Karada aslan, denizde kaplan, yetmiş iki buçuk millete duman attıran

Karada aslan, denizde kaplan, yetmiş iki buçuk millete duman attıran

1

Beyoğlu İtfaiyesi'nin bir yangın,tatbikatı

Beyoğlu İtfaiyesi’nin bir yangın,tatbikatı

Tulumbacıların reisi yangını haber veren köşklüye “Oğlan mı, kız mı?” diye sorardı. İstanbul yakası için “oğlan”, Beyoğlu yakası için “kız” denirdi.

İstanbul, tarih boyunca çok büyük yangınlar geçirmiş, aynı zamanda yangınları ile de tarihe geçmiştir. Zira eskiden baştanbaşa ahşap evlerle kaplı şehrin bir ucunda başlayan bir yangın, kısa zamanda diğer ucuna varır ve İstanbul’u adeta bir kül yığını haline getirirdi. Yangın söndürme teknikleri ve yangın tulumbasının bilinmediği devirlerde yangına karşı alman tedbirler de yetersiz geldiğinden İstanbullular çaresiz kalırdı. İstanbul’da her yangının büyük bir felakete dönüştüğü görülünce, tulumbacıların piri sayılan Fransız asıllı Müslüman mühendis Gerçek Davud Ağa İstanbul’a getirildi. İstanbul’da ilk yangın tulumbasını yapan Davud Ağa, yaptığı tulumbayı 1718’de Tüfenkhane ve hane’de çıkan yangınlarda başarılı bir şekilde kullanınca Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın dikkatini çekti. Bunun üzerine Sadrazam İb rahim Paşa, yeniçeri ağalığına bağlı olarak Yangın Tulumbacıları Oca- ğı’m kurdu (1720) ve başına da “ağa” unvanıyla Gerçek Davud Ağa’yı getirdi. Sarayda ise, bostancı neferlerinden Bostancı Tulum bacılar Ocağı kuruldu.

1870’teki büyük Beyoğlu yangınından sonra mahalle tulumbacılarının yetersiz olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine Avrupa’daki itfaiye teşkilatına benzer bir teşkilatlanmaya gidildi. 1874’te Sultan Abdiilaziz Han’ın talimaüyla Londra’da itfaiye eğitimi gören Macar Ulusal İtfaiyeler Birliği Başkanı Kont Odön Szec- henyı (Seçeni) İstanbul’a çağrılarak görevlendirildi. Yangın söndürme araç gereçlerinde yeni tekniklerden yararlanmaya başlanarak sandıkların yerine tulumba arabaları alındı. 1889’da Tersane’de Bahriye Nezareti’ne (Deniz Bakanlığı) bağlı bağımsız bir deniz itfaiye grubu kuruldu. 1922’de ordunun bünyesindeki kara ve deniz itfaiyeleri İstanbul Şehremaneti’ne devredildi.

Tulumbacılık, gençler tarafından sevilen bir meslek halini almış, aralannda bir rekabet başlamıştı. Yangına önce gitmek ve dönmek âdeta her takım için bir onur meselesi haline gelmişti

Tulumbacılık, bir meslek olmasının yanında aynı zamanda bir spordu. Tulumbacı takımları arası rekabet vardı. Tulumbacılar, yangın sonrasında hep birlikte hamama giderler; hamamdan ücretsiz olarak yararlanırlardı

Tulumbacılık, bir meslek olmasının yanında aynı zamanda bir spordu. Tulumbacı takımları arası rekabet vardı. Tulumbacılar, yangın sonrasında hep birlikte hamama giderler; hamamdan ücretsiz olarak yararlanırlardı

Tulumba sandığı dört kişilik birtakım tarafından taşınırdı. Bu takımların da yedekleri olurdu. Yangında yorulan takım bir süre sonra sandığı reislerin komutuyla bir diğerine geçirirdi

Tulumba sandığı dört kişilik birtakım tarafından taşınırdı. Bu takımların da yedekleri olurdu. Yangında yorulan takım bir süre sonra sandığı reislerin komutuyla bir diğerine geçirirdi

Düşmanına kelepçe vuran mini mini Zindanlı’

***************************

‘Derede yüzer, karada gezer, dostu düşmanı gözünden sezer, böyle gelir böyle gider Fener uşakları’

Saniye Saniye Yangına Gidiş1

Tulumbacıların yangına gidiş ve gelişleri belli bir disiplin ve düzen içinde olurdu. Yangın haberi Galata ve Bayezid kulelerine gündüz bayrak, gece fener asılarak bildirilirdi. Kulelerden yangın yeri tespit edilir ve ‘köşklü’ adı verilen görevliler tarafından mahalle bekçilerine ve karakollara bildirilirdi. Tulumbacıların reisi yangını haber veren köşklüye ‘Oğlan mı, kız mı?1 diye sorardı. İstanbul yakası için ‘oğlan, Beyoğlu yakası için ‘kız’ denirdi. Haberi alan tulumbacılar kısa bir sürede özel giysilerini giyip ikinci reisin emriyle Fatiha suresini okuduktan sonra yangın mahalline hareket ederlerdi. Yol süresince takım değiştirmek ikinci reisin emirleriyle belirli bir düzen içinde yapılırdı. Yangına gidişte, mahalle sandıkları arasında büyük rekabet olurdu. Çünkü tulumbacılıkta en önemli şey yangını söndürmek kadar yangına ilk giden ve ilk dönen olmaktı.

Uzak semtlerin sandıkları, koşularda semtin yerlilerini geçmeye uğraşırlardı. Geçilen takım, ‘sandık kaptırma’ya uğramış olur, bu çok alçaltıcı kabul edilirdi. Takımlar, gerek yangın yerine giderken, gerekse yangını söndürürken çeşitli naralar atarlardı. Meşhur sandıklardan Zindankapılılar: ‘Düşmanına kelepçe vuran mini mini Zindanlı1; Mevlevîhanekapılılar: ‘Hak yolunda döner Hazret-i Mev- levîhaneliler1; Fenerliler: ‘Derede yüzer, karada gezer, dostu düşmanı gözünden sezer, böyle gelir böyle gider Fener uşakları’ diyerek nara atarlardı. Yangını söndüren tulumbacılar dönerken hangi sınıf veya mahallenin tulumba ocağından olduklarını belirtmek için halkın kalabalık olduğu yerlerde “Haayt… Karada aslan, denizde kaplan, yetmiş iki buçuk millete duman attıran, yaman gelir yaman gider. Beyoğlu’nun yiğitleri bunlar!” gibi naralar atarlardı. Tulumbacılar tarafından bir ev yangından kurtarılmışsa ev sahibi tarafından kendilerine kurban hediye edilirdi. Bu kurbanın boynuzları yaldızlanır, bir süre bakıldıktan sonra da kesilerek ziyafet verilirdi. Ayrıca, mahalle halkı ve sigorta şirketleri de tulumbacılara bahşişler verir ve bunlar sandık mensuplan tarafından pay edilirdi.

Ateş Kayıkları

Tulumbacılar, denizaşırı yerlere ‘ateş kayıkları’ ile giderlerdi. Bostancı Tulumbacı Ocağı tarafından kullanılan bu kayıklar, iki tulumba sandığı ile 20 uşak taşıyacak büyüklükte ve dört çifte idi. Kayıkların hamlacı- lığını (kürekçilik) da Bostancı Hamlacılar Ocağı neferleri yapardı. Ateş kayıkları, Şirket-i Hayriye’nin kuruluşundan bir süre sonra kaldırıldı. Bunun yerine her gece köprüde bir Şirket i Hayriye vapuru ve tulumbacılar nöbet tutarak gerektiğinde görevlerini yapmaya çalışırlardı.

Bayezid Yangın KulesiBayezid Yangın Kulesi

Günümüzde itfaiye Daire Başkanlığı tarafından kullanılan kule, 1828 yılında inşa edilmiştir. 85 m yüksekliğindeki kule, alttan itibaren nöbet, isabet, sepet ve sancak katı olarak
düzenlenmiştir.

Taksim itfayeci birliği kışlası

Taksim itfayeci birliği kışlası

Yangında tulumbacıların çalışmasını temsil eden bir resim

Yangında tulumbacıların çalışmasını temsil eden bir resim

Örf ve Âdetleri

Tulumbacıların birçok örf ve âdetleri bulunmaktadır. Bunların başında ‘güvey kapama’ âdeti vardır ki bu, evlenip güvey giren bir tulumbacıya diğer arkadaşları tarafından yapılan bir merasimdi. Mahallenin fakir çocuklarının tulumbacılar tarafından sünnet ettirilmesi de önemli bir adetti. ‘Soba birliği’ farklı semtlere mahsus takımların sandıkları arasındaki dostluk anlaş- masıydı ve bu anlaşma yangınlarda ortak hareket etmek demekti. Buna ‘çifte kardeşlik’ adı da verilirdi. Yangın sonunda hamama gidilip temiz- lenilirdi. Yangını söndürmede başarı gösteren ve yangından dönerken bir başka semtin sandığını geçen tulumbacılar bunu kendilerine özgü merasimlerle kutlarlardı.

Mahalle Tulumbacılığı

Tulumbacılık, gençler tarafından sevilen bir meslek halini almış, aralarında bir rekabet başlamıştı. Yangına önce gitmek ve dönmek adeta her takım için bir onur meselesi haline gelmişti. Takımlar arasında transferler oluyor, özel giysiler ve adlar belirleniyordu. Mahalle sandığının başı olan birinci reis, mahalle ihtiyar heyeti tarafından seçildikten sonra ‘ikinci reis’, ‘fenerci’, ‘borucu’ ve ‘kökenci’yi tayin ederdi. Birinci reisin görevi mahalleli tarafından kendisine teslim edilen tulumba sandığını, hortumları ve diğer yangın söndürme araç- gereçlerini korumaktı. Fenerciler ise özellikle gece yangınlarında takımın önünde giderler ve bozuk sokaklardan geçerken sokağın kaygan, ıslak, çamurlu olduğunu ‘Yalama var’!diye; yolda tümsek veya çukur bulunduğunu ise 1Atiama var!’ diye bağırarak arkadan gelenlere duyururdu. Yangına gidilirken seçilecek olan adımın cinsi de fenerci tarafından duyurulur; ,koyun ayağı’ komutu kısa adımlarla gidileceğini, ‘koçboynuzu’ komutu da dönemeçlerin varlığını haber verirdi. Borucu, hortumun ucuna, suya tazyik vermek için sarı pirinçten ‘boru’yu takmakla; kökenci ise bu boruyu yangın süresince taşımakla görevliydi. Tulum bacı takımlarında ayrıca güzel ve gür sesli bir ‘naracı’ da bulunurdu. Görevi, nara atmak ve nara atarken çev- redekilere hangi mahallenin tulumbacısı olduğunu duyurmaktı.

Kaynaklar: Emin Ali, “Tulumbacılık İstanbul’un ilk Canlı Sporudur”, Resimli Ay, S. 4 (Mayıs 1340), s. 27-29; Sermet Muhtar Alus, “Eski Tulumbacılar”, Yeni Mecmua, S. 13 (27 Temmuz 1939), s. 27-28; I. Birinci, “Tulumbacılar”, Hayat Tarih Mecmuası, S. 9 (Ekim 1965), s. 78-82; “Tulumbacı, Tulumbacılık”, TA, XXXI, 485-486; Cengiz Orhonlu, “Tulumbacı”, İA, XII/2, 50-54; UğurGöktaş, “Tulumbacılık”, DBİA, VII, İstanbul 1994, s. 301-303; Burçak Evren, Osmanlı Esnafı, İstanbul 1999.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)