Kazvinınin AcâibÜ l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât

Günümüzde olduğu gibi eskiden de insanların bilgi ihtiyacını karşılayan ansiklopedik eserler vardı. Bu eserlerin en ilginçlerinden birisi de Kazvinınin AcâibÜ l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât isimli eseridir…

 

BİR ESKİ ZAMAN ANSİKLOPEDİSİ

AMBÜl-MAHLUKAT
lazım-ı gayr-ı mufârıkı yani vazgeçilmez parçalarından biri olan Marifetname’dir. Hâlâ memnuniyetle istifade ederiz. Pek bilmeyiz ama bir diğeri Dîvânü Lugâti’t-Türk’tür. Birçoğumuz sadece basit bir lügat zannederiz Ali Emiri Efendi’nin nazlı yadigârını. Ama o da şiirden edebiyata, sözlükten takvime âdet ve göreneklerimizi asırlar öncesinden bize aktaran bir kırkambardır. Yine on beşinci asırda devrin padişahının emriyle ve Mercimek Ahmed’in güzel Türkçesiyle kültür hayatımıza kazandırılan ve hâlâ istifade ettiğimiz Kabusnâme de bu kabildendir, işte bu eserlerden biri de ismiyle müsemma, hayret verici bilgilerin bulunduğu Acâibü’l- Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât adlı kitaptır.yavrusunu emziren balık

Eser, on üçüncü asrın ünlü coğrafyacılarından ve batıkların “Araplar’ın Plinius’u” ismini verdikleri Kazvinî (Zekeriyabin Muhammed, 1202-1283) tarafından Arapça olarak kaleme alınmıştır. İslam tarihinde, bu tür eserlere Acâibü’l-Büldân, Acâibü’l-Hind gibi isimler verilmiştir. Bu eserlere isim olan acâyib kelimesi “harika, görülmemiş, hayret verici” gibi manalara gelmektedir.

Buna benzer birçok eser yazılmıştır İslam tarihinde. Ancak meşhur ismiyle Acâibü’l-Mahlûkât, kendi sınıfı içerisinde asırlardır en çok tercih edilen ve diğer dillere
İnsanı bilgiye götüren en temel sâik meraktır. Ademoğlu asırlardır merak ettiği, ihtiyaç duyduğu, cevabını aradığı meselelerin peşinden koşmuştur.

Bu ihtiyacı kimi zaman âlim bir insanın cevabı, kimi zaman tozlu bir kitabın yaprakları, kimi zaman kulaktan kulağa yayılan rivayetler ve kimi zaman da kendi kendimize edindiğimiz tecrübeler karşılamıştır.

Son yıllarda ise bilgiye ulaşma biçiminde, hayatın her alanında kendisini kuvvetle hissettiren teknolojik gelişmeler ile insanların alışkanlıklarında birtakım değişiklikler meydana geldi, insanlar artık -kaynağını ve doğruluğunu sorgulamayı düşünmeden- hızlı bir şekilde bilgi ihtiyaçlarını genelde kitle iletişim araçlarıyla karşılıyorlar. Aradığı bilgiyi ansiklopedi ve lügatlerin sayfalarında bulmaya çalışan öğrenci neredeyse kalmadı. Bu durumun insanları tembelliğe itmesi bir tarafa, sıhhati sorgulanmadan edinilen “bilgi kırıntılarının” bilhassa genç dimağlarda tehlikeli sonuçlar doğuracağı da aşikâr. Peki ya eski devirlerde bu ihtiyaç nasıl gideriliyordu?

Eski devirlerde de durum pek farklı değildi aslında, insanların bilgi ihtiyacını karşılayan ansiklopedi tarzında eserler mevcut idi. Muhtelif misaller verilebilir: Eminim sizin de ilk aklınıza gelen, kütüphanelerimizin

Günümüzde olduğu gibi eskiden de insanların bilgi ihtiyacını karşılayan ansiklopedik eserler vardı. Bu eserlerin en ilginçlerinden birisi de Kazvinınin AcâibÜ l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât isimli eseridir…

BİR ESKİ ZAMAN ANSİKLOPEDİSİ
AMBÜl-MAHLUKAT
lazım-ı gayr-ı mufârıkı yani vazgeçilmez parçalarından biri olan Marifetname’dir. Hâlâ memnuniyetle istifade ederiz. Pek bilmeyiz ama bir diğeri Dîvânü Lugâti’t-Türk’tür. Birçoğumuz sadece basit bir lügat zannederiz Ali Emiri Efendi’nin nazlı yadigârını. Ama o da şiirden edebiyata, sözlükten takvime âdet ve göreneklerimizi asırlar öncesinden bize aktaran bir kırkambardır. Yine on beşinci asırda devrin padişahının emriyle ve Mercimek Ahmed’in güzel Türkçesiyle kültür hayatımıza kazandırılan ve hâlâ istifade ettiğimiz Kabusnâme de bu kabildendir, işte bu eserlerden biri de ismiyle müsemma, hayret verici bilgilerin bulunduğu Acâibü’l- Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât adlı kitaptır.
Eser, on üçüncü asrın ünlü coğrafyacılarından ve batıkların “Araplar’ın Plinius’u” ismini verdikleri Kazvinî (Zekeriyabin Muhammed, 1202-1283) tarafından Arapça olarak kaleme alınmıştır. İslam tarihinde, bu tür eserlere Acâibü’l-Büldân, Acâibü’l-Hind gibi isimler verilmiştir. Bu eserlere isim olan acâyib kelimesi “harika, görülmemiş, hayret verici” gibi manalara gelmektedir.
Buna benzer birçok eser yazılmıştır İslam tarihinde. Ancak meşhur ismiyle Acâibü’l-Mahlûkât, kendi sınıfı içerisinde asırlardır en çok tercih edilen ve diğer dillere
İnsanı bilgiye götüren en temel sâik meraktır. Ademoğlu asırlardır merak ettiği, ihtiyaç duyduğu, cevabını aradığı meselelerin peşinden koşmuştur.
Bu ihtiyacı kimi zaman âlim bir insanın cevabı, kimi zaman tozlu bir kitabın yaprakları, kimi zaman kulaktan kulağa yayılan rivayetler ve kimi zaman da kendi kendimize edindiğimiz tecrübeler karşılamıştır.
Son yıllarda ise bilgiye ulaşma biçiminde, hayatın her alanında kendisini kuvvetle hissettiren teknolojik gelişmeler ile insanların alışkanlıklarında birtakım değişiklikler meydana geldi, insanlar artık -kaynağını ve doğruluğunu sorgulamayı düşünmeden- hızlı bir şekilde bilgi ihtiyaçlarını genelde kitle iletişim araçlarıyla karşılıyorlar. Aradığı bilgiyi ansiklopedi ve lügatlerin sayfalarında bulmaya çalışan öğrenci neredeyse kalmadı. Bu durumun insanları tembelliğe itmesi bir tarafa, sıhhati sorgulanmadan edinilen “bilgi kırıntılarının” bilhassa genç dimağlarda tehlikeli sonuçlar doğuracağı da aşikâr. Peki ya eski devirlerde bu ihtiyaç nasıl gideriliyordu?
Eski devirlerde de durum pek farklı değildi aslında, insanların bilgi ihtiyacını karşılayan ansiklopedi tarzında eserler mevcut idi. Muhtelif misaller verilebilir: Eminim sizin de ilk aklınıza gelen, kütüphanelerimizin
YEDİKITAKASIM 2011
Esere klasik tarzda besmele, hamdele (Allahü Teâlâ’ya hamd) ve sálvele (Peygamber efendimiz ile [s.a.v.] âl ve ashabına salât) ile giriş yapan Yazıcıoğlu’nun, eseri ne maksatla yazdığını beyan ettiği sebeb-i telif kısmını, yazarın dilinden beraber okuyalım: Sebeb-i tahrîr-i kitab odur ki, mütâlaa-i masnuât ederken gönlüme bu düşdü: Alemin bazı acâyiblerini bir yere cem edem. Husûsâ ki İskender zamanında cihan hâkimleri cem olub, arşdan tâ ferşe varınca [ya kadar] ne denli garib âlem var ise beyân etmişlerdi. Amma bu kitab Arapça olunca bizim vilayetimizin ümmîleri okuyub fayda

Acâibü’l-Mahlûkât ve Garâibü’l-Mevcûdât’tan bir sayfa
Coğrafya, kozmografya, madencilik, eczacılık, tıp, bitki, hayvanlar âlemi ile iştigal eden bilim adamlarının ve meraklılarının bu bilim dallarının tarihî seyrini takip edebilecekleri sıra dışı bir eser
edemezler deyü sa’y ve ihtimâm eyledüm. Şeyhim sultânu’l-meşâyih, kutbu’l-muhakkıkîn El-Hac Bayram’ın âlî himmetinde bu kitabı bir yere cem ettim.” Özetleyecek olursak Yazıcıoğlu, kâinâtın yaratılışını düşünürken bu âlemin hayret verici bilgilerini bir yere toplamak istediğini; İskender zamanında böyle bir işin yapıldığını, daha sonra ise Arapça bir kitap yazıldığını ancak Arapça bilmeyen halkın bu kitabı okuyup anlayabilmeleri için şeyhi Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin yardımıyla bu kitabı tercüme ettiğini ifade etmektedir.
Muhtelif konulardan müteşekkil eserde, bugün dahi istifade edilebilecek malumatlar mevcut.
Cümle yapısı, gramer özellikleri ve kullanılan kelimeler itibariyle Anadolu’da neşv ü nemâ bulan Türkiye Türkçesi ,nin geçiş dönemini aksettiren eser, Türkçe’nin lisanî gelişimini tesbit edecek dilcilerimiz için de zengin bir kaynak. Ayrıca coğrafya, kozmografya, madencilik, eczacılık, tıp, bitki, hayvanlar âlemi ile iştigal eden bilim adamlarının ve meraklılarının bu bilim dallarının tarihî seyrini takip edebilecekleri sıra dışı bir eser. II
Kaynaklar: Acâibü’l-Mahlukat, DİA, c.l, s.315-317; Kazvînî, Zekeriyya bin Muhammed, DİA, c.25, s.160

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)