Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

İbn’ül Vakt Olmak

İbn’ül Vakt Olmaksonsuz zmn
Erdal BAYRAKTAR
Evvel-Ahir, Halik olan Rabb’ül Alemin, bütün varlığı yarattığı gibi Vakit’i zamanı da yaratmıştır. Vaktin sahibi Allah (c.c.), emanetçisi insandır. Kur’an, Vakit tasavvurumuzu oluştururken bu kelimeyle birlikte Nehar, Fecr, Sabâh, Duhâ, Zuhr, Asr, Mesâ, Aşiyy, Leyi, Şehr, Nesi, Mevsimler, Sene, Usbu, An, Saat, Kıyamet, Berzah, Dehr, Hîn, Yevm kelimelerini de kullanmıştır.

“Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hiyn) gelip geçti.”

(İnsan Suresi; 76/1)

“Namaz mü’minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (Nisa Suresi; 4/103)

Vakit’in tanımı, nasıllığı, varlıkla ilişkisi anlamında felsefeciler, kelamcılar, tefsirciler tarafından çokça imal-i fikr ve mütalaa yapılmıştır. Örneğin; Kozmik zaman. Matematiksel zaman, Biyolojik zaman mevzuunda olduğu gibi. Merak edenler bu konularla ilgili eserlere müracaat edebilirler.
İnsan için İbnü’ 1 Vakt olmak, bu dünyada muayyen bir zamanda, emanet edilmiş bir zamanda yaşamak demektir.
Her şey, başımıza gelen iyi- kötü şeyler yaşa-
dığımız an’da oluyor. Cennetimizi, cehennemimizi bu sürede belirliyoruz.

İbnü’l Vakt olmak zamanın bilincine varmaktır

İlahi Vahiy, insandan, zamanı Dün-Bugün-Ya-rın bütünlüğü içinde kavramasını ister. Tevhid her konuda olduğu gibi zaman konusunda da bölünmüşlüğe karşıdır. Allah (c.c.) isimleriyle nasıl bir bütünse, varlıkta bütün şubeleriyle organik bir bütündür. Tevhid, bütünlüğü bozmadan düşünmek ve kavramaktır. Mümin; Dün-Bugün-Ya-nn bütünlüğü içinde insanlığın seyrü seferiyle/ yürüyüşüyle irtibat kuran insandır.

İnsan için dünden akıp gelen ve yarma uzanacak bir bugün vardır. Dünden/geçmişten bağımsız bugün olamaz. Her şey bizimle başlamadı ama bizimle devam edecektir. Bu sebeple; mümin insanın sahici, tutarlı bir “tarih bilinci” ne ihtiyacı vardır. Geçmişe vakıf olamayan bugüne hakim olamaz, bugüne hakim olamayan da geleceğe ümitle bakamaz. Geçmişe vakıf olmak; geçmişi bugüne çağırmak, geçmişte yaşamak değildir. Bugünün türedileri olmamak için ne-seb-i sahihimizle, kadim değerlerimizle irtibat kurmaktır.

Geçmişe nazar etmek, bugünü dünden hayırlı kılmak cehdidir. Geçmişe nazar etmek, her gün yaptığımız duanın bir gereği olarak bu günümüzün ve ahirimizin makbul olması için “Ni

met Verilenlerin Yolunda” iz sürmektir. Dalalete düşmemek, gazaba uğrayanlardan olmamak için Hidayet Yolcularıyla tanış olmaktır. İbnü’l Vakt olmak, yürüdüğümüz yolun, devraldığımız davanın evveliyatını bilmektir.

Hepimiz yaşadığımız vaktin çocuğuyuz

Geçmişle nasıl irtibat kurulur, nasıl ibnü’l vakt olunur? un cevabı Nebilerin Siyeri’ nde saklıdır. Hz. Peygamber (s a v.) “Ben bir türedi değilim, Ben soylu İslam mirasının kendi asrımdaki temsilcisiyim.” demiştir. İslam’ın, İslami hareketin en büyük gücü budur. Çağıldayıp gelen Tevhid ırmağının bugünkü çağıltısı, kısılmayan sedasıyız biz. Şirk’ in neseb-i gayr-i sahihleri anlayamaz bizi. Hiçbir Peygamber ne düne takılıp kalmış, ne de düne bigane kalmıştır. Düne vefalı olmak, onların bıraktığı mirası en güzel şekilde temsil etmektir.

Anın vacibini unutanlar geçmişe vefasızlık yapanlardır. Mirasa varis olmak, bugüne yoğunlaşmaktır, an’m hakkını vermektir. Her Nebi kendi asrının çocuğu olmuştur. Hüsrana uğramamak,
bağlılarını hüsrana uğratmamak için kendi anına/gündemine yoğunlaşmıştır. Bilmek gerekiyor ki; kendi gündemi olmayanların geleceği de olamaz. Kuranda anlatılan Siyer-i Nebi, Vahyin kişisel, ailevi, toplumsal, siyasal olarak nasıl gün-demleştirileceğinin usulünü öğretir bize. Kıyam-ı Leyl’in imkanlarıyla mücehhez olmayanlar Ne-har’ın sorumluluklarının hakkını veremez, Leyl’i ve Nehar’ı heba edenler Şirke Kıyam edemezler. Acil Olan’ı isteyenler, Fecr-i Kaziplere tav olurlar ve Fecr-i Sadık’ tan mahrum kalırlar. Mekke’ de an’ın vaciplerine göre yaşayan, bunun gereği olarak Taife giden, panayırlarda Ensar arayan Peygamber ve ashabına Allah (c.c.), Medine’yi nasip eder. Her mümin bu süreçten kendine paylar, dersler ve öğütler çıkararak yoluna devam etmelidir. Yoldan sapmamak, yolda dalalete düşmemek için Allah’a (c.c.) sığınarak Kuran’ın kılavuzluğunda imtihan seyrimizi devam ettirmeliyiz.

Bu günkü Modern, Postmodern zamanlarda kendi vakitlerimizi/anımızı idrak edemiyoruz. Bu çağın sihirbazları medya ayartıcılarının eliyle zihinsel, ruhsal olarak uyuşturuluyoruz. Seküler,

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.