Kibi Makibi

Kibi Makibi

Kibi Makibi

, asıl adı şîmotsumîçI makibî (d. y. 693, Bitçu ili – ö. 31 Ekim 775, Nara ?, Japonya), Japonya’nın Çin’deki ilk elçilerinden biri. Çin kültürünü Japonya’da tanıtmak için çaba harcamıştır. Daha öğrenciyken, 717’den başlayarak Çin’i dolaştı. O dönemde Çin, Tang hanedanı (618-907) yönetiminde büyük bir kültürel canlanma yaşıyordu. Japonya’ya döndüğünde İmpara-toriçe Koken’i ziyaret eden Kibi, kişiliği ve yetenekleriyle imparatoriçeyi çok etkiledi; bu sayede, özel Japon elçisi olarak yeniden Çin’e gönderildi. Daha sonra imparatoriçe-nin danışmanı oldu; yeni yasalar ve reformlar yapılmasına katkıda bulundu. 766’da adalet bakanlığına getirildi.
Kiboniler, sîboneyler olarak da bilinir, Büyük Antiller’de,yaşamış Amerika Yerlileri. AvrupalIlar bölgeye gelmeden önce, komşu Taynoların (Antil Aravakları) baskısı sonucu Batı Hispaniola’ya (bugün Haiti) ve Küba’ya çekilmişlerdi. Adları Aravak dilinde “mağara adamı” anlamına gelir; Küba’daki Kibonilerin çoğunun, en azından bir dönem mağaralarda yaşadıkları sanılmaktadır. Öteki Kiboniler ise küçük adacıklara ve bataklık alanlara yerleşmişlerdir. Dillerine ve kökenlerine ilişkin bilgi bulunmamakla birlikte bazı kültürel özellikleri, bugün ABD’nin Florida eyaletini oluşturan bölgeden ya da Orta ve Güney Amerika’ dan geldiklerini düşündürmektedir.
Küba ve Hispaniola Kibonileri arasında büyük yaşayış ve kültür farkı vardı. Her iki grubun da öncelikle avcı ve toplayıcı olmasına karşın, Cayo Redondo ya da Guayabo Blanco diye adlandınlan Küba Kibonileri, alet yapımında deniz kabuğu, Hispaniola Kibonileri ise taş kullanıyordu. Küba Kibo-nilerinin tipik ürünlerinden biri, Strombus cinsi salyangozların kabuğundan yapılan, kabaca üçgen biçimli oyma kalemiydi. Bu alete, Florida’daki Glades kültürü yerleşimlerinde de sık rastlanmıştır. Hispaniola Kibonilerine özgü Couri üslubunda ise taş yonga aletler ağırlıktaydı; bunlann en tipik örneği kesici yüzü tırtıllı, sırtı düz Couri hançeridir. Her iki grubun da başlıca besini kabuklu deniz hayvanlarıydı; yerleşmelerde ayrıca, hutya gibi kemirici memelilere, kaplumbağalara ve manati gibi deniz memelilerine ait kalıntılar bulunmuştur. Bir ya da iki aileden oluşmuş küçük yerleşimler halinde örgütlenen Kibonilerin soyu, bölgeye Avru-palılann gelmesinden 100 yıl kadar sonra tükendi.
kibrit, ucu sürtünmeyle kolayca tutuşabi-len bir maddeyle kaph küçük ağaç ya da karton çöp.
Kibrit başlıca üç bölümden oluşur: Yanmayı başlatan baş, tutuşarak alevi ileten kav ve sap. Günümüzde kullanılan sürtünmeli kibritler, nereye sürtülürse yananlar ve güvenlikli türden olanlar biçiminde başlıca iki tipe ayniır. Nereye sürtülürse yanan kibritlerin başı, sürtünme ısısıyla kolayca tutuşan kimyasal maddelerle kaplıdır; buna karşılık güvenlikli kibritlerin ucunda, tutuş-
mak için çok daha yüksek sıcaklıklara gereksinim duyan ve ancak özel olarak hazırlanmış bir yüzey üzerine sürtüldüğünde tutuşabilen maddeler vardır. Sürtünme ısısıyla ulaşılan sıcaklıkta yanmayı sağlamak için genellikle bir fosfor bileşiği kullanılır. Bu madde, nereye sürtülürse yanan kibritlerin ucunda, güvenlikli kibritlerin ise sürtünme yüzeyinde bulunur.
Kibritte fosforlu tutuşturucu maddenin yanı sıra, başlıca üç kimyasal madde grubu vardır: 1) Tutuşturucu maddeye ve öteki yanıcı maddelere oksijen sağlayan potasyum klorat gibi yükseltgeyici maddeler, 2) bileşenleri bir arada tutan ve yanma sırasında yükseltgenen hayvan tutkalı, nişasta ve zamk gibi bağlayıcılar ile yanma sırasında eriyerek külü bir arada tutan cam tozu gibi yanma sonrası bağlayıcılar, 3) dolgu maddesi olarak kullanılan ve tepkime hızını düzenleyen, diyatome toprağı (kizelgur) gibi eylemsiz maddeler.
Kibritin icadından önce, ucu kükürt gibi yanıcı maddelerle kaph ve alevi ancak yanan bir malzemeden ötekine aktaran özel odun yongaları kullanılırdı. Daha sonraları kimya alanında elde edilen buluşlann etkisiyle, doğrudan tutuşucu maddelerin geliştirilmesine yönelik deneyler başlatıldı. 1805’te Paris’te Jean Chancel, ucu potasyum klorat, şeker ve zamk kanşımıyla kaplı küçük tahta çöplerin sülfürik asite daldınla-rak tutuşturulabildiğini buldu. Bu yöntem üzerinde geliştirmeler yapan İngiliz mucit Samuel Jones, 1828’de, “Prometheus kibriti” olarak adlandırdığı kibritin patentini aldı. Kibrit, dışı tutuşucu bir maddeyle kaplanmış olan ve içinde asit bulunan cam bir boncuktan oluşuyordu. Bu camın küçük bir kerpetenle ya da dişle kınlmasıyla, camın sarılı olduğu kâğıt alev alıyordu.
Sürtünmeyle tutuşabilen fosforlu kibritlerin 1800’lerin başlannda Paris’te geliştirildiği sanılmaktadır. İlk. fosforlu sürtünmeli kibriti ise 1816’da Fransız François De-rosne yaptı.
Başlangıçta kibrit üreticileri daha çok fos-forsuz ve potasyum kloratlı karışımlardan yararlanıyordu; 1825-35 arasındaki ekonomik koşullar ise kibrit üretiminin bir sanayi dalı haline gelmesine temel sağladı. 1827’de John Walker potasyum kloratlı kibritlerin üretimini başlattı; 1828’de “Prometheus kibriti”nin patentini alan Samuel Jones ise ertesi yıl çok daha geniş ölçekli bir imalathane kurdu. 1832’ye gelindiğinde sürtünmeli kibrit üretimi tüm Avrupa’ya yayılmış durumdaydı ve başta Fransız G.-E. Merkel ve AvusturyalI J. Siegel olmak üzere birçok sanayici fosforsuz sürtünmeli kibrit fabrikası kurmuştu.
Tutuşturulması oldukça güç olan bu ilk kibritler sık sık parlayarak çevreye kıvılcım saçıyor, aynca son derece kötü kokuyordu. Samuel Jones’un ürettiği kibritlerin kutusu üzerinde “Akciğerleri rahatsız olanlar, Lucifer kibritlerini kesinlikle kullanmamalıdır” yazısı bulunuyordu.
1831’de Fransız mucit Charles Sauria, beyaz ya da san fosfor içeren bir bileşik geliştirerek, kolayca tutuşan ve kararlı biçimde yanan bir kibrit yaptı. Bu yenilik kısa sürede yaygınlaştı. 1845’te AvusturyalI kimyacı Anton von Schrötter, zehirli olmayan ve kendiliğinden tutuşmayan kırmızı fosforu geliştirerek güvenlikli kibritlerin yapımım olanaklı kıldı. Schrötter’in kibritinde yanıcı bileşenler, kibrit başı ile sürtünme yüzeyi arasında bölüştürülmüştü. 1885’te İsveçli J. E. Lundström bu yöntemin patentini aldı. “İsveç kibritleri” onun bu yöntemine dayalı olarak geliştirildi.
Güvenlikli kibritler yaygın olarak benimsenmekle birlikte, hava koşullanndan
fazlaca etkilenmeyen beyaz fosforlu kibritlerin kullanımı da sürdü. Ne var ki, 19. yüzyılın sonlarında, fabrika işçilerinde beyaz fosforun ciddi zehirleyici etkileri belirlendi. Çok daha az zehirleyici olan fosfor seskisülfürü ilk olarak 1864’te Fransız kimyacı Georges Lemoine hazırladı, ama bu bileşim 1898’de E.-D. Cahen ve H. Se-vene’in Fransız hükümetinden patent almasına değin kullanılamadı. Bundan birkaç yıl sonra beyaz fosfor hemen her yerde yasaklandı.
Günümüzde kullanılan güvenlikli kibritlerin başında genellikle potasyum klorat gibi yükseltgeyici maddeler, antimon sülfür ile kükürt ya da odunkömürü; sürtünme yüzeyinde ise kırmızı fosfor vardır. Her yerde tutuşturulabilen kibritlerin başında ise genellikle fosfor seskisülfür kullanılır.
kibritotu, kurtpençesî olarak da bilinir, Lycopodiales takımının (Lycopsida sınıfı) Lycopodium cinsini oluşturan, 200 kadar yaprak dökmeyen otsu bitki türünün ortak adı. Bu bitkiler her iki yarıkürede de oldukça geniş bir dağılım gösterir, ama en çok tropik ormanlarda bulunur. İğnemsi yapraklan ve spor kesesi taşıyan yaprakla-
7
Kibritotu (Lycopodium annotinum)
John E. Rahn • EB Inc.
nn oluşturduğu kozalaksı başaklan (strobil) olan kibritotlannın yaşam çevriminde, bitkinin spor ürettiği (sporofit) ve gamet ürettiği (gametofit) iki ayrı evre görülür.
Kuzey Yarıküre’deki seyrek ve kurak ormanlar ile kayalık alanlarda yetişen Lycopodium clavatum’un yaklaşık 3 m uzunluğunda sürünücü gövdeleri vardır; bu yatık gövdelerden yaklaşık 10 cm boyunda dallar yükselir. Pulsu, yeşil yapraklan gövde ve dallara sık olarak, spor taşıyan yaprakları ise kozalaklara çiftler halinde dizilmiştir. Bitkinin kurutulmuş sporlan bazı deri has-tahklannın ve yaralann tedavisinde kullanılır. L. lucidulum Kuzey Amerika’daki nem-
li ormanlarda ve kayalıklarda yetişir; spor kesesi taşıyan yapraklar dallara dağılmış olduğu için belirgin bir başağı yoktur. Kuzey Yanküre’deki kayalık ve bataklık alanlarda rastlanan L. selago da belirgin bir başağı olmayan, 20 cm boyunda bir türdür. L. alpinum ise Avrasya ve Kuzey Amerika’daki soğuk ormanlık kesimlerde ve yüksek dağlann Alp tipi çayırlarında yetişir.
Kibungo, Ruanda’nm doğu kesiminde il (prefegitura). Yüzölçümü 4.130 km2’dir. Doğu ve güneydoğuda Tanzanya, güneybatıda Burundi, batıda Kigali, kuzeyde de Byumba illeriyle çevrilidir. Alçak tepeler, geniş vadiler, göller ve Kagera Irmağı yakınındaki papirüs bataklıklanndan oluşan topraklannm büyük bölümü, ülkenin doğusundaki ovalık bölgede yer alır. Bu bölgede yükseklik, 1.000-1.500 m arasında değişir. İl topraklarfcjızerinde, bazılannın bir bölümü başka uzanan toplam 11 göl vardır.
Yörede iklim, Ruanda’nın orta ve batı kesimlerindeki yüksek platolara göre daha sıcak ve kuraktır. Kibungo’da sığır ve keçi yetiştirilir; kahve (arabica), manyok, muz, tatlı patates, fasulye, yerfıstığı ve süpürge-otu üretilir. Ekonomi büyük ölçüde tarıma dayalıdır; en önemli ürün yerfıstığı yağıdır. Bir bölümü Kibungo sınırları içinde kalan Kagera Ulusal Parkı, il merkezi Kibungo kentinin 27 km kuzeydoğusuna düşer. Kibungo karayolu ile kuzeybatıdaki başkent Kigali’ye bağlanır. Nüfus (1983 tah.) 420.200.
kibutz (İbranice kibbuts: “toplantı”, “kolektif’), İsrail’de, mülkiyet ve yönetimin üyelerce paylaşıldığı, kolektif yaşama dayalı tanmsal yerleşim; bazılannda sanayi üretimi de yapılır. Elde edilen gelir, üyelerin yiyecek, giyecek, bannak, sağlık gereksinimleri ve öteki toplumsal hizmetler karşılandıktan sonra gene kibutza yatırılır. Yetişkinlerin özel konutlan vardır; çocuklar ise genellikle toplu olarak bannır ve bakımları topluca gerçekleştirilir. Yemekler de hep birlikte pişirilip yenir. Yahudi Ulusal Fonu’ nun Filistin’deki toprakları üzerinde oluşturulan kibutzlarda, 1948’de İsrail Devleti’nin kurulmasından sonra gerek yaşam, gerek mülkiyet giderek özelleşmiştir.
Kibutzlar, Filistin’deki kevuzot adlı küçük kolektif yerleşimler temelinde gelişti. İlk kibutz, 1909’da Degonya’da kurulmuştu. Demokrat ve eşitlikçi nitelikleriyle Filistin’ deki yeni Yahudi yerleşimlerine öncülük eden kibutzlar, günümüzde de İsrail ekonomisine önemli bir katkıda bulunmaktadır.
20. yüzyıl sonlarında İsrail’de, toplam nüfusu 100 bin dolayında olan 200’ü aşkın kibutz vardır.
Kibuye, Ruanda’nm ortabatı kesiminde il (prefegitura). Yüzölçümü 1.321 km2’dir. Batısında Kivu Gölü, kuzeyinde Gisenyi ili, doğusunda Gitarama ili ve Nyabarongo Irmağı, güneyinde ise Cyangugu ve Gikon-goro illeri yer alır. Topraklarının büyük bölümü, Kongo ve Nil ırmak sistemlerini birbirinden ayıran dağlık arazi üzerinde yer alır. Yörede yükseklik, 2.000-2.500 m arasında değişir. Yüksek bölgeler Ruanda’nın çoğu yerinden daha serin ve nemlidir. Kibuye’de sığır yetiştirilir; tatlı patates, pirinç, manyok, patates, fasulye ve süpür-geotu üretilir. Kivu Gölü yakınında kahve (arabica) ekimi yaygındır. Kuzeydeki ve güneydeki bölgelerde kalay ile tungsten çıkanhr. İl merkezi Kibuye kentinin, Gisenyi ve Cyangugu kentleriyle karayolu bağlantısı vardır. Nüfus (1983 tah.) 500.600.
Kica, Çin kökenli efsanevi Kore kralı. Pirinç ve arpa taşıyan 5 bin göçmenle birlikte Kore’ye giderek bu yeni tahılların yanı sıra Çin uygarlığını da ülkeye tanıttığı kabul edilir. İnanışa göre Kica ve göçmenler, Kica’nın Shang hanedanından gelen akrabalannı tahttan indirmiş olan Zhou hanedanına hizmet etmeyi reddettikleri için İÖ 1122’de Çin’den kaçmıştır. Tarihsel bulgular eski çağlarda Kore kültürünün Çin etkisi altında kaldığını doğrular. Bununla birlikte bu etkinin, Kore’nin kuzeybatı bölgelerinde dört Çin kolonisinin kurulduğu İÖ 2. yüzyılda başladığı kabul edilir.
Kica’nın büyük kültürel yenilikler yaptığına inanılır. Bunlar arasında, katillerin kur-banlannı öldürdükleri biçimde idam edilmelerine ilişkin bir yasa da vardır. O dönemde, yazı sanatının Çin’de çok gelişmiş olması, bu sanatı da Kore’ye Kica” nın getirdiği yolundaki inancı desteklemektedir. Gene bazı efsanelere göre Kica büyücülük de yapmış, Kore’nin yassı tepeli,
297 Kiçeler
geniş siperli ulusal şapkası kat’ı geliştirmiştir.
Kiçe dili, Maya ailesine bağlı Amerika Yerli dili. Guatemala’nın batısındaki dağlık bölgelerde konuşulur. Guatemala’nın iç kesimlerinde konuşulan Kakçikel, Tsutuhil, Sakapultee ve Sipakapa dilleriyle yakından, Doğu Maya öbeğine bağlı Uspantek, Poko-mam, Pokomçi, Kekçi gibi dillerle de uzaktan akrabadır. Kiçe dilinin en doğuda konuşulan lehçeleri Açi olarak da bilinir.
Kiçe dilinde yazılmış eski edebiyat yapıtla-nndan en önemlisi, Kiçelerin tarihini, kral ve kahramanlarını anlatan ünlü Maya elyazması Popol Vuh’tuı. Bölgenin Avrupalılarca fethedilmesinden önceye ait öteki önemli yapıtlar arasında, Popol Vuh gibi 16. yüzyılda İspanyolcanın yazım kurallarıyla yazıya geçirilen üç tarih kitabı ile 19. yüzyılda ortaya çıkarılan Rabinal Açi vardır.
Yukatan dilinde olduğu gibi Kiçe dilinde de titreşimsiz (p, t, k vb) ve gırtlaksıllaştı-nlmış ünsüzler vardır. Titreşimli kapantılı-lara ise (b, d, g vb) rastlanmaz. Kiçe dilinin dilbilgisi ve sözdizimi, büyük ölçüde sonek-lere dayanır, ayrıca önekler de kullanılır. İlgeç, adıl ve belirteç işlevi gören bağımlı biçimbirimler de çok yaygındır. Ayrıca bak. Maya dilleri.
Kiçeler, kiçe mayalari olarak da bilinir. Guatemala’nın ortabatı kesimindeki dağlık bölgede yaşayan Maya halkı. Kolomb öncesi dönemde karmaşık bir siyasal ve toplumsal örgütlenme gösteren ileri bir uygarlık geliştirmişlerdir. Arkeolojik bulgular, Kiçelerin yoğun nüfuslu yerleşim merkezleri kurduğunu ve karmaşık bir sınıf yapıları bulunduğunu göstermektedir. Kiçelerin tarihi ve mitolojisi üzerine başlıca yazılı kaynak, 1524’teki İspanyol istilasından kısa bir süre sonra Latin harfleriyle yazıya geçirilen Kiçe dilindeki Popol Vuh’tur.
Günümüzde sayıları 700 bin dolayında olan Kiçeler, Maya dil öbeğine bağlı halklar içinde en büyük nüfus grubu durumundadır. Ama Kiçe dilini konuşanlar içinde farklı etnik gruplar vardır. Kiçeler gerek dil, gerek kültür açısından komşu Tsutuhil-ler(*) ve Kakçikeller(*) ile büyük benzerlik gösterir. Kültürel özellikler bakımından, kuzeydeki başka halklarla da ortak noktaları vardır. Başlıca uğraşları tarım olan Kiçeler ve komşuları, elleriyle sürdükleri toprağa mısır, fasulye ve Orta Amerika’ya özgü bir kabak türü ekerler. Çilek ve şeftali önemli ticari ürünlerdir. Genellikle her aile kendi toprağı üzerinde sazdan yapılmış kulübelerde yaşar. Dokumacılık ve çömlekçilik yaygın el sanatlarıdır. Geleneksel giyim tarzı korunmaktadır.
Yerel örgütlenmede, bîr köyün çevresinde toplanmış municipio’lar büyük önem taşır; her Kiçe, bağlı olduğu municipio ile kendini özdeşleştirir. Municipio’lann merkezini oluşturan köyde ise kalıcı yerleşim yoktur. Köyün yöneticileri bir yıllık süreler için seçilir. Katolik olan Kiçeler arasında Kolomb öncesi inançlar da varlığını sürdürmektedir. Her köyde, kilise dışında yoksullara yardım gibi amaçlarla kurulan cofradía’ lar vardır; bu örgütler, yerel koruyucu azizlerin yortu günlerinde yapılacak törenleri düzenlemek gibi işlerden de sorumludur. Hıristiyanlığa özgü kutlamaların yanı sıra pagan mitleri ve törenleri de korunmuş, çoğu zaman da Hıristiyan âdetleriyle iç içe geçmiştir. Örneğin Meryem Ana ve şeytan bazı Maya tanrılarıyla özdeşleştirilir.
Kiçizan 298

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*