JAPONYA

Büyük Okyanus’un kuzeyinde,
bir adalar ülkesidir. Asya kıyısından, Japon
Denizi ile ayrılır. Japonya’yı oluşturan adalar
zincirinin güneybatı ucu, Kore’den yaklaşık
175 km, Çin’den de yaklaşık 800 km uzaklıktadır.
En kuzeydeki Japon adasının,
SSCB’nin Sibirya kıyılarına uzaklığı 300 k ilo metreden
azdır.
Japonya, dört büyük ve yüzlerce küçük
adadan oluşmuştur. Bunlardan en büyük ve
en önemli olanı Honşu (Hondo) Adası’dır.
Japonya’nın Tokyo, Yokohama, Nagoya,Osaka, Kyoto ve Kobe gibi başlıca önemli
kentleri Honşu’nun güneyinde yer alır.
Honşu’dan, Japon Iç Denizi ile ayrılan
Şikoku Adası, başlıca pirinç üretim bölgelerinden
biridir. Honşu’nun güneybatısında,
dar bir boğazın karşı yakasında, Japonlar’ın
ilk yerleştikleri ada olan, Kiyuşiyu Adası uzanır. Honşu’nun kuzeyinde, ik lim i çok daha
soğuk ve nüfusu az olan Hokkaido Adası
Japonya bir dağlar ve kıyılar ülkesidir. Dar
vadilerden yükselen sarp dağlan vardır. Bu
dağların, en yüksek ve en güzel olanı, To kyo’nun
batısında yer alan ve yüksekliği 3.776
metreyi bulan Fujiyama’dır. Kıyılarda, birkaç
küçük düzlük bulunur; toprağın beşte birinden
azı ekilebilir durumdadır ve dağlann
çoğu, ağaçlar dışında hiçbir şey yetişmeyecek
kadar sarptır. Kısa, ama hızla akan ırmak ve
derelerden elektrik üretimi için yararlanılır.
Kuzeye doğru akarak, Honşu kıyılarından
geçen Kuro Şiyo Akıntısı’nın ılık sulan adada
kışların fazla soğuk ya da uzun olmasını
engeller. Ama, Kuzey Kutup Bölgesi’nden
gelen soğuk akıntının etkisindeki Hokkaido
Adası’nda, kışlar uzun ve sert geçer. Japonya’nın
güneyinde, sıcak ve nemli, neredeyse,
tropik yazlar görülür. Yağmur, haziran ve
temmuz aylarında yaklaşık altı hafta boyunca
sürekli yağar.
Japonya, etkin yanardağlan ve çok sayıda evlisıcak
su kaynakları olan volkanik bir ülkedir.
Depremler zaman zaman büyük yıkımlara
neden olur. 1923’te, Tokyo’nun ve Yokohama’nın
büyük bölümünü yerlebir eden ve 100
binden fazla insanın ölümüne yol açan deprem
bilinen en büyük depremdir. Çoğunlukla
tahtadan yapılan h a fif Japon evleri, depremlerin
daha dayanıklı yapıları yıkabildiği bu
bölge için çok elverişlidir, ama bunlar da
kolayca yanabilir. Kentlerdeki, büyük modern
yapılar, depremlere dayanabilecek biçimde,
özel olarak tasarlanmış; çelik ve betondan
yapılmıştır. Ne var k i, dar sokaklar
boyunca uzanan eski yapıların, sıkışık olarak
bulunduğu bölgeler, depremler sırasında çok
tehlikeli olmaktadır. Sonbaharda, tayfun denen
zorlu fırtınalar görülür.
Kırsal Bölgeler ve Yabanıl Yaşam
Kiraz, erik ve şeftali ağaçlarının çiçek açtığı
ilkbahar, Japonya’nın en güzel mevsimidir.
Dağlann yamaçlan, çam, servi, ladin, sedir,
köknar, kayın, meşe, huşağacı ve bambulardan
oluşan, sık bir bitki örtüsü ile kaplıdır. Güneydeki
alçak düzlüklerde, yaprağını dökmeyen
ağaçlar ve palmiyeler yetişir.
Japon adaları, kuzey güney doğrultusunda,
çok uzun bir dizi biçiminde uzandığı için,
ülkede çok değişik hayvan ve b itk ile r bulunur.
Çok sayıda tilk i, porsuk, susamuru,
sansar, gelincik ve mink vardır. Ormanlarda,
şebek denen pembe yüzlü küçük maymunlar
ve dağlardaki ırmaklarda, dev semenderler
yaşar. Günümüzde büyük yabanıl hayvanlar
oldukça azalmıştır, ama adalarda hâlâ ayı ve
kurta rastlanır. Çevredeki okyanus akıntıları
kıyılara çok sayıda balık getirir ve götürür.
Japonya’nın denizleri kabuklu deniz hayvanları
açısından da zengindir. Batı kıyısında
kolları arasındaki uzaklığın 3 metreye ulaştığı
dev yengeçler yaşar. Ayrıca, balina, fok ve
mors da vardır.
D ö rt büyük adadaki 450 tü r kuşun üçte
birini su kuşları oluşturur. Bu kuşların arasında
pek çok eski Japon resminde görülen zarif
ve ender rastlanır beyaz boyunlu Japon turnası
da vardır. Ilık bir kış geçirmek için kuzeyde
SSCB’den ve yazı geçirmek için güneyde Çin
ve Asya’dan akın eden kuşlar yıl boyunca Japonya’ya gelirler.Japonya’da, böcekler de çok çeşitlidir. Kelebekler
ve kınkanatlılar çok boldur. Yazın
ateşböceği, sonbaharda da kızböceği görülür.
Ayrıca cırcırböceği, çekirge, kene gibi çeşitli
böceklere rastlanır. Z e hirli yılanlar ile teh likeli
böcekler oldukça azdır.
Japonya, çiçekli krallık diye de anılır.
Doğayı çok seven Japonlar, çiçek düzenleme
sanatı olan ikebana’yı geliştirme ve öğretmenin
yanı sıra yüzlerce çiçekli çalı ve ağacı da
dünyaya tanıtmışlardır, ilkbaharda en çok
rastlanan çiçekler, morsalkım, açalya, süsengiller
ve şakayıktır. Yazın göllerde, kırmızı ve
beyaz lotüsler açar. Sonbaharda kırları kaplayan
kasımpatılar, Japonya’nın ulusal çiçeğidir.
Halk ve Yaşam Biçimi
Düz siyah ya da koyu kahverengi saçlı, sarı ya
da açık kahverengi tenli, çekik kahverengi
gözlü ve yuvarlak yüzlü olan Japonlar, Moğol
ırkındandır (bak. Irk). Kuzeydoğu Asya’daki
komşuları Çinliler ve Koreliler ile yakın
benzerlikleri vardır ama, tüm öteki halklar
gibi, Japonlar da başka ırklarla karışmışlardır.
Japonlar’m, anakaradan adalara yaklaşık
3.000 yıl önce geldiklerine inanılır. Gelenler,
burada, adaların Y e rlile r’i olan Ayn ular’la
karşılaştı. Beyaz ırktan olan Aynular, açık
tenli ve oldukça tüylü insanlardı. Erkeklerin,
sık sakallan vardı ve kadınlar evlendiklerinde,
ağızlarının üstüne, bıyığa benzer b ir dövme
yaparlardı. Aynular, göç eden Asyalılar
tarafından yavaş yavaş kuzeye, Hokkaido’ya
sürüldüler ve daha sonra çoğu, yeni Japon
toplumu içinde eridi. Günümüzde yalnızca,
15 bin kadar Aynu bulunmaktadır.
Japonlar, güzelliğe ve sanata çok düşkündür.
Yaşamlarını toplum içindeki davranışlarını
belirleyen katı kurallar düzenler; insanın
kendi kendini denetlemesine çok önem verilir.
Görev her şeyden önce gelir. Son yıllarda,
Japonlar’ın birçoğu için işverene bağlılık,
ulusal bağlılık kadar önemli sayılmakta-
Yakın b ir döneme kadar Japonya’da gençlerin
hangi mesleği seçeceklerine ve kiminle
evleneceklerine, geniş bir akraba topluluğu
biçimindeki aileler karar verirdi. Japon evlilik le rin in yarısından çoğu hâlâ, anne ve babaların
kararıyla olur. Çocukların çok sevildiği
ve toplum içinde çok ender olarak azarlandığı
Japonya’da evlerde katı bir düzen egemendir.
I I. Dünya Savaşı’ndan sonra batı etkisiyle
katı davranış kuralları gevşemeye başlamış ve
günümüzde yaşam, Japon erkekleri için olduğu
kadar, Japon kadınları için de daha özgürleşmiştir.
Japonya’da “ bağlılık” en çok ödüllendirilen
erdemdir. Gerek eski, gerek çağdaş oyunlarda
kahramanlar, bağlılığı, her şeyin üstünde
tutar. Japonlar, II. Dünya Savaşı’nın sonuna
kadar, imparatorlarını bir tür tanrı sayarlardı.
Hiç kimse imparatordan daha yüksek bir
yerde durarak ona yukarıdan bakamazdı.
Evlerin üst katları imparator geçmeden önce
boşaltılırdı, imparatorları için ölmeye hazır
olan Japonlar, II. Dünya Savaşı’nda imparator,
Japonya’nın teslim olduğunu açıklayıncaya
kadar, kahramanca savaştılar. Savaştan
sonra imparatorluk, anayasal krallık (bak.
K r a l l i k ) oldu ve kral oldukça sıradan bir
insan gibi yaşamaya başladı.
Japonya’da kentlerin çoğunda batıya benzeyen
b ir yaşam biçimi görülür, ama kırsal
bölgelerde halk hâlâ geleneksel Japon yaşam
biçimine sıkı sıkıya bağlıdır. Kırsal yaşam,
yüzyıllardır çok az değişmiştir. Küçük ahşap
evlerin, güneş alan yanlan boyunca, odaların
açıldığı dar b ir veranda bulunur. Odalan
birbirinden, ahşap çerçevelere kâğıt kaplanarak
yapılan sürmeli paravanalar ayırır. Evlerin
büyük odasında her zaman, bir vazo içinde
çiçek ya da bodur bir ağaç ve resimlerle
süslenmiş özel bir bölüm bulunur.
Japonlar, bahçeleri severler ve hemen her
evde küçük de olsa b ir bahçe bulunur. Yaprağını
dökmeyen minyatür ağaçlar, çiçekli çalılar,
havuzlar, akarsular ve köprüler kullanılarak
düzenlenen bahçeler, yapay dağlan ve
gölleriyle, tam bir kır görüntüsü verir ve evin
b ir parçasıymış gibi görünür.
Evlerde mobilya azdır. Oturmak ve uyumak
için minderler ve katlanan büyük şilteler
kullanılır. Yorgan ve yastıklar, gündüzleri
dolaplara kaldırılır. Döşemeler, samandan
yapılmış, kalın ve yumuşak hasırlarla kaplıdır.
Evdeki güzel tahta işlerini korumak ve
yerdeki hasırları temiz tutmak için herkes ayakkabılarını kapının dışında çıkarır. Evlerde
ocak yeri ve baca yoktur. Kışın odalar
taşınabilen gaz sobalarıyla ısıtılır.
Kentlerde yaşayan Japonlar, işlerine giderken,
Avrupalı gibi giyinir ve öğle yemeklerini,
çoğu zaman batı türü lokantalarda yerler.
Kentlerde konutlar, yüksek apartmanların bir
dairesi ya da şirketlere ait lojmanlardır. Bazı
Japonlar, evde giysilerini değiştirerek kimono
giyer. Kimono, büyük ve süslü bir kemerle
belden bağlanan bol bir giysidir. Bu geleneksel
giyim biçiminde, düz tahta ayakkabılar
kullanılır. Ama gençlerin çoğu ve çocuklar
gün boyu, pantolon, gömlek ve elbise giyerler.
Özellikle giyim konusunda giderek batılılaşan
Japonlar’ın arasından, günümüzün en
önde gelen modacıları çıkmıştır.
Televizyon, mobilya ve modern gereçlerle
döşenmiş, çağdaş Japon oturma odası ve
mutfağı, daha çok herhangi bir batı evine
benzer. Ama yatak odasında, tatami adı
verilen döşeme vardır ve yatak yoktur. Japon
ailesi akşam yemeğinde, kotatsu denen elektrikle
ısıtılan bir masanın çevresinde toplanır.
Sıcak tutan bir kumaşla kaplı olan bu masanın
altında aile bireyleri ayaklarını ısıtır.
Japon yemeklerinde çok az et, tereyağı ve
peynir vardır. En önemli yemekleri bir kâse
içinde sunulan ve çubuklarla yenen pirinçtir.
Balık, çok fazla ve bazen de çiğ olarak yenir.
Obür yemekleri arasında salamura sebzeler,
bambu filiz i, fasulye çorbası, tatlıpatates ve
meyve sayılabilir.
Japonlar süt ve şeker katılmadan içilen
yeşil çay, kahve ve hafif içkiler içerler. B ir
başka yerel içki de pirinçten yapılan saki’ dir.
A lk o llü b ir içki olan saki genellikle sıcak
olarak içilir. Özellikle sıcak yaz günlerinde
bira çok yaygın bir içecektir.
Japonlar her gün, ya evlerindeki geniş,
derin küvetlerde ya da genel hamamlarda
banyo yaparlar. Çiftçi aileleri için hamamlar,
çoğu kez toplumsal yaşamlarının merkezidir.
Komşularıyla bir araya toplanır, konuşur ve
buharlar çıkan sıcak suda dinlenirler. K ü k ü rtlü,
sıcak kaynak sularında banyo yapmanın,
sağlık için yararlı olduğuna inanılır.
Spor ve Şenlikler
Kayak ve bovlingin yanı sıra, masatenisi tenis, golf, beyzbol, futbol ve yüzme sporları
çok yaygındır. B ir tü r güreş olan sumo, özel
olarak eğitilmiş çok şişman ve güçlü adamların,
b irb irle rin i ringden atmaya çalıştıkları bir
spordur. B ir başka güreş türü olan judo’yu
profesyonellerin yanı sıra amatörler de yapar
(bak. J u d o ). Okçuluk da sevilen b ir spordur.
Japonya’da pek çok şenlik vardır. Bunların
en önemlisi olan yeni yıl şenliklerinde, evlerin
dışı, bambu ve çam dallarıyla süslenir; insanlar
birbirine konuk olur, armağanlar ve kartlar
verirler. Özel yiyecekler ve tören içecekleri
sunulur. Yeni yıl herkesin doğum günü olarak
kabul edilir. 3 Mart kızlar şenliğinde imparator
ve çevresindekileri gösteren özel bebekler
yapılır ve bunlara büyük saygı gösterilir.
Bebek ya da Şeftali Çiçeği Şenliği, küçük
kızlara, şeftali çiçekleri kadar huzurlu ve zarif
olmaları gerektiğini anımsatır.
Erkek çocukların şenliği olan 5 Mayıs’ta çocuklar,
eski Japon savaşçılarını temsil eden
oyuncaklar taşırlar ve evlerinin üstüne, turnabalığı
resimleriyle süslü kâğıt bayraklar çekerler.
Akıntıya karşı, ırmağın yukarısına doğru
yüzen turnabalığı, erkek çocukların gelecekte
zorluklarla karşılaştıkları zaman göstermeleri
gereken kararlılığı anlatır. Bugün bu şenlik
Bayraklar Şenliği olarak b ilin ir.
Din
Japonya’daki başlıca dinler olan Şinto dini ve
Budacılık kendi maddelerinde ayrıntılı biçimde
anlatılmıştır (bak. B u d a VE BUDACILIK; ŞİNTO
DİNİ). Japonlar, Çin filozofu Konfüçyüs’ün
öğretisinden de çok etkilenmişlerdir (bak.
K o n f ü ç y ü s v e K o n f ü ç y ü s ç ü l ü k ). B ir Japon
atasözüne göre genç b ir Japon, önce Şinto d inine
bağlanır, biraz yaşlanınca Könfüçyüsçü,
yaşamının sonuna yaklaştığı zaman da Budacı
olur. Japonlar’ın özgün dinleri olan Şinto dini
insanlara doğayı sevmeyi ve atalarına saygılı
olmayı öğütler. 1868’de devlet dini olarak kabul
edilen Şinto dini I I. Dünya Savaşı’ndan
sonra, devlet dini olmaktan çıkarıldı. 10 yaklaşık
6. yüzyılda, Çin’den alınmış olan Budacılık
ise bugün Japonya’nın önde gelen dinidir.
Japonya’da, 700 bin kadar da Hıristiyan
Japon yaşar. Genellikle her Japon evinde,
kutsal günlerdeki törenler için minyatür Şinto
ve Buda tapınakları vardır. Kırsal bölgelerde, bazıları yüzlerce yıllık olan çok sayıda Şinto
ve ünlü Buda tapmakları bulunur. Her dinden
insanlar, bu tarihi anıtları görmeye gelirler.
Sanat, Kültür ve Dil
Japon sanatı, Çin sanatına çok şey borçlu o lmakla
birlikte bu sanatın b ir kopyası değildir.
Avrupa’da en iyi bilinen Japon sanatı renkli
ağaçbaskılardır (bak. AGa ç b a sk i) . 18. ve 19.
yüzyıllarda çok yaygın olan bu sanat, sanatı
sıradan insanlara ulaştırmıştır. Ağaçbaskının
büyük ustaları arasında, 18. yüzılda Suziki
Harunobu ve Kitagava Utamaro ile 19. yüzyılda
Katsuşika Hokusai sayılabilir. Japon
ağaçbaskıları batılı sanatçıları özellikle de iz lenimcilik
A k ım ı’na bağlı Fransız ressamlarını
büyük ölçüde etkilemiştir.
Japon çanakları, fildişi oymaları, tunç, p irinç
ve lake işleri yüzyıllardan beri ünlüdür.
Japon mimarları yalın ve doğal güzelliğe tu tkundurlar.
Geleneksel yapılar ve evler kırsal
alanla uyum sağlayacak biçimde tasarlanmıştır.
Japonya’nın geleneksel mimarisi çoğunlukla
Çin tasarımlarına göre yapılmış Buda tapınaklarından
etkilenmiştir. Şinto tapınaklarının
torii denen girişlerinde ise geleneksel Japon
mimarisi görülür. Japonya’da, modern
yapılarda batı tarzı izlenir ve Japon mimarları
çalışmaları ile Japonya’da olduğu kadar yurtdışında
da ün kazanmışlardır.
Modern oyunların sahnelendiği tiyatroların
ve kentlerdeki, pek çok sinema salonunun yanı
sıra, ik i tü r geleneksel Japon tiyatrosu vardır.
Kabuki tiyatrolarında, eski Japon savaşçılarıyla
ilg ili efsane ve öykülere dayalı oyunlar
oynanır. Japonya’nın derebeylik döneminde,
soylular ve savaşçı sınıflar için b ir eğlence
olan No oyunları 14. yüzyıldan kalmadır. Bu
oyunlardaki tüm roller, maskeli oyuncularca
oynanır. Sembolik dansların ve müziğin konuşmalara
eşlik ettiği No oyunları oldukça kısadır
ve b ir temsilde, birden fazla No oyunu
sergilenir. Çin kökenli kukla tiyatrosunda, Japon
müziği ve dramatik baladlar büyük kuklalarla
oynanan oyuna eşlik eder.
Geleneksel Japon müziği, batı müziğinden
çok farklıdır. Bu müzik, klasik danslar ve t iyatro
oyunlarıyla şenliklerde sürdürülmektedir.
Japon çalgılarının çoğu, Çin, Kore ve Hindistan’dan gelmiştir. En yaygını gitara
benzer üç telli bir çalgı olan samisen’dn. Japonya’da,
caz, dans müziği ve popüler müzik
de sevilir; büyük kentlerin, senfoni orkestraları
ve opera toplulukları vardır. Saçlarına
özenle biçim verilmiş geyşa kızlarının, ipekli
kimonolar içinde dans ettiği, samisen çaldığı,
şarkı söylediği, şiirler okuduğu ve konuklarla
sohbet ettiği çay evleri hâlâ zengin Japon erkeklerinin
gittiği eğlence yerlerindendir.
Japon dili, yabancılar için zor bir dildir.
Sözcükler kolay söylenebilmekte ama Çince’den
alman yazı karakterleri kullanıldığı
için, karmaşık bir biçimde yazılmaktadır. Sıradan
bir kitabı okuyabilmek için, sesleri ya
da kavramları gösteren bu karakterlerden birkaç
bin tanesini bilmek gerekir. Ama ustalaşıldığında
Japonca, çok hızlı okunabilen bir
dildir. Japonya’da el yazısı, b ir sanat dalı olarak
kabul edilir ve genellikle fırça kullanılarak
yazılır. Güzel yazıların sergilendiği parşömenler,
evlerin özel bölümlerine asılır.
6-15 yaşları arasında eğitimin parasız olduğu
okullarda, tüm Japon çocukları İngilizce
öğrenir. Ortaöğretimin paralı olmasına karşın,
çocukların büyük çoğunluğu, çok sayıda
lise, teknikokul ve üniversiteye hazırlık okullarına
gider. Yaklaşık 1 milyon Japon öğrenci,
300’den fazla yüksekokul ve üniversitede
okumaktadır.
Çiftçilik ve Balıkçılık
Toprak kıt olduğundan, Japon çiftçileri küçük
topraklarını işlemek için çok çalışmak zorundadır.
Ç iftlik le rin çoğu çok küçüktür. Yaygın
olarak sulama yapılır. Sıcak ve yağışlı yazlar
ile ılık kışlar, çok ürün yetiştirmeye olanak
sağlar ve bazı yörelerde, bir mevsimde dört
kez ürün elde edilir. Tarımın modern yöntemlerle
yapılmasına ve iyi hasat elde edilmesine
karşın, Japonya kendi yiyecek gereksiniminin
ancak yüzde 80’in i üretebilmektedir. Tarım
işçileri, kentlere gitmek için ç iftlik leri
terk etmekte ve günümüzde, Japonlar’m yüzde
10’undan azı toprakta çalışmaktadır.
Toprakların yarısından çoğunda pirinç ekilir.
Ekimde uygulanan çağdaş yöntemlerle Japonya’da
herhangi b ir Asya ülkesinden çok
daha fazla pirinç üretilebilmektedir. Buğday,
arpa, patates, dan, sebze ve meyveler, yüksek düzlüklerde, çay ise Honşu’nun güneyinde
yetiştirilir. Daha önceleri Japonlar’ın et ve
süt ürünleri tüketimi oldukça azdı. Bu nedenle
Hokkaido dışında, çok az sığır ve koyun
bulunurdu. Japonya’da günümüzde, hayvancılık
daha yaygın olarak yapılmaktadır.
Bazı Japon çiftçileri, ipekböceği yetiştirir.
İpekböceği, verimsiz toprakta ve sarp yamaçlarda
yetişebilen dut ağacının yapraklarıyla
beslenir (bak. İP E K ). B ir zamanlar, Japonlar’m
en değerli ürünlerinden biri, ham ipekti,
ama, yapay ipliklerin bulunmasından bu
yana önemi azaldı.
Japonya dünyanın en büyük ve en gelişmiş
balıkçılık sanayilerinden birine sahiptir. Konserve
edilmiş ve dondurulmuş balık ile kabuklu
deniz ürünleri, değerli dışsatım ürünlerindendir.
Kıyı sularından sardalye, ringa, mürekkepbalığı,
sombalığı gibi balıklar avlanır.
Deniz yosunundan besin, gübre ve yem olarak
yararlanılır. Derin deniz balıkçı filoları,
morina, palamut, köpekbalığı, uskumru ve
orkinos avlamak için uzun seferlere çıkar. İstiridye
çiftliklerinde yemek ve inci elde etmek
için istiridye üretilir.
Sanayi ve Ulaştırma
Japonya dünyanın en büyük sanayi güçlerinden
biridir. Birçok hammaddenin eksikliğine
karşın, sanayi şaşırtıcı bir gelişme göstermiştir.
Özellikle 19. yüzyılda devlet desteğiyle sanayileşmede
önemli adımlar atılmıştır.
Bugünkü Japon sanayisi ağır ve ha fif makineler,
elektrikli araçlar, dokuma ve çelik üretir.
Japon tersaneleri ve fabrikaları, en büyük
gemileri ve gemi motorlarını yapar. Japonya
ayrıca, lokomotif, otomobil, motosiklet, dikiş
makinesi, fotoğraf makinesi, televizyon, v ideo,
müzik seti, saat, oyuncak ve çanak çömlek
üretir. İşçiler ile yöneticilerin, b ir ekip anlayışı
içinde istekle çalışmaları üzerine kurulmuş
olan Japon işletmecilik yöntemleri başarılı
olmuştur.
Japonya’da elektrik, su gücünden elde edilir.
Bakır, çinko ve altın madenleri vardır;
ama Japonya, demiri, alüminyum cevherlerini
ve kullandığı petrolün çoğunu dışandan almak
zorundadır. Bunlara ek olarak kömür,
pamuk, yün ve kauçuk da dışarıdan satın alınır.sistemJaponlar
sanayi mallarını, öbür sanayileşmiş
ülkelerden daha ucuza ürettikleri için
dünya ticaretindeki paylarını artırmayı başardılar.
Metal, kimyasal maddeler, mühendislik,
elektronik, bilgisayar ve öbür yüksek teknoloji
gerektiren sanayiler de çok hızlı bir gelişme
gösterdi. Sanayileşmiş öbür uluslar gibi
Japonya’da da, duman, kirlilik ve aşırı nüfus
yoğunluğu gibi sanayileşmenin yarattığı sıkıntılar
yaşanmaktadır. Yönetim artık, toplumun huzuru ve sanayi artıklarının temizlenmesi
gibi konulara daha dikkatle eğilmekte-
‘”d ö ¡[•! büyük Japon adası, gelişmiş demiryollarına
sahiptir. Honşu ve Kyuşiyu’daki demiryolları,
denizaltından geçen bir tünelle
birbirine bağlanmıştır. Tokyo-Osaka arasında
çalışan trenler, dünyanın en hızlı îrenlerindendir.
Hatların çoğu elektriklidir ve bazılarında,
güvenlik için otomatik denetim sistemleri bulunur. Honşu ve Kiyuşiyu adaları arasında,
bir karayolu tüneli de vardır. Honşu ve
Şikoku arasına iki katlı bir karayolu ve demiryolu
köprüsü yapılmaktadır. Bu köprü tamamlandığında,
dünyanın en uzun asma köprüsü
olacaktır.
Kentlerde ulaşım otobüs, taksi ve metroyla
sağlanır; özel otomobil sayısı da sürekli artmaktadır.
Japonya, dünyanın en büyük ticaret
gemisi filosuna sahiptir ve dünyadaki denizyoluyla
yük taşımacılığının, yaklaşık dörtte
birini yürütmektedir. Başlıca limanları Kobe,
Tokyo, Yokohama ve Osaka’dır. Hava yolculuğu
da önemlidir ve Uluslararası Tokyo Havalimanı,
dünyanın en işlek havalimanlarından
biridir.
Tarih
IO 7. yüzyıldan önce Japonlar bir kabile yaşamı
sürüyorlardı. Bu dönemde Güneş tanrıçasının
soyundan geldiğine inanılan imparator
ailesi ile önemli başka soylu aileler arasında
sürekli bir iktidar çekişmesinin olduğu b ilinmektedir. Çin yazı karakterleri ile birlikte
Budacılık ve Çin düşünce biçimi yavaş yavaş
Japonya’ya girdi. O dönemin en zengin ve
güçlü ülkesi olan Çin’in etkisiyle bütün ülke
topraklarının tek bir hükümdara bağlı, merkezi
bir hükümet tarafından yönetilmesi gerektiğine
inanılmıştı. Japon imparatorlarının
güçlü merkezi bir yönetim kurabilmek için çıkardıkları
yasalara çoğu zaman eyaletlerdeki
soylular karşı çıktı ve uymadı. Özellikle 10.,
yüzyıldan sonra soylu ailelerin gücü arttı. Kamu
mülkiyetindeki topraklar yavaş yavaş devletteki
yüksek görevlilerin ve soylu ailelerin
eline geçti. Küçük soylular, ele geçirdikleri
mülkleri korumak için silahlı b irlik le r oluşturdular.
Bu küçük soylulara samuray (savaşçı)
dendi (bak. Samuray). 12. yüzyılda iktidar,
şogun diye adlandırılan ve ülkeyi imparator
adına yöneten askeri yöneticilerin eline geçti.
Böylece imparatorlar yüzyıllar boyunca saray
soyluları ile birlikte, Nara’dan sonra ikinci
başkent olan Kyoto’da silik ve güçsüz simgeler
olarak yaşadılar.Avrupa’da ortaçağda feodal dönem hüküm
sürerken (bak. FEODALİZM) Japonya’da sık sık
rakip soylular ve onlara bağlı samuraylar arasında
savaşlar oldu. Şogun unvanı, bir aileden,
öbürüne geçiyordu. 16. yüzyılın ikinci
yarısında, b irb iri ardı sıra gelen üç büyük önder
ülkeyi birleştirmeyi başardı. 17. yüzyılın
başında, bunların üçüncüsü, Tokugava Ailesi’nden
gelen Ieyasu şogun oldu ve onun yönetimi,
ülkeye uzun b ir barış dönemi getirdi.
Daimyo ya da feodal beyler, kendi topraklarını
yönetmeyi sürdürdüler. Ama tümü de Tokugava
A ile s i’nden gelen şogunu önder olarak
tanıdı. Şogun, feodal beylerin kendisine
olan bağlılıklarını denetlemek için, onların
her ik i yıldan birini, başkent Edo’da (bugünkü
Tokyo) geçirmelerini emretti.
17. yüzyılın başlarında, Hıristiyanlık’ın yayılmasını
önlemek ve dış ticareti denetlemek
isteyen Japon yöneticiler, ülkelerinin kapılarını
dış dünyaya kapadılar. Japon yurttaşlarının
yurtdışına çıkmasına izin verilmedi, hatta
okyanusu geçecek büyüklükte gemi yapımı
yasaklandı. HollandalIlar dışındaki yabancıların,
Japonya’ya yerleşmeleri ya da Japon halkı
ile herhangi bir ilişki kurmaları yasaktı. 17.
yüzyılın ortalarına doğru Hıristiyanlar’ın çıkardığı
ayaklanmanın ardından, Japonya’ya
16. yüzyılda giren bu din hemen hemen tümüyle
yasaklandı. Şogunluk 18. yüzyıldan sonra
giderek zayıflamaya başladı.
Bu sisteminin çökmekte olduğu 19. yüzyılın
ortalarında Japonlar kapılarını bir kez daha
dünyaya açmak zorunda kaldılar. 1853’te
Matthew Perry komutasındaki A B D savaş gemileri
şoguna dış ticaretin serbestleştirilmesini
kabul ettirmek için Japonya’ya geldi. A r dından
öbür uluslar da bu örneği izleyerek
baskı yaptılar ve zayıflayan Japon yönetimi
bu baskılara karşı koyamadı.
1867’de imparator, ülkenin yöneticisi olarak
konumunu yeniden güçlendirdi. Hemen
ardından, tahta yeni b ir imparator geçti ve
1868-1912 arasındaki M e iji döneminde anayasal
krallık kuruldu. Feodal baskılara ek olarak
merkezi yönetim de köylüleri ağır bir biçimde
vergilendirdi. Devlet gelirlerinin yüzde
80’ini oluşturan bu vergilerle sanayi yatırım yapmalarını özendirmek amacıyla devlet yeni
kurulacak sanayilerin ürünlerini satın alacağına
söz verdi. Çağdaş bir yönetim sistemi benimsendi;
başkent Kyoto’dan, Edo’ya taşındı.
Batılı ülkeler örnek alınarak, bir kara ve deniz
kuvvetleri kuruldu. Batı teknolojisi temel
alınarak sanayi ve ulaşım alanlarında büyük
işyerleri açıldı. Avrupalı ve A B D ’li danışmanlar
çağrıldı; yurtdışına gezi ve ticaret
özendirildi. Yeni bir eğitim sistemi benimsendi
ve siyasal partiler kuruldu.
1894’te, Asya’nın Japonya’ya en yakın bölümü
olan Kore’nin yönetimi konusunda çıkan
anlaşmazbk, Çin ile Japonya arasında bir
savaşa yol açtı. Japonlar karada ve denizde,
önemli zaferler kazandılar ve Çin, Tayvan
Adası’m (bak. T a y v a n ) Japonya’ya bıraktı.
Kore, kısa bir süre için bağımsız oldu. A rd ın dan,
Rusya’nın Çin’in kuzeyindeki Mançurya’yı
işgal etmesiyle başlayan anlaşmazlık, yeni
bir savaşa yol açtı. Japonya, kazandığı zafer
ve 1905’te yapılan barış antlaşması ile Kore
ve Güney Mançurya ile ilg ili isteklerini kabul
ettirdi. 1910’da Kore, Japon yönetimine
girdi (bak. KOR E CUMHURİYETİ; K o r e DEM O K R ATİK
H a l k C u m h u r î y e t î ).
I. Dünya Savaşı süresince Japonya, A lmanya’ya
karşı Ingiltere’nin yanında yer aldı
ve bunun sonucu olarak, önceleri Alman sömürgesi
olan Büyük Okyanus’taki bazı adaları
elde etti.
I. Dünya Savaşı’ndan sonra, hemen tüm Japon
erkeklerine oy hakkı verildi ve parlamentonun
gücü artırıldı.
1929 Dünya Bunalımı sırasında Japon sânayisi
Ve tarımı da büyük zarar gördü. Ülkede,
bunalımı aşmak için askeri fetihlere girişmek
gerektiği yolundaki aşırı milliyetçi düşünceler
güç kazandı. Ordu komutanları da Japonya’nın,
Asya anakarası üzerindeki gücünü artırmak
istiyorlardı. 1931’de ordu, hükümetin
buyruklarına karşı gelerek, Mançurya’daki
Çin askerlerine saldırdı ve kısa sürede, bu ülkenin
tümünü ele geçirerek burada kukla bir
devlet kurdu. Tayvan’da ve Kore’de olduğu
gibi, Japonlar sanayi malları karşılığında,
Mançurya’dan elde edilen hammaddeleri ülkelerine
gönderirken, kendi sanayi mallarını
da buralarda sattılar. 1932’de askerler yönetimi
ele geçirdi ve 1933’te Japonya, Milletler Cemiyeti’nden ayrıldı.f937’de Japonya, Çin’e saldırdı ve Çinliler,
direnmelerine karşın, hemen hemen her yerde
yenildiler. ل 938 sonlarında Japonlar, Çin’
deki büyük kent ve limanların çoğunu ele geçirmişti.
Japonya, Çin’e saldırmadan önce,
Almanya ve İtalya ile bir antlaşma imzalayarak
eski düşmanı ve komşusu SSCB’ye karşı,
bu ülkeler ile birleşmişti. 1939’da, II. Dün^a
Savaşı çıktığında Japonya’nın, İngiltere ve
A B D ile ilişkisi giderek gerginleşmişti (bak.
İKİNCİ D ü n y a Sa v a ş i ).
7 Ara lık 1941’de, Japon uçak gemilerinden
havalanan uçaklar A B D ’nin Honolulu’daki,
Pearl Harbor deniz üssüne saldırdı. A B D donanması
önemli kayıplara uğradı. Japonya ayn،
zamanda, Filip in A dalan’na, Hollanda – و ه
ğu H in t Adaları’na (bugün Endonezya) ve o
zaman, tümü Ingiliz yönetimi altında olan
Hong Kong, Birmanya ve Malaya’ya da saldırdı.
Bu toprakların tümü bir yıl içinde işgal
edildi; Japonlar kısa bir süre için gereksind
ik le ri petrol, kömür, yiyecek ve hammaddelere
kavuştular. Ama durum yavaş yavaş değişti
ve Almanya’nın teslim olduğu 1945 Mayıs’ında
Japonlar’ın gücü artık kırılmıştı.
Ağustos 1945’te A B D uçakları, Honşu’nun
güneybatısındaki Hiroşima’ya ve Kiyuşiyu’
daki Nagasaki’ye atom bombası attı, ik i kentin
hemen hemen tümüyle yok olmasından ve
100 binden fazla insanın ölmesinden sonra Japonya
koşulsuz teslim oldu.
Birkaç .yıl boyunca Japonya, General Douglas
MacArthur yönetimindeki işgal kuvvetlerince
yönetildi. Bu dönemde kadınlara oy
hakkı verildi, düşünce ve tartışma özgürlüğü
desteklendi. Soyluluk unvanları kaldırıldı ve
feodalizmin kalıntıları temizlendi, imparatora
ve atalarına tapınmayı özendiren Şinto dini
yasaklandı ve halkın, Japon ulusal kahramanlarının
savaşçılıklarını yüceltmesini önlemeye
yönelik çalışmalar yapıldı. Japonya, tüm denizaşırı
topraklannı y itird i ve ülke, dört ana
Japon adası ile sınırlandırıldı.
1951’de 48 M ü tte fik devlet Japonya ile bir
barış antlaşması imzaladı. Ülke bir yıldan daha
kısa sürede, yeniden tam egemenliğini kar
zandı. 1954’ten sonra yabancı sermaye ve
banka kredileriyle Japonya’nın çelik ve ağır
sanayi üretimi hızla gelişti ve sonraki 10 yıl
içinde tüm öbür ülkelerden daha çok gemi yaptı. 1956’da Birleşmiş M ille tle r’e kabul
edildi.
1960’ta, A B D ile imzalanan bir güvenlik
antlaşmasının koruyuculuğunda, Japonya
kendisini sanayileşmiş ülkeler arasında A B D
ve SSCB’den sonra üçüncü ülke durumuna
getiren bir gelişme programını başlattı ve
1970’lerde Asya’nın ekonomik olarak en güçlü
devleti oldu. Japon malları, dünyanın her
yerinde satıldı ve bunun yarattığı zenginlik,
ülkede ve Japon halkının yaşam biçiminde
hızlı değişikliklere yol açtı. 1980’lerde de Japonya,
dünya pazarlarında en güçlü sanayi ülkeleri
arasında olmayı sürdürdü. Tanınmış Japon
şirketleri, yalnızca bütün dünya ülkelerine
mal satmakla kalmadı, ayrıca bu ülkelerin
çoğunda yatırımlar yaparak fabrikalar kurdular.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)