İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA EDEBİYAT

19401ı ve 1950’li yılların yeni yazarlarının çoğu İkinci Dünya savaşından etkilendierse de kaygılarını her zaman açıkça belirtmediler. James Jones, From Here to Eternity (İnsanlar Yaşadıkça, 1951) ile, Norman Mailer The Naked and the Dead le (Çıplak ve Ölü. 1951) ile savaş romancıları olarak tanındılar. Savaştan sonraki yıllarda Amerikan oyunları gene canlandı. Tennessee Williams The Glass Menagerie ABD (EDEBİYAT) 413 Robert Frost (1874-1963). F. Scott Fitzgerald (1896-1940). (Sırça Kümes, 1944) ¡le A Streetcar Named Desire’da (İhtiras Tramvayı, 1947), masumiyet ve deneyim temalarını araştırdı. Arthur Miller’ın Death o f a Salesman’] (Satıcının Ölümü, 1949) klasik bir modern trajedidir. Edward Albee, The Zoo Story (Hayvanat Bahçesi, 1958) ve Who’s Afraid o f Virginia Woolf? (Kim Korkar Hain Kurttan, 1960) ile «absürd tiyatro» geleneğini Amerikan tiyatrosuna tanıttı. Saul Bellow’un The Victim’i (Endişe, 1947) ile Bernard Malamud’un The Assistantın\n (Çırak, 1957) yayınlanışı, geriye bakınca, gene üstünkörü bir biçimde “Yahudi hareketi” diye tanımlanan şeyin ilk işaretlerine benzemektedir. 1950’li ve 1960’lı yıllarda, aralarındaHerbert Gold, Philip Roth ve J.D. Salinger’in de bulunduğu birçok Yahudi yazar ortaya çıktı. 1960’lı yılların toplumsal hareketleri (gençlik, karşı kültür, savaş aleyhtarı protesto) edebiyatı derinden etkiledi. Vietnam Savaşı ise Marcy McCarty, Susan Sontag ve Frances Fitzgerald’ın gazetecilik alanında verdikleri yapıtlara, Michael Herr’in biyografisi Disatches(Yazışmalar, 1977)ve Robert Stone {DogSoldiers, 1974) ile Tim O’Brien’in Going After Cacciato (Cacciato’nun Peşinde, 1978) romanlarına ortam hazırladı. 1960’lı ve 19701i yılların protesto yazıları, kurgusal edebiyat tekniğinin kurgasal olmayan yapıtlarda kullanaldığı eski deneylerin etkisinde kaldı. Truman Capote’nin bir cinayeti anlatan İn Cold Bloocf\ (Soğukkanlı­ lar, 1965) ve Norman Mailer’ın Armies o f the Night’ı (Gece Orduları, 1968) ile The Executioner’s Song u (Celladın Şarkısı, 1980), bu tarzın örnekleri arasındadır. Tom Wolfe’un Kandy-Kolored Tangerine-Flake Streamline Babydeki (1965) coşkulu, belagatlı düzyazısı “yeni gazetecilik’I kurmaya yardımcı oldu. 19601i yıllardan başlayarak, çok sayıda Amerikalı yazar etnik ve feminist davaların saflarında yer aldı. Ralph Ellison’ın invisible Man’¡’(Görünmez Adam, 1952), edebi geleneğin orta yolu içinde kaldı. Şair Gwendolyn Brooks ile oyun yazarı Lorraine Hansberry {A Raisin in the Sun [Güneşteki Üzümler], 1959) yerle­ şik gelenekler çerçevesinde yapıtlar verdiler. James Baldvin de bir geleneksel düzyazı yazarı olarak başladı. Ancak, The Fire Next Time’dan (Gelecek Sefere Cehennem, 1963) itibaren, Baldwin’in yapıtları 19601ı ve 19701i yılların zenci protestocu hareketine giderek daha fazla bağlı olmaya başladı. Onu, İmamu Amiri Baraka’nın {Le Roi Jones [Kral Jones]), Eldridge Cleaver’in ve İshmael Reed’in öfkeli yazıları ile Toni Morrison, Nikki Giovanni ve Alice Walker’in o kadar tiz perdeden olmayan yapıtları izledi. Kısmen Betty Friedan’ın The Feminine Mystique’]nden (Kadınlığın Gizemi, 1963) esinlenen kadın yazarlar da, hemen hemen tümüyle kadınlık deneyimini işleyen belirgin bir yazı türü geliştirdiler. Sylvia Plath, hem şiirine, hem de hayatına ilişkin nedenlerle, büyük önem kazandı. Tillie Oİsen {TellM e a Riddle [Bana Bir Bilmece Söyle], 1961) ve Grace Apley {The Little Disturbances o f Man [Erkeğin Ufak Tefek Rahatsızlıkları], 1959) ev hayatını mizahi biçimde anlattılar. Şairlerden de Denise Levertov, Adrienne Rich ve Anne Sexton da 19601ı yıllarda feminist konuları ele aldılar. Joan Didion {Play İt as It Lays, 1970) kadınların çağımızdaki durumunu romanları ve denemelerinde tanımladı. Hem geleneksel, hem deneysel biçimde yazan Joyce Carol Oates, kadın yazarlar arasında Elizabeth Janeway ve Kate Millettin de bulunduğu o dönemin en çok yapıt veren romancısı oldu. Çağdaş Amerikan edebiyatındaki üsluplar, konular kadar çeşitlidir. John Haukes gibi birkaç romancı tekni­ ğe ilişkin radikal deneyler yaptığı halde, ötekiler çeşitli yazma tarzlarından yararlanan yapıtlar ortaya çıkarmak için geleneksel anlatı biçimleri çerçevesinde kalmıştır. Kurt Vonnegut fantezi ile bilim kurgudan yararlanmış; Bellow, Herzog da felsefe ile mektuplardan meydana gelmiş romanı karıştırmış; Gore Vidal tarihi romanı işine geldiği gibi kullanmış; John Barth, Joseph Heller ve Thomas Pynchon gizemli, fantastik, ama temelde geleneksel şeyler yazmışlardır. Wright Morris, Walker Percy ve Peter Taylor, bölgesel edebiyatın güçlü geleneğini devam ettirirken, Edith Wharton’in yapıtları ile örneklenen davranış romanını da Louis Auchincloss sürdürmüştür. Bu dönemin en etkili yenilikçileri arasında, Loiita (1958) ve Pale Fire’ın (Soluk Alev, 1962) yayınlanmasından sonra yapıtları en çok satan romancılar arasına giren, Rusya doğumlu Vladimir Nabokov da vardır. William S. Burroughs ile William Gaddis’in deneyimleri tanınıyor ama, o kadar yaygın biçimde okunmuyorlar. Mesleğine mitlerin alaylı, allegorik versiyonlarını yaratma yolundaki hırslı çabalarla başlayan John Gardner kendisinin “ahlaki” dediği ya da toplumsal sorumluluk taşıyan kurgusal edebiyatı savundu {On Moral Fiction’da, 1979). Şairler cephesindeyse, üslup ve konu çeşitliliği, dö­ nemin kısaca özetlenmesini engellemektedir. Robert Lowelhn Life Studies’ inin (Yaşam İncelemeleri, 1959) yayınlanmasının, Plath, Sexton, Levertov, ve W .D. Snodgrass gibi şairlerin yapıtlarındaki “itiraf” tarzının açılışını yaptığı genellikle kabul edilir. Charles Olson ve «Kara Dağlar şiir okulu»nun yapıtlarıysa John Ashbery, Robert Bly, James Merrill ve James Wright’in gözünde önemini korudu. Döneminin en saygın şairlerinden biri olan W.S. Mervim, W .H. Auden, Robert Graves ve Ezra Pound’un üsluplarınım tanıyan biri olarak kendi belirgin tavrını geliştirdi. 1950’li yılların sonundaki «Beat kuşa­ ğından gelen Allen Ginsberg ve Gary Snyder, Do- ğu’nun ve Amerika’nıniKızılderili maneviyatını vurguladılar. Dönemin en dikkate değer şairlerinden ikisi, Elizabeth Bishop ve Richard Wilbur ise, etkiler ve modalardan bağımsız görünerek, farklı ve kişisel ifade biçimleri geliştirdiler. “Küçük dergiler” ile küçük basırnevlerinin sayısının 19701i 1980’li yıllarda artması, şiirlerin yayınlanabilmesi için daha önce rastlanmadık ölçüde çok olanak yarattı. 19901ı yıllar başlarken Amerikan edebiyatı, -en eski geleneklerin hâlâ varlığını sürdürmesine ve başlıca uygulayıcıları kendilerine hâlâ toplumsal eleştirmenler gözüyle bakmasına karşın- özel-ilgi gruplarının arasında bölünmüşidurumda ve estetik duygusundan! uzaktır

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)