Karoienj sanatı veOtto sanatıj

Alman sanatının başlangı­ cı hıristiyanlık öncesi devirlere kadar inerse de, ancak Karolenjler zamanında (VIII. ve IX. yy’lar) Alman toprakları üzerinde önemli bir sanatsal ve mimari üslup ortaya çıkmaya başladı. Krallığı şimdiki Almanya’nın birçok kısmını kapsayan ve kuzeydeki başkenti bir Alman kenti olan Aachen’de bulunan Frank kralı Şarlman, Roma İmparatorluğu’nun debdebesini hem poli­ ALÎMAN SANATI VE MİMARLIĞI 269 Worms Katedrali (1110-81) XI. ve XII. yüzyıllarda Rhirıelarıd’da odaklanan Alman roman üslubunun tipik bir örneğidir. Doğu ve batı cephelerinin dışardan bakıldığında görülen merdivenli iki dairesel kulesiavluyu geçen sivri uçlu bir çatı ile birleşen sekizgen bir kulesi avluyu destekleyen çifte bölmeli ve kasnaklı bir kubbesi ve 1234’te eklenmiş ufak çokgen bir koro yeri vardır. Köln katedralinin yapımına 1248’de başlanmış, ama her biri 157 m yükseklikteki iki çan kulesi ve avluı, özgün taslaklara uygun olarak 1842-1890 arasında tamamlanmıştır. tik hem de kültürel alanda yaşatmaya çalıştı. Akademisyen ve sanatçıları toplayıp korudu, İtalya ve Bizans’tan kitaplar getirterek yerel sanatçılara klasik (Roma) ve Bizans ¡örneklerini tanıma fırsatı verdi. Bizans etkisi, bü­ yük olasılıkla Ravenna’daki San Vitale kilisesi örnek alı­ narak yapılan Şarlman’ın Aachen’deki Saray Capella’sında (790-805), klasik etkisiyse Roma’daki Conctantinus kemerlerinden esinlenerek yapılan Lousch’daki saray kapısında görülmektedir (Bk. KAROLENJ SANATI VE MİMARLIĞI). Elyazma süslemeleri sanatında, Godescalc İncilleri (781-83; Ulusal|Kütüphane, Paris) zamanın Alman sanatçılarının klasik biçimlerle yerel gelenekleri birleştirmek için nasıl çabaladıklarını göstermektedir. Bu elyazmadaki Tahtta Oturan İsa minyatürü, klasik süslemeyi kuzeyin karakteristik soyut İrlanda süslemeleri ile bağ­ daştırmaktadır. Şarlman’ın Taç Giymesi’ndeki Aziz Natta figürü (800-10; Ulusal Kütüphane, Viyana) çalış­ madaki filozof ve şairlerin eski tasvirlerinden örneksenmiştir. Şarlman İmparatorluğu’nun IX. yy’da yıkılmasından sonra, çok az sanatsal çalışmanın yapıldığı bir politik, ekonomik ve kültürel gerileme devri başladı. Bu karışıklık dolu yıllar, X. iyy’da|imparator Otto I ve yerine geçenler (Saksonlar ya da Otto’pun soyundan ge-1 lenler) Almanya’da düzeni yeniden kurunca sona erdi. Ne var ki bu süre içinde Almanya ile Kuzey Avrupa ve Akdeniz kültür merkezleri arasındaki bağlar zayıflamış ve Otto dönemi mimar ve sanatçılar -Karolenj ve Roma-Bizans modellerinden tamamiyle kopmasalar dakendi yerli üsluplarını geliştirdiler. Bu üslup, belki de dönemin en önemli kilise yapısı olan Hildesheim’daki Aziz Michael kilisesinde (1001- 31) görülebilir. Karolenj dönemindeki kiliseler gibi, avlusunun doğu ve batı ucunda Roma kiliseleri avlularında görülenlere benzer bakışımlı kuleler bulunan bu kilisenin, kuzeyden ve güneyden girişleri olan ek bir çapraz şahını vardır. Bu kilisede görülen önemli bir başka yenilik de avlunun içine ek geçiş meydanın ve -daha sonraları birçok Ortaçağ kilisesinde değişmez bir bö­ lüm haline gelen- bir destek sistemidir. Kilisedeki Bronz kapılardaki (1015) figürler (eski Roma’dan bu yana ilk tek parça halinde dökülmüş kapılardır), yalnızca bir sonraki dönemin büyük boyutlu heykellerini müjdelemekle kalmaz, ayrıca yerel Otto üslubundaki gelişmeye de tanıklık eder. Isa’nın Taç Ciymesi sahnelerindeki klasik durgunluğun tersine, bir ifade gücü bronz figürlerin pandomimleri çağrıştıran tavır ve davranışlarının en önemli özelliğidir. Benzer biçimde tahta Gero Haç’ı (969-76), çarmıha gerili İsa’nın acılarını herhangi bir Karolenj ya da erken hıristiyan dönemi sanat ürününden daha canlı biçimde anlatır. Böyle dramatik anlatımlara dönemin elyazmalarında da sık rastlanır.¡Otto III İncili nde(983-1002) de gö­ rüldüğü gibi birçok Otto’lar dönemi süslemecisil klasizmin açıklığından, durgunluğundan vazgeçmiş ve yazmadaki figürlerin düzensiz duruşları ve donuk hareketlerinde görüldüğü üzere ileri bir anlatımcılığa yönelme 270 ALMAN SANATI VE MİMARLIĞI Soldaki resimde görülen Batı Köşkü, Balthesar Parmoser tarafından yapılmış heykellerle süslenmiştir. Sağda Zwinger’m tek bölmeli galerilerini ve bir avlu etrafına çeşme ve havuzlar eklenerek düzenlenmiş taş köşkünü gösteren zemin planı yer almaktadır. katedrallerinin genişletilmesinde kullanılmıştır. Pek çok diğer roman yapı gibi, Speyer katedrali de görünüşte yekparedir ve iç kısım -Otton sanatı doğrultusunda ürünler veren sanatçıların tersine- katedralin iç düzenini yansıtacak biçimde çok sayıda bağlantıyla birleştirilmiştir. Dönemin diğer mimari gelişmeleri, XII. ve XIII. yy’ larda, Fransa’dan Almanya’ya kadar yayılan Cluny ve Citeaux tarikatlarının etkisine tanıklık eder. Yalnızca kiliseler değil, ek yapılar, yatakhaneler ve diğer |manastır binaları da gelişmiş mimari düzenlemelerden paylarını aldılar. Her ne kadar Avrupa’nın başka yerlerinde VIII. ve IX. yy’lardaki hemen hemen bütünüyle unutulan yapı dışındaki taş oymalar roman sanatı döneminde yeniden canlanmaya başlamışsa da Alman topraklarında bu durum gerçekleşememiştir. Oyma kabartma ve figürlere Fransız, İspanyol ve İtalyan roman katedrallerinin dış yüzeylerinde sık sık rastlanmaktaysa da aynı şey Almanya için geçerli değildir. Buna karşılık, bunların yerine koro yerinde, mezarlarda, vaftiz çeşmelerinde ve kutsal eşya mahfazalarında, küçük fildişi aynalarda, çok iyi korunmuş bu tür heykellere rastlanabilir. Ayrıca roman katedrallerinde pencerelerin genişletilmesiyle boyalı cam işi de önemli bir sanat haline geldi. Bu sanatın günümüze kadar gelen örneklerinden en çarpıcı olanı – hâlâ ilk konduğu yerde durmaktadır- Augsburg katedralindeki beş peygamber çevrimidir (1120-30).

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)