Kazakov, Yuri Pavloviç

Kazakov, Yuri Pavloviç

Kazakov, Yuri Pavloviç

(d. 8 Ağustos 1927, Moskova), SSCB’li öykü yazarı. An-ton Çehov ve İvan Bunin’in lirik üslubuyla yazmış, 1960’lar ve 1970’lerde ortaya çıkan SSCB’li öykü yazarlarını etkilemiştir.
Başlangıçta caz müzikçisiydi. İlk öykülerini 1952’de yayımlamaya başladı. 1958’de Gorki Edebiyat Enstitüsü’nü bitirdi. 1950’ler ve 1960’larda Sovyetler Birliği’nin kuzey bölgelerini dolaştı. İlk öykülerinde kahraman tiplemelerinden ve karakterleri ahlaki öğüt veren kişiler biçiminde sunmaktan kaçınarak Toplumcu Gerçekçiliğin ilkelerinden ayrıldı. Man ka (1958), Na polus-tanke (1959; İstasyonda), Po doroge (1961; Yol Boyunca) ve Goluboe i zelyonoe (1963; Mavi ve Yeşil) gibi kitaplarda toplanan öykülerinde köylülerin, soluklandığı, duygu ve düşüncelerini paylaştığı, aldatıldığı ya da ellerindekini yitirdiği anlardaki ince ve karmaşık duygusal tepkilerini yansıttı. Vicdan sorunuyla da ilgilenen Kazakov, bireyin doğayla uyum içinde yaşamasının önemini vurguladı.
kazamat, bombalardan korunmak için yerin altına yapılmış korunak. Sur duvarlarının içinde bırakılan boşluklara da kazamat denir. Bunlar bazen içine askerlerin girip dışarıya açılan mazgallardan savunmaya katılabileceği büyüklükte odacıklar biçiminde olur. Ama kazamatlardan çoğu kez yalnız savaş araç ve gereçlerinin saklandığı depolar olarak yararlanılır. Duvarların içinde kazamat boşlukları bırakılması daha az yapı malzemesi kullanılmasını da sağlar. Kazamadı surlar Hititlerden beri kullanıla-gelmektedir. İstanbul surlarının dış duvarları da üzerleri tonoz örtülü kazamatlardan oluşturulmuştur. Arkeolog Arif Müfid Mansel’e göre Anadolu kökenli olan bu yapım yöntemi, Ortadoğu’ya ve Avrupa’ya oradan yayılmıştır.
Kazan, SSCB’de Rus SFSC’nin ortabatı-sındaki Tatar ÖSSC’nin başkenti. Volga ile Kazanka ırmaklarının birleştiği noktada oluşturulan Kuybişev Göletinin doğu kıyısında yer alır. Koyaklarda birbirinden ayrılmış çok sayıda tepenin yer aldığı, yaklaşık 25 km uzunluğunda bir arazi üzerinde kurulmuştur. Eskiden kent ile Volga arasında, sık sık ırmağın baskınına uğrayan geniş
bir taşkın ovası uzanırdı; bugün ise göletin suları doğrudan Kazan’a akmakta ve kentin alçak kesimleri setlerle korunmaktadır.
Altın Ordalı Moğolların (Tatarlar),
13. yüzyılda, Volga’nın orta kesimindeki Bulgarlara egemen olduktan sonra kurdukları ve bugün Eski Kazan (İske Kazan) olarak anılan kent, Kazanka Irmağının 45 km daha yukarısında yer alıyordu.
14. yüzyılın sonunda ırmağın ağzına taşman kent, 15. yüzyılda Altın Orda Devleti’nin parçalanmasından sonra bağımsız bir hanlığın başkenti oldu ve önemli bir ticaret merkezi haline geldi. Volga Irmağı üzerindeki bir adada her yıl panayır kurulurdu. 1469’da III. İvan Kazan’a egemen oldu, ama başa geçirdiği kukla han 1504’te kentteki Ruslara yönelik bir katliam düzenledi. 1552’de IV. İvan (Korkunç), uzun bir kuşatmadan sonra Kazan’ı ele geçirmeyi başararak hanlığı yönetimine bağladı. Eski Tatar kalesinin yerine inşa edilen içkalenin (kremlin) beyaz duvarları ile kuleleri bugün de ayaktadır. 1773-74 yıllarındaki ayaklanmada büyük bölümü yakılıp yıkılan kent, Çariçe II. Yekaterina’nın emriyle ızgara plana göre yeniden inşa edildi. 18. yüzyıldan kalma St. Pyotr ve St. Pavel Katedrali, kentteki en önemli tarihsel yapılardır.
Sibirya’nın yerleşime açılmasından sonra kentin ticari önemi büyük ölçüde arttı. 18. yüzyılda sanayileşme başladı ve 20. yüzyılın başlarında Kazan Rusya’nın en önemli imalat merkezlerinden biri durumuna geldi. Bugün sanayi büyük bir çeşitlilik gösterir; sabun imalatı, dericilik, ayakkabı yapımı, kürk işleme gibi geleneksel sektörlerin yanı sıra petrol arıtma, elektronik ve hassas aygıt yapımı ile kimyasal madde üretimi de gelişmiştir. Ayrıca pamuklu dokuma ile gıda maddeleri de üretilmektedir.
1920’de Tatar ÖSSC’nin başkenti olan Kazan, önemli bir kültür ve eğitim merkezidir. 1804’te kurulan Kazan Devlet Üni-versitesi’nin rektörlüğünü, 1827-46 arasında matematikçi N.İ. Lobaçevski yapmış; Tolstoy, Balakirev ve öğrenci olaylarına karıştığı için okuldan atılan Lenin gibi ünlüler burada öğrenim görmüştür. Kazan’da ayrıca SSCB Bilimler Akademisi’nin bir şubesi, bir konservatuvar ve sekiz yükseköğretim kurumu vardır. Tatar opera ve bale yapıtlarına yer veren bir kuruluş, Tatar ve Rus oyunlarının sergilendiği tiyatrolar, bir filarmoni derneği ve ünlü bir Tatar müzesi, öbür önemli kültürel kuramlardır. Nüfus (1986 tah.) 1.057.000.
kazan, çok miktarda yemek pişirmeye, su gibi sıvı maddeleri kaynatmaya yarayan, metalden yapılmış, iki kulplu, büyük ve derin kap.
Günlük kullanıma uygun kazanlar genellikle 30-50 cm çapında ve 8-10 kilo ağırlığında olur. Ayrıca genel kullanım için yapılmış dört kulplu büyük kazanlar da vardır. “Ordu”, “dergâh”, “şölen” ve “orta” kazanı gibi adlarla anılan bu kazanlar, büyük insan topluluklarına bir anda hizmet sunmanın yanı sıra simgesel anlamlar da taşır. Yeniçeri Ocağı’nda kullanılan “yeniçeri kazanı” ya da “kazan-ı şerifin Hacı Bektaş Veli’nin
Bakırdan yapılmış kazan, 19. yy
I GündaQ Kayaoğlu
çorba pişirdiği kazan olduğuna inanılırdı. Bu nedenle yeniçeriliğin bir tür simgesi sayılırdı. Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminde bu kazanın Atmeydam’na getirilmesi, Yeniçerilerin saraya ve yönetime başkaldırması anlamına gelirdi. Savaşlarda yeniçeri kazanlarının düşmanın eline geçmesi hoş görülmez, birlik için yüz karası sayılırdı.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de örs üstünde dövülerek yapılan bakır kazanların yazıtlı ve tarihli olanları da vardır. Günümüzde kazan yapımcılığı bakırcılık geleneği içinde devam etmekte, ama perçinleme yerine çağdaş kaynaklama ve lehimleme yöntemleri kullanılmaktadır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*