İBRÂHİM-l HAVVÂS

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Evliyanın büyüklerinden.
îsmi, İbrâhim bin îsmâil el-
Havvâs olup, künyesi Ebû îshâk’dır,
Cüneyd-i Bağdâdı hazretlerinin talebelerinden
olup, Ebû Ca’fer Huldî ve Sürvân-ı
Kebîr’in üstâdıdır. Yüksek makam ve kerametler
sâhibiydi Bağdadidir. 291 (m. 903;
yılında Rey Câmiî’nde vefât etti Gasl ve
tekfinini Yûsuf bin el-Hüseyin yaptı. Havvâs,
hurma yaprağından zenbil dokuyucu
demektir. Herkes tarafından medhedilmiş,
kendisine tevekkül edenlerin reisi denilmiştir.
Konuşmaları hep hikmet doluydu.
Seferleri meşhürdur. Defalarca Mekke’ye
gitti. Sefere çıkacağı zaman ve başka
zamanlarında, iğne, iplik* makas ve su
kabını yamndan eksik etmezdi
Çağırılan bütün daVetlere sünnet
olduğu için gider. Fakat birşey yemezdi,
insanlara nasihat ederdi DaVetten sonra
hemen evine dönerdi. Evinde yenecek bir
şey bulunmaz, bu sebeple ne yiyip, ne içtiği
bilinmezdi.
îbrâhim-i Havvâs (r.a.) hazretleri anlatır:
Bir şene, hacca gitmeğe niyet ederek
yola çıktım. Ne zaman Kâybe*i şerîf tarafına
gitmek istedimse, gayri ihtiyâr! ters
istikamete doğru gidiyordum. Allahü teâlâmn
irâdesi beni bu tarafa çekiyordu. En
sonunda İstanbul tarafına gitmeğe karar
verdim. Şehre girdim. Yüksek bir köşk gördüm.
Kapısı önünde, bir kısım insanlar toplanmıştı.
Yaklaşarak: “Niçin toplandınız?”
diye sordum. Onlar da, “Rum Kayserilin
kızı delirmiş, çâre bulmak için doktorlarını
topladı” dediler.
Bunda bir hikmet olsa gerektir deyip
içeri girdim. Odada Kayserdin kızını: gördüm.
Bana bakarak “Ey îbrâhim-i Havvâs!
Hoş geldiniz” dedi. Ben, hayret ederek,
“Beni nereden tanıyorsunuz?” diye
soranca bana, “Cânımı cânâna teslim
etmek istedim ve Hak teâlâdan sevdiği bir
kulunu yanımda bulundurmasını niyaz
ettim. “Üzülme, yarın Îbrâhîm.-i Havvâs
dostum’sana gönderilir buyuruldu” dedi.
Bunun üzerine îbrâhim-i Havvâs hazretleri
“Peki hastalığınız nedir?” diyesordmiL
Kız da, “Bir gece dışan çıkıp, ibret nazan
ile gökyüzüne baktım. Allahü teâlâ hazretleri
beni benden aldı. Kendimden geçtim.
(Lâ ilâhe illallah Muhaunmedün resöM

lah; kelimesi dilime, ma’nâsı kalbime geldi.
Bu kelimeyi dilimden düşürmez oldum. Bu
sebebten bu hâlime delilik alâmeti, bana da
deli, dediler” diye cevap verdi. O zamanben,
“Bizim diyâra gelmek ister misin9”
deyince, o da, “Sızın dıyârda ne vardır9”
dedi. “Mekke, Medine, Beytülmukaddes
oradadır” diye cevap verince, “Sağ tarafına
bak” dedi. Baktım, bir düzlükte Mekke,
Medine ve Beytülmukaddes karşımda
duruyor gördüm. Az sonra bana: “Vakit
yaklaştı, istek ve arzu haddi aştı” dedi ve
Kelime-ı şehâdet getirip rûhunu teslim etti.
Talebelerinden biri anlatır: îbrâhim-ı
Havvâs hazretleri ile yola çıkmıştık. Yola
çıkarken buyurdu ki; “Yol boyunca ikimizden
birinin reis olması lâzımdır. Yollardaki
işlerin idâresi onun elinde olacak”. Ben de,
“Reis, siz olun efendim” dedim. Hocam
“Reis olursam, benim sözlerime itiraz
etmiye’ceksin” buyurduğunda, “Peki
efendim” dedim.
Yolumuza devâm ettik Yolda bir
konağa gelince “Otur” buyurdu. Kuyudan
su çekti,bana ikrâm etti. Odun getirdi, ateş
yaktı. Ne zaman bir iş yapacak olduysam
müsâade etmedi. “Mâdem kı reis benim,
benim dediğim olacak” buyurdu Yolda şiddetli
bir yağmura tutulduk, paltosunu çıkarıp,
sabaha kadar ayakta üstüme tuttu.
Ben çok sıkılıyordum Sabah olunca,
“Keşke reis ben olsaydım” dedim. Yolumuza
devam edip, hacca gittik. Hacdan
sonra bana: “Evlâdım, reis olduğun .zaman
sana yaptığım gibi yaparsın Reis, başkalarına
hizmet ettiren değil, onlara hizmet

eden, onlann dünyâ ve âhıret saâdetı ıçm
çalışan kimsedir Reis, başkalarından
gelen sık ın tılara severek katlanan
insandır.”
îbrâhım-ı Havvâs hazretleri birgün
Bağdad’da sâlihlerden bir kaç kişiyle birlikte,
bir yerde oturuyordu O esnâda yanlarına
bir genç geldi. İbrahim i Havvâs
hazretleri arkadaşlarına buyurdu kı, “Bu
gencin yahudi olduğunu zannediyorum.”
Arkadaşları, bu söze pek kulak vermediler
Genç gelip oradakılere sordu. “Bu zât
benim için neler söyledi?” Onlar da, “Senin
yahudi olduğunu söyledi” dediler Genç,
hemen îbrâhım-i Havvâs hazretlerinin ellerine
sarılıp, Kelime-i şehâdet getirerek müslüman
oldu Ibrâhım-i Havvâs hazretleri
müslüman olmasının sebebim sordu. Genç,
“Efendim, biz kitabımızda şöyle okuduk ki:
“Sıddîk, ya’nî hakîkî bir müslümamn firâsetinde
yanlışlık olmaz. Kendi kendime
müslümanları imtihan etmek istedim ve
dedim ki; “Müslümanlar arasında sıddîk
olanlar bulunabilir. Çünkü onlar “Biz
Allahü teâlâdan başka herşeyi kalbimizden
çıkarırız” diyorlar îşte bu düşünce ile
sizin yanınıza geldiğimde, benim yahudî
olduğumu hemen anladınır Buradan sizin
sıddîk olduğunuzu anladım Bunun için
müslüman oldum” dedi.
Kendisi anlatır: “Hacca giderken bir
râhiple karşılaştım. Onunla yedi gün yolculuk
ettik. Bir ara râhip “Senin dînin mı,
yoksa benim dînim mi haktır, şu suyun üzerinde
yürüyüp tecrübe edelim” diyerek
ırmağın üzerinde yürüyüp karşıya geçti
Râhibin bu hâline hayret ettim. “Yâ Rabbı,
beni bu râhıbe karşı mahcup etme” diye
duâ ettim. Besmele çekip, su üzerinde karşıya
geçtim. Râhip, “Bu olmadı, ikimiz de
geçtik” dedi. Bir müddet daha yola devâm
ettik. Karınlarımız açıkınca, râhip cebin
den çıkardığı kâğıda birşeyler karalayarak
yemek istedi Önümüze bir köpek çıktı
Ağzında bir dilim ekmek vardı Râhip bu
ekmeği aldı. Bunun üzerine “Yâ Rabbi,
beni yine utandırma” diye duâ ettim.
Hemen nur yüzlü bir genç, içinde çeşitli
nefis yemekler bulunan bir tepsi getirip
bıraktı. Gelen iki yemek arasındaki farkı
gören râhip “Benim yaptığım sihir idi.
Seninki gerçekten kerâmettir” diyerek
hemen Kelime-i şehâdet getirip müslüman
oldu.
tbrâhim-i Havvâs hazretleri anlatır:
“Bir yolculukta idim, vakit gece yansı idi.
Adamın biri karşıma çıkıp, bana dçdi ki,
“Yâ îbrâhim! Sen aç ve susuz değil misin?”
Gerçekten de uzun zamandan ben açtım.
Ve aç olduğumu ona söyledim Hemen bir
tas su ile biraz yiyecek verdi. Bunları
yedim O başka tarafa, ben de başka yöne
ayrıldım O yemekleri yedikten sonra bir

daha hiç acıkmadım. O kimsenin kim olduğunu,
hâlâ biliniyorum.”
Hamîd-i Esved hazretleri anlatır;
“îbrâhim-i Havvâs hazretleri ile Medine’de
idik. Kendisi kalabalık bir cemâate va’z
veriyordu. Birisi halkı yaracak yanma
varıp’elini öptü. Ona sordum: “Sen onu
nereden ^anırsın?” O da, “Ben aslen Tâifliyim
hamınım, ve çocuklarım geçen sene hac
esnasında vefât ettiler. Bakî kabristanına
defnettik. Çok üzüldüm. Devamlı kabirlerini
ziyâret ediyordum. Bir gün kabristanda
birisiyle karşılaştım. Ona durumu
arz ettim. 3eni teselli etti. Bana anlattıklarından
çok duygulanmıştım. Kendisine
“Efendim isminiz nedir?” diye sordum. Bir
türlü cevap vermedi. Çok ısrar etmeme rağmen
yine söylemedi. Biraz uzaklaşınca
“Ben îbrâhim-i Havvâs’ım” dedi. Kabristanda
gördüğüm zât, işte bu va’z verendir.
Görür görmez onu hemen tanıdım/’
İbrâhim-i Havvâs hazretleri, Medine’ye
Peygamber efendimizin Kabr-i şerifini
ziyârete gidiyordu. Çölde hayvanlar susamışlar,
ölme derecesine gelmişlerdi.
Yanında bulunan bir kayaya eli ile vurdu
ve Allahü teâlânın ihsânıyla oradan su fışkırdı.
Bütün hayvanlar oraya gelip su içtiler.
Yanma bir zât gelip sordu: “Nereye
gidiyorsun?” Ibrâhim-i Havvâs da, “Resûlullah
efendimizin kabrini ziyâret etmeğe”
dedi. Gelen kimse, “Bizden de selâm söyler
misiniz?” deyince, îbrâhim Havvâs, “Olur,
ama kimin selâmı var diyeceğim?” dedi. O
gelen de, “Kardeşin Hızır’ın selâmı var
dersiniz” dedi.
Birgün bir râhip îbrâhim-i Havvâs hazretlerine
gelerek dedi ki, “Duyduğuma göre
bir yere gidecekmişsiniz, acaba size yol
arkadaşı olabilir itliyim?” O da, “Olur”
buyurdu. Nihâyet yola çıktılar. Uzun bir
yolculuktan sonra bir ovaya gelip, bir ağaç
altına oturdular. Râhip dedi ki, “Ben çok
acıktım. Yemeğimiz de yok. “Rabbim sevdiği
kulunu sıkıntıda bırakmaz” diyördun,
haydi Rabbine duâ et de yemek göndersin.”
İbrâhim-i Havvâs hazretleri, râhibin bu
sözleri karşısında, “Yâ Rabbî! Beni bu râhibin
yanında mahcûb etme” diye duâ etti. O
anda gökten bir sofra indi. Çeşitli yemekler
vardi, berâberce yediler. Akşama kadar
yine yola devam ettiler. Akşam namazını j
kıldıktan sonra râhibe buyurdu ki, “Bu
sefer de sen duâ et de yemek gelsin.”
Râhip bir kenara oturup düşünmeye
başladı. Bir de baktılar ki, âniden bir sofra
geldi. Sofrada, daha çok çeşit yemekler
vardı. îbrâhim-i Havvâs hazretleri bu
duruma çok şaşırdı. Merakla sordu. “Sen
nasıl duâ ettin de bu yemek geldi?” Râhip,
“Efendim! Size birinci müjdem,- Kelime-i
şehâdettir. Kenarda oturunca, içimden
Kelime-i şehâdet getirdim. Zünnârımı
kopardım. îkincisi de, “Yâ Rabbî! Yammda
bulunan İbrâhim-i Havvâs’m hürmetine
bize yemek gönder” diye duâ ettim. Allahü
teâlâ ihsân buyurarak, bize bu yemekleri
gönderdi.” Râhip îmân ettikten sonra,
îbrâhim-i Havvâs hazretleri ile birlikte
hacöa gitti ve orada vefât etti.
îbrâhim-i Havvâs’a (r.a.;, “İmânın
hakikati nedir?” diye soran kimseye, “Bu
sorunuzun cevâbı lâf ile değil, yaşayarak,
görerek verilir. Şimdi ben Mekke-i mükerremeye
gidiyorum. Eğer benimle gelirsen,
yolculukta sorduğunun cevâbını alırsın”
buyurdu. O zât diyor ki, “îbrâhim-i Havvâs
hazretlerinin teklifini kabûl ettim. Yola çıktık.
Yolculuğumuzun her gününde, iki
tabak yemek ile iki bardak su gâibden
zuhûr ediyordu. Yiyeceklerin yansını bana
veriyor, diğerini de kendisi için ayırıyordu.
Birgün çölün ortasında ata binmiş yaşlı bir
zât yanımıza geldi. îbrâhim Havvâs hazretleriyle
bir miktar konuştular. Sonra
atına binerek yanından uzaklaştı. “Efendim,
bu gelen ihtiyar kiıyı idi?” dedim. “Yolculuğum
uzun b aşlan g ıcın d a bana
sorduğunuzun cevâbıdır” buyurdu. Ben
“Anlıyamadım efendim” deyince, o da, “Bu
gelen zât, Hızır aleyhisselâm idi. Seninle
berâber yolculuk yapalım diye teklif etti.
Allahü teâlâdan başkasına güvenmek, itimâd
etmek gibi bir hâl olur, tevekkülüm
bozulur diye korktuğum için, teklifini kabûl
etmedim. îşte sorduğunuz îmânın hakîkatı,
Allahü teâlâdan başkasına güvenmemektir”
buyurdu.
îbrâhim-i Havvâs hazretleri, nehrin
kenarında hurmalıkların olduğu bir yerde
oturup, hurma liflerinden zenbil örüp,
gayri ihtiyârî elinde olmadığı halde nehre
atıyordu. Bu hâl dört gün devam etti.
Sonunda bu işin hikmeti nedir? Ben niçin
böyle yaptım? diyerek nehrin akıntısına
doğru yürümeye başladı. Derken nehrin
kenarında oturup ağlıyan yaşlı bir kadına
rastladı. Kadına “Valide, niçin ağlıyorsunuz?”
diye sorunca, kadın “Evlâdım! Beş
yetim çocuğum var. Onlara yedirecek hiçbir
şeyimiz kalmadı. Dört gündür bu nehirden,
yapılmış zenbiller akârak geliyordu. Bunları
alıp satıyor geçimimizi sağlıyorduk.
Bugün gelmedi” diye cevap verdi. Bunları
işiten îbrâhim-i Havvâs hikmetini anladı
ve kadına ‘’Şimdi sen müsterih ol. Evinizi
bana gösteriniz, geçimimizi ben halledeceğim”
buyurdu.
Hamîd-i Esved hazretleri anlatır:
“îbrâhim-i Havvâs hazretleri ile berâber
yedi gün yolculuk yaptım. Yedi gün zarfında
hiçbirşey yiyip içmedim. Daha sonra
yürüyecek tâkatim kalmadı. Durumumun
farkına vararak buyurdu ki, ‘^Evlâdım!
Sana ne oldu?” Ben de “Efendim! Yürüyecek
hâlim kalmadı” dedim. O “Acıktın mı,
susadın mı?” diye sordu. “Susadım” dedim.
Bu sözüm üzerine, “Şu nehirden su iç de

gel,vt dedi. Hemen nehre vardım. Suyundan
içip, abdest aldım. Hayatımda bu kadar
tatlı ve soğuk su içmemiştim. Kendisi hiç
gelip içmedi. Daha sonra arkama dönüp
baktığımda, nehir olan yer kupkuru bir ova
idi.
îbrâhim-i Havvâs hazretleri bir dağda
ibâdet ediyordu. Bir gece yansı dereye
abdest almaya indi, O sırada bir arslan
karşısına çıktı. Arslan acılar içinde kıvranıyordu.
Boynunu büktûy ayağım gösterdi.
Ayağına taş batmış ve iltihaplanmıştL
İbrâhim-i Havvâs hazretleri çakısını
çıkardı, arslamn ayağım yararak yarayı
temizleyip, iyice sardı. Arslan fasîh bir
lisân ile teşekkür etti.
îbrâhim-i Havvâs hazretleri hacca gidiyordu.
Gece ve gündüz devamlı hiç dinlenmeden
yürüyordu. Daha sonra Mekke’ye
yakın bir yerde dinlenmek için bir yere
oturdu. Ö sırada bir arslan kendisine saldırdı.
Bu sırada şöyle bir ses işitildi; “Yâ
İbrâhim! Hiç korkma, çünkü senin etrafında
yetmiş bin melek vardır. Onlar seni
muhafaza ediyorlar/’ Daha sonra hiç korkmadan
yoluna devam etti.
îbrâhim-i Havvâs (r,a./ anlatıyor: “Bir
zaman sahrada yolculuk yaparken yolumu
kaybettim. Şaşkın bir hâlde iken, âniden
karşımda birini gördüm. Bana selâm
verip, “Yolunu mu kaybettin?” dedi Ben de
selâmını alıp “Evet yolumu kaybettim”
dedim. Bunun üzerine o kimse, “Öyle ise
peşimden gel. Yolunu bulman için sana
yardım edeyim”‘ dedi Henüz bir kaç adım
gitmiştik & zât gözden kayboldu, Ben
dikkat ettiğimde, yolumu bulmuş olduğumu
anladım ve ondan sonra hiçbir yolculukta
yolumu kaybetmedim. Hattâ, acıkma
ve susama dahi hissetmedim/’
Kendisi anlatır, “Bir zaman Şam civarında
bulunuyordum. Nar ağacı gördüm.
Tatlı nar yemek arzu ediyordum Lâkin
gördüğüm narlar ekşi olduğu için, yemeyip
sabır ettim. Tatlı nar bulduğum zaman
yerim deyip, yoluma devam ettim. Bir yere
vannca, eli* ayağı olmayan, zayıf, hâlsiz,
yaralı bir kimse gördüm. Yaralarına kurt
düşmüş, hattâ birçok eşek ansı yaralanna
hücûm etmiş, zavallıya ızdırab veriyorlardı.
Onun bu çâresız ve muzdarib hâlme
çok acıyarak, yanma vanp, “Bu halden
kurtulmak ister misin?5′ dedim. “Hayır”
dedi. Ben hayretle “Niçin?” dedim. “Sağ
salim olmak nefsimin arzûsudur Bu halde
olmam ise Rabbimin muradıdır. Onun
murâdınm aksi olan bir şeyi O’ndan istemek,
kulluğuma yakışmaz, takdirine razı
olmak, elbette benim için hayırlıdır” dedi.
“Müsâade et de hiç olmazsa anlan senden
uzak laştıray ım , san a çok ızd ırap
veriyorlar” dedim. “Onlar banaızdırap verdikçe,
benim hâlim daha hoş oluyor. Ey
Havvâs! Sen benim çektiğim sıkmtılan,

eşek anlarım boşver, sen tatlı nar yemek
arzusunu kendinden uzaklaştırmaya bak”
dedi. “Bütün bımlan nereden biliyorsun?”
dedim. “Allahü teâlâ bildiriyor” dedi. Ben
izin isteyip ayrıldım ve yoluma devam
ettim/’
Mimşâd-i Dîneverî şöyle anlatıyor: “Bir
gece geç vakitte dışan çıktım Bir tepeye
çıktım. Şiddetli soğuk vardı ve çok kar yağıyordu.
Baktım ki, îbrâhim-i Havvâs (r.a.»
orada oturuyor, üzerinde sadece bir gömlek
vardı. Etrafına karlar düşüyor, hemen
eriyordu ve bulunduğu yer, gâyet kuru ıdf.
Benimle müsâfeha etti. Ellerinin sıcaklığı
ile benim ellenm terledi. Biraz sohbet edip
aynldık ”
İbrâhim i Havvâs (ra.», talebelennden
Ebû Hasen isminde birine “Bir yere gideceğim.
Sen de gelir mısın7” dedi, Talebe “Peki
efendim* izin venrseniz evden ayakkabılanmı
giyip geleyim’ deyip eve gitti Evevar^
dığm da (kaygana’ isim li yemeğin
hazırlanmış olduğunu göraü. Ondan bir
miktar yedi Sonra hocasının yanma geldi.
Berâberce yola çıktılar Bir nehirden geçmeleri
ıcâb etti. İbrâhim i Havvâs (r.a.;
nehir üzerinde yürümeye başladı Peşinden
talebesi de yürümek istedi ise de, suya battı
Bunun üzerine hocası gerip dönüp- “Ne olu
yor. Yoksa, kaygana ayağına mı dolaştı0”
buyurunca, o talebe hemen hocasının su

üstünde yürümesine, hem de kendisinin o
yemeği yediğini anlamasına hayret etti.
Vefatından önce hastalandı, ishale
yakalanmıştı. Üstü çok fazla kirleniyordu.
Temiz olarak ölmek istiyordu. Bunun için
her abdesti bozulduğunda gusül abdesti alıyor,
iki rek’at namaz kılıyor tekrar abdesti
bozuluyordu. O gün altmış defa gusül
abdesti aldı. En sonunda gusül yaparken
vefât etti. Vefatından sonra onu rü’yâda
görenler sordular: “ Allahü teâlâ sana nasıl
muâmele eyledi?” O da, “Yaptığım ibâdetler
ve gösterdiğim tevekkül, bana verilen
ni’metlere karşı yetmedi. Ancak dünyâdan
göçeceğim sıralarda gusül abdesti alarak
temizlenmem, Allahü teâlânın katında
makbûle geçmiş. Bu temizlik sebebiyle
Cennette en yüksek makamlara çıkardılar
ve şöyle bir ses, “Ey îbrâhim! Sana yapılan
bu ikram, huzûrumuza temiz olarak geldiğindendir.
Burada temizler için, fevkalâde
büyük mertebeler, makamlar vardır”
diyordu.
îbrâhim-i Havvâs (r.a.; buyurdu ki:
“Esas âlim, ilmi ile amel edendir.”
“Kalbin ilâcı beştir: Kur’ân-ı kerîm okumak
ve Kur’ân-ı kerîme bakmak, mfdeyi
boş tutmak, gece kalkıp ibâdet etmek, seher
vaktinde ağlayıp sızlamak ve iyilerle berâber
bulunmaktır.”
“Kibir, doğruyu bulmaya mâni olur.”
“Cimrilik vera’ hâlini öldürür.”
“İnsanın helâlinden giydiği kendi eski
elbisesi, başkalarından gelen sadaka elbiseden
daha güzel ve iyidir.”
“Asıl helâk olan kimse, âhir ömründe
yolunu sapıtan ve tam menzile yaklaştığı
sırada, hak yoldan kayan kinişedir.”
“Talebelerin, ayıplarını anlatacak
biriyle oturması, ona üstün hâllerin yolunu
gösterecek biriyle arkadaşlık etmesi ve
m a’nevî .hâlini harekete getirecek biriyle
dost olması lâzımdır.” *
“Bir müslüman, Allahü teâlânm emir
ve yasaklarına ne kadar dikkat edip tatbik
ediyorsa, Allahü teâlâ da onu o miktar
azîz eder. Diğer müslümanlann kalbine
de onun sevgisini verir.”
“İlmin tamamı iki şeyden ibârettir: 1;
Allahü teâlânın, ezelde, senin için takdir
ettiği nzık için endişe etme. *2j Allahü teâlâmn
emir ve yasaklarına riâyet eyle.”
“Fakirlik, hâline şükredip, kimseye
şikâyet etmemek ve ihtiyâcını gizlemek,
göstermemektir.”
“Sabretmeyen zafere kavuşamaz.”
“Başkasının sermâyesi ile ticâret
yapan, iflâs etmiştir.”
“Başkasına el açacak duruma düşmek,
müslümana yakışmaz.”
“Bir kimse, baş olma sevdâsma kapılırsa,
artık ibâdetten, ihlâstan sıyrıldı
demektir.” •
“İyi- insanların, bütün varlığı ile bağlı
olduğu murâdı, maksadı, Allahü teâlâ
olmalıdır. Doğru, sâdık, kimselerle arkadaş
olmalıdır. Açlık, iyi insanın gıdâsı, ibâdet
rûhunun süsüdür.”


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.