Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

KANT

KANT
Kant kırk dört yaşında.
Yaşlı tllozof’un Hagemann tarafından yapılan bir karikatürü. Elindeki kavanozda çok sevdiği hardalını çırpıp kanştırmaktadır.
Felsefe tarihinin en büyük isimlerinden biri olarak Kant’ın görüşleri, düşüncenin tüm alanlarını kucaklamış ve astronomide «Kopemik devrimi»nin yaptığı gibi antropolojinin, metafiziğin, mantığın, ahlakın ve estetiğin perspektiflerini baştan başa yenilemiştir. Bu Alman düşünürün başlattığı eleştirel felsefe, olağanüstü yoğunluğuyla bugün hâlâ felsefe kültürünün vazgeçilmez kaynaklarından birini oluşturur.
Entrikalara, kibarlık budalana dudak bükerek, aydın desr yini gerçeğin araştırılmasına a. dı ve onu tatlılıkla empoze e”

FELSEFENİN ÜÇ

Kant, aşağıdaki üç soruya ke Ne bilebilirim? Ne yapmalıyırr, felsefenin temel programıdır.

Ne bilebilirim?

ilk soru bakımından, Kant, j mutlak doğru bir bilgiye ulaşabilı reddeder; fakat aynı zamanda. ! den ve bütün bilgimiz deneyi* bu bilginin mudaka tikel ve clu« deneyciliği de kabul etmez.

Ne bilebilirim? sorusuyla fit dan yaklaşmaktadır: her türlü : reddetmek yerine, gerçek bir b araştırır ve bunun da modeiı g bundan, Galileo ve Nevvton’ır. bilim vardır, başarıları bunu kan da mümkün olduğunu, SafAkirc soruya, Kant şu cevabı verir: Ar.
Kant’ın doğduğu ev.

(Königsberg, bugiin Kaliningrad).
„ . 41 î

ıfclİfeff’ijt’,
İÇİNDEKİLER

PROFESÖR VE İNSAN FELSEFENİN ÜÇ SORUSU ÖZERKLİK VE SORUMLULUK DOĞADA EREKLlLtK VE GÜZELLİK KANTÇILIK
1724’te, Doğu Prusya’nın Königsberg şehrinde (günümüzde, Rusya Federasyonu’nda Kaliningrad) dünyaya gelen Immanuel Kant, bu doğduğu şehirden hiç dışarı çıkmadı. Iskoç asıllı mütevazı bir saracın ve dindarlığı çocukluk yıllarına damgasını vurmuş olan bir annenin oğlu olan Kant, kunduracı amcasının malî desteğiyle okudu. Kolejdeyken, bilimlere, matematiğe ve felsefeye karşı büyük bir merak ve istidadı vardı.

PROFESÖR VE İNSAN

Önce kırsal kesimde bir rahibin ve çevredeki çeşitli ailelerin yanında eğitmen olarak çalıştıktan sonra, 1755’te, privatdozent (doçent) unvanıyla üniversitede ders vermeye başladı ve on beş yıl sonra Latince olarak kaleme aldığı «Duyulur ve Düşünülür Dünyanın Biçimi ve İlkeleri Üzerine» (De mundi sensibilis atque in-telligibilis forma et principiis) adlı bilimsel incelemesiyle mantık ve metafizik profesörü unvanını aldı. Kant, bundan böyle, kendini bir yandan, üzerinde çok uzun yıllar düşündüğü bir felsefî öğreti inşa etmeye (ki; Saf Aklın Eleştirisi [1781] ve bunu izleyen büyük eserler bunun ölmez kanıtlarıdır) ve bir yandan da, üniversitede ders vermeye adadı. Derslerini kırk yılı aşkın bir süre içinde bir gün olsun aksatmadı ve 1797’ye kadar sürekli olarak günde beş saat ders verdikten sonra gücünün azaldığını hissederek fakültesinden izin alıp kalan yıllarım felsefe tarihinin belki en geniş ve en sağlam bir biçimde kurulmuş sistemlerinden birine son şeklini vermeye harcadı.

Bu eserler, son derece dakik ve muntazam bir şekilde ayarlanmış bir hayatın meyvesiydi. Kant, gün içinde zamanını nasıl kullanacağını bir saatçi hassasiyetiyle yine kendi tayin ederdi. «Darda kalsaydım, en son satacağım şey saatim olurdu!» sözü de onundur. Tanışlarından biri, Königsberg belediye başkanı ve yazar olan Von Hippel, bu konuda bir komedi bile yazmıştı: «Gözü Saatinde Bir Adam» (Der Mann nach der Uhr, 1760). Yaz kış her sabah uşağı Lempe tarafından saat tam 4.55’te uyandırılır, iki fincan çayını içer, günün tek piposunu tüttürür ve «örsüm» dediği yazı masasına otururdu. Fakülteye gideceği günler saat 7.45’te ayağa kalkıp dolaşmaya başlar, saat 7.50’de şapkasını başına giyer, beş dakika sonra bastonunu eline alır ve saat 8’i çalar çalmaz arabasının kapısını açardı. Böylece, sekreteri ve hayat hikayecisi Jachmann’ın yazdığına göre, «mahallenin bütün sakinleri saaderini onun harekederine göre ayar ederlerdi». Öğleden sonra, filozof, her gün aynı güzergâhı takip eden ve tam bir saat süren ünlü yürüyüşüne çıkardı. Kırk yıl zarfında sadece iki kez bu düzenin dışına çıkarak her gün durduğu yeri geçtiği söylenir: bir defasında Rousseau’nun yeni çıkan bir kitabını bir an önce almak için, bir sefer de Fransız Devrimi’nden haber almak için!

Ansiklopedik bir zekâ

Kant’ın Königsberg’de öğrencisi olan Alman yazar ve filozofu Johann Gottfried Herder, hocasıyla ilgili anılarını hiçbir zaman unutmamış ve çok sonraları, olgunluk çağında, onun hakkında şunları yazmıştır: «Genç bir adam kadar canlı ve çevikti ve bu dinçliğini en ileri yaşına kadar muhafaza etti. Sanki düşünmek için yapılmış açık alnı, sarsılmaz ve şen bir huzurun tahtı gibiydi. Dimağında mizah ve akıl her zaman eşit bir yer tutardı ve dersleri sanki eğlendirici, hoş vakit geçirtici müstesna bir sohbetti.»

Kant; Leibniz’i, Wolf’u, Baumgarten’i ve Hume’u, Kepler’in ve Nevvton’ın doğa yasalarını, Jean-Jacques Rousseau’nun yazılarını (Emil, Yeni Heloise) aynı titizlik, aynı şevk ve heyecanla okudu ve kendisine ulaşan bütün yeni buluşları merak ve alakayla izledi. Önyargısız ve taraf tutmadan, doğaya ve insanın ahlakî değerlerine dair bilgilerini artırmaya çalıştı, insanların, millederin ve doğanın tarihiyle ilgilendiği gibi, doğa bilimleri, matematik ve tecrübeye de derslerinin ve sohbetlerinin kaynağı olarak aynı ilgiyi gösterdi.

ilgi edinmemiz mümkündür. za görüleri sağlar, ki bunlar, duyulur dünya ile ilişki kura-

ii bilginin kaynağı deneydir. İğinin deneyden kaynaklandı-a priori olan deneyin kendisi-ri biçimleri olan mekân ve za-jildir. Bu terimlerden her biri ılanılmalıdır; çünkü gerçek an-‘ir mekân ve bir zaman vardır nludur. «iki farklı zaman, diye izler.» «Akışını durduran» za-

«Analitik» bölümü, duyarlığın zaman kavramlarının şeylerin t eder. Ama, sadece fenomenler a numen’leri («şeylerin kendisi-nize imkân yoktur; çünkü bun-müz olamaz ve fenomenler on-ğer bir deyişle, deneylerin nes-i, yani bilim, olamaz. Ne var ki, jzaktır.

in, sadece duyguların sağladığı ısandantal (aşkmsal, deneyüstü) n saf kavramları gerekir ki bun-eşgul olur. Kant, «transandantal» ı bilgi a priori mümkün olduğu öl-;şgul olan bilgi» olarak tanımlar. :avramları (veya kategoriler) de-nlar deneyi a priori mümkün kılar-ematik bir tablosunu çıkarmıştır: nesnelerine uygulanır ve dört sı-luk, bütünlük; 2 nitelik: gerçeklik, ntr. töz, nedensellik, birliktelik; 4 ınluluk)

iyor ki, biz ancak duyularımızın erdiği ve kavrama yetimizin kav-esneleri gerçekten bilebiliriz; çün-görüsüz kavramlar boştur», n böylece, hem bir engel, hem bir aşma tutkusu (metafizik) bu saye-.n çekiminden kurtulabileceğimiz güvercin, serbest uçuşunda, diren-ı, boşluk içinde daha da iyi uçabi-on, algılanabilen dünyayı bu yüz-nya, kavrama yetisine ve algılama-dealarm kanatlarında, bu dünyanın ı boşluğuna açılmıştır.» derle şüpheciler arasında sürekli bir gerçek hakkında mutlak bilgi edin-;i felsefesiyle karşı çıkmıştır: özney-;ersyüz eden eleştirel felsefe. Kant, •. gerçek bilgi, bir nesnenin gerçek de biçimlenen basit bir imgesi değil-i sahip olan nesnenin deneysel keş-gidir. «Akıl sadece kendi planlarına

ş’i Yer’in çevresinde döndürmek ye-neş’in çevresinde döndürmesi gibi, ;iyi artık nesnenin mahiyetinden hanin gücünü bilme yeteneğinden (ve bu eket ederek belirler (yani, kurar ve şifleyen «Kopernik devrimi» kesindir: mlere özgü yanılgının aksine, a priori alt bir kavramı veya salt idea) kendi ,z ve bundan dolayı da, metafizik bir yer açmak için bilgiyi iptal etmek zo-^erçekten de, artık bilgi konusu veya ümkün olmayanı inanç nesnesi olarak undan böyle, bildiğimize inanmamak,
oru, Ne bilebilirim? sorusundan sonra ından önce gelir. Ahlak sorununa ayrı-:e, bilgi sorununun ahlak sorununu taamına gelir. Nitekim, Kant, şu noktayı
açıkça ve ısrarla belirtmektedir ki, belirli ha durum’un bilgisinden olması gereken’in kurallan çıkarılamaz; tıpkı, benim, «yapılandan (veya «başkalarının yaptıklarından) «benim yapmam gereken»in kurallarını çıkaramayacağım gibi. Bilim bütünüyle fenomenleri belirtmekle yetinir, eylemleri buyurmak veya yasaklamaksa ahlakın görevidir. Bilim ve ahlak, böylece, birbirinden bağımsızdır ve ayrı ayrı kurulmuştur; çünkü bir haber kipinden bir emir kipi çıkarılamaz.

Öte yandan, Ne yapmalıyım? sorusuna verilecek cevap, ne mahiyette olursa olsun, her türlü umuttan bağımsızdır; çünkü Ne umabilirim? sorusundan önce gelir. Diğer bir deyişle, Kant’m eserinin sadece yapısı bile bize şunu gösterir ki, eleştirel felsefede merkezî bir yer işgal eden ahlak, hem bilimden, hem de dinden bağımsızdır.

Ne yapmalıyım? sorusuna cevap veren Pratik Aklın Eleştirisi’â\x ve bu cevabı şöyle özedeyebiliriz: sadece kalplerimizin derinliklerinde yazılı ahlak yasasına olan saygımız nedeniyle, başka hiçbir şey düşünmeden ve yerine getirilmiş görevin derunî hazzın-dan başka hiçbir mükâfat beklemeden vazifemizi yapmalıyız.

En üst derecedeki ahlakî eylemi teşkil eden şey, haktan ziyade görevdir. Fiziksel olarak algılanabilen dünyanın parçası olan insan, ahlakî bakımdan, duyumötesi (veya düşünülür) dünyanın üyesidir ve orada «ödevini yapmanın azameti hayattan zevk almakla ilgili değildir»: insan, iki dünyantn vatandaşıdır (doğa dünyasının ve özgürlük dünyasının) ve bu çifte vatandaşlığın parçalanmışlığı içinde hem uyruk, hem yasa koyucu olarak yaşamak zorundadır.
Yalnız bilimle (görüngülerle) kayıdı ve varlığa ilişkin metafizik bir bilgi sahibi olunabileceği iddiasıyla sınırlı düşünen özne, ahlak alanına gelince egemen yasa koyucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Düşünen varlık olarak yalnız bu alanda özgürlüğünü keşfettiği gibi a priori olarak özünde mevcut «ahlak yasası»nın gerektirdiği zorunluluğu da keşfetmektedir.

Kant bağlayıcı olanla zorunlu olan arasında temel bir ayırım yapar. Bağlayıcılık (ahlak) zorunlulukla (fizik) karıştırılmamalıdır. Bilim bize fenomenlerin doğanın zorunlululuğunu gösterip öğretir; ahlaksa, özgürlüğümüze dayanır. Bütün fenomenleri nedensellik yasasına bağlayan kuramsal akıl için kavranamaz olan özgürlük, tersine, pratik akıl için ödevin varlık nedeni’dir. Çünkü, yerine getirme ve kurtulma olanağına sahip olmadıkça, yani özgür olmadıkça ödevin bir anlamı kalmaz ki, Kant’a göre, ahlak ne gökte, ne yerde bir temel bulamaz: onun temeli kendimizde-dir, düşünebilen özgür varlıklar olan bizde. Bu bakımdan, özgünlük ahlakın temel ilkesidir.

Ne umabilirim?

Başka iki ilke (Tanrı’nın varlığı ve ruhun ölmezliği) sayesinde, ahlakî çabamızın doğanın muazzam (gizli) planı içinde yazılı olduğunu umabiliriz. Ahlak yasası sayesinde, kendimizi fiziksel zorunluluk karşısında özgür ve bağımsız hissedebilir ve ahlakî
Kantîn hayatı bir kır manzarası gibi düzenli, düz ve sadedir. Bu kırlarda her gün gezmeye çıkmayı çok severdi ve orada kendisini doğayla iç içe hisseder, bir taraftan yürürken, bir taraftan insanlığın en kapsamlı felsefe sistemlerinden biri üzerinde düşünürdü.

AHLAKI SINAV

Jean-Paul Sartre’ın Duvar (İe Mur) adlı öyküsü, paradoksal bir biçimde, Kant’rn ahlak görüşünü yansıtır: Ispanya Iç Savaşı sırasında, Cumhuriyetçi tutsak Pablo, kurşuna dizilmek tehdidi altında, arkadaşlarından birinin nerede saklandığını söylemeye zorlanır. Pablo, gardiyanlarıyla alay etmek için mezarlıkta yanlış bir yeri gösterir. Sonradan kendisini kurşuna dizmekten vazgeçtikleri için, saklandığı yeri değiştirmiş olan arkadaşının kendisinin gösterdiği mezarlıkta yakalanmış olduğunu öğrenir.

Sartre’ın kahramanı yalan söylemekle, istemeyerek de olsa, nesnel olarak arkadaşının ölümüne sebep olmuştur ve bundan sorumludur. Aslında, özerkliğinden vazgeçmiştir; çünkü ahlak yasasına uyacak yerde dış şartlan ve eylemin sonuçlarını dikkate almıştır; oysa, görevi sadece ve sadece yaka söylememekti. Neticede hem gerçeğe, hem arkadaşına ihanet etmiştir.
Barış Alegorisi, Laurent de La Hyre’in tablosu (1648). Ressam bu eserinde, Westfatya Antlaşmalan’nı ve Avrupa’yı yakıp yıkmış olan Otuz Yıl Savaşları’nı canlandırmak istemiştir. Bu, Kant’rn siyasî düşüncesine de uymaktadır: filozof,«hukuku evrensel bir biçimde uygulayan sivil bir toplum» kurulmasını düşlerdi.
«Duvar»m Serge Roniltet tarafından yapılan uyarlamasından bir sahne (1967).
özneler olarak bütün doğanın üstünde olduğumuza hükmedebiliriz. Öyle olunca da, gerektiğinde görevimizi yerine getireceğimizi umabiliriz (buna gücümüz yettiğine göre). Öte yandan, bütün insanların, insanlık tarihinin gözlerimizin önüne serdiği acıklı tabloya rağmen, eninde sonunda ahlakî, hür ve akıllı varlıklar gibi hareket edeceklerini umabiliriz. Başka bakımlardan Rousse-au’ya o kadar yakm olan Kant, bu noktada Toplum Sözleşmesi (Contrat social) yazarının iyimserliğini paylaşmaktan uzaktır: «İnsan» der Kant, «o kadar eğri ve çarpık tahtalardan yontulmuştur ki, ondan düz ve doğru bir şey çıkarmak mümkün değildir.» Ama bu, ahlakın bizatihi değerine halel getirmez ve şu koşulsuz buyruk her zaman geçerlidir: mecbursun! (öyleyse, yapabilirsin). Herhangi bir mükâfat beklemeden ve herhangi bir zarara uğramaktan çekinmeden «öyle davran ki, eylem kuralın evrensel bir ahlak yasası olabilsin.»

İnsan eylemlerinin nihaî gayesine gelince, Kant’a göre, bir tek insanlık, akim evrensel ideali olmak sıfatıyla, kendi kendine yeterli bir gayedir. «O şekilde hareket et ki insanlığa hiçbir zaman sadece bir araç olarak değil, hem kendinde, hem başkalarında bizatihi bir amaç olarak muamele etmiş ol.» Böyle hareket etmekle, herkes amaçlar cumhuriyeti’nin «hem yasa koyucusu, hem de uyruğu» olur.

ÖZERKLİK VE SORUMLULUK

Böyle bir cumhuriyetin belki çok uzak bir gelecekte kurulmasını beklemeksizin, insan daha şimdiden sanki onu kendisi kuracakmış gibi, tam bir özerklik içinde, serbestçe sadece kendi yasasına itaat eden bir yasa koyucu vatandaş gibi hareket etmelidir.

Ahlakî öznenin bu özerkliği kavramı, eleştirel felsefede işgal ettiği merkezî yer nedeniyle, Kant’rn doktrinini, kendinden önce ve kendinden sonraki bütün öteki «görev ahlakı» kavramlarından, mesela, özellikle Hıristiyanlığın sevgi (Tanrı’ya ve onun yaratıkları olan insanlara karşı engin sevgi) ahlakından veya insanın insan tarafından sömürülmesine karşı proletarya mücadelesini öneren Marksist-Leninist ahlaktan ayırır. Bu ahlaklar için varlık baştan başa dinî veya siyasîdir: dünyanın bütün sefaletiyle mücadele etmek herkesin boynunun borcudur ve dünyada yoksullar, kötüler, hastalar, sömürülenler, ezilenler oldukça, kimsenin istirahate hakkı yoktur. İnsanlığın (bütün insanların toplamı olarak sayısal anlamda) siyasî ve dinî selameti için yerine getirilmesi gereken görev, insanı ömürünün sonuna kadar bıkmadan, usanmadan, yorulmadan çalışmaya mecbur eden bir angaryadır. Görev ahlakına göre, insan her şeyini vermedikçe hiç bir şey vermiş olmaz.

Kant’rn ahlakına göre, herkesin makul bir insana özgü görevini serbestçe yerine getirmesi ve kendine düşeni ne kadar az olursa olsun yapması her türlü şiddet veTıaksızlığm kaynağında kurutulması için hem gerekli, hem yeterlidir. Bu anlamda herkes insanlıktan sorumludur (fakat, burada insanlık, görev ahlakı an-
layışında olduğu gibi bütün insanlar lamda değil, eylemlerimizin İnsanî’ tır): birey, sorumluluğu, kendisine d. tarafından) empoze edilen ulvî bir e bir fedakârlık olarak üstlenmez, gür. normal görevlerini sükûnetle yerine

Görev doğaya aykırı görünür ve b zorlu olursa, bu, insanlığın henüz 1 olarak görülmediğine işaret eder. Bu riz ki, hüsnüniyet sahibi ve ahlaken vin yerine getirilmesine başlıca en; meydana gelir: onlar, davranmaları g ları için, görevini yapmak isteyeni : bir ahlaksızlıkla doğaya aykırı durum si bir katil tarafından ölümle tehdit t ğındığı yeri ihbar etmeye zorlanırsa, kar. Bu gibi haller olağanüstü ve isi prensiplerimizden vazgeçmeye ne d lememelidir. Böyle bir durumda tek meyi reddetmekle arkadaşımızın hay olmamaktır.

DOĞADA EREKLİLİK

Demek oluyor ki, ahlakî özne egem koyar. Halbuki doğa (içimizde ve dışırr denilen, fakat Kant’a göre, «hayalgücü olan şeyin peşinde koşmayı engeller. 1 atimizden fedakârlık etmemizi ister, ahlakla uyum sağlamasına mutlak «amacın doğada yazılı olduğunu ve hi madiğini» kabul etmek için yeterlidir.

Bu erekliliği güzele ve ulvî olana değ la keşfetmek: işte, Kant’ın Yargı Gücü eleştirisinin ereği. Eleştirel felsefenin bu ilk ikisi arasındaki boşluğu doldurur. T ğini, özellikle ereklilik kavramı sayesi bağdaştırmak suretiyle doğal illiyet (ne özgürlük alanını birleştirir. Estetik yarg Kant, dört sonuç çıkarır: birincisi, güzel bir tatmin sağlar; İkincisi, güzel, kavraı ğendiği, herkesin hoşuna gidendir; üçü vardır, ama bir amaç gütmez; dördüncü tiyacm hedefi olarak kabul edilir.

Estetik ve teleolojik (erekbilimsel) yarg; yu (sensus communis), her ikisinin de evrer na rağmen, akılla (Vemunfı) karıştırılman akıl» bütün insanlar arasında ortaktır ve in

İMMANUEL KANT
Kant’rn evinde bir akşam yemeği.

Filozof, nükteleri ve sohbetleriyle, seçkin davetlilerden oluşan dostlar sofrasına canlılık kazandırmasıyla ünlüydü.
ağduyu bir şey daha getirir: insanların kardeşçe ve un üyesi olduklarım ve güzelliğin sübjektif algılanılın erekliliğinde birleştiklerini gösterir.

arih

iden kovulmakla birlikte, önce güzel duygusu-sübjektif bakımdan geri geldiği gibi, onu doğada ılı organizmaları incelediğimiz zaman, sapasağ-

nmesinin bu çifte yorumu (estetik ve teleolo-:1]) doğada gizli bir plan keşfetmemizi ve in-Shakespeare’in dediği gibi «şiddet ve gürül-a bile bir anlam yüklememizi sağlar. Nitekim, insanların evrensel ahlak yasasının hâkimiyeti ya razı olarak doğanın güzelliğinin tadına var-;kli imkân şartları mevcuttur. Hukukun rasyo-iylece, eninde sonunda şiddetin üstesinden ge-ı mutlaka nihaî bir başarı olur; çünkü doğa, bi-mutluluğunu istemiş olsaydı, onu akılla değil
ANAHTAR KELİMELER

teriori: her türlü deneyden önce ve her türlü dency-arak edinilen bilgiye a priori bilgi; deneyden kaynakla-:giye a posteriori (veya ampirik) bilgi denir, tanç: bir inanç ya tamamen özneldir (inanma) veya ay-ineidir (kam). Kanının üç derecesi vardır: 1) görüş, ki, : olduğu gibi nesnel bakımdan da yetersizdir: 2) bilgi, ıdan olduğu gibi, nesnel bakımdan da yeterlidir; 3) “akımdan yeterli, fakat nesnel bakımdan yetersizdir, ruk: bir eylemi evrensel olarak, başka hiçbir şey dü-:e kendisi için buyuran emre koşulsuz buyruk denir; sa-şeyi elde etmek için bir şeyi buyuran emirse, koşullu -esela, «mükâfatlandırılmak istiyorsan uslu ol», «zen-:rsan tutumlu ol», «cennete gitmek istiyorsan erdemli .vruklar, davranış kurallarından veya ihtiyat tavsiyele-Sadece kesin buyruk ahlakîdir; çünkü düşünen her in-,aâece ilkelere göre (veya evrensel yasalara göre) hare–_lrusunda yönlendirir. Böylece, «Yapmalısın» ahlakın

ronomi: akıllı bir varlık olarak sadece kendi yasasına = nesinin karakteri. «İradenin özerkliği bütün ahlak ya-a:a uygun bütün ödevlerin tek ilkesidir.» Buna karşılık, edindiğimiz yasalara ve tutkularla ihtiyaçların üzeri-. J: baskı ve zorlamalara heteronomi adını verir, ekbilimsel) [Grekçe telos «son, had, erek» kelimesin-—enlerinde ve özellikle, canlı varlıkların organizmala-: ilgilidir.

I (aşkınsal): bilginin imkânını (veya a priori kullanımı-Kant’a göre, «nesneler hakkındaki a priori kavramları-_=r.» her bilgi transandantaldır. Her türlü bilginin transı ■■ düşünüyorum»dur (ich denke).
sezgiyle donatırdı. Bizi akıl ve duygu yaratıkları yapmakla, «toplumsal olmayan bir toplumcu karakterin» özneleri yapmakla, bizi insanlığı kurmak gibi ulvî bir görevin icaplarına göre örgütlemiştir.

Kant’rn felsefesi, böylece, siyasî bir düşünceyle nihayet bulur: insanlık tarihini, zevahire rağmen, ahlakın hükmü altında ve yüce bir amacın, «hukuku evrensel bir şekilde uygulayan sivil bir toplumun tesisi» amacının gerçekleştirilmesine açık bir alan olarak görür.

KANTÇILIK

Kant’tan sonra gelen filozoflardan hiçbiri, eleştirel felsefeyi bilmezlikten gelemedi ve hepsi ister istemez, Kant’a göre bir tavır belirlemek zorunda kaldı.

Bir kere, Kant, Alman idealizminin kurucusudur. Bu akımın üç büyük temsilcisi Johann Gottlieb Fichte (1762-1814), Fri-edrich Schelling (1775-1854) ve Friedrich Hegel’dir (1770-1831).

Kant’ın yakın ve uzak izleyicileri, esas itibariyle «numen» kavramı konusunda bölünmüşlerdir: kimi, «numen»i Kantçılığa göre bilinmesine imkân olmamakla birlikte, en yüce gerçek olarak kabul etmiş; kimiyse, bu «kendinde şey»i (Dittg an sich) Kant’rn sisteminin pekâlâ vazgeçebileceği bir şey saymıştır. Diğer bir deyişle, Kant’rn projesi, haklı veya haksız olarak, kimilerince (özellikle, pozitivisder tarafından) metafiziğin mezarcısı, kimilerince (mesela, Bergson) «birazcık yenilenmiş makyaj yapılmış bir Platonculuk» sunan bir metafizikçinin eseri ve hatta (Heidegger gibi), metafiziği baştan başa değiştirmeye yönelik son bir teşebbüs sayılmıştır.

Fransa’da Kantçılık, başta Protestan filozofu Charles Renouvi-er (1815-1903) tarafından temsil edilmiştir. Renouvier, 1872’de kurulan Criticjue philosophicjue (Felsefî Eleştiri) dergisinde yayımlanan birçok makalesinde ampirizme, Hegelciliğe ve pozitivizme hücum etmiş ve «ahlak»ı (Kantçı anlamda) bütün tarihî olağanlıkların üstüne çıkarmıştır.

Almanya’da, Husserl’e fenomenolojisini (görüngübilim) ilham eden, Kant’ın transandantal felsefesi olmuştur. Heideg-ger’e gelince, 1925-1926 kış sömestrinde, Saf Aklın Eleştirisi’-nin bir analizini sunmuş ve bu eseri, 1929’da Kant ve Metafizik Sorunu (Kant und das Problem der Metaphysik) başlığı altında yayımlanmıştır.

Sartre da, Kantçılıktan ne kadar uzak görünürse görünsün, ahlakının esasını açıkça Kant’tan almıştır; daha doğrusu, ahlak sorununu, Kant’a özgü olan evrensellik terimleri içinde ortaya koymuştur: «Herkes herkes karşısında herşeyden sorumludur», der Sartre. Kaldı ki, Sartre’ın başlıca eserlerinden birinin adı bile («Diyalektik Aklın Eleştirisi» [Critique de la raison dialec-tique]) üç Eleştiri’nin yazarına ne kadar çok şey borçlu olduğunu göstermeye yeter. D
BAŞLICA ESERLERİ

1781 Saf Aklın Eleştirisi

(Kritik der reinen Vemunft).

1783 Gelecekte Bilim Olarak Ortay# Çıkabilecek. Her Metafiziğe Pro/egcrttena

(Prolegomena zu einer jeden künftigen Metaphysik, die a İs Wissens5chaft wird auftreten können).

1784 «Dünya Vatandaşlığına. Yönelik Bir Genel Tarih Düşüncesi»

(tldee zu einer alİgemcinen Geschichte in v/eltbi’trger licher Absicht).

1785 Ahlak Metafiziğinin Temelkndirilmtsi.

(Grundlegung zur Metaphysik der Sitten).

1788 Pratik Aklın Eleştirisi

(Kritik der praktisehen Vernunft).

1790 Yargı Gücünün Eleştirisi (Kritik der Urteilskrafr).

1793 V.î/’i:; .’lıC.’ff !,•*.& i’ir1

(Die Religion. innerhaîb der Grenzen der blossen Vemunft). 1795 U’-J: t Deneme

(Zum ewigen Frieden, Ein Pholisopischer Ennvuri).

1797 Ahlak Metafiziği (Metaphysik der Sitten).

1798 «Pragmatik Açıdan Antropoloji» (Antropologie in pragmatiseher Hinsicht).
AYRICA BAKINIZ

► IPnsO ahlak

– IS akıl

► EânslI bilgi

► LB.ANŞL] doğa

► estetik

► IB.AN.ffl felsefe

► ]b.ansu mantık

– 1B.ANSÜ metafizik

► iB-ANsu varoluşçuluk
İl

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.