KAHVE YEMEN’DEN GELİR

KAHVE YEMEN’DEN GELİR

Önceleri Araplarca bilinen kahve, zamanla Mısır, İran ve Hindistan’a yayıldı. 1543 yılında gemilerle İstanbul’a geldi. Zamanla Türklerle o kadar özdeşleşti ki, her ne kadar Yemen diyarından geliyor olsa da Avrupa’da “Türk kahvesi” ismiyle şöhret buldu…

Bir şeyi kırk defa yapmak, o şeyin devamlılığı ve kemâlinin işaretidir. Mesela, “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” demekle, bir kahve içimlik muhabbetin, dostluğun, bir ömür boyu hatırı olduğu anlatılmaktadır. Elbette kahve, muhabbet meclislerinin bahanesidir. Ki “gönül ne kahve ister, ne kahvehane; gönül sohbet ister kahve bahane” sözü de bunu ifade etmektedir. Bugün dünyada en çok rağbet gören içeceklerden biri olan kahve, bir zamanlar Yemen diyarından gelmekteydi. Mesellere, manilere konu olan kahve, aslında ilk olarak Habeşistan’da ortaya çıkmış ve 15. asırda Yemen’de yetiştirilmeye başlanmış ve Yemen’le özdeşleşmiştir. Kâtip Çelebi, Ci- hannüma isimli eserinde, Yemen kahvesi hakkında çok güzel bilgiler verir: “Yemen’in engebe yamaç yerlerinde yetişen kahve, kiraz ağacına benzer. Ancak yaprakları daha koyu yeşil ve kiraz yaprağından kalıncadır. Kurutulup çekirdeğinden ayrılan kahve, Osmanlı topraklarında satılır. Yemen halkı, yaz günlerinde serinlemek için, kuruttukları kahve kabuğunu kaynatıp içerler. Yüksek fiyatlarla satılan Yemen kahvesinin âlâsı, büyük ve yeşilce olur. Yorgunluğa iyi gelen bu kahve, yemekten bir saat sonra içilse hazmı kolaylaştırır, baş ağrısını giderir, nezleye iyi gelir. Uykusunun açılmasını isteyenler için yerinde bir içecektir…”
1

Önceleri Araplarca bilinen kahve, zamanla Mısır, İran ve Hindistan’a yayıldı. 1543 yılında gemilerle İstanbul’a geldi. Zamanla Türklerle o kadar özdeşleşti ki, her ne kadar Arap diyarından geliyor olsa da Avrupa’da “Türk kahvesi” ismiyle şöhret buldu.

Fransızları kahveye alıştıran, Osmanlı elçisi Süleyman Ağa’dır (1669). Birkaç yıl sonra Viyana’da da Sefir Mehmed Ağa vasıtasıyla tanınan kahve, oradan bütün Orta Avrupa’ya yayıldı. Artık yabancı elçilerin, Türkiye’den memleketlerine götürdükleri en kıymetli hediyelerden biri de Türk kahvesi olmuştu.

Yemen Kahvesine Rakip

Günlük hayatta çok fazla kullanılmaya başlanan Yemen kahvesinin yarısı (5000 ton) İstanbul’a ve diğer yarısı Osmanlı şehirlerine götürülüyordu. Gemiye yüklenen bu kahve, önce bir zenbil1 içine konulup, üstü ferde2 ile sarılıyor ve onun üzerine de çul örtülüyordu. Böylece rutubetten korunup, kokusunu muhafaza ediyordu. Kahve, düzenli olarak İstanbul’a getirilemediğinden hem fiyatları yükseliyordu hem de içine bulgur, badem gibi şeyler karıştı- rılabiliyordu. Attar3 esnafının mesuliyetinde olan kahve, tahmiste4 dövüldükten sonra perakendeci dükkânlara pazarlanırdı. Evliya Çelebi asrında kahve satan esnafın sayısı 500 idi.

Osmanlı Devleti, iç pazar ihtiyacı karşılanmadıkça yurtdışına çıkarılması yasak olan kahvenin ihracatına 18. yüzyılda izin vermiştir. Ancak yine aynı yüzyılın ortalarında Uzakdoğu ve Latin Amerika’da da kahve üretilmeye başlanmıştı. Bu kahveye Osmanlı topraklarında Frenk kahvesi denilmekteydi.

Frenk kahvesinin piyasaya girmesiyle birlikte en büyük sıkıntılardan biri de, pazarlama esnasında Yemen kahvesiyle Frenk kahvesinin karıştırılmasıydı. Bunun engellenmesi ve iki kahvenin karıştırılmadan satılmasıyla alakalı birçok kadı hükmü bulunmaktadır. Bu tarihten sonra artık has Yemen kahvesi bulmak zorlaşmıştı.

Daha ucuz ve tedariki kolay olan Frenk kahvesi, önceleri Yemen kahvesinin itibarını sarsmamalda beraber, öyle yaygınlaştı ki zamanla Yemen kahvesini unutturacak ölçüde dünyayı sardı. Bugün, kahve denilince akla gelen ilk ülke artık Yemen değil. Belki ancak tarih sayfalarında kalmış bir sözden ibaret: “Kahve Yemen’den gelir.”

Kahveci başılık1

Sarayda padişaha takdimi için bir vazifeli tayin edilmesi, kahvenin ne kadar itibar kazandığının bir ispatıdır. Elbette bu itibar Yemen kahvesine gösterilmekteydi. Enderun sınıfına mensup Hasodalılardan kahvecibaşı, kuşluk ve akşam yemeklerinden sonra veya köşklerden birine gittiğinde padişahın içeceği kahveyi hazırlamak ve takdim etmekle vazifeliydi. Murassa zarflar; hokka, ibrik, sitil, altın evani ve murassa örtülerden meydana gelen kahve takımını zimmetinde bulundururdu. Kahvecibaşılık padişahlarla yakın münasebetlerinden dolayı özenilen ve itibar gören hizmetlerden sayılırdı.

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)