-canlı tip, 2) güçlü, dengeli hareketsiz-sakin, yavaş tip, 3) güçlü, dengesiz-engelsiz tip, 4) zayıf tip.
Kişinin dış dünya, toplum, toplumsal değer yargılan ve başka insanlarla ilişkilerinde toplumun kişiye vermiş olduğu değer biçiminde tanımlanabilen karakter, yapısal ve kalıtsal bir nitelik taşımaz, çevre koşullarınca belirlenir. Toplumsal ve‘‘kişisel açıdan önemli olan koşul ya da davranışlar arasındaki uyum, karakteri önemli ölçüde etkiler. Ödev ve sorumluluk içinde belirlenen bu etki, tutum ve davranışlara yansır; güdülenim sürecinde giderek alışkanlık biçimine bürünür. Toplumsal ve kişisel davranış arasındaki çelişkinin derinleşmesi sonucunda dış dünya ile çatışmalı karakter oluşur. Ayrıca bak. kişilik bozuklukları.
Kişilik ölçümü ve değerlendirmesi. Kişiliğin ölçümü ve değerlendirilmesinde kullanılan yöntemler, genel olarak test yöntemleri ve test dışı yöntemler biçiminde ikiye ayn-lır. Başlıca test dışı yöntemler görüşme ve gözlemdir. Görüşme, genellikle soru-yanıt biçiminde gerçekleştirilir. Bununla birlikte konuşmanın planlı, sistemli ve standart olması önemlidir. Bu yöntem hiçbir zaman bir içgözlem aracı olarak değerlendirilme-melidir. Genellikle işe almada, işe yatkınlık, iş deneyimi ve amacı gibi konulann araştırılmasında ya da psikiyatrik görüşmede sorunu ve hastalığı saptamada kullanılır.
kişilik bozuklukları 364
Nesnel gözlem de denen davranış gözlemi, insan davranışlarının doğal ya da oyun grubu gibi yapay bir ortamda incelenmesi ilkesine dayanır. Gözlemin öznellik ve etkilenmeden uzak biçimde tümüyle dışarıdan yapılması ve değerlendirmenin ruhsal süreçlere yansıtılmasında nesnel hipotezlerin kurulmuş olması gerekir. Bunun gerçekleşmemesi durumunda dış gözlem iç ruhsal süreçlerle özdeşleştirilir ve öznel bir değerlendirme ortaya çıkar. Gözlem ve görüşme verilerinin standartlaştırılması amacıyla çoğu zaman değerlendirme tabloları kullanılmaktadır.
Kişiliğin güvenilir, yararlı bir biçimde saptanmasını amaçlayan ve zekâ testleri örneğinden yola çıkarak oluşturulan kişilik testleri, özellikle Batı ülkelerinde yaygın kullanım alanı bulmuştur.
Test yöntemleri başlıca iki grupta toplanır; bunlar kişilik dökümü ve yansıtma teknikleridir. Kendini anlatma ilkesine dayalı testlerin en yaygını, ABD’li psikolog Robert S. Woodworth’ün geliştirdiği Woodworth Kişisel Veri Kâğıdı’dır (WPDS) ve ilk olarak I. Dünya Savaşı’nda, savaşa hazır olmayan erleri saptamak amacıyla kullanılmıştır. Minnesota Çok Aşamalı Kişilik Dökümü (MMPI), genellikle İngilizce konuşulan ülkelerde kullanılmakla birlikte çoğu Batı ülkesinin diline de çevrilmiş ve buralarda kullanım alanı bulmuştur. Doğru-yanhş biçiminde düzenlenmiş 550 tümceden oluşan test, genellikle klinik psikolojide kullanılır. Şizofreni, ruhsal çöküntü ve paranoya gibi çeşitli bozuklukları belirten dokuz klinik cetvel söz konusudur. Bu cetvellerde yüksek değerler elde edilmesi, psikiyatrik bir sorunun varlığını gösterir. MMPI’nın tersine herhangi bir ruhsal bozukluk göstermeyen kişilere uygulanan California Psikolojik Dökümü (CPI) ise kendini denetleyebilme, toplumsallık, esneklik gibi değerleri ölçmede kullanılır. İngiliz psikolog Hans Jürgen Eysenck’in geliştirdiği Eysenck Kişilik Dökümü (EPI) özellikle nevrotikliği ve dışadö-nüklüğü ölçmede kullanılır.
Yansıtma testleri, kişinin olabildiğince özgür ve rahat bir biçimde kendine özgü düşünce ve davranışları yansıtmasını sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Bu tür testlerde, mürekkep lekesi gibi karmaşık ve çok çeşitli çağrışımlar yaratmaya elverişli uyaranlar kullanılır. Kişinin bilinçdışını yansıttığı kabul edilen ve savunma mekanizmaları, gizli heyecanlar, bunaltı (anksiyete) gibi ruhsal durumların ortaya konmasını hedefleyen bu testler başlıca dört tekniğe dayanır: 1) Eksik bir parçanın tamamlanmasına dayanan tamamlama tekniği, 2) uyaranın yarattığı ilk çağrışımın ortaya konmasını içeren çağrışım tekniği, 3) kişinin resim gibi bir ürünü ortaya koymasına dayanan yaratma tekniği, 4) kişinin herhangi bir yolla kendini dışavurmasına dayanan etkileme tekniği.
İsviçreli psikiyatr Hermann Rorschach’ın geliştirdiği Rorschach mürekkep lekesi testi, psikiyatrik tanıda zaman kazandırıcı bir yöntem olarak kabul edilir. Test, bazıları renkli olan çeşitli biçimlerdeki mürekkep lekelerine kişinin verdiği anlamların değerlendirilmesine dayanır. Lekeler, kâğıda ras-ele damlatılan mürekkebin kâğıdın ikiye atlanmasıyla aldığı biçimlerden oluşur. Batı’da en çok kullanılan kişilik testi olmasına karşın, standartlaştırma güçlüğü ve öznel değerlendirmelere açık olması nedeniyle Rorschach’ın güvenilirliği tartışmalıdır. Sonradan geliştirilen 45 lekeli Holtzman mürekkep lekesi testi de bu tür testlere önemli bir yenilik katmamıştır.
Tema Kavrama Testi (TAT) 30 siyah-beyaz resim ile boş bir karttan oluşur. Test Rorschach’ta olduğu gibi kişinin resimlere bakarak öykü uydurmasına dayanır. Bu öykülere göre kişilik değerlendirilir. Ror-schach’taki kadar olmamakla birlikte bu testte de standartlaştırma sorunu vardır. Jung’un geliştirdiği sözcük çağrışım testi, bir listedeki sözcüklerin kişide uyandırdığı ilk düşünceden yola çıkarak kişiliği değerlendirmeyi amaçlar. Bunun daha geliştirilmiş biçimi olan tümce tamamlama testi ise TAT’ta olduğu gibi öznel öğeler taşıdığından tartışmalıdır.
Öte yandan kişilik testleri, çeşitli açılardan eleştirilmektedir. En önemli eleştirilerden biri, teste verilen ya da verilmeyen yanıtın farklı ruhsal durumları yansıtmadığı ve genellikle bir sınav temelinde düzenlenen testlerin, kişinin gelişimi ile bu gelişimdeki etkin öğeleri ortaya koymadığı biçimindedir. Ayrıca, anlık ve çok bileşenli bir durumu yansıtan bu testlerden yola çıkarak kişinin geçmişi ve geleceği konusunda karar vermenin sakıncaları vurgulanmıştır. Bu eleştirilere göre, testleri daha baştan yanlı ve tartışmalı kılan bir başka sakınca da, farklı eğitim ve gelişim basamaklarından, farklı koşullardan gelen insanlann aynı ölçütlere göre sınıflandırılmasıdır. Son olarak da, bireysel farklılıktan bulmak amacıyla oluşturulan testlerin, standartlaştırma zorunluluğu yüzünden kişilerin kalıplaşmış bir dökümüne dönüştüğü ileri sürülmektedir.
kişilik bozuklukları, psikolojide, süreklilik gösteren uyumsuz, esneklikten uzak ya da toplum dışı davranışlarla belirlenen bo-zukluklann genel adı. Bedensel sağlıktan ya da zekâdan bağımsız olarak gelişen bu bozukluklar, kişinin toplumsal yaşamını, ilişkilerini ve yaratıcılığını etkiler.
Kişilik bozukluklan Avrupa ve ABD’de farklı ölçütlere göre tanımlanıp sınıflandın-lır. Kurt Schneider’in ortaya attığı ve yakın zamana değin Avrupalı psikologlarca benimsenen görüşe göre bozuklukların nedeni kişisel gelişim, yaşantı ve deneyimlerdir. Bir ölçüde kalıtım ve doğuştan gelen bozukluklar da bunda rol oynar. Schneider’in genelde psikopatik kişilik ya da anormal kişilik diye tanımladığı bu grup, psikopatiler başlığı altında “anormal” davranış özelliklerine göre sınıflandmlmıştır.
Daha sonra ABD’de geliştirilen ve DSM adıyla anılan Diagnostic and Statistical Ma-nual (Tanı ve İstatistik Elkitabı) Avrupa’da da benimsenerek uygulanmaya başlamıştır. Buna göre kişilik bozukluklan üç ana gruba aynlır: Beyin hasarıyla birlikte gelişen bozukluklar, psikiyatrik hastalıklarla birlikte görülenler ve bunlardan bağımsız olarak gelişenler. DSM sisteminde, özellikle de DSM III adı verilen son sınıflandırmada kişilik bozukluklan, olabildiğince sabit ölçütlere dayanarak gruplandmlmıştır. Kuşkucu (paranoid), içekapanık (şizoid), histeriye yatkın ya da teatral-tepkisel, narsist, dalgalanmalara açık ya da sınırda yer alan (borderline), kaçınma tepkisi gösteren, bağımlı, zorlanmalı, edilgen-saldırgan ve toplum dışı gibi çok sayıda nitelik içeren bu sınıflandırma, normal ve olağan insan özelliklerini bile bozukluk sınıfına soktuğu gerekçesiyle eleştirilmektedir.
Kişinin, küçük bir baskı karşısında her zaman dayanma gücünü yitirmesi ve yargıla-nnın çoğunlukla güvenilmez olması da kişilik bozuklukları arasında sayılır. Böyle kişiler düşmanca duygulannı denetleyemez, ilişkilerinde kararsız ve kaypaktır, kalıcı ilişkiler kuramazlar. En belirgin özelliği küçük kışkırtmalara öfke patlamalanyla
karşılık vermek olan ve aşırı duygusal kararsızlıklar gösteren kişiler ise zaman zaman tehlikeli olabilir. Aşın ölçüde edilgin bağımlılık tepkileri ya da edilgin (dışa vurmayan) saldırganlık tepkileri de yaygın kişilik bozukluklanndandır. İlk durumda kişi çoğu zaman çaresiz, kararsız, kesinlikten uzak ve güvensizdir; ufak güçlükler karşısında bunaltı duyabilir, paniğe kapılabilir. Edilgin bir saldırganlık taşıyan kişi ise düşmanlık duygusunu, inatçılık, kendisinden beklenenleri sürüncemede bırakma, sonuçlandırmaktan kaçınma gibi davranışlarla dışa vurur.
Bilinen en eski ve en karmaşık kişilik bozukluğu psikopati ya da ABD sınıflandırmasında sosyopati olarak tanımlanan davranışlardır. Başlıca özelliği saldırgan bir uyumsuzluk olan bu tür bozuklukta alkol ve madde bağımlılığı ile cinsel saldırganlık da sık görülür. Genellikle suça yatkın olarak kabul edilen bu kişilik bozukluğunun ortaya çıkmasında kişinin gelişim çevresi önemli rol oynar; kalıtım etkeni tartışmalıdır. Psikoloji açısından en büyük sorun ise bu kişilerin terapiye direnmesidir.
kişilik yabancılaşması, psikolojide kişinin kendi varlığını ya da dış dünyayı gerçek değilmiş gibi algılaması. Bu gerçekdışılık duygusunun yanı sıra kişi, zihni ile bedeninin aynştığı, vücut uzantılannm boyutlan arasındaki orantının değiştiği, varlığının bir makineye dönüştüğü duygusuna kapılabilir ya da kendisini dışandan, belli bir mesafeden izlediğini düşünebilir.
Ergenlik çağında ya da yetişkinliğin ilk dönemlerinde çoğu kişi, normal kişilik bütünleşmesi ve bireyleşme süreçlerinde benzer duygulara kapılabilir. Bu durum toplumsal ve psikolojik işlevleri engellemez. Uzun duygusal gerilim dönemlerinin ardından yetişkinler de benzer durumlar yaşayabilir. Ama bu durum toplumsal işlevlere önemli ölçüde zarar vermeyi sürdürdüğünde tedavi gerektiren bir bozukluğun söz konusu olduğu kabul edilir. Ruhsal çöküntü, histeri, şizofreni gibi nevroz ve psikozlarda, ikincil düzeydeki belirtiler olarak bu duygulara rastlanabilir.
Freud’un geliştirdiği psikanaliz kuramında benlik “gerçekîiğin temsilcisi” olduğu için, kişilik yabancılaşması da benliğin aşın ölçüde zayıflamasının sonucudur. Buna göre kişilik yabancılaşması, dayanılmaz ya da tehdit edici bir gerçeklikten kaçmak amacıyla geliştirilmiş bilinçdışı bir savunma tepkisidir.
Kişilik yabancılaşması terimi kimi zaman, toplumda ve üretim sürecinde kişinin bireyselliğini yitirmesini ifade etmek için de kullanılır.
kişinin hukuku, medeni hukukun kişilerle ilgili konulan düzenleyen alanı.
Türk Medeni Kanunu’nda (TMK), hukuk geleneğine uygun olarak, “Başlangıç” bölümünü kişinin hukukunu düzenleyen “Şahsın Hukuku” başlıklı kitap izler. Kişi hukuksal anlamda medeni haklardan yararlanan varlık demektir. TMK kişileri ikiye ayırmıştır: Gerçek kişiler (hakiki şahıslar) ve tüzel kişiler (hükmi şahıslar). Bu aynma uygun olarak birinci kitap iki “bap”tan oluşur. Gerçek kişilerle ilgili birinci bapta özellikle kişiliğin kazanılmasına, medeni haklardan yararlanma ve bu haklan kullanma ehliyetine, kişiliğin korunmasına, kişinin yerle ilişkisine (ikametgâh), kişinin yakınlanyla ilişkisine (hısımlık), kişisel durumlara ve kişiliğin sona ermesine ilişkin kurallar yer alır. Bazı insan ve mal topluluklanna kişilik tanınması sonucunda ortaya çıkan tüzel kişilerle ilgili kurallar ikinci babı oluşturur. Bu bapta bütün tüzel kişiler için geçerli genel ilkeleri koyan hükümlerden sonra iki
?B c»* ?T -T‘ 3 ST3 & 3 7 £¿ 5 *T £-:.-’ ‘ Hr— nT*r ■? • i5v £2.?r o’>P Ş“’:- c $ ? S’ ^ o ? ‘?. ? *P pr -” ■■ ? S5″&’ T:tt pta’^ ^-p”*3’vp: ■ ’■^ ^^ ^ S5″
,al
in
.n
>a
¡n
la
■k-
özel hukuk tüzel kişisiyle ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Bunlar insan toplulukları olan dernekler ve mal toplulukları olan vakıflardır. Tüzel kişi türleri için geçerli olan kuruluş, işleyiş, sona eriş ve tüzel kişilerin sahip oldukları hak ve eylem ehliyetleri kişiler hukukunun ikinci alt dalında işlenmiştir.
Türk Medeni Kanunu dışında, kişinin hukuku alanında birtakım düzenlemelere yer veren öteki yasalar arasında Nüfus Kanunu, Soyadı Kanunu, Vakıflar Kanunu ve Dernekler Kanunu sayılabilir.
Kişinyov, Moldavya SSC’nin başkenti. Bık Irmağı kıyısaldadır. Adı kayıtlarda ilk kez 1466’da geçen kent o dönemde Moldavya prensi III. Stefan’ın yönetimi altındaydı. Stefan’ın ölümünden sonra OsmanlIların eline geçti. 1788 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan büyük zarar görmesine karşın bir ticaret merkezi olarak önemi gittikçe arttı. 1812’de Besarabya’nm öteki bölgeleriyle birlikte Rusya’ya bırakıldı. Şair Aleksandr Puşkin buraya sürgüne gönderildi. I. Dünya Sava-şı’ndan sonra Romanya sınırları içinde kalan kent 1940’ta SSCB’ye bırakıldı ve Moldavya SSC’nin başkenti oldu. II. Dünya Savaşı’ndan büyük zarar gördü ve savaştan sonra yeniden inşa edildi. Bugün modern yapıları ve ağaçların çevrelediği caddeleriyle güzel bir görünümü vardır. Kentin ırmağa yakın eski kesimleri hâlâ taşkınlara uğramaktadır. Yeni semtler Bık Irmağı boyunca uzanan yüksek sekilerde kurulmuştur. Moldavya’nın en büyük sanayi merkezi olan kentte hafif makineler, ölçme aletleri, traktör, takım tezgâhları, pompalar, buzdolabı, çamaşır makinesi ve izole kablolar üretilir. Kentte ayrıca başta şarapçılık, tahıl öğütme ve tütün işleme olmak üzere tarım ürünlerinin işlenmesine dayanan sanayi dallan ile konfeksiyon ve ayakkabı üreten büyük fabrikalar vardır. Moldavya’nın kültür merkezi olan kentte bir üniversite (1945), yükseköğretim veren beş enstitü ile şarap ve bağcılık konusunda araştırma yapan birkaç bilimsel kuruluş bulunmaktadır. Nüfus (1986 tah.) 643.000.
kişisel haller, kişilerin hukuksal varlıkla-nyla ilgili doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, ölüm gibi durumlar. Kişisel hallere ilişkin hükümler Türk Medeni Kanunu, Nüfus Kanunu ve ilgili yönetmelikte düzenlenmiştir. Kişisel hallerin kayda geçirilmesi, kamu otoritesinin denetim ve gözetimi altında tutulan kişisel haller siciliyle yapılır.
kişisel haller sicili, nüfus kütüğü olarak da bilinir, kişisel hallere ve bu hallerle ilgili önemli hukuksal olaylara ilişkin bilgileri içeren ve devletin yetkili makamlarınca tutulan kütük. Kişilerin özel durumları doğum sicili, ölüm sicili ve evlenme sicili adlarını alan üç ana sicile kaydolunur.
Sicillerin ayrıntılı ve düzenli bir biçimde tutulması, özel ilişki ve durumların kolaylıkla saptanmasını ve üçüncü kişilerce bilinmesini sağlar. Türkiye’de kütüklerin tutulması İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir genel müdürlük örgütü tarafından yürütülür. Her ilçe nüfus dairesinde doğum, ölüm, yer değiştirme tutanakları, evlenme, boşanma kayıtları, yaş düzeltme belgeleri ve öteki kişisel durumlarla bunlara ilişkin değişiklik kayıt ve belgeleri ayrı kütükler biçiminde tutulur ve saklanır. Mahalle ve köyler için ayrı aile kütükleri bulunur.
Kütükteki yanlışlann düzeltilmesi için yargıç kararı gerekir. Harf hatası gibi maddi hatalar ise dayandığı belgelere uygun olarak ilgili memurca düzeltilir. Kütükler ye dayanakları kamuya açık değildir, İlgililere
ancak kütükten örnek çıkarılıp verilebilir. Kayıtlar tersi kanıtlanıncaya değin geçerli bir hukuki işlem sayılır ve ispat gücü taşır. Nüfus memuru ve emrinde çalışanlar, kütüklerin tutulmasındaki kusurlarından doğan zararlardan şahsen sorumludur.
Kişiselcilik, bilinç, kendi yazgısını özgürce belirleme, amaçlara yönelme, zamanın akışına karşın öz kimliğini sürdürme ve değerlere bağlanma gibi temel özellikleri dolayısıyla, kişiliğin bütün gerçekliğin dokusunu oluşturduğunu öne süren idealist felsefe akımı. Tann inancına bağlı Hıristiyan Kişi-selciliği, genel olarak kişinin değil, kişiselliğin en yüce bireysel belirişi olan Hz. İsa’nın gerçekliğin yapısını belirlediğini savunur. Kişinin, algısal süreçlerin dolambaçlı yolla-nndan geçmeksizin, yaşanmış deneyimlerin öznel akışı içinde gerçekliği daha doğrudan dile getirebileceğini öne sürmesi bakımından Kişiselcilik, Descartes’ın cogito ergo sum (düşünüyorum öyleyse vanm) geleneği içinde yer alır. Bu yaklaşıma göre kişi, hem töz bakımından en yüksek gerçeklik, hem de saygınlık bakımından en yüksek değerdir.
Kişiselcilerin çoğu, gerçekliğin bilinçten kaynaklandığını, bilinç içinde yer aldığını ya da bilinç için var olduğunu ileri sürdükleri için idealisttirler. Ama doğal düzenin, Tanrı tarafından yaratılmış olsa da tinsel bir yapı taşımadığını savunan Gerçekçi kişiselciler de vardır. Gene bu akımın üyelerinin çoğu Tanrı inancına bağlı olmakla birlikte ateist kişiselciler de vardır. Mutlak kişiselcilik, ruhçu kişiselcilik ve ahlakçı kişiselcilik idealist kişiselciliğin başlıca biçimleridir. Öte yandan gerçekliğin sonlu kişilerin topluluğundan ya da sonul bir Kişi’den (Tann) oluştuğunu ileri süren bir kişisel idealizmden de söz edilebilir.
Kişiselci düşüncenin öğelerine Batı geleneğinin büyük filozoflarının çoğunda ve örneğin Hindu felsefeci Ramanuca (y. 1017-1137) gibi Doğu düşünürlerinde de rastlanır. Ama genellikle Gottfried Wilhelm Leibniz (1646-1716) akımın kurucusu, George Berkeley de (1685-1753) başlıca kaynakla-nndan biri olarak kabul edilir.
Fransa’da güçlü temsilciler bulan Kişiselcilik bu ülkede genellikle Tinselcilik adıyla anıldı. Direnen bir dünyaya karşı eylemde bulunmanın içsel deneyimini temel ilke sayan Maine de Biran’ı (1766-1824) izleyen filozof ve arkeolog Félix Ravaisson-Mollien (1813-1900) durağan zorunlu yasanın uzay-sal dünyası ile kendiliğinden, etkin ve gelişen canlı bireylerin dünyasını köktenci bir b.içimde ayırdı. Bu temelden yola çıkan sezgici filozof Henri Bergson’un (1859-1941) Kişiselciliği, şimdiki ve geçmiş öznel durumların, tinsel kişinin özgür yaşamını oluşturacak biçimde iç içe geçtiği uzay dışı bir deneyim olarak süreyi (durée) vurguladı ve bu dirim felsefesini dile getiren kozmik bir güç olarak yaşam atılımı (élan vital) kavramım ileri sürdü.
ABD’de Kişiselcilik 19. ve 20. yüzyıllarda bazılan Almanya’da Rudolf Hermann Lot-ze’nin (1817-81) öğrencisi olan Metodist din felsefecilerince geliştirildi. Bunlardan George Holmes Howison, özgür ahlaklı kişinin özerkliğini vurgularken, onun yaratılmamış ve ölümsüz olduğunu öne sürerek özerk bir mutlak Kişi’den de bağımsızlığını savundu. Boston Üniversitesi’ni Kişiselciliğin kalesi durumuna getiren Borden Parker Bowne, insanların her biri kendi başına önem taşıyan ve Yaratıcı’nın ussallığını yansıtan ahlaki, dinsel, duygusal ve mantıksal boyutlarla Tann tarafından yaratıldığını öne sürdü. Ona göre doğa, hem aşkın hem de içkin olan Tann’nın enerjisini ve ussal amacını sergiliyordu.
365 Kişon Irmağı
Bowne’ın öğrencileri Edgar Brightman ile Ralph Tyler Flewelling ve başkalanyla Kişiselcilik etkisini 20. yüzyıl ortalarına değin sürdürdü, Varoluşçuluk ve Fenomenoloji gibi akımları etkiledi.
Kişivada, Japonya’nın Honşu Adasında Osaka kentsel iline (fu) bağlı kent. Osaka Körfezi (van) kıyısındadır. 14. yüzyılda Vada ailesince inşa ettirilen bir kalenin çevresinde gelişti. 17. yüzyılda Okabe da-fmyo’larının (büyük toprak sahibi yönetici) eline geçen Kaşivada 1800’lerin başında büyük bir liman kenti haline geldi. Geleneksel kiremit sanayisine II. Dünya Savaşı’n-dan sonra kerestecilik, dokumacılık ve madencilik eklendi. Başlıca tanm ürünleri pirinç, soğan ve çiçektir. Nüfus (1986 tah.) 186.330.
kişniş (Coriandrum sativum), maydanozgiller (Apiaceae ya da Umbelliferae) familyasından biryıllık otsu bitki ve bu bitkinin baharat olarak kullanılan kurutulmuş meyveleri. Anavatam Akdeniz bölgesi ve Ortadoğu olan kişniş Avrupa, Fas ve ABD’de de
Kişniş (Coriandrum sativum)
Shunji Watarı-EB İne
yetiştirilmektedir. Kişnişe ilişkin en eski kayıtlar İÖ 5000’e değin uzanır. Roma Döneminde ekmeklere kişniş katıldığı bilinmektedir. Günümüzde yaygın biçimde baharat olarak kullanılan meyvelerden bazı likörlerin hazırlanmasında ve şekerleme yapımında da (örn. kişniş şekeri) yararlanılır. Bitkinin taze yaprakları ise Latin Amerika, Hint ve Çin mutfaklannda sıkça kullanılır.
İnce, borumsu bir gövdesi olan 30-60 cm yükseklikteki bitkinin parçalı yaprakları, şemsiye biçiminde topluluklar oluşturan pembe ya da beyaz renkli, küçük çiçekleri vardır. Ortalama 5 mm çapındaki küresel biçimli ve sarımsı kahverengi meyveleri düzgün yüzeyli ve hoş kokuludur; başlıca bileşeni koriandrol olan bir uçucu yağ içerir (yüzde 0,1-1). Eskiden iştah açıcı, gaz söktürücü ve hazmettirici ilaç olarak kullanılan meyveler, günümüzde daha çok koku ve tat verici olarak bazı ilaçlann bileşimine sokulur.
Kişon Irmağı, İbranice nahal kîşon, İsrail’in kuzeyinde ırmak. Ülkenin yıl boyunca su taşıyan birkaç akarsuyundan biridir. Gilboa Dağlarıyla (güney ve batı) Aşağı Celile’deki Nasıra (Natsarat) Tepelerinden (kuzey) doğan küçük akarsuların birleşmesiyle oluşur. Kişon’un toplam uzunluğu güneydeki kaynak sulanndan başlamak üzere yaklaşık 40 km’dir. Yaklaşık 1.000 km2’lik bir havzanın sulannı toplar.
Kişon’u besleyen kaynaklar Sarid kibutzu-nun güneybatısında ve Emek Yizreel’in (Esdrailon Ovası) batısında birleşir. Bu noktada inşa edilen barajın arkasında taşkın kontrolü, sulama ve balık üretme gibi çeşitli
KIT 366
amaçlara yönelik Agam Kefar Baruh Gölü (uzunluğu 36 km) yer alır. Barajın Yahudi göçmenlerce inşasından önce Kişon Irmağı her yıl kış yağmurlarıyla taşar ve çevresindeki alanlarda yerleşimi engellerdi. Birleşme noktasından sonra kuzeybatı doğrultusunda akan ırmak, yolu üzerindeki Karmel Dağı nedeniyle kuzeye sapar; Akkâ Ovasını kuzeybatı yönünde geçtikten sonra Akdeniz’ de Hayfa Körfezine dökülür.
Kitabı Mukaddes’te Kişon Irmağından söz edilen iki bölüm vardır: Hakimler 4 ve 5’te kadın peygamber Debora ve kumandan Barak’ın önderliğindeki İsrailoğullarının Kenanlı komutan Sisera’ya karşı kazandıkları zafer anlatılırken taşkın halindeki Ki-şon’dan söz edilir; I. Krallar 18’de ise Peygamber İlya’nın (Hz. İlyas) Baal’ın 450 düzmece peygamberini Kişon Vadisinde yenilgiye uğrattığı anlatılır.
Günümüzde ırmağın ağzı Hayfa liman kompleksinin parçası olarak genişletilmiştir. Kişon limanında yaklaşık 6-8 m derinlikteki bir havzayı çevreleyen 640 m uzunluğunda bir yük iskelesi vardır. Kişon limanı İsrail’in kıyı ve açık deniz balıkçılık filosunun ana üssüdür. Limandaki İsrail Tersane İşletmesi’nde küçük tekneler yapılır ve onarılır.
KIT bak. kamu iktisadi teşebbüsleri
kit, kısık sesli küçük keman. 16-18. yüzyıllar arasında dans ustaları bu çalgıyı ceplerinde taşırlardı. Ortaçağdaki rebek’in son örneğidir. Kayık biçimindeydi ve genellikle üç ya da dört teli olurdu. Daha sonra
Kita-Küşü (Japoncada “Kuzey Küşü”), Japonya’nın Küşü Adasında, Fukuoka iline (ken) bağlı kent. Şimonoseki ve Tsuşima boğazları kıyısındadır. Yüzölçümü 466 km2’dir. 1963’te Vakamatsu, Yavata (Yaha-ta), Tobata, Kokura ve Moci kentlerinin birleşmesiyle oluşturulmuştur. Kentin uzun kıyı şeridinin bir bölümü Japon İç Denizi Ulusal Parkı sınırları içinde kalır.
Japonya’nın önde gelen imalat sanayisi merkezlerinden biri olan kentte özellikle ağır sanayi gelişmiştir. Yavata demir-çelik, kimyasal madde, çimento ve cam alanında uzmanlaşmıştır. Metal eşya, makine, gemi ve kimya sanayilerinin bulunduğu Vakamatsu, Küşü Adasının kuzey kesiminde önemli bir kömür limanıdır. Tobata Japonya’nın batı kesimine açık deniz balıkçılığı üssü olarak hizmet verir; büyük miktarda pamuklu kumaş üretilen kentte metal sanayisi de gelişmiştir. Eskiden bir silah fabrikasının bulunduğu Kokura demir-çelik ve makine imalatında uzmanlaşmıştır. Moji’de Kita-Küşü’nün en büyük liman tesisleri bulunur; aynı zamanda bir kömür yükleme
L* )’
s x

Rebek biçimli kit (solda), keman biçimli kit (sağda): Güzel Sanatlar Müzesi, Boston
Museum of Fine Arts, Boston
kemana benzeyen daha dar kit’ler de yapıldı. Dans ustaları adım çalışmasında dans melodi ve ritimlerini kit’le çalarlardı.
Şiî’ler çoğunlukla ince oymalı olur ve fildişi, bağa ya da değerli taştan kakmalarla bezenirdi. Çoğunlukla orta Do’dan başlamak üzere do’ -sol’ -re” olarak akort edilirdi.
Kita-Ibaraki, Japonya’nın Honşu Adasında, İbaraki ilinin (ken) kuzeyinde kent. Batı bölümünü kaplayan tepeler kıyıya doğru alçalır. Başlıca ekonomik etkinlikler pirinç ekimi ve balıkçılıktır. 1970’lerde tek bir ocak dışında kentteki bütün kömür madenlerinin kapatılması nüfusun azalmasına neden olmuştur. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında yaşayan Okakura Tenshin ve Yoko-yama Taikan adlı ressamların çalışmalarını sürdürdükleri ev bugün Japon Sanat Ensti-tüsü’dür. Nüfus (1980) 47.670.
Kita-Küşü’de Tobata ile Vakamatsu’yu bağlayan Vakato Büyük Köprüsü, Japonya
Shostal-EB İne
ve balıkçılık limanı olan bu kentte petrol depolama tesisleri vardır.
Kita-Küşü’nün kentsel alanlarının büyük bölümü ıslah edilmiş kıyılarda yer alır. Denizin altından giden iki tünel, kenti Honşu Adasındaki Şimonoseki’ye bağlar. Vakato Büyük Köprüsü kentin orta kesimindeki sanayi bölgesinden geçer. Nüfus (1986 tah.) 1.053.010.
Kitab-ı Bahriye, Piri Reis’in 1521’de yazdığı denizcilik kitabı. 1525’te genişletilmiş olarak dönemin padişahı I. Süleyman’a (Kanuni) sunulmuştur.
Piri Reis’in, eski harita bilgilerine ve amcası Kemal Reis’le yaptığı deniz yolculuklarındaki gözlemlerine dayanarak kaleme aldığı yapıt, Akdeniz kıyı ve limanlarına ilişkin ayrıntılı bilgiler içerir. Her bölüm için “harti” denen birer portolan çizilmiştir. İçinde denizcilik ve gemicilikle ilgili bilgilerin de bulunduğu yapıt bu özellikleriyle bir denizcilik ve gezi kılavuzu niteliğindedir. Portolanları döneme göre bir yenilik olduğundan ve geniş açıklamalar ve betimlemeler içerdiğinden önemlidir. Yapılan bilimsel incelemeler, bu bilgi ve çizimle-rin gerçeklere uyduğunu ortaya koymuştur.
Kitab-ı Bahriye’mn Ayasofya Kitaplığındaki yazma nüshası 429 yapraktır ve 223 portolan içerir. Yedi sayfalık önsözden sonra ilki manzum, İkincisi düzyazı olan ana bölümler gelir. Yetmiş sekiz sayfa tutan ilk bölümde dünya denizcileri ve denizleri tanıtılmıştır. İkinci ve asıl bölüm, haritalarla birlikte 743 sayfadır ve 209 “fa-sıl”a ayrılmıştır. Bu bölümde Çanakkale
Kitab-ı Bahriye’de Korfu Adası ve İpiros kıyıları
Ara Güler Arşivi
Boğazından başlayarak tüm Akdeniz havzası tanıtılmakta, tarih ve coğrafya bilgileri verilerek renkli portolanlarla önemli özellikleri gösterilmektedir. 1935’te Türk Tarih Kurumu’nca bu yapıtın bir tıpkıbasımı yapılmıştır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*