Kaynuka Yahudilerinin Medine ‘den Kovulmaları

MEDİNE’NİN Âliye denilen nahiyesinde oturan Benî
uka yahudileri, kuyumculukla uğraşırlardı. Bunlar
zengin, hem de cesurdular. Kaleleri muhkem, insanutkundu.
Ne var ki, hiç de hoşlarına gitmeyen İslâ-
t gittikçe yayılıyor, büyüyüp gelişiyordu. İşte Bedir
sı da cereyan etmiş, Müslümanlar muzaffer olmuş-
Demek ki, İslâmiyet bu zengin ve kuvvetli Kaynuka
dilerini de. bir gün te’siri altına alacaktı,
iunun endişesini duyarlarken Resûlüllah Hazretleri
ı Kaynuka pazarına toplayıp geniş bir hitabede buı:
Şöyle ikaz ediyordu kendilerini:
Ey Benî Kaynuka! Sizi ve bizi yoktan var eden Alan
korkunuz. Allah’ın indinde son din olan İslâm’ı
1 ediniz. Kabûl ediniz ki, Bedir’de Kureyş’in uğradığı
:te siz de uğramayasınız.
iaynuka yahudileri kendilerine çok güveniyorlardı,
llah’ı, ne de Resûlünü kabûl etmiyorlardı. Üstelik
klan anlaşmayı da bozmuşlardı. Savaş mes’elesinde
endilerinden büsbütün emindiler. Nitekim şöyle ceerdiler:
Ya Muhammedi Sen, biz Kaynuka yahudilerini de
yş’e mi benzetiyorsun? Senin mağlûb ettiğin Mekke-li Kureyşliler harp nedir bilmezler. Bizi onlara kıyas etmeyesin…
Bu sözleriyle Kaynuka yahudileri alenen isyan bayrağını
çekmiş oluyorlardı. Bununla da kalmadılar. İşi daha
da azıttılar.
Medineli bir kadın Kaynuka çarşısında altın almak
üzere bir dükkâna girmiş, zinet bakmak için oturmuştu.
Dışarıdan giren bir yahudi, Müslüman kadına yüzünü aç­
tırmak istedi. Kadın yüzünü açmadı:
– Ben Müslümanım, benim dinimde bir kadının yüzü­
nü peçeyle kapaması bakanların kötü nazarlarından korumak
için daha isabetli bir tedbirdir, dedi.
Yahudi bu defa da başka bir cibilliyetsizlik düşündü.
Oturan kadının arka tarafından habersizce yaklaşıp eteğinin
ucunu sırtına bir dikenle iliştirdi. Geriye çekilip bir
kısım yahudileri de toplayarak beklemeye başladı. Yapı­
lanlardan haberi olmayan kadın kalkınca da arka eteği
sırtına iliştirilmiş halde kalktığından edeb yeri gözüktü.
Bunu yapan yahudi de yanındakilerle kahkahayı basıp
gülüştüler. Bu terbiyesizlik karşısında kadın feryadı bastı:
– Hiç mi Müslüman yok burada?
O anda oradan geçmekte olan bir Müslüman durumu
anlayınca yahudilerle münakaşaya tutuştu. Yahudiler çocuklarına
güveniyor, Müslümanı dövmek istiyorlardı. Kılı­
cını çeken Müslüman:
– Ben bugün için varım, sen hem Müslümanın namusuna
hakaret edeceksin, hem de beni dövmeye yelteneceksin,
al sana layık olduğun şey., diyerek bir kılıç darbesiyle
yahudiyi yere serdi.
Biriken yahudiler bu defa Müslümanın başına üşüş­
tüler, onlar da onu şehid ettiler.
Durum Resûlüllah’a intikal etmişti. Artık Benî Kaynuka
yahudilerine bir ders vermek zamanı gelip geçmekteydi. Resûlüllah Hazretleri bir cumartesi günü Hazret-i
Hamza’ya cihad bayrağını vererek Kaynuka yahudilerine
doğru yola çıktı. Bunu duyan yahudiler muhkem karalarına
çekildiler. Her biri Müslümanlara küfürler yağdırıyor,
ağıza alınmadık sözler sarfediyorlardı. Ancak ok atmayı,
kılıç çekmeyi kendileri açısından mahzurlu buldukları
için kal’a içinde hareketsiz bekleşiyorlardı. Yiyecek ve içeceklerini
bolca saklamışlardı. Buna güveniyor, bir gün
Peygamberimizin beklemekten usanıp gideceğini sanıyorlardı.
Ne var ki, Resûlüllah Hazretleri çevredekilerle anlaşma
yapmış, yahudilere de örnek olacak bir karşılık vermek
istiyordu. Bu sebeble günlerce bekledi, hattâ tam on
beş gün oldu, yine muhasarayı kaldırmadı. Artık yahudilerin
stoklan bitiyor, teslime mecbur kalıyorlardı. Nihayet
kal’a kapılannı açıp birer ikişer dışanya çıkmaya başladı­
lar.
Resûlüllah Hazretleri iki sahabiyi bunlann ellerini
bağlamakla vazifelendirdi. Allah’ı, Peygamber’i inkâr
eden, yaptıklan sulh anlaşmasını bozup, Müslüman kadınlarına
saldıran, sonra da onu korumak isteyen Müslü-
manı öldüren bu yahudileri kısas yoluyla cezalandırmayı
diliyordu.
İşte bu sırada meşhur münafık Abdullah bin Übey
bin Selül çıkageldi. Onlan bağlamış olan Münzir’e:
– Çözünüz bunlann ellerini, dedi.
Münzir’in cevabı sertti:
– Resûlüllah’ın bağlattığı bir cemaatın elini sen nasıl
çözdürebilirsin?
Abdullah bin Übey, doğruca Resûlüllah’a gitti. Kaynuka
yahudilerini çözdürmesini istedi, bunda o kadar da
ısrar etti. Resûlüllah’ın yakasını tutup bir yere gidemez
hale getirdi.
Yahudiler ötedenberi Abdullah bin Übey ile dost ve
anlaşmalı idiler. Ayrı dostluk ve yakınlıklan vardı.
Bu ısrar karşısında Resûlüllah Kaynuka yahudilerinin ellerindeki bağı çözdürdü. Ancak üç gün içinde Medine
topraklarını terkedip Şam’a kadar uzaklaşmalarını emretti.
Bu şartla elleri çözülen Kaynuka yahudileri Şam’a
doğru yola çıktılar. Yanlarına da Ubâde bin Samit gözcü
olarak verilmişti. Yolda Vadi’l-Kurâ’da bir müddet eğlendiler.
Sonra kalkıp Şam’a müteveccihen yollarına devam ettiler.
Bundan sonra Ubâde geri döndü.
Böylece yaptıkları anlaşmaya sadık kalmayıp, Müslü­
manları küçümseyen yahudiler, isyan ve saygısızlıklarının
cezasını çekmiş, bir daha aynı şenaati irtikâp etmemek
üzere 750 kişilik kafile halinde Suriye taraflarına doğru
sürülmüşlerdi.
Yol boyunca duydukları pişmanlıklarını dile getirerek
söylenip gidiyorlardı:
– Keşke Müslüman kadına saygısızlıkta bulunmasaydık.
Keşke yaptığımız anlaşmaya sadık kalsaydık. Keşke
Mekke müşriklerini Bedir’de yenen Müslümanları küçük
görmeseydik!…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.