Kertész, André

Kertész, André

Kertész, André

(d. 2 Temmuz 1894, Budapeşte, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu – ö. 27 Eylül 1985, New York kenti, ABD), Macar asıllı ABD’li fotoğraf sanatçısı. Konulannı doğallığı içinde yansıtan ya-pıtlanyla dergi fotoğrafçılığını büyük ölçüde etkilemiştir.
“Kendi Portresi”, André Kertész’in bir çalışması, 1927
André Kertész
Fotoğraf çekmeye 1912’de, Budapeşte Borsası’nda görevliyken başladı. I. Dünya Savaşı sırasında Macar ordusuyla Orta Avrupa’nın birçok yerinde çarpışmalara katıldı ve ağır biçimde yaralandı. Savaştan sonra fotoğraf çalışmalarını sürdürdü; ama yapıtlarını seyrek olarak dergilerde başarabiliyordu.
Kendini geliştirmek amacıyla 1925’te Paris’te gitti. Orada birçok avant-garde ressam, yazar ve sinemacıyla dostluk kurdu. 1920’ler ve 1930’lardaki Paris kültür çevrelerini fotoğraflarıyla saptadı. Yapıtları Avrupa’ nın önde gelen gazetelerinde yer almaya başladı. Fotoğraf üslubu küçük fotoğraf makinesinin duyarlılığını ve pratikliğini gerektiriyordu; 1928’de ilk Leica fotoğraf makinelerinden birini satın aldı. 1927’deki kişisel sergisi ilgiyle karşılanmıştı. Ertesi yıl da fotoğrafları, her yıl düzenlenecek olan ünlü Bağımsız Fotoğraf Sergisi’nin ilkine alındı. Başta 1928’de yayına giren Vu ve 1930’da yayımlanmaya başlayan Art et Médecine olmak üzere, Avrupa’nın önemli süreli yayınlarında yapıtlan basıldı.
Kertész 1936’da, bir fotoğraf stüdyosunda çalışmak üzere New York kentine gitti. II. Dünya Savaşı sırasında orada kaldı ve ABD’nin büyük dergileri için, özellikle moda fotoğrafçılığı yaptı. 1944’te ABD yurttaşlığına geçti. 1960’ların başlarında, yeniden daha önceki yaratıcı üslubunda çalışmaya başladı. 1964’te, New York kentindeki Modern Sanat Müzesi’nde yapıtları toplu olarak sergilendi. Fotoğraflarını topladığı kitaplardan bazıları, Day of Paris (1945; Paris Günü), André Kertész, Foto-grapher (1964; Fotoğrafçı André Kertész), André Kertész (1967), On Reading j(1971), André Kertész: Sixty Years of Photography (1972; André Kertész: Fotoğrafçılıkta 60 Yıl) ve Distortions’ dır (1976; Biçim Bozmalar).
kerubi, Yahudi, Hıristiyan ve İslam geleneklerinde, insan, hayvan ya da kuş özellikleri taşıyan kanatlı göksel yaratık ve arşın (Tanrı’nın tahtı) taşıyıcısı. Eski Ortadoğu mitolojisi ile ikonografisinden kaynaklanan kerubilerin, melekler hiyerarşisinde şefaatçi olarak önemli işlevleri vardır.
Kerubi adı büyük olasılıkla, Akad dilindeki karibu ya da kuribu sözcüğünden (“dua etmek” ya da “kutsamak” anlamına gelen karabu fiilinden) türemiştir.
Eski Ahit’te kerubiler, şefaatçi özelliklerinden çok, doğaüstü hareket yetenekleri ve arşın taşıyıcısı olarak üstlendikleri görev dolayısıyla anılır. Hıristiyan inancında en yüksek melekler arasında sayılan kerubiler

Tanrı’mn gökteki hizmetkârları olarak ona sürekli övgüler sunarlar. İslam inancına göre kerubiler (kerubiyun) İblis’in ulaşamayacağı bir gök katında Allah’a hamd ederler.
kervançulluğu, Scolopacidae familyasının Numenius cinsini oluşturan, eğri ya da orak biçimli gagaları olan, orta büyüklükte ya da oldukça iri yapılı sekiz kıyıkuşu türünün ortak adı. Kervançullukları çizgili, boz ya da kahverengi, uzun boyunlu, oldukça uzun bacaklı kuşlardır. Kuzey Yarıküre’nin ılık ve soğuk bölgelerinde denizden uzak iç kesimlerde çoğalan ve güzün güneye doğru uzun göçlere çıkan bu kuşlar göç sırasında sık sık yüksek yaylalarda konaklayarak böcek ve tohumlarla beslenir, kışı bataklıklar ve kıyılardaki çamurlu düzlüklerde geçirirler.
Alaska’nın dağlarında üreyen ve kışı Büyük Okyanusun güney kesimlerindeki adalarda geçiren N. tahitierısis türünün göç yolu
Bayağı kervançulluğu (Numenius arquata)
John Markham
10 bin kilometreye yakındır. Bayağı ya da Avrasya kervançulluğu (N. arguata), gagasıyla birlikte yaklaşık 60 cm’yi bulan uzunluğuyla Avrupa’nın en iri kıyıkuşudur. Bu tür, Ingiltere’den Orta Asya’ya kadar uzanan bölgelerde bulunur; Türkiye’de göç sırasında ve kışın sulak alanlarda görülür.
Eskimo kervançulluğu (N. borealis) en seyrek rastlanan ve hemen hemen soyu tükenmiş olan kuşlardan biridir. Eskiden Amerika’nın Kuzey Kutbu’na yakın bölgelerinde çok sayıda üreyen ve kışı Güney Amerika’nın pampalarında geçiren bu kuşlar avcıların kırımından kurtulamayarak 1800’lerde iyice azalmıştır.
Asya’nın doğu kesiminde yaşayan N. mini-mus türünün uzunluğu 30 cm’yi geçmezken, bayağı kervançuiluğunun Kuzey Amerika’ mn batı kesiminde yaşayan bir karşılığı olan uzun gagalı kervançuiluğunun (N. america-nus) yalnız gagası yaklaşık 20 cm uzunluğundadır.
Bu familyanın en büyük kuşu olan, 60 cm uzunluğundaki doğu kervançulluğu (N. ma-dagascariensis) ve N. tenuirostris türü Eski-dünya kuşlarıdır. N. tenuirostris kışın ve göç sırasında Anadolu’nun orta ve batı kesimlerindeki sulak alanlarda görülür. N. phaeo-pus ise iki ayrı alttür olarak hem Eskidün-ya’da, hem de Yenidünya’da bulunur. Avrasya alttürünün kuyruk üstü beyaz, Kuzey Amerika alttürününki kahverengidir.
kervansaray, kentler arasında işleyen kervanların barınması amacıyla düzenlenmiş konaklama yapısı. Han diye adlandırıldığı da olur; ama bu ad daha çok kent içi konaklama yapılarına verilmiş, bir süre sonra da anlam değişmesine uğrayarak alışveriş yapıları için kullanılır olmuştur (bak. han).
Eski Türklerin konaklama yapıları yaparak bunlan işlettiği bilinmektedir. İslamdan sonra yayılmacı bir politika izleyen Arapla-
rın da, cihada giden askerlerin barınması için sınırlara yapılan ve ribat diye adlandırılan küçük kaleleri vardı. Sınır ileri götürüldükçe iç bölgelerde kalan ribatların işlevi de değişti, konaklama yapıları olarak kullanılmaya başladı. Böylece Türk yapı geleneğiyle İslam dinini yayma düşüncesinin bir bireşimi niteliğindeki kervansaraylar ortaya çıktı. Bu yapıların sonraki örnekleri de yapım ve işlev açısından savunma yapılarına benziyordu.
İlk Türk kervansarayları Gazneliler ve Karahanlılar dönemlerinden kalmıştır. Büyük Selçuklular da ribat denen kervansaraylar yaptılar. Anadolu Selçukluları kervansaray yapma geleneğini sürdürdüler. Çoğu günümüze yıkıntı olarak kalmış olan bu kervansaraylar, barış zamanında kervanların konaklaması, savaş zamanında da askerlerin üslenmesi için kullanılırdı.
Anadolu Selçuklularının kervansarayları han ya da sultan hanı gibi adlarla da anılır. Bunların Türkistan’daki örnekler gibi dört eyvanlı, üstü açık avlulu yapılanları vardır. Bu türe örnek olarak I. İzzeddin Keykâvus tarafından Antalya’dan 13 km uzaklıkta kurulan Evdir Han(*) gösterilebilir. Avlu-suz, üstü örtülü tür ise Anadolu’ya özgüdür.
II. Gıyaseddin Keyhusrev tarafından Antal-ya-Alaiye (Alanya) yolu üstünde yaptırılan Şarapsa (Şerefza) Han gibi tek sahınlı bir örneği günümüze kalmıştır. Şahın sayısının beşe kadar çıktığı daha büyük kervansaraylar da vardır. Örnekler arasında 1239’da Antalya-Burdur yolu üstünde yapılmış olan İncir Han, 1246’da yapılmış olan Susuz Han(*) ve Konya-Ankara yolu üstündeki 1330 tarihli Horozlu Han bulunur.
Birinciyle İkincinin karışımı olan bir üçüncü tip de ikiye ayrılır. İlki, avlulu bölümle üstü örtülü bölümün uç uca eklendiği türdür. I. Alaeddin Keykubad tarafından 1229’da Konya-Niğde Aksarayı arasında yaptırılan Sultan Han(*) bu türe girer. İkincisi ise avlulu bölümle kapalı bölümü kaynaştıran türdür. Bunun da örneği gene
I. Alaeddin Keykubad tarafından 1232’de Antalya-Alaiye (Alanya) yolu üzerinde yaptırılan Alara Han’dır(*).
Kentler arası yollar üzerinde bulunan kervansaraylar Osmanlı Döneminde önemini yitirmiş, yerlerini daha çok kent içi konaklama yapılarına bırakmışlardır. Buna karşılık 17. yüzyıla değin İran’da Isfahan yakınlarındaki Mayır, Netenz, Sultaniye-Tebriz yolu üzerinde Şebil, Isfahan-Şiraz yolunda Dehbid gibi kare ve sekizgen planlı kervansaraylar yapılmıştır.
Klasik kervansaray kalın ve yüksek duvarlı bir yapıdır, duvarları boyunca ve köşelerinde payanda kuleleri olur. Yapı kütlesinden hem ileriye, hem de yukarıya taşan görkemli bir taçkapıdan içeriye girilir. Avluda, yerden yükseltilmiş küçük bir ada biçimindeki köşk mescidi bulunur. Gene bu avluya bakan bir de hamam vardır. Sahınlara ayrılan kapalı bölümü, ortasındaki bir aydınlık fenerinden ışık alır. Vakfiyelerden, kim olursa olsun her konuğun üç gün ücret ödemeden kervansaraylarda konaklayabildiği öğrenilmektedir.
kerykeion, Latince caduceus, tanrıların habercisi Hermes’in taşıdığı barış simgesi asa. Eski Yunan ve Roma’da haberciler ile elçilerin dokunulmazlığını belirten bir nişandı. Başlangıçta, ucunda iki filiz bulunan, genellikle çelenk ya da kurdelelerle süslenmiş bir değnek ya da zeytin dalı biçimindeydi. Daha sonra çelenkler, yüz yüze gelecek biçimde ters yönde asaya sarılmış iki yılana dönüştü ve asaya Hermes’in hızını simgeleyen bir çift kanat eklendi. Hekimlik Tanrısı Asklepios’un(*) tepesi çatallı ve tek yılanlı
211 kesb
Kerykeion taşıyan Hermes, bir Yunan heykelinin İÖ 350’de yapılmış Roma kopyası,
İS y. 1. yy; British Museum, Londra
Bntısh Museum
asasına benzediği için, kerykeion günümüzde de hekimliğin simgesi olarak kullanılır.
keryks, Eski Yunan’da dokunulmazlığı olan haberci. Homeros zamanında kabile reisinin güvenilir memuru ya da hizmetlisi konumunu taşıyan keryks’ler, savaşta bile saldırıya uğramadan devletler arasında haber götürüp getirme, konsey, halk meclisi ya da mahkemelerin toplantılarını duyurma, buralarda dua kalıplarını söyleme ve gerekli kişileri toplantılara çağırma gibi görevler üstlendiler. Kendisi de tanrıların keryks’i olan Hermes bütün keryks’lerin koruyucusuvdu; elinde habercilerin asası kerykeion(*) (Latince caduceus) bulunurdu. Keryks sözcüğü çoğu zaman yalnızca tellal anlamında da kullanılırdı. Keryks klanlarının Eleusis Mysterion’lanyla bağlantılı belirli görevleri vardı.
Kesang, Kuzey Kore’nin güneybatı kesiminde özerk yönetimli özel bölge (çigu) ve özel kent (si). Güney Kore’nin başkenti Seul’un kuzeybatısında yer alır. Kore’nin en eski kentlerinden biridir. Korya hanedanının (935-1392) başkenti olan Kesang, çam ormanlarıyla kaplı dağların arasında yer aldığından eskiden Sangdo (Çamlar Kenti) adıyla anılırdı. Dört kapılı taş surlarla çevrili olan kent, Kore Savaşı’nda (1950-53) Kuzey Kore birliklerinin eline geçti. 1951’de ilk ateşkes görüşmeleri burada yapıldı. Savaştan sonra Kuzey Kore sınırları içinde kalan kent, ateşkes sınırına kadar uzanan 1.150 km2’lik bir alan üzerinde özerk yönetimli özel bölge ve özel kent olarak kabul edildi. Bazı Korya anıtlarının savaş sırasında yıkılmasına karşın, yörede bir bölümü onarılmış çok sayıda tapınak, mezar ve saray bulunur. Tıpta kullanılan ve bu yöreye özgü olan ginseng bitkisi çok eski dönemlerden beri Çin ile Güneydoğu Asya ülkelerine ihraç edilir. Günümüzde en önemli sanayi dalı tekstildir. Kesang aynı zamanda bir kültür ve eğitim merkezi durumundadır. Nüfus (1981 tah.) 240.000.
kesb (Arapçada “kazanma”, “edinme”), Sünni kelam bilginlerinin, insanın irade özgürlüğünü ve eylemlerinden sorumluluğunu kader öğretisiyle bağdaştırmak amacıyla geliştirdiği kavram.
kese 212
İlk kelam okulu Mutezileye (8-10. yy) göre insanın sorumluluğu, özgür iradesiyle seçti-
?”j eylemi, gene kendi yapabilme gücüyle
istitaat) gerçekleştirmesinden kaynaklanıyordu. Dolayısıyla insan, eylemlerini yalnızca seçmiyor, aynı zamanda yaratıyordu. İnsanın kendisinden kaynaklanmayan eylemlerden sorumlu tutulması Tann’nın adaletiyle bağdaşmazdı. Mutezile içinde yetişmekle birlikte kendi adıyla anılan büyük Sünni kelam okulunu kuran Eş’ari (873-936), yalnızca Tann’ya ait olan yaratıcılık niteliğini insanlara da yakıştıran bu kurama karşı çıkarak her şey gibi insan eylemlerini de Tann’mn yarattığını (halk) savundu. Eş’ari’ye göre insanın eylemleriyle ilişkisi, bu eylemleri kendi iradesiyle kazanmaktan ibaretti. İnsan, cüzi (belirli bir işe yönelmiş) iradesiyle belirli bir eylemi yalnızca kazanıyor, ama bu eylemi Tanrı yaratıyordu. Tanrı’nın yaratması, insanın kesbini izlediği için, Tann’nın yarattığı bu eylemden gene insan sorumluydu. Tanrı, iyi eylemlerin olduğu gibi kötü eylemlerin de yaratıcısı (hâlik) olmakla birlikte, bu eylemleri edinen (kâsib) insanın kendisiydi.
Eş’ariyenin, insan iradesini bütünüyle Tanrı iradesine bağımlı kılan bu açıklamasına karşı, öteki büyük Sünni kelam okulu Maturidiye (10. yy), cüzi iradenin ortaya çıkmasında insanın seçiminin belirleyici olduğunu vurgulayarak daha esnek bir tutum benimsedi. Ama halk ile kesb arasındaki ayrımı titizlikle korudu. İslam kelamının en bulanık alanlarından biri olan kesb kuramının ince ayrımları Arapçada adakk min kesbü’l-Eş’ari (“Eş’ari’nin kesbinden bile daha ince”) deyişinin doğmasına yol açtı.
kese, bursa olarak da bilinir, memelilerde, sürtünme ve gerilime açık bölgelerde, kiriş, kas ya da deri ve kemik çıkıntılarının arasında yer alan torba biçimli küçük yapıların ortak adı. Üç türü vardır. Dış keseler özellikle kemik çıkıntılarının üstündeki yumuşak dokulann, art arda aşın derecede gerilmesiyle ortaya çıkar. Bazı bilim adam-lannca dış kese olarak sınıflandınlan derialtı keseleri normal olarak derialtı dokulany-la daha derinlerdeki bağdoku örtülerinin birleşme yerlerinde oluşan yanklardır. Si-novya keseleri ise kiriş, kas ve kemik gibi dokulann arasında yer alan ve iç yüzeyi sinovya adlı kayganlaştıncı sıvıyı salgılayan bir zarla döşenmiş olan ince duvarlı oluşumlardır. İnsanda kol ve bacaklardaki büyük eklemlerin çevresinde yer alır.
Özellikle dar ve sivri burunlu pabuç giyenlerde görülen ve ayak başparmağının, küçük parmaklann üstüne ya da altına doğru dönmesiyle ortaya çıkan yapı bozukluğunda (hallux valgus) başparmağın iç yanında bir kese oluşabilir. Hafif vakalarda uygun ayakkabılann giyilmesi ve ayak bakımı yeterlidir; daha ağır bozukluklarda cerrahi girişim gerekli olabilir.
Gut ve romatoit artrit gibi hastalıklarda eklem ve kiriş kılıflanyla birlikte keselerde de iltihaplanma olursa da, kese iltihaplan-mn (bursit) çoğunun temelinde lokal mekanik zedelenmeler yatar. Evcil hayvanlarda da kese hastalıklan görülür. Örneğin atlarda, sert yerde yatma ya da çeşitli yaralanmalar nedeniyle kronik kese iltihabı gelişebilir.
kese, kİse olarak da bilinir, OsmanlIlarda
15. yüzyıldan 1877’ye değin kullanılan para birimi. Belli miktardaki paranın keselere konmasıyla oluşturulduğu için bu adla anılmıştır. İki keseye yük denir, altın kese ise surre olarak adlandınlırdı.
II. Mehmed (Fatih) döneminde (1451-81) bir kese 30 bin akçeydi. 1530’larda 20 bin, 1660’ta 40 bin, 1680’den sonra da 50 bin akçe oldu. Bu son belirlemede 1 kuruş 100 akçe sayılarak 500 kuruşa da 1 kese dendi. Kese sistemi, hesapların yazımında olduğu kadar para sayımında da kolaylık sağlıyordu. 16. yüzyılın sonlarında (1.000 akçenin 1 duka altınına denk olduğu hesabıyla) 1 altın kesesi 1.000 altın, bu da 50.000 akçe değerindeydi. 1720’de, 1 kuruşun değeri 120 akçeye çıkınca, 1 kese de 416,66 kuruş sayıldı ve buna divani kese dendi. Aynı dönemde Rumi kese 500 kuruş, Mısır’da kullanılan Mısır kesesi de 600 kuruştu.
Kese sistemi günlük yaşamda yaygın değildi. Daha çok bütçe hesaplarında, muhalle-fat işlemlerinde, caize, ulufe vb ödemelerde kullanılırdı. Osmanlı bütçesinin kese birimiyle hesaplanması ilk kez 1653’te başladı ve 1862’ye değin aralıksız sürdü. 1862’de bütçenin kuruş birimi ile bağlanmasına geçildi. 1877’de Heyet-i Mebusan’ın kabul ettiği ilk bütçe yasasıyla da kese sistemi kalktı.
Osmanlı Devleti’nin merkez ve taşra örgütlerinde yazışma ve arşivlemede kullanılan torbalara da kese denirdi. Bunların korunmasından ve gerektiğinde açılmasından sorumlu evrak ve arşiv görevlileri kesedar olarak adlandırılırdı.
kese, para, tütün vb gibi şeyler koymak için kullanılan kumaş, deri ya da örgü torbacık.
Eskiden giysilerde cep olmadığı için yanda taşınacak şeyler kemer ve kuşağa asılan ya da koyna sokulan keseye konurdu.
Erkekler üstlerinde kitap, defter, elifba, Kuran, yazı araçlan, temizlik ya da savaş
Çeşitli keseler, Topkapı Sarayı Müzesi
Hayatı Tezel Koleksiyonu
malzemesi koymak için kese taşırlardı. Evlenecek genç kızlar çeyizlerinde kocalan için bir kese takımı bulundururlardı. Bu takımda para, saat, mühür, tütün, tarak, divit ve ayna keseleri yer alırdı. Kadınlar boncuktan yapılmış kese kullanırlardı. İğne, tığ ve şişle yapılan örgü keselerin bağlan oyalarla süslenirdi. Kumaş ve deri keselere de sırmayla iş yapılırdı. Para keseleri genellikle kandil biçiminde ve bağcıklı, tütün keseleri dörtgen olurdu.
Hamamda vücudun kirini çıkarmak için cilde sürülen sert yünden ya da kıldan yapılmış torbacıklara da kese denir.
keseböceği, Lepidoptera (pulkanatlılar) takımının Tnaumetopoeidae familyasından, tır-tıllannın davranış biçimleriyle dikkat çeken böcek türlerinin ortak adı. Bazı uzmanların Notodontidae familyasına yerleştirdiği bu böceklerin tüylü tırtılları genellikle ortaklaşa ördükleri keselerde yaşar ve uzun kollar halinde besin aramaya çıkarlar. Tırtıllar geçtikleri yerlere ipeksi bir iz bırakır. Erişkinleri iridir ve beslenme organları kaybolmuştur. Başta çam keseböceği (Thaume-
Çam keseböceği (Thaumetopoea pityocampa)
Ingmar Holmasen
topoea pityocampa) olmak üzere sedir keseböceği (T. solitaria) ve meşe keseböceği (T. processionea) Türkiye ormanlannda görülmekte, tırtıllan yapraklan yiyerek ağaçlara zarar vermektedir.
keseğen, Cricetidae familyasının Cricetini oymağını oluşturan Eskidünya kemiricilerinin ortak adı. Kısa kuyruklu, yumuşak postlu olan bu hayvanların avurtlarında besinlerini taşımaya yarayan büyük keseler vardır. Keseğenlerin çoğu oyuklarda barınır
Altın keseğen (Mesocricetus auratus)
John Markham
ve geceleri etkinlik göstererek meyve, tohum ve sebzeyle beslenir. Bazı türleriyse böcek ve öbür küçük hayvanlan da yer.
Ciricetus ciricetus türü Avrupa’da ve Asya’nın batısındaki steplerde ve ekili alanlarda yalnız yaşar. Oldukça iri bir kemirici olan bu hayvan, 3-6 cm’lik kuyruğu dışında 20-30 cm uzunluğundadır. Kürkünün üst bölümü kahverengi, alt bölümü siyahtır ve her iki yanında beyaz lekeler bulunur. Topladığı çok miktardaki yiyeceği sakladığı ve yuva olarak kullandığı odalann bulunduğu karmaşık bir tünel sistemi kazar. Bazen aşın üreyerek ve ekili alanlara dadanarak önemli bir tarım zararlısı haline gelebilir. Laboratuvar araştırmalarında kullanılmakla birlikte altın keseğen ölçüsünde ev hayvanı olarak beslenmeye elverişli değildir.
Altın keseğen (Mesocricetus auratus) sevilen bir ev ve laboratuvar hayvanıdır. Anavatanı Ortadoğu stepleri olan bu hayvanın üst bölümleri kızılımsı kahverengi, alt bölümleri beyaz, çok kısa olan kuyruğuyla birlikte uzunluğu 15-20 cm’dir. Altın keseğen hem bitkisel, hem de hayvansal gıdalarla beslenir ve genellikle yalnız yaşar. Temiz, bakımı kolay ve eğitilmeye uygundur. Son derece doğurgan olan dişiler yılda birkaç kez ve toplam 18 yavru doğurabilir. Gebelik süreleri 2,5 hafta kadardır. Altın keseğen
Türkiye’de Anadolu’nun orta, doğu ve güneydoğu kesimlerindeki düzlük alanlarda yaşar.
keseli güveler bak. Coleophoridae
keseli örümceği bak. torba örümceği
keseliceylan (Antidorcas marsupialis), sprİngbok olarak da bilinir, Artiodactyla (çifttoynaklılar) takımının Bovidae familyasından, ceylana benzer antilop türü. Afrika’nın güneyindeki ağaçsız, açık düzlük-
Keseliceylan (Antidorcas marsupialis)
Russe Kinne-Photo Researchers
lerde yaşayan bu hayvanlar eskiden geniş sürüler halinde dolaşırken günümüzde çok azalmıştır.
Keseliceylanın omuz yüksekliği yaklaşık 80 cm’dir. Sırtının ortasından sağrısına kadar uzanan deri kıvrımı en ayırt edici özelliğini oluşturur. Keseliceylan heyecanlandığı zamanlarda bu kıvrım açılır ve hayvanın sırtında beyaz tüyler ortaya çıkar. Başı, kuyruksokumu, kuyruğu, karnı ve bacaklarının içi beyaz, öbür bölümleri kızıl kahverengidir. Hem erkek hem dişi boğumlu ve lir biçiminde boynuzlar taşır. Keseliceylan tehlike karşısında ya da oyun sırasında tipik bir biçimde bacaklarını gererek art arda 3,5 m’ye kadar sıçrayabilir. Bu hareketi yaparken başı aşağıya kıvrılır, toynakları bir araya gelir ve sırtı kamburlaşır.
keselifare, Marsupialia (keseliler) takımının Dasyuridae familyasından, Avustralya ve Yeni Gine’de yaşayan, fareye benzer memeli türlerinin ortak adı. Kuyruklarıyla birlikte uzunlukları türlere göre 10-40 cm arasında değişen bu hayvanların yaklaşık
Keselifare (Sminthopsis)
Hans and Judy Beste-Ardea Photographies
gövdeleri kadar uzun, genellikle fırça tüylü kuyrukları vardır.- Postları genellikle boz, kahverengimsi san ya da kahverengi, bazı türlerde beneklidir. Yırtıcı olan bu hayvanların çoğu gece avlanmaya çıkar.
Geniş ayaklı keselifarelerin (Antechinus cinsi) balözüyle de beslendikleri bilinir, ama
keselifarelerin temel besinleri genel olarak böcek ve küçük omurgalılardır. Kuyruğunda yağ depolayan Sminthopsis crassicauda-ta, geniş ayaklı keselifarelerin dışında kalan tüm grup üyeleri gibi, besinleri azaldığında metabolizmasını yavaşlatarak hareketsizle-şir. Kurak bölgelerde yaşayan ve ev farelerini öldürerek insanlara yararlı olan Dasy-cercus cristicauda, gereksindiği suyu avlarının vücudundan elde eder.
Gene Avustralya ve Yeni Zelanda’nın kurak bölgelerinde yaşayan Antechinomus cinsinin iki türü, uzun kuyrukları, iri kulakları ve sopa gibi uzamış arka bacaklarıyla araptavşanını andınr. Phascogale cinsinden iki türün rengi mavimsi ve kızılımsı, uzun kuyrukları uca doğru sık ve uzun tüylüdür. Bu tüyler dikildiğinde kuyruğu şişe fırçasına benzer. Her iki tür de ağaçlarda yaşamasına karşın bazen kümesleri yağmalar. Planigale cinsinin üyeleri hem biçimleri, hem de davranışları bakımından gerçek sivrifarelere benzer.
Yalnız Red Data Book kayıtlarına giren Antechinomys laniger türünün değil, birçok keselifare türünün de soyunun tükenmek üzere olduğu sanılmaktadır.
keselikarıncayiyen bak. numbat
keseliköstebek, Marsupialia (keseliler) takımının, Notoryctidae familyasını oluşturan iki keseli memeli türünün ortak adı. Her iki tür de bu familyanın tek cinsi olan Notory-etes içinde yer alır. Avustralya’nın ortagü-ney ve kuzeybatı kesimlerindeki sıcak ve
Keseliköstebek (Notoryctes typlops)
H Douglas Pratt’ın çizimi
çorak yörelerde yaşayan, 18 cm uzunluğundaki N. typhlops ve 10 Cm uzunluğundaki N. caurinus gerçek köstebeklere şaşırtıcı ölçüde benzer. Toprağı kazmakta kullandıkları tırnaklan ön ayaklarında iri ve koni biçiminde, küt olan burnu ve kuyruğu kalın derilidir. Afrika’da yaşayan altın köstebe-ğinki gibi az gelişmiş gözlerini postunun uzun ve yumuşak tüyleri örter. Postu gümüş renginden sarımsı kızıla ya da pembemsiye kadar değişen tonlarda yanardöner parıltılıdır. Bu hayvanlar çok hareketli oldukları anlarda birden uykuya dalmalanyla dikkat çekerler. Başlıca besinlerini toprak yüzeyine çok yakın açtıklan tünellerde bulduklan larva ve solucanlar oluşturur. Gerçek köstebeklerin tersine, besin ararken arkalannda tünel açıklığı bırakmadıklanndan sık sık hava almak için yüzeye çıkarlar. Bazı uzmanlara göre keseliköstebekler tek bir tür (N. typhlops) altında toplanır.
keseliler (Marsupialia), erken doğan ve gelişimlerini annelerinin memesine yapışarak tamamlayan ilkel memeliler takımı. Takım üyelerinin çoğu memelerini örten bir keseyle ayırt edilmekle birlikte, bu kese bazı türlerde iyice küçülmüş ya da tümüyle kaybolmuştur.
Keseliler yalnızca Avustralyen bölgede ve Yenidünya’da yaşar. Avustralya’da Yeni Gine, Timor ve Selebes adalarında 175 dolayında türü, Güney ve Orta Amerika’da ise 70’i aşkın türü vardır. Ama bayağı opossum (Didelphis marsupialis) gibi bazı
213 keseliler
türler, Kanada’nın güneyine kadar yayılır. Keselilerin, 3 m uzunluğunda ve 2 m boyundaki boz kangurudan (Macropus can-guru) uzunluğu 12 cm’yi geçmeyen bir keselifareye (Planigale ingrami) kadar değişen farklı büyüklükte türleri vardır.
Bilinen ilk keseliler yaklaşık 100 milyon yıl önce, Kretase (Tebeşir) Döneminde (y. 186-65 milyon yıl önce) yaşamıştır. Bu ilk türlerin birçoğu varlığını günümüze değin sürdürebilen Didelphidae (opossumlar) familyasının üyeleridir. Keselilerin önce Yenidünya’da ortaya çıktıklan, eteneli memeliler gelişmeden önce var olan bir kara bağlantısıyla Avustralya’ya geçtikleri sanılmaktadır. Afrika ve Avrasya’da ise bulunmuş hiçbir keseli fosili yoktur. Tersiyer (Üçüncü) Dönemin (y. 65-2,5 milyon yıl önce) başlangıcında Avustralya öbür kıtalardan aynlmış, böylece keseliler faunası öbür memelilerin rekabetinden uzak, kendi içinde büyük bir çeşitliliğe ulaşmıştır. Evrim sürecinde keselilerin değişik türleri eteneli memeli takımlarının birçoğuna benzer yapı ve davranış biçimleri geliştirmiştir. Böylece bitkiyle beslenen kangurular (Macropodi-dae familyası) öbür kıtalarda çeşitli toynaklı memelilerin doldurduğu ekolojik nişe sahip çıkmış, keselisansarlar gibi Dasyuridae familyasının yırtıcı üyeleri küçük kedigillerin eşdeğeri olmuş, keseliköstebek de (Notoryctes cinsi) biçim ve davranış bakımından gerçek köstebeklere yaklaşmıştır. Öbür keseliler arasında biçim ya da davranış bakımından ayıya, sincaba, kurda ve fareye benzeyen türler de vardır. Yenidünya’da keselilerden yalnız Lidelphidae ve Caeno-lestidae familyalan varlıklarını sürdürebilmiştir. Bu hayvanların hem bitkisel hem hayvansal maddelerle beslenebilme özelliği, eteneli memelilere karşı verdikleri ekolojik mücadelede varlıklarını sürdürmelerine yardımcı olmuştur. İri yapılı ve yırtıcı türlerden oluşan Borhyaenidae familyası gibi daha özelleşmiş gruplar ise eteneli memelilerle giriştikleri mücadelede yenik düşmüşlerdir. Ama büyük olasılıkla birçok keseli türünün yok olmasında başlıca etken, beyinlerinin aynı büyüklükteki eteneli memelilerden çok daha küçük olmasıdır.
Keselilerin arka bacakları genellikle ön bacaklarından belirgin biçimde uzun ve güçlüdür. Ama bu özellik kanguru gibi iri türlerde iyice öne çıkar. Kese kemiği olarak bilinen ve bir zamanlar keseyi desteklediği sanılan kalça kemerine bağlı bir çift kemik yalnız bu takım üyelerinde görülür. Kese, özellikle tırmanıcı ve arka ayaklan üstünde duran türler başta olmak üzere grup üyelerinin çoğunda öne doğru açılırken, su opossumu (Chironectes minimus) ve birçok dört ayağı üstünde duran türde geriye doğru açılır. Diş sayısı bal opossumunda (Tarsipes spenserae) 22’ye kadar inerse de genellikle 40-50, numbat ya da keseli kanneayiyende (Myrmecobius fasciatus) 52’dir. Genellikle her bir çenede, üçer küçük azı ve dörder büyük azı bulunur. Etenelilerin ise genellikle dörder küçük azı ve üçer büyük azı dişleri vardır. Keselilerde üst ve alt çenedeki kesicidişlerin sayısı da farklıdır.
Keseliler çok değişik yaşama ortamlarına uyarlanmışlardır. Koala (Phascolarctos ci-nereus) ve ağaç kanguruları (Dendrolagus cinsi) gibi birçok tür ağaçlarda yaşar. Schoi-nobates volans türünün, uçan sincaplar gibi ağaçtan ağaca süzülmesini sağlayan ön ve arka ayaklan arasında gerili zarlar vardır. Postu kalın ve yağlı, ayaklan kısmen perdeli ve kese ağzı büzülebilen su opossumu yarı sucul yaşama uyarlanmış tek keseli türüdür.
keselisansar 214
Keselilerin birçoğu otçuldur. Kangurular otlarla, vombatlar (Vombatidae) kök, mantar ve otla, bal opossumu ise balözüyle beslenir. Yalnız bir tür okaliptüs ağacının yapraklarını yiyen koala, beslenme davranışı bakımından en özelleşmiş türdür. Numbat uzun diliyle yakaladığı karıncalarla ve termitlerle beslenir. Genellikle hepçil özellik gösteren opossumlar ve bandikutlar değişik türden bitki ve omurgasızları yerler. Keselifare ve keselisansarların birçoğu bö-
cek ve küçük omurgalılarla beslenir. Tas-manyaşeytanı (Sarcophilus harrisii) gibi büyük yırtıcılar kuş ve öbür memelileri avlar.
Keselilerin yaşam çevrimi yumurtlayarak üreyen tekdeliklilere göre daha gelişmiş olmasına karşın eteneli memelilere göre daha ilkeldir. Dişiler türlere göre 8-40 gün süren gebelik döneminin ardından kör ve embriyon özellikleri taşıyan yavrular doğurur. Ama bu yavrular yardım almaksızın annelerinin gövdesine tırmanarak keseye ya da memeye ulaşmak zorundadır. Kesenin içine giren yavrular ağızlarında şişen meme başlarına yapışır ve gelişmelerini tamamla-
yıncaya değin, haftalar ya da aylar boyunca orada kalırlar.
Keseliler üreme mevsimleri dışında genellikle yalnız yaşayan ve çok az toplumsal ilişki içine giren hayvanlardır. Kangurular gruplar halinde dolaşmalarına ve otlamalarına karşın eteneli memelilerin oluşturdukları sürülerden, liderlerinin ve sürü içi örgütlenmelerinin olmamasıyla ayrılırlar.
Marsupialia grubu bazı uzmanlar tarafından üsttakım düzeyinde sınıflandırılmaktadır.
keselisansar, Dasyuridae familyasının Das-yurus cinsini oluşturan, Avustralya’ya özgü keseli memelilerin ortak adı. Çoğunlukla geceleri avlanan bu yırtıcı hayvanlar bazen kümeslere dadandıklarından insanlar tarafından öldürülmüş ve birçok yerde yok
Benekli kuyruklu keselisansar (Dasyurus maculatus)
Hans and Judy Beste-Ardea Photographics
edilmiştir. Yaşama ortamlarının giderek daralması, yiyeceklerine ortak olan evcil kedi gibi eteneli memelilerin kıtaya sokulması, köpek ve tilkilere av olmaları soylarının tükenmesinde öbür önemli etkenlerdir.
Üst bölümleri beyaz benekli olan keseli-sansarların kabarık tüylü bir kuyruğu vardır. Doğu keselisansarı (D. viverrinus) büyük ölçüde Tasmanya’nın ormanlarında ve açık alanlannda yaşar. 20-30 cm’lik kuyruklarıyla birlikte uzunlukları 55-75 cm’dir. Avustralya’nın güneybatı ve orta kesimlerindeki savanlarda yaşayan batı keselisansa-n da (D. geoffroiİ) hemen hemen aynı uzunlukta olmasına karşın görece daha uzun bir kuyruğu vardır. Tropik bölgelerde yaşayan kuzey keselisansarı (D. hallucatus) ve doğal olarak bulunduğu adalardaki çeşit-
li yaşama ortamlarına yayılmış olan Yeni Gine keselisansarı (D. albopunctatus) genellikle daha küçük yapılıdır. En iri tür olan benekli kuyruklu keselisansar (D. maculatus) 35-55 cm’lik kuyruğuyla birlikte 75-130 cm uzunluğundadır. Bu tür, Tasmanya’da ve Avustralya’nın doğusundaki nemli, sık ağaçlı ormanlarda yaşar.
keser, ahşap malzemenin biçimlendirilme-sinde ve çivi çakılması ya da sökülmesinde kullanılan el aleti. İlk aletlerden biri olan keser, Paleolitik Çağ kültürlerinde, yontularak bir kenarı keskinleştirilen ve elle kullanılan bir taş biçimindeydi. Mısırlılar sapı ahşap, keskin bölümü ise bakırdan ya da tunçtan yapılan keserler kullanmaya
Tasmanyakurdu (Thylacınus cynocephalus)
fırça kuyruklu opossum (Trichosurus vulpécula)
•” ‘ ‘V kovari I* firp (Dasyuroıdes byrnei)
keseliköstebek (Notoryctes typhlops)
keselifare
(Caenolestes fuliginosus)
su opossumu (Chironectes minimus)
Çeşitli familyalardan keselilerin temsili üyeleri
A G Lyrıe’ın çizimi
başladılar. Kalaslann ya da kerestelerin işlenmesinde malzeme yere yerleştirilir ve marangoz kütüğün üzerinde ata biner gibi otunırarak ya da ayakta durarak keseri
kazma kullanır gibi, aşağıya ve kendine doğru sallayarak çalışır. Keserlerin çoğunda, baş bölümünün ortasında çivi sökmek için bir delik bulunur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*