İMÂM GAZÂLİ’NİN ŞİİRLERİ :

İmâm Gazâlî pek fazla olmamakla beraber şiir ile de meşgill
olmuştur. Çeşitli kaynaklarda, nazm ettiği şiirlerden parçalara rastlanmaktadır.
1896’da Paris’te «Lemerre» yayınevi tarafından bası­
lan 95 sahifelik Fransızca bir eser, «Les quatrains d’Al – Ghazali»
adını taşımaktadır. Bu eseri H. Cazalis, «Jean Lahor» takma adı altında
hazırlamıştır. (İkinci baskı 1907, 156 s.). İmâm Gazâlînin, vefatından
hemen önce, bu fâni dünyâya vedâ ederken söylediği kaside
M. Ali Aynı’nin « Hüccetü’l – İslâm İmâm Gazâlî» adlı eserinin
son kısmında mevcuttur.
İMÂM GAZALİ NİN MEZHEBİ :
Zamânımızda mezheb mes’elesi hay âti bir ehemmiyet arzettiği
için, Hüccetü’l – İslâm hazretlerinin taldid ettiği mezheb hakkında
bir parça izahat vermeyi uygun görmekteyim. Bilindiği gibi Hazret-iPeygamber sallallahü aleyhi ve sellem devrinde, Müslümânlar, dini
mevzûlardaki bilgileri ya doğrudan doğruya Hâce-i Âlem Fahr-i
Kâinat Efendimizden, yâhut onun mübârek sahâbelerinden öğrenirlerdi.
Bir müşkülleri, tereddüt ettikleri bir husûs olunca yine onlara
müracaat ederler, işin doğrusunu anlarlardı. Resûlullah’m (S.A.) vefâlından
sonra İslâm dünyâsı hızla genişlemeğe, koskoca ülkeler İslâm
devletine katılmaya başladı. Sahâbelerin sayısı da gün geçtikçe
azalıyordu. Maşrıktan Mağribe kadar milyonlarca inşân Müslümân
olmuştu. İslâmiyet sâdece inanç ve ibâdet işlerini düzenlemiyor; fakat
dünyâ işlerini de tanzim ediyordu. Ticaret hukuku, evlenme, boşanma,
miras, âile münâsebetleri, ceza hukuku, harp ve sulh hukuku,
arazi hukuku, vergiler, para muameleleri ve daha bir çok hü­
kümlerin İslâmî kaynaklardan çıkarılarak tatbik edilmesi gerekiyordu.
Bu, çok büyük bir ihtiyâçtı. Öte yandan, İslâmiyeti içten yıkmak
isteyen yahudiler, zerdüştîler, ateşperestler ve diğer suikastçı­
lar, ortaya çeşitli hurafeler atıyor, halkı sapıttırmaya uğraşıyordu.
Başta, sözde yahudilikten dönme İbn Sebe’ olmak üzere, birçok fesatçılar
İslâmiyet perdesi altında bozuk fikirler yayıyorlardı. İşte
hicretin ikinci asrından itibaren İslâm dünyâsında birtakım büyük
müçtehidler yetişmiş ve bunlar Kur’ân-ı Kerîm’i ve ehâdis-i nebeviyyeyi
kaynak olarak dinimizin amele ait hükümlerini bir araya getirmişlerdir.
Bu dört müctehid esasta birdirler. Zâten «Mevrid-i
nassta içtihada mesağ yoktur» [Nass ile sabit olan dinî mes’elelerde
içtihad yapılamaz] prensibi gereğince, esas mes’elelerde bu dört
müctehid arasında hiçbir ihtilâf yoktur. Onlar sâdece, bâzı ufak ve
teferruata âit mes’elelerde ictilıad ayrılıklarına düşmüşlerdir.
İnanç mes’etelerinde de, Asr-ı Saâdette hiçbir ihtilâf yoktu.
Çünkü Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bu mevzularda,
doğruyu öğretiyor, halkı irşad ediyorlardı. Fakat onun vefâlından
bir müddet sonra, İslâmiyeti içten yıkmak isteyen suikastçılar
ortaya bozuk fikirler atmaya başladılar. İslâm devletinin hudutları
da genişledi ve başka dinlerle fikir çatışması baş gösterdi.
İslâm ulemâsı zaruret, lüzum ve ihtiyâca binâen İlm-i Kelâm denilen
bir ilmin metodlarını geliştirdiler, ortaya koydular. Bu ilim, İslâm
inançlarının müdafaasını yapıyor, onların doğruluğunu isbat ediyor,
onun dışındaki dinlerin bozukluğunu delilleriyle bildiriyordu. İnançmevzuunda da İslâm dünyâsında iki büyük müclehid çıkmıştırr
İmâm Mâtüridî ile İmâm Ebû’l – Hasen Eş’arî.
Hazret-i Peygamber bir lıadîs-i şeriflerinde «Ümmetim yetmiş
üç fırkaya ayrılacaktır. Biri miistesnâ bunlar cehenneme gireceklerdir»
buyurmuştur. Ashab «— Yâ Resûlallah! Cehenneme girmeyecek
fırka hangisidir?» diye sorduklarında « — Benim ve ashabımın
yolunda gidenler» cevâbını vermişlerdi. İşte bu fırka Ehl-i Sünnet
ve Cemâat mezhebidir. İmâm Ebû Hanife, İmâm Mâlik, İmâm Şafii.
İmânı Ahmed bin Hanbel Ehl-i Sünnet mezhebinin amelde [işlemeğe
mahsûs işlerde] dört büyük imânadır [İmâm din önderi demektir].
İmâm Mâtüridî ile İmâm Eş’arî de inanç mes’delerinde Ehl-i
Sünnetin iki imârındır.
İçinde yaşadığımız bu devirde her Müslümânın itikad mes’elelerinde
ya İmâm Mâtüridi’ye, yâhut da İmâm Eş’arYye; amel mes’elelerinde
de dört büyük imâmdan birine bağlanması lâzımdır. Aksi
takdirde bid‘atlere cliişer, mânen büyük zarara uğrar. Mezhebsizlik,
İslâm ümmetini telıdid eden en tehlikeli bid’attir.
Arap âleminde, Hint Pakistan Müslümanları arasında zuhur
eden bâzı yazarlar, mezlıebleri — açıkça veyâ sinsi nıetodlarla ■—
yıkmağa uğraşıyorlar. Bunların kitâbları, makaleleri dikkatle tedkik
edilecek olursa içlerinde Ehl-i Sünnete uymayan fikirler, bozukluklar
olduğu görülecektir. Böyleleri, Elıl-i Sünneti yıkıp yerine Mutezile,
Vehhâbiye, Selefiyye ve bunlara benzer mezheb, meslek,
cereyan ve hareketleri İslâm dünyâsına hâkim kılmağa çalışmaktadırlar.
Sözde ıslah edici ve birleştirici, gerçekte ise ifsad edici ve
parçalayıcı bu fikirler, gerek Arap âlemini, gerekse Hint – Pakistan
Müslümânlarım çıkmaz yollara sokmuş; kaş yapayım derken göz çı­
karttır mistir. Türkiye Müslümânlarının yakın tarihten ibret alarak,
hangi kılık altında gelirse gelsin, mezhebsizlik fitnesine karşı çıkmasını,
aldatıcı propagandalara kapılmamasmı candan temenni ediyoruz.
İslâm dünyâsının kurtuluş ve kalkınmasını Ehl-i Sünnet dışı cereyan,
hareket ve metodlarda arayanlar hatâ etmektedirler.
İslâm âleminde yetişen çok yüksek âlimler, mürşidler ve şahsiyetler
daima bir Elıl-i Sünnet önderine, imamına bağlana gelmişlerdir.
İmâm Gazâlî hazretleri de, bir Ehl-i Sünnet Müslümânı olarak
amelde Şâfiî idi. Bununla iftihar ederdi. Hattâ, hocası İmâmü’l – Haremeyrı hazretlerinin şöyle dediği rivayet edilmektedir: «Kendisi
müctehidlik derecesine erişmemiş kimseler için Şafiî mezhebini taklid
etmek vâcibtir.» îmâmü’l – Haremeyn kendisi Şafiî mezhebinde
olduğu için — o mezhebi tavsiye makamında — böyle söylemiştir.
Esas maksadı, müctehid derecesinde olmayan kimselerin mutlaka
dört imâmın birine bağlanıp, onu taklid etmesi zaruretine işaret etmekti.
Şübhesiz ki, İmâm Gazâlî çok yüksek bir âlimdi. Belki de ictihad
derecesine yükselmişti. Fakat onun yaşadığı devir yeni bir fıkıh
ekolü kurmak devri değildi. Dört mezheb sâyesinde Ehl-i Sünnet
cereyanı istikrar kazanmıştı. O büyük imâmların fıkıh ekollerini geliştirmek,
onların yolunda yürümek en doğrusuydu. Bütün,Ehl-i Sünnet
âlemi ve ulemâsı itikadda iki, amelde dört öndere bağlanmakta,
onların mezheblerini taklid etmekte ittifak etmişlerdir. Bu mevzuda
bir nevi icmâ hâsıl olmuştur. Bu ittifak ve icmâ zamânımızda da devâm
etmektedir. Günümüzde bâzı bid’atçilerin, mezhebleri yıkmak
istemelerinin ve bu yolda ileri sürdükleri fikirlerin Ehl-i *Sünnet
Müslümânları katında değeri yoktur. Mezheb düşmanları şayet Mâ-
türidîliği, Eş’arîliği, Hanefîliği, Mâlikîliği, Şâfiîliği yahut Hanbcliliği
yıkmak istiyorlarsa, içlerindeki emel, yıkacakları bu siinnî ekollerin
yerine ya şahıslarının kurduğu, yahut da hesâbma çalıştıkları
şahsın mezhebini, sistemini getirmektir. Meselâ, devrimizdeki mezhebsizlerin
çoğu, yıkmak istedikleri siinnî mezhebler yerine, kendi
üstadları ve imâmlan olan Mııhanimed İbn Abdülvehhâb’ın mezhebini
getirmek istiyorlar. Bâzı mezhebsizler de Mutezile ekolüne bağ­
lıdırlar. Ehl-i Sünneti yıkarak yerine bu bozuk mezhebi hâkim kılmak
emelindedirler. Türkiye’de de bunlardan birkaç yazar vardır.
İmâm Gazâlî, itikadda esas itibâriyle Eş’arî yolundan gitmiştir.
Fakat, kendisi ilm-i kelâmı çok geliştirmiş, din düşmanlarına ve bidatçilere
karşı yeni rnetodlar ve usûllerle mücâdele etmiş bir imâm
olduğu için, bâzı ince noktalarda şahsına has fikirleri mevcuttur.
Kelâm ilmiyle meşgul olanlar, bu ilmin tarihini ve gelişme safhalarını
tedkik edenler bilirler ki, İmâm Gazâlî hazretleri mütekaddimîn
[öncekiler] ile müteahlıirîn [sonrakiler, yeniler] arasında bir dönüm
noktası, bir geçit teşkil etmektedir.
Ehl-i Sünnet ne dernektir?… Mezheb nedir?… İctihad ve müetehidin lügat ve tstılah mânâları nedir?… Mezlıeb niçin lâzımdır?…
Mezhebsizlik niçin çok tehlikeli ve Müslümânları içten yıkıcı bir
bid‘attir? Vehhabilik nasıl bir cereyandır? Elıl-i Sünnet ile Vehhabîler
arasındaki başlıca ihtilâf noktaları nelerdir? Vehhabîler, kendileri
gibi inanmayan ve düşünmeyen sünnî Müslümânlara «kâfir
ve müşrik» damgasını vurarak asırlarca onları nasıl katletmişler,
mallarını nasıl yağmalamışlar dır? Selefhjye cereyanı nedir? Kurucuları
kimlerdir?… Bütün bu sualleri her uyanık Müslümânm tedkik
etmesi ve cevâblannı öğrenmesi lâzımdır.
Bu önsözün hacmi bu mevzuda daha fazla söz etmeğe müsait
olmadığından bahsi burada kesiyoruz. Gâyemiz mühim ve lıayâtî
bir mevzûya dokunmaktı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.