Keeler, James (Edward)

Keeler, James (Edward)

Keeler, James (Edward)

(d. 10 Eylül 1857, LaSalle, Illinois – ö. 12 Ağustos 1900, San Francisco, ABD), Satürn’ün çevresindeki halkaların tek bir bütün değil, küçük
^v>-
James Keeler
Lick Observatory Archives, Santa Cruz, California
parçacıklardan oluşan bir küme olduğunu açığa çıkaran ABD’li astronom.
Küçük yaşlanndan başlayarak astronomiyle ilgilenen Keeler, 1881’de Pittsburgh’daki Allegheny Gözlemevi’nde ünlü gökbilimci Samuel P. Langley’nin asistanı olarak çalışmaya başladı. 1886-91 arasında ise Califor-nia’da Hamilton Dağındaki Lick Gözlemevi’nde çalıştı ve buradaki spektroskopik çalışmaları yönetti. Bu dönemde Orion Bulutsusu’nun genişleme hızını ölçtü ve bu bulutsunun Samanyolu Gökadası’nın içinde yer aldığını kanıtladı.
1891’de Allegheny Gözlemevi’nin yöneticiliğine getirilen Keeler, buradaki çalışmala-nm Satürn’ün halkalarının incelenmesi üzerinde yoğunlaştırdı. 1898’de Lick Gözlemevi’nin yöneticiliğine atandı ve burada 91 cm’lik Crossley yansıtıcı teleskopuyla 120 bin gökadanın fotoğraflannın çekilmesi ve gözlemlenmesi çalışmalannı yönetti.
Keeling Adaları bak. Cocos Adaları
Keelung bak. Chi-lung
Keen, William Williams (d. 19 Ocak
1837, Philadelphia – ö. 7 Haziran 1932, Philadelphia, ABD), ABD’nin ilk beyin cerrahı.
139 Keetmanshoop
1862’de Philadelphia’daki Jefferson Tıp Okulu’ndan mezun oldu. Aynı okulda 1866-75 arasında patolojik anatomi, 1889-1907 arasında cerrahi dersleri verdi. İç Savaş sırasında Birlik ordusunda cerrahlık yaptı. Ayrıca Philadelphia Anatomi Oku-lu’nda ve Philadelphia Kız Tıp Okulu’nda dersler verdi.
Beyin urunu ameliyatla çıkarmayı başaran (1888) ilk cerrahlardan biriydi. Cerrah Joseph Bryant’la birlikte gerçekleştirdiği bir ameliyatla da, ABD başkanı Grover Cleve-land’ın üstçenesindeki kötü huylu bir uru çıkardı. 1900’de Amerikan Tıp Derneği’nin yöneticiliğini yapan Keen, Surgery: Its Principles and Practice (Cerrahinin ilkeleri ve Uygulama) adlı kitabı da yayma hazırladı.
Keene, Charles Samuel (d. 10 Ağustos 1823, Hornsey, Middlesex – ö. 4 Ocak 1891, Londra, İngiltere), İngiliz ressam ve ilüs-tratör. 1851-90 arasında Punch dergisinde yayımlanan çalışmalanyla tanınmıştır. Alt ve orta sınıflardan karakterleri ince bir yergi ve özlü, yalın bir anlatımla ele aldığı yapıtlan, 19. yüzyılın havasını büyük bir canlılıkla yansıtır.
1842’den 1847’ye değin bir ağaç baskı ustasına çıraklık eden Keene, 1851’de Punch’ta ilk çalışmasını yayımladı. Burada dokuz yıl boyunca çalıştıktan sonra sürekli kadroya geçti. 1859’da Once a Week adlı dergi için de çizimler yapmaya başladı. Buradaki en önemli çalışmalan Charles Reade’in, sonradan The Cloister and the Hearth (Manastır ve Ocak) adını alan A Good Fight’ma (İyi Kavga) ve George Meredith’in Evan Harrington adlı yapıtlarına yaptığı resimlemelerdi. Keene 1872’de, yıllardır duyduğu ya da yaşadığı tuhaf ve komik olaylan, boş zamanlannda zevk için kaydedip resimlemekte olan Joseph Craw-hall’la tanıştı. Crawhall’un çalışmalanndan yola çıkarak Punch için 20 yıl boyunca en az 250 başanlı çizim yaptı. 1881’de Punçh için yaptığı çizimleri Our People (Bizim İnsanımız) adıyla kitaplaştırdı.
Keesom, Willem Hendrik, (d. 21 Haziran 1876, Texel – ö. 24 Mart 1956, Oegstgeest, Hollanda), helyumu katılaştırmayı başaran HollandalI fizikçi ve kriyojeni (düşük sıcaklıklar fiziği) uzmanı.
1904’te Amsterdam Üniversitesi’nde doktora çalışmasını tamamlayan Keesom, daha sonra, Leiden Üniversitesi’nde Kamerlingh Onnes ile birlikte çalışmaya başladı. 1917’de Utrecht’teki veteriner okuluna geçti, altı yıl sonra da Leiden Üniversitesi’ne deneysel fizik profesörü olarak geri döndü. 1926’da Onnes’in bu üniversitedeki labora-tuvannda helyumu katılaştırmayı başardı. 1932’de mutlak sıfır sıcaklığından yalnızca 1,6°C fazla olan —272°C’ye ulaştı. 1942’de Helium adlı kitabını yayımladı.
Keetmanshoop, Namibia’nm güneydoğu kesimindeki Keetmanshoop yönetim biriminin merkezi kent. Yönetim biriminin batı bölümünde, başkent Windhoek’in 460 km güneyinde, deniz düzeyinden 986 m yüksekte yer alır. 1866’da Lutherci misyonerler tarafından kuruldu ve misyoner Johann Keetman’ın adını aldı. 1894’te yörede bir Alman garnizonunun kurulmasından sonra kent oldu. Arada bir sağanaklar görülmekle birlikte yönetim biriminin büyük bölümünün iklimi çok sıcak ve kuraktır; bölgede yaygın olarak koyun (karakul) besiciliği yapılır. Yönetim biriminin doğu kesimi Kalahari Çölünün içlerine sokulurken, batı kesimi Nama yurtluğunun (homeland) bir
Keewatin Dizisi İ40
bölümünü kapsar. Keetmanshoop kentinin başlıca ticaret ürünleri karakul postu, işlenmiş gıda ve deri ürünleridir. Kentin güneyinde yer alan ve kesintili bir akışı olan Löwen Irmağı üzerinde ülkenin en büyük barajlarından Naute Barajı bulunur. Nüfus (1983 tah.) 13.500.
Keewatin Dizisi, Kuzey Amerika’da Pre-kambriyen Zamanda (y. 4 milyar-570 milyon yıl önce) oluşan İcayaç katmanlarının başlıca bölümü ve bu kayaçlann çökeldiği zaman dilimi. ABD’de Minnesota’nın kuzeyinde ve Kanada’daki Superior Gölü bölgesinde belirlenen dizi adını Minnesota’nm kuzeyindeki Keewatin bölgesinde saptanan yüzey oluşumlarından alır. Yaklaşık 6.000 m kalınlığında tortul kayaçlardan ve granitli sokulmaların görüldüğü lav akıntılarından oluşur. Yastıklı türden olan bu lavların bir su örtüsünün altında yüzeye yükseldiği sanılmaktadır. Birbirini izleyen lav akıntıları, başkalaşmış kül ve tüf yataklarıyla ayrılmış durumdadır. Dizinin tortul karmaşığını oluşturan öğeler kuvarsitler, değişime uğramış gri kumtaşlan, ezilmiş kireçtaşlan ve demir bakımından zengin oluşuklardır. Aşırı başkalaşmış tortullar, ince gnays şeritleri halinde bulunur. Keewatin kayaçlan bazı bölgelerde, daha yaşlı olan Kutçiçing Dizisinin üzerinde yer alır.
Kef, el- (Arapçada “Kaya”), Tunus’un kuzeybatı kesiminde il (vilaye) ve il merkezi kent. El-Kef kenti Yüksek Tel Atlasları’nm yamaçlarında, deniz düzeyinden 780 m yüksekte ve Cezayir sınırından 35 km içeride yer alır. Antik bir Kartaca kenti, ardından Roma kolonisi olan Sicca Veneria’ ran üzerinde kurulmuştûr. Osmanlı egemenliği döneminde önemli bir müstahkem
El-Kef kenti ve kalesi, Tunus
A. F. Kersting
mevkiydi. Günümüzde bölgesel bir pazar yeri ve Cezayir’e giden karayolu üzerinde stratejik bir kavşaktır. Kentin merkezindeki kayalık bir tepede inşa edilmiş Osmanh kalesinin aşağısında büyük sarnıçlar yer alır. Kentte ayrıca eski surların, Roma hamamlarının ve bir tapınağın kalıntıları vardır.
Yüksek Tel Atlasları’nda 4.965 km2’lik bir alanı kaplayan el-Kef ilinin ekonomisi tahıl üretimi, sığır yetiştiriciliği ve madenciliğe dayanır. Nüfusun büyük bölümünü yerleşik Berberi topluluktan oluşturur. İl merkezi dışındaki önemli kentler arasında bir fosfat merkezi olan Kalatü’l-Cerda, yakınlarında kurşun ve çinko da çıkanlan demir madenciliği merkezi Cerissa ve Ebba Kusur sayılabilir. Nüfus (1975) kent, 27.939; (1986 tah.) il, 256.000.
Kef Kalesi, Van’ın Adilcevaz ilçesinde, Van Gölünün kuzeybatı kıyısında Urartu kalesi.
1964’te Emin Bilgiç ve Baki Öğün başkanlığında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nden bir ekip tarafından
Kef Kalesi’nde bulunmuş bir kabartma, Adilcevaz, Van
Nezih Başgeien
yörede araştırma ve kazı yapılmıştır. Kazıda bir erzak mahzeni içinde büyük erzak küpleri ele geçirilmiştir.
Ayrıca çok sayıda, dörtgen kesitli, üstü kabartmalarla bezeli sütun parçası bulunmuştur. Kabartmalarda aslanlar üstünde kanatlı tanrılar, kutsal hayatağacı, yüksek sur duvarları ve burçlar betimlenmiştir. Oldukça aşınmış durumda ele geçen bir yazıttan, kabartmalann bulunduğu yerin, Argişti’nin oğlu II. Rusa’nın sarayı içinde yer alan bir kutsal alan olduğu anlaşılmıştır. Kef Kalesi buluntuları Van Müzesi’nde sergilenmektedir.
kefal, Perciformes takımının, Mugilidae familyasını oluşturan, sürü halinde yaşayan 100’e yakın balık türünün ortak adı. Aynca Cypriniformes takımının Cyprinidae (sazangiller) familyasından bazı türler tatlı su kefali adıyla tanınır.
Mugilidae familyasının üyeleri genellikle tuzlu ya da acı sularda yaşar ve sıkça girdikleri sığ kıyı bölgelerinde, kumu ve çamuru eşeleyerek mikroskopik canlılan ve öbür besinleri ararlar. Birçok türü tatlı sulara da kolayca uyum sağlayabilmeleriyle
Tatlı su kefali (Leuciscus cephalus)
W.S. Pitt – Eric Hosking
dikkat çeker. Familya üyeleri 30-90 cm uzunluğunda, iri pullu, oldukça dolgun yapılı balıklardır. Vücutlan pınltılı, sırt ve yanları genellikle koyu boz, yeşilimsi boz ya da mavimsi boz, kannlan gümüş renginde ya da kirli beyazdır. Yanlannda koyu renk ya da sanmsı bantlar bulunabilir. Kuyrukla-n çatallı, sırt yüzgeçleri iki tane ve birbirinden ayndır. Birinci sırt yüzgecinde dört diken ışm bulunur. Çoğunun güçlü, taşlığa benzer bir midesi ve büyük ölçüde otçul beslenmeye uyarlanmış, uzun incebağırsağı vardır. Ticari bakımdan değerli olan bu balıklar tropik ve ılıman bölgelerde görülür.
Mugilidae familyasının Türkiye’yi çevreleyen denizlerde altı türü vardır. Bir tür de Dicle Irmağında yaşar. Bunlar arasında çok
hızlı büyüdüğünden çeşitli ülkelerde özel olarak yetiştirilen has kefal (Mugil cephalus) 120 cm uzunluğa erişebilir. Havyan da değerli olan bu balığın göz çevresinde genişçe bir alanı kaplayan yağ dokusu erişkin bireylerde gözlerin iki yanındar ortaya doğru iyice ilerlemiştir. Öbür deniş ketallerinden pulatarinamn (Liza ramadı ya da M. capito) göğüs yüzgeçleri taban: koyu lekeli ve uzunluğu en çok 70 cm, adın solungaç kapaklarındaki altın sansı lekeder alan altınbaş kefalin (L. aurata) uzunluğı en çok 55 cm, sırtındaki pullan 5-8 oluklv olan bayağı kefalin (L. saliens) uzunluğu er çok 40 cm’dir. Topbaş kefal ve mavr adlarıyla tanınan 60 cm uzunluğundaki Che lon labrosus üst dudağındaki bir ya di birkaç sıra kabarcıkla ayırt edilebilir. Uzun luğu en çok 30 cm’ye ulaşabilen dudakl kefalin (Oedalechilus labeo ya da M. labeo üst dudağı çok kalın ve kabarcıksızdır. Bı tür, öbürlerinden farklı olarak yalnız Akde niz ve Ege Denizi kıyılarında görülür Aynca Kızıldeniz’den Süveyş Kanalı yoluy la Akdeniz’e giren 30 cm uzunluğundaki L carinata türünün İskenderun Körfezi kıyıla nna da yayıldığı sanılmaktadır. Aslindi Hint Okyanusu faunasında yer alan 25 cır uzunluğundaki Mugil abu ise Dicle Irmağ yoluyla Türkiye’ye kadar gelmiştir.
Tatlı su kefali adıyla tanınan balıklat Cyprinidae familyasının öbür üyeleri gib tek bir sırt yüzgeci taşır. Yerel olaral kepenez adıyla tanınan ve 80 cm uzunluğa,L kg ağırlığa erişen Leuciscus (Squalis, cephalus Türkiye’deki iç sularda yaygıı biçimde bulunur. Büyük bir ağzı, iki sıral yutak dişleri ve kenarları siyah noktacıkl pullan vardır. Uzunluğu en çok 14 cm olaı Leuciscus (S.) borysthenicus Marmara Böl gesi’nde ve Karadeniz Bölgesi’nin doğı kesimlerindeki tatlı sularda görülür. Göğüs kann ve anüs yüzgeçleri sarı renklidir Aynca kuyruktan başlayarak gövdesin« orta yanları boyunca koyu renk iki ban bulunabilir. İncibalığı adıyla da tanınaı incikefali (Chalcalbumus tarichi) ise yalm; Van Gölü ve çevresine özgü bir türdür Rengi açık boz ve ağzı yukanya dönük olaı bu balığın ağız kenarları göz hizasına eriş miştir.
kefalet, hukukta, asıl borçlunun yüklendiğ borcun ifasının sağlanmasını alacaklıya kar şı taahhüt etme. Kefalet sözleşmesiyle kefil asıl borçlunun borcunu ödememesi duru munda, bu borçtan kişisel olarak sorumlı olacağı konusunda teminat verir.
Eski bir kurum olan kefaletin geçmiştek uygulama biçimleri arasında ailenin ya di başka bir toplumsal grubun, üyelerincı işlenebilecek suçlar için kolektif bir sorum luluk üstlenmesi, kefilin rehine olarak hal sahibinin gözetimine girmesi ve yükümlülü ğün yerine getirilmemesi durumunda haps edilerek çahştınlması sayılabilir. Günümüz de bazı Batı ülkelerinde kefalet, bu amaçlı kurulmuş ticari ortaklıklar tarafından yük lenilmektedir. Bu ortaklıklar genellikle ka mu görevlilerinin, özel kişilenn ya da çalı şanlann güveni kötüye kullandıktan durum larda belirli bir para ödeyerek ya da bi sözleşmenin uygun biçimde yerine getiril meşini sağlamayı taahhüt eden senetle satarak kefalet işlevi görürler. Sigorta kuru luşlanyla benzerlik gösteren bu ortaklıkla nn tanıdıktan lehtar haklan yükümlülü ğünü yerine getirmede hatalı olan tarafu yol açtığı her türlü zarann tazmin hakkını, alacaklının borçlusundan aldığ bütün teminatlara lehtar olma hakkını borçlunun borcunu ödemesini ya da taahhü dünü yerine getirmesini isteme hakkın içerir.
Türk hukukunda Borçlar Kanunu’nun öngördüğü kefalet sözleşmesinin geçerliliği şu koşullara bağlıdır: 1) Asıl borcun varlığı, 2) kefilin medeni haklan kullanma ehliyetinin bulunması, 3) sözleşmenin kesinlikle yazılı olarak yapılması, 4) sorumluluk miktannın gösterilmiş olması. Kefalet, alacaklının kefi-
li takip edebilmesi için gerekli koşullar ve çeşitli kefillerin birbirleriyle ilişkileri bakımından adi kefalet, kefile kefalet, rücua kefalet, müteselsil kefalet ve birlikte kefalet gibi türlere aynlır. Borçlar Kanunu’na göre esas olan adi kefalettir. Kefile kefil, alacaklıya karşı asıl kefilin taahhüdünü adi kefalet yoluyla temin eden kimsedir. Kefil hakkın-daki takip sonuçsuz kalmadan, kefile kefil olan kişiye başvurulamaz. Rücua kefil olan kimse ise, borçludan rücu nedeniyle alacağını alamayan kefilin bu alacağını temin eden kefildir. Uygulamada en çok müteselsil (zincirleme) kefalete rastlanır. Bu ilişkide alacaklı esas borçluya başvurmadan ve hatta varsa rehinlerin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurma hakkını elde eder. Birlikte kefalette ise, birkaç kişi adi surette ya da müteselsil olarak bir borca kefil olur. Birlikte kefaletin adi biçiminde kefiller bazen birbirlerinden bağımsız ve habersiz, bazen de aralarında anlaşarak borca birlikte kefil olurlar. Her iki durumda da kefiller birbirlerine rücu edemezler. Müteselsil birlikte kefalette ise her bir kefil borcun tamamından sorumludur; ama ötekilerin paylan için onlara rücu hakkına da sahiptir.
Kefalet asıl borçla birlikte ortadan kalkar. Başka bir deyişle asıl borcun herhangi bir nedenle ortadan kalkması durumunda, kefil kural olarak kefalet borcundan kurtulur. Öte yandan asıl borcun varlığını sürdürmesine karşın, kefalete özgü nedenlerle de kefalet sona erebilir. Süreli kefalet durumunda sürenin sona ermesiyle, süresiz kefalette ise asıl borcun muaccellik (ivedilik) kazanmasını izleyen bir ay içinde alacaklıya çekilen ihtarla kefaletten kurtulmak olanaklıdır. Borcun muaccellik tarihinin alacaklının borçluya bir ihbar yapmasına bağlı olduğu durumlarda, kefalet tarihinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra, kefil alacaklının bu ihban yapmasını isteyebilir. Kefil ile borçlu yeni bir sözleşmeyle aralarındaki kefalet sözleşmesini ortadan kaldırabilirler. Kefilin ölümü kural olarak kefaleti sona erdirmez.
kefaletle salıverme, gözaltına alınmış ya da tutuklanmış bir kimsenin, yargılamanın sonraki aşamalannda mahkeme önüne çıkmasını sağlamak üzere bir teminat alınarak serbest bırakılması. Genellikle para ya da senet olarak belirlenen teminatın miktan yüklenen suça bağlı olarak değişir. Yargıç delillerin gücü, sanığın kişiliği, mali durumu gibi etkenleri de göz önünde tutar. Kefaletle salıverme karannın verilmesi mahkemenin takdirine bağlıdır.
Türk hukuk sistemine göre kefaletle salıverme karan verilebilmesi için önceden verilmiş bir tutuklama karannm varlığı zorunludur. Tutuklamanın suç delillerinin ve izlerinin yok edilmesini önleme amacına yönelik olması durumunda, kefaletle salıverme karan verilemez. Kefaletle salıvermeye, hazırlık soruşturmasında sorgu yargıcı, son soruşturmada ise mahkeme (acil durumlarda mahkeme başkanı) karar verebilir. Sanığın yanı sıra üçüncü kişilerin de ödeyebileceği teminat para, devlete ait hisse senedi ya da tahvil olabilir. Saygın kişilerin verecekleri mali güvence de geçerli sayılır. Yargıç kefaletle salıverme yetkisini kullanırken, sanığın teminattan vazgeçerek kaçmayı yeğlemeyeceği bir bedel belirlemelidir. Türkiye’de oturmayan sanıklar da kefaletle salıvermeden yararlanabilir.
Kefaletle salıverilen sanık yargı organlarının bütün çağnlanna ve kararlanna uymak zorundadır. Tersi bir davranışa giren, kaçma hazırlıklanna girişen ya da tutuklanması için yeni nedenler ortaya çıkan sanık haklındaki eski tutuklama karan yeniden işleme konur. Kurallara aykırı davranışı nedeniyle yeniden tutuklanan sanığın verdiği teminat devlete gelir yazılır. Yeni tutuklama nedenlerinin ortaya çıkması nedeniyle sanığın tutuklanmasına karar verilmesi, tutuklanma nedenlerinin ortadan kalkmasından dolayı tutuklama müzekkeresinin geri alınması, sanığın özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya çarptınlarak bunun infazına başlanması, sanığın aklanmasına karar verilmesi ya da davanın düşmesi durumunda teminat geri verilir.
Kefallima bak. Kefalonya
Kefalonya, Yunanca kefallInİa, Yunanistan’da İon Adalannı oluşturan yedi adadan biri. 746 km2’lik yüzölçümüyle adalar grubunun en büyük adasıdır. Pâtrai (Patros) Körfezinin (kâlpos) batısında yer alır. İtha-ke (İthâki) Adası ve birkaç küçük adayla birlikte Kefallinia ilini (nomös) oluşturur. Dağlık bir yapıya sahip olan adanın en yüksek noktası, doruğu yılın birkaç ayında karla kaplı olan, 1.628 m yüksekliğindeki Ainos (eskiden Aenos) Dağıdır. Raki dışında pek az sürekli akarsuyu bulunan adada kaynak sulannın çoğu yaz aylannda kurur. Batı kesiminde adaya güneyden bir körfez sokulur; doğu kesiminde il merkezi ve önemli bir liman kenti olan Argostölion (Argostöli), batı kesiminde de Liksürion (Liksüri) kasabası yer alır. Sınırlı düzeyde tanm yapılan adanın başlıca ihraç ürünü kuşüzümüdür; aynca zeytin, üzüm, tahıl ve pamuk da yetiştirilir. Başlıca sanayi etkinlikleri dantel, halı ve şarap üretimi ile tekne yapımıdır.
Miken uygarlığının merkezlerinden biri olan adanın adı Homeros’un yapıtlannda Same (Sami) olarak geçer. Peloponnesos Savaşı’nda Atina’yı destekleyen Kefalonya daha sonra Aitolia Birliği’ne üye oldu. İÖ 189’da Roma împaratorluğu’nun yönetimi altına girdi. Roma İmparatorluğu’nun bölünmesinden sonra, adayı ele geçiren Nor-man serüvenci Robert Guiscard 1085’teki bir ayaklanma sırasında orada öldü. Kefalonya çeşitli Napolili ve Venedikli aileler tarafından yönetildikten sonra önce Osman-lılann (1479-99), daha sonra da Venediklilerin eline geçti. 1797’de adaya kısa bir süre için Fransa el koydu; 1809’da İngiliz yönetimi altına giren Kefalonya 1815 Paris Antlaşması uyarınca öteki İon adalanyla birlikte İngiltere’nin protektorası oldu. Adalar 1864’te Yunanistan’a devredildi. 1941’de İtalyanlar tarafından işgal edilen ada, 1944’te Yunanistan’a geri verildi. 1953’teki deprem, Argostölion ve öteki köyleri yerle bir ederek, adaya büyük zarar verdi. Başlıca tarihsel yapılar Argostölion yakınlannda-ki Venediklilere ait Hagios Georgios Kale-si’nin kalıntıları ile Mazakarata ve Diakata’ da bulunan Miken mezarlarıdır. Nüfus (1981) ada, 27.649; il, 31.297.
Kefar Sava, İsrail’in ortabatı kesiminde kent. Şaron Ovasının güneyinde yer alır. Kitabı Mukaddes’te sözü edilmeyen kentin adı Talmud’da geçer. Araştırmacılar Romalı Yahudi tarihçi Flavios İoşephos’un İS 93’te tamamladığı 20 ciltlik İoudaike ark-haiologia (Yahudilerin Tarihi) adlı yapıtında geçen Kefar Sava’nın bölgedeki bir başka kent olduğu görüşündedirler. Şaron’un güneyindeki ilk Yahudi yerleşmesi olan bugünkü kent, 1903’te Arap köyü Kefr Saba’nın hemen yanında kuruldu.
141 kefaret
Yöreye ilk yerleşenler bataklıkları kurutmak için badem, zeytin ve okaliptüs ağaçla-n diktiler. Kent, I. Dünya Savaşı’nın sonla-nnda İngiliz ordulan ile Osmanlı-Alman güçleri arasındaki çarpışmalara sahne oldu. Eylül 1918’de Mareşal Allenby komutasındaki Avustralya süvarilerinin Osmanlı hat-lannı yarmalarından sonra İngilizlerin işgali altına girdi. Savaş ve 1921’deki Arap ayak-lanmalan sırasında büyük zarar gören kent, 1922’de yeniden kuruldu. Ekonomisi tarım, mandıracılık ve hafif sanayiye dayanır; bölgede başta turunçgiller olmak üzere çeşitli ürünler yetiştirilir. Turunçgil konserveciliği ve aluminyum işlemeciliği başlıca sanayi kollarıdır. Kentte, ciğer hastalıktan tedavisinde uzmanlaşmış büyük bir hastane vardır. Nüfus (1982 tah.) 41.200.
kefaret, insanın Tann’ya kendini bağışlatmak için ödemesi gereken bedel. Hemen bütün dinlerde, kişinin Tann’yla ya da kutsal varlıklarla bağ kurması ya da bağlarını güçlendirmesi amacıyla uygulanan kefaret ya da tarziye törenlerine rastlanır. Çoğunlukla bir fedakârlığı ya da kurban sunmayı gerektiren kefaret, genellikle ahlaki ve dinsel kusursuzlukla ibadet temizliği arasında bağ kurar.
Hıristiyanlıktaki kefaret kavramında Tann’yla barışma düşüncesi ağırlık taşır ve terim çoğu kez, İsa’nın çarmıhta ölümüyle ödediği bedeli belirtmek için kullanılır. İsa’nın Kefareti’nin anlamı üzerine çeşitli yorumlar vardır: Değişik yorumlara göre İsa, dünyanın günahlarının bedelini ödemiş; dünyayı şeytandan ya da Tann’nın gazabından kurtarmış; uğruna acı çekilen gerçek sevginin ya da tanrısal merhametin benzersiz örneğini vererek insanlığı kurtuluşa yaraşır kılmıştır. Bir başka yoruma göre de ölümünden sonra dirilerek kötülüğe karşı tanrısal bir zafer kazanmıştır.
Yahudilikte ve İslamda bir kişinin başkalan için kefaret ödemesi söz konusu değildir. Geleneksel inançlara bağlı bir Yahudi açısından kefaret, Tann’nın merhametini kazanmak için, kendi günahını bağışlatma çabasıdır. Bunu tövbe etmek, sadaka vermek, hayır işlemek, acı çekmek ya da dua etmek gibi değişik yollardan gerçekleştirebilir. Bunlar içinde en önemlilen, tövbe etmek ve davra-nışlannı değiştirmektir. Kefaret Günü (Yom Kippur) ile son bulan on “saygı günü”nde en çok tövbekârhk üzerinde durulur.
İslamda kefaret, temelde bir ibadet olmakla birlikte ceza niteliği de taşır ve kişiyi, ibadet sırasında yapılan yanlışlığın gerektirdiği yaptırandan kurtanr. Aynca eksik kalan ibadeti tamamlar, yanlış ya da eksik eylemden doğan günahtan annma olanağı sağlar.
İslamın temel kaynaklannda belirtilen beş kefaretten ilki kefaret-i halk denen ve hac sırasında zamanından önce tıraş olma karşılığı ödenen kefarettir. Kural olarak, hac ibadetinin bütün kuralları yerine getirildikten sonra tıraş olunur ve ihram çıkanlarak günlük giysiler giyilir. Buna karşılık bir hacı, haccın temel edimlerini yerine getirdikten sonra bir özrü nedeniyle zamanından önce tıraş olarak ihramdan çıkarsa, yerine getiremediği ikincil edimler karşılığında kefaret olarak üç gün oruç tutmak zorundadır; ama bunun aralıksız olması zorunlu değildir. Kefaret gerektiren ikinci davranış, yanlışlıkla insan öldürmektir. Bir kasıt bulunmaksızın, hata sonucu insan öldüren kişi yasal olarak ölenin ailesine kan parası (diyet) vermekle yükümlüdür. Ama işlediği günahın bağışlanabilmesi için de kefaret-i kati ödemesi gerekir. Kefaret-i kati, bir
Kefaret Günü 142
köleyi özgürlüğüne kavuşturarak yerine getirilebilir. Bunun için gerekli mali gücün olmaması durumunda iki ay (60 gün) aralıksız oruç tutulur. Kasıtlı olarak orucun bozulması karşılığı ödenen kefarete ise kefaret-i savm adı verilir. Bunun için de öncelikle bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak gerekir. Buna gücü yetmeyen kişi aralıksız iki ay oruç tutar. Bunu da yapamayacak durumdaysa 60 yoksulu bir gün boyunca doyurmak ya da yemeğin karşılığını nakit olarak vermek zorundadır; 60 yoksulu birer gün doyurabileceği gibi, bir yoksulu 60 gün boyunca da doyurabilir. İslamda kefaret gerektiren dördüncü davranış, bir yemini bozmak ya da yerine getirmemektir. Bu durumda ödenmesi gereken kefaret-i yemin, bir yoksulu doyurmak ya da giydirmek ya da bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak biçiminde olabilir. Bunlara gücü yetmeyen kişi aralıksız üç gün oruç tutar. Kefaret gerektiren beşinci davranış da kocanın zihar (eşinin örtülmesi gereken bir organının, kendisine mahrem olan bir kadının organına benzediğine yemin etme) yoluyla karısıyla cinsel birleşmeyi kendisine haram kılmasıdır. Zihar, Cahiliye döneminde talak (boşama) nedeni sayılırken İslam buna son vermiş, ama zihardan dönülebilmesi için kefaret-i zihan zorunlu kılmıştır. Bu da öncelikle bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak yoluyla gerçekleşir. Ama kişinin buna gücü yetmiyorsa aralıksız 60 gün oruç tutulur; bu da olanaksızsa, 60 yoksul bir gün doyurulur. Erkeğin kefaret-i zihan dört ay içinde yerine getirmemesi durumunda, kadın evliliğin geçersiz sayılması için kadıya başvurabilir.
Kefaret Günü bak. Yom Kippur
Kefe Eyaleti, Kınm’da, Kefe (bugün Feo-dosiya) ve yöresini içine alan Osmanlı eyaleti.
1475’te Kaptanıderya Gedik Ahmed Paşa tarafından Cenevizlerden alınarak bir sancak olarak örgütlendi. 16. yüzyıl başında şehzade sancaklanndandı. Aynı yüzyılın ortalanna doğru tek sancaklı bir eyalet oldu. Havass-ı hümayun kapsamına alındığından vergi gelirlerinin tümü devlet hâzinesine aitti. Aynı nedenle tımarlı ve zea-metli askeri yoktu ve korunması merkezden gönderilen ulufeli askerlerle sağlanırdı. Kefe beylerbeyinin 679 bin akçelik hası vardı. Kefe mukataasından Osmanlı padişahlan-mn ceb-i hümayun denen özel hâzinelerine de günde 1.000 akçe ödenirdi. Osmanlı merkez maliye örgütünde, Kefe Eyaleti’nin öşür ve ağnam gelirleri ile öbür vergi hesaplanna Kefe Mukataa Kalemi bakardı. Bu kalem, söz konusu gelir ve vergileri, iltizam yoluyla mukataaya vererek toplardı. 1783’te Ruslar Kınm’ı işgal edince, Kefe Eyaleti de ortadan kalktı.
Kefernahum, Latince capernaum, İsrail’ de, Taberiye Gölünün kuzeybatı kıyısında antik kent. Hz. İsa’nın peygamberlik görevini yerine getirdiği kentlerden biriydi. O dönemde hem bir garnizon kenti ve yönetim merkezi, hem de bir gümrük kapısıydı. Yeni Ahit metinlerine göre Hz. İsa, havarileri Petrus, Andreas ve Matta’yı Keferna-hum’dan seçti, birçok mucizesi de bu kentte gerçekleşti. H. Kohl ile C. Watzinger’in 1905’te başlattığı ve Fransiskenlerin tamamladığı kazılar, bugünkü Kefernahum’un antik kentle aynı yerde olmayabileceği yönündeki kuşkulara son verdi. Kazılarda ortaya çıkanlan ve İS 2-3. yüzyıllara tarihlenen dörtgen bir sinagogun temelinin altında, Hz. İsa döneminde kullanılan eski bir sinagogun bulunduğu düşünülmektedir.
Keffe, kefa olarak da bilinir, Etiyopya’nın güneybatı kesiminde il (kifle hager). Doğuda Omo Irmağı, güneyde Turkana Gölü, batıda Sudan, kuzeyde de İlubabor, Velega ve Şeva illeriyle çevrilidir. 53.000 km2’lik alanının büyük bölümü, parçalanmış bir platodan oluşur; ormanlarla kaplı, verimli dağlık bölgelerde yükseklik 1.500-3.350 m’yi bulur, ilin en güney bölümü daha alçak ve kuraktır. Nüfusun büyük bölümünü, kuzeybatıda Oromolar (Gallalar), iç kesimlerde ve doğuda Sidamolar, güneyde de Nil halklan oluşturur. Halkın büyük bölümü geçimini hayvancılıktan sağlar; bölgede bir miktar da tarım yapılır. Başlıca bitkisel ürün kahvedir; kahve sözcüğünün de ilin adından geldiği öne sürülmüştür. Bölgeye özgü bu bitki kendiliğinden yetişir ve belli dönemlerde toplanır. Toplanan kahvenin büyük bölümü, ilin yönetim ve ticaret merkezi olan Jimna’ya gönderilir. Keffe’nin öteki tanmsal ürünleri çeşitli tahıllar, hint-yağı bitkisi, hayvan postu ve balmumudur; ilde aynca sert ve yumuşak odunlu tropik ağaçlardan kereste elde edilir. Keffe’nin ülkenin öteki kesimleriyle kara ve hava yolu bağlantısı vardır.
Keffe, eskiden doğal sınırlan olmayan, arklar ve hendeklerle çevrili bir krallıktı.
16. yüzyılda Müslüman komutan Ahmed Gran tarafından fethedildi. 1897-99’da II. Menelik tarafından Etiyopya İmparatorlu-ğu’na katıldı ve belli başlı merkezleri Hıristiyanlaştırıldı. Bununla birlikte uzun yıllar önemli bir köle toplama merkezi olmayı sürdürdü. Nüfus (1987 tah.) 2.664.557.
Keffi, Nijerya’nın orta kesiminde, Plateau eyaletinin batısında kent. Yaklaşık 1800’de, kuzeyli bir Fulani (Peul) savaşçısı olan Abdu Zanga (Abdullahi) tarafından kuruldu ve 264 km kuzeydeki Zaria’nın emirine bağlı vasal durumundaki bir emirliğin merkezi oldu. Adı “hendek” anlamına gelir. 19. yüzyıl boyunca Zaria’ya vergi ödeyen Keffi, sık sık köle toplamak için düzenlenen saldırılara hedef oldu. Sidi Umaru’nun hükümdarlığı sırasında (1877-94), komşu Na-saravva kasabası ile girdiği savaşı kaybederek, Zaria’ya daha çok köle göndermek zorunda kaldı.
1902’de İngilizler, Benue Irmağından kuzeye giden ticaret kervanlarını korumak için Nasaravva Emirliği’nin merkezini Keffi’ye taşıdılar. Keffi’de görev yapan bir İngiliz yöneticinin Zaria magaji’û (temsilci) tarafından öldürülmesi ve katilin Fulani emirliklerinin en güçlüsü olan Kano’ya (354 km kuzeydoğuda) kaçması üzerine İngilizler sal-dınya geçerek, 1903’te Kano’yu yenilgiye uğrattılar.
Kent nüfusunun büyük bölümünü geçimlerini kalay ve kolombit madenciliğiyle tanından sağlayan Gvandaralar oluşturur. Başlıca bitkisel ürünler darı, süpürgedansı, yam ve pamuktur. Keffi’de bir öğretmen yüksekokulu ile bir cami ve hastane vardır. Emirin sarayı, ana meydanın yakınlannda-dır. Abuja, Nasarawa ve Akvanga’ya uzanan karayollan ve Lafia’daki ana demiryoluna uzanan yan hatlar kentin hemen doğusunda kesişir. Nüfus (1983 tah.) 52.290.
kefir, özellikle inek, koyun ve keçi sütünden hazırlanan, kirli beyaz renkli ve hafif ekşi lezzetli mayalı içki. Önceleri deve sütünden de yapılırdı. Çok eskiden beri Orta Asya ve Kafkaslar’da kullanılmakta olan bu ürün sonralan Avrupa ve Amerika başta olmak üzere dünyanın pek çok yerine yayılmıştır. Kefir hazırlanırken, bileşiminde Saccharomyces kefir, Bacillus kefir ve B. acidi lactici gibi mikroorganizmalar bulunan kefir tanelerinden yararlanılır. Kirli beyaz renkli, sert parçalar halindeki kefir taneleri
ılık suda bekletilip yumuşatıldıktan sonra bir miktar süt içinde mayalandırılır. Hazırlanan bu maya ağzı sıkıca kapatılabilen bir kap içinde kaynatılıp 20°C’ye soğutulmuş süte kanştırılarak 10°C-15°C’de mayalandırmaya bırakılır ve kefir elde edilir.
Kefirin bronşit ve astım, kansızlık, egzama, böbrek ve sinir hastalıklan başta olmak üzere pek çok hastalığı iyileştirici etkisi vardır.
Kefren, hafre olarak da bilinir, Yunanca khephren ya da souphis (ü. İÖ 2500’lerin sonu), Mısır’da 4. sülalenin (İÖ y. 2613 -2494) dördüncü firavunu. Gize’deki üç piramitten kendi adıyla anılan İkincisini inşa ettirmiştir.
Firavun Keops’un oğluydu. Ağabeyi Ce-defre’nin (Recedef) tahta geçtikten kısa bir süre sonra ölmesi üzerine firavun oldu. Kız kardeşi Khamerernebti (III. Meresankh) ve
Kefren, omzunda şahin olarak betimlenmiş Tanrı Horus ile bir heykelden ayrıntı;
Mısır Müzesi, Kahire
Egyptıan Museum, Kahire, fotoğraf, Hırmer Fotoarchıv, Münih
bir olasılıkla iki kraliçeyle daha evlendi. Babasının başlattığı piramit yapımını sürdürerek en az onunki kadar büyük bir piramit ile bir tapınak yaptırdı. Piramite bir geçitle bağlanan ve granit bloklardan yapılmış olan bu tapınakta, Kefren’in Nübye Çölünden getirilen diyoritten oyularak yapılmış heykelleri yer alır. Geçidin yakınlarında ise birçok kişiye göre Kefren’in yüzü model alınarak yapılmış olan Büyük Sfenks bulunmaktadır.
Kefren Piramidi bak. Piramitler
Kegon (Japonca’da “Çelenk” ya da “Çiçek Demeti”), Çince huayen, Nara döneminde (710-784) Çin üzerinden Japonya’ya ulaşan Budacı felsefe okulu. Günümüzde ayrı bir öğretiyi yayan etkin bir inanç olmaktan çıkmışsa da hâlâ Nara’daki ünlü Todai-ci Manastın’nm yönetimine egemendir.
Okulun adı, Sanskrit dilindeki avatamsaka (“çelenk” ya da “çiçek demeti”) sözcüğünün Japoncaya çevirisidir. Temel metni de Avatamsaka-sutra adını taşır. Tibetçe ve Çince çevirileri günümüze ulaşan’bu metin, Buda Vairoçana (Japonca Biruşana ya da Roşana) üzerinedir. Kegon okulu merkezde her şeye nüfuz eden Buda Vairoçana (Aydınlatıcı Buda) olmak üzere, bütün varlıklann birbirleriyle bağlantılı ve birbirine uyumlu bir bütün oluşturduğu görüşüne dayanır. Hiçbir şeyin bütünden ayn ve bağımsız bir varlığı olmadığını, her şeyin bütün geri kalanlan yansıttığını kabul eder. Buna göre evren de kendi kendinin yaratıcısıdır.
Çin’de 6. yüzyılın sonları ile 7. yüzyılda Fashun (Dushun) tarafından kurulduğu sanılan okulun görüşleri 7. ve 8. yüz-
yıllarda Fazang tarafından sistemleştirildi; 10. yüzyıla değin etkisini koruduktan sonra gücünü yitirmeye başladı. Japonya’da ise ilk kez yaklaşık 740’ta Fazang’ın, Zhen-xiang (Japonca Şinso) ve Daoxuan (Japonca Dosen) adında iki öğrencisi ile Hindistan’ın güney kesiminden Bodhisena adında biri tarafından tanıtıldı.
Kegon okulunun bütünsellik ilkesi Japonya’da İmparator Şomu’nun dikkatini çekti. Yönetimini bu öğretiye dayandırabileceğini düşünen Şomu, Hintli rahip Bodhisena, Japon ermiş Gyoki (Gyogi) ve başkeşişi Roben’le birlikte Todai-ci Manastın’nı kurdu. 752’de Vairoçana’nın tunçtan yapılmış dev boyutlu bir heykeli olan Daibutsu’yu (Büyük Buda) tapınağa armağan etti. Kutsama töreninde kullanılan tören eşyasının çoğu manastırın hâzinesi Şoso-in’de korunmaktadır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*