HUKUK

HUKUK

hukukHUKUK

Hukuk toplum yaşamını düzenleyen kurallar bütünüdür: herkes çok çeşitli vesilelerle hukukla karşı karşıya gelebilir (bir sınırın aşılmasında, bir ev satın alımında, bir boşanma davasında olduğu gibi), bu nedenle hukuka ve hukuku uygulamakla görevli olanlara itaat etmek gerekir. Ayrıca herkes, ilkokuldan başlayarak belli bir hukuk kavramını, onun erdemlerini ve önemini iyice belleten bir eğitim görmektedir. Ama işin garip tarafı, günlük yaşamın hemen her alamnı öngörüp düzenleyen hukuk, keskin doğruların olduğu kadar, derin cehaletlerin de konusu olmaktadır.
GENEL OLARAK HUKUK

«Genel olarak» hukuktan söz edildiğinde son derece ihtiyatlı olmak şarttır. Aslında, hukukî gerçekler ve insanların bu gerçeklere verdikleri imaj, bir ülkeden diğerine ve bir dönemden başka bir döneme farklılık göstermektedir. Türkiye’de veya Fransa’da hukuk denilince kastedilen şeyin bir Anglosakson ülkesinde, şeriatla yönetilen bir Müslüman ülkesinde veya bir Uzakdoğu ülkesinde aynı şey olduğunu düşünmek doğru olmaz. Rönesans dönemindeki Parisli hukukçuların uyguladığı hukuku XX. yy Fransız hukukçularının uyguladığı hukukla, Osmanlı döneminin hukukunu Cumhuriyet döneminin uyguladığı hukukla bir tutmak da mümkün değildir.

Hukuk kavramı

Günlük dilde hukuk iki anlamda kullanılır: kurallar ve haklar.

Hukuk kuralları. Birinci anlamda «hukuk» bir kurallar bütünüdür, bu anlamda bir «Türk hukuku»ndan söz edilebilir. «Yasa» terimi genel olarak aynı anlamı karşılar (bu bakımdan «Türk yasası» deyimi de kullanılabilir).

Hukuk ve diğer kurallar. Yürürlükte olan bütün kurallar hukuka veya yasaya dahil değildir. Uzmanların hemen hemen hepsinin ortak düşüncesine göre yalnızca bir otoritenin meşru saydığı ve gerektiği takdirde yargıca başvurma hakkı saklı kalmak kay-dıyla zorla uyguladığı kurallar hukuk kurallarıdır.

Örneğin trafikte sağdan gitmeyi öngören kurallar, hukuk kuralı sayıldığı gibi, mülkiyeti güvence altına alan hükümler de hukuk kuralı sayılır: soldan giden bir sürücü veya gece komşusunun sınırını değiştiren bir kişi mahkeme önüne çıkmayı göze almış demektir.

Hiçbir meşru otorite tarafından düzenlenmemiş olan veya zor-
layıcı özelliği bulunmayan normlar hukuk sayılmaz: yemek tarifleri ve mafya yöntemleri bu durumun örnekleridir. Ama olaylar her zaman çok açık değildir, ilke olarak meşru otorite herhangi bir alandaki herhangi bir faaliyeti düzenlemekte serbesttir. F sorunun doğal olarak hukuka yabancı olmaması buradan ka; lanır. Dilbilgisi kurallarının normal olarak kanun gücü yoktu ne kadar bu kuralları Türk Dil Kurumu veya Millî Eğitim B. lığı kararlaştırıyor olsa bile böyle bir güçleri yoktur: imla ha kimseyi hapse götürmez, ama resmî makamlara yapılacal vuruların Türkçe yapılması zorunludur.

Sonuç olarak, sayılamayacak kadar çok örnek, yasaları k otoritenin meşruluğunun görece olduğunu göstermektedir, kim Osmanlı döneminde konmuş olan birçok yasa Cumhı döneminde geçerliğini yitirmiştir.

Hukuk kurallartmn biçimi. Hukuk kurallarının sunuluş görünümleri, yer, dönem ve koşullara bağlı olarak çeşitlilik g rir. Bununla birlikte bütün hukuk kuralları kural koyucunu] veya yükümlülük sahiplerine yaptığı birer öneriye benzetilı

Hukuk kurallarının hepsi bir kural koyucunun bu kişile tabına benzer. Kural koyucu özellikle bu kişilere bir şeyi eı mek, bir şeye izin vermek veya bir şeyi yasaklamak için onlara bir mülk vermek, bir ayrıcalık tanımak yahut bir ö: kazandırmak için veya yine bütün bunları ellerinden alma’ bu kuralları koymuş gibi görünür. Ama, bütün bu önerileı biçimde ortaya konmamıştır, bazıları genel, bazıları özel liktedir.

Genel kurallar. Hukuk kurallarının en ilginç olanlandır; b soyut bir biçimde gayri şahsî ve genel olarak çok çeşidi kor yöneliktirler (bir yasanın veya Anayasa’nın maddelerinde ol gibi). Hukuk kurallarının genelliği özellikle bu kuralları k makamın keyfî davranmasına karşı bir garanti olarak ortaya muştur. Öte yandan, çeşitli durumlara uygulanabilmesiy makamın etkinliğini artırma amacı taşır.

Özel kurallar. Genel kurallar ne doğrudan doğruya insanla de özel durumlara uygulanabilirler: bu kurallar «özel» olara landırılan ve ondan türemiş olan çok daha somut normlar aı ğıyla ancak uygulanabilirler.

Özel kuralları koyanlar çoğu kez genel kuralları koyanla farklıdırlar. Burada özellikle yasaları uygulamakla görevli 1 otoriteleri söz konusudur. İlk sırada yargı otoriteleri (yarj mahkemeler) yer alır. Bunlar yasa koyucu tarafından kabul e genel hükümlere dayanarak kararlarında her davayı sonuçl ran bireysel normları yaratırlar.

Objektif hukuk. Hukukçular genel kurallar ve bireysel 1 lar bütününü (ki birinciler İkincilerden ayrılamazlar) objekt kuk olarak tanımlarlar. Gerçekten uygulamaları yargılama
HUKUK
Hukukun kaynağı, yüzyıllar boyunca, Fransız Devrimi’ne ait bu panoda Özgürlük ve Erdem alegorileriyle ve Bilgelik simgesiyle ifade edildiği gibi, dinin ve ahlakın temel ilkeleri olmuştur.
İÇİNDEKİLER

l OLARAK HUKUK îe’DE ESK! HUKUK ULUSLARARASI KAV” HUKUKU

Kâğıt para: tam hukuk konusu bir nesne. Taklit edilmesi (kalpazanlık) ağır ceza konusudur: üç yıldan on iki yıla kadar hapis.
A-62 5553oi
H ı Miırıci-ı ı ı “»■■t

1000000^

i”, t ‘
r5£” bireysel normlardan yoksun genel hukuk kural–elge veya katıksız birer propaganda ilanı sayılır. De-.-•c’jn egemenliği bireysel kuralları yaratabilecek or-r.r.a dayanmaktadır.

aklar. İkinci anlamda «hukuk» sözcüğü kuralları de-rr. ana ilkesine dayanarak hak iddia edecek olanlara usladan, yani hakları belirtir. Bir insanın şunu ya da ıva hakkı var ya da yok dendiği zamanki anlamda -dan» ya da «mülkiyet hakkından» bahsedildiği za-=szcüğü bu ikinci anlamını kazanır. haklar. Hak sahiplerinin özel çıkarları içindeki ayrı-_rtinesi için «haklar» terimi kullanılır. Hukukçuların rj: özel durum sübjektif haklar olarak belirtilir (XIX.

– r.ukukçu Jhering bunlann «hukukî olarak korunan \r.ler olduklarını» söylemiştir). Demek oluyor ki bir ves her şeyden önce mal sahibinin yararına bir du-fildiğine göre tartışmasız bir sübjektif hak oluşmak-

•ncahklar. Diğer hukukî ayrıcalıklar «haklar» olarak .az. Burada, üçüncü kişinin yararına bir kimseye yetki-. 53Z konusudur: reşit olmamış bir çocuğun vasisi Me-: un kendisine tanıdığı haklan çocuğun çıkarma kul-

– kendi çıkarma değil. Kamu çıkarı alanında (genel arlamento, valilikler, yargı organları gibi organlara ve-ayncalıkları belirtmek için yetkilerden söz edilir. Çoğu j.<;i f hakkın tersi olan yükümlülüklere de dikkat çek-

.r. Örneğin şu kadar lira ödemekle yükümlü olan bir aklisının alacak hakkı ile karşılaşmaktadır. Sonuç ola-’ avncalıklar tipleri listesini bitirmeden dava hakkı ve – de söz etmek gerekir. Dava hakkı ve yetkisi mahke-^rarak anlaşmazlığa son verecek olan yargı kararının esini sağlar.

ır ve ayrıcalıklar arasındaki ilişkiler. Hukukçular «kukun, sübjektif hakların, yetkilerin, dava hakkı ve temeli olduğunu belirtirler. Esasen, objektif hukukla -caiıkları temel bir ilişki birleştirir: objektif hukukun -ukukî ayrıcalıkların varlığına ve hukuk süjeleri arasm-ç-jmüne dayanak oluşturur. Sonuçta geçerli başvurula-/î ayrıcalıklar tamamen objektif hukukun genel ya da Larrna bağlıdırlar. Hakların, yükümlülüklerin, yetkile-r_ak ve yetkilerinin sahibi olarak uygulamada bu kurallara tamamen bağımlıyız. Bu, objektif hukuku yarat-<:adar önemli olduğunu söylemektir.

ıkun yaratılması

ilgili kurallar konur, ondan sonra soyut istisna tipleri-î~ genel kuralların yaratılmasını gerektiren koşullardan .;ude ayrılık gösteren koşullar varsa istisnalar getirilir.

>el normların meydana gelişi ve özel ayrıcalıkların â. İlke olarak bireysel normlar, hukuku uygulayacak . kişiler, kamu görevlileri ve yargıçlar) eseridir. Bu kişiler, zaikiarın verilmesinde önemli rol oynarlar, ayrıcalıkların . cnlar tarafından yaratılan bireysel normlara dayandığıma konuda temel rolleri olduğu çok açıktır. ianelerin üstünlüğü. Hukukun uygulanması işine katların tümü aynı önem ve role sahip değildir. Ama kişile-Jküdarı ile karşı karşıya getirmek de uygun bir şey sayılıda, temel ayırım mahkemelerle diğer tüm organları karsı getirmektir. Gerçekten idare içindeki birimler, şahsiyetlin bir bakan, bir vali, bir genel kurul başkam) özel hu-_eri gibi (vasiyetname yapan kişi, sözleşme imzalayan ki-
şiler, bir şirketin başkam) mahkemelerin olası müdahalesiyle karşı karşıyadırlar. Bir anlaşmazlık durumunda, her şey yargıç önünde ve onun kararıyla çözüme bağlanır. Bundan dolayı denebilir ki, kamu idareleri ve özel hukuk kişileri bireysel (özel) normların tasarlanmasında bu normların tartışmasız bir biçimde ancak yargı tarafından durdurulabileceğiyle yetinmektedirler.

Genel kurallara uygunluk. Modem devletlerin büyük çoğunluğunda, özel normların yaratılmasında ve bunun sonucu olarak özel ayrıcalıkların verilmesinde büyük bir ilke egemendir: az olan istisnalar dışında, özel kurallar genel kurallara uygun olmak zorundadır. Uygulama, bu ilkeye harfiyen uyuluyormuş gibidir. Yargıçların yaptıkları işlem genel olarak tam bir kıyas görünümündedir. Genel kurallar reşit olan kişiyi belirler; özel bir durum reşit olmayan kişiyi gösterir. Sonuçta özel norm (kural) ortaya çıkar. Örneğin şöyle denir: «Ödünç alan herkes aldığı şeyi geri vermek zorundadır (bu genel kuraldır)», öte yandan, «Ali, Veli’nin arabasını ödünç almıştır (bu özel durumdur)», «Öyleyse Ali, Ve-li’ye arabasını geri vermek zorundadır» (Veli’nin çıkarına oluşturulan bir özel norm, geri vermek ve buna simetrik olarak Ali için geri verme yükümlülüğü).
Evlenme, doğum, ölüm:

kişinin medenî haline ilişkin bunlara benzer pek çok fiilin resmî makamlar tarafından saptanması ve resmî sicillere kaydedilerek saklanması, özel hukukta, söz konusu kişilere birtakım haklar sağlar.
Trafikle ilgili yasak işaretleri

sürücülerin yollarda çok sık karşılaştıktan manzaralardan biridir.

Genel kuralların konması ve ayrıcalık modellerinin meydana getirilmesi. Hukukçular, kural koyucular, genel kuralları ve ayrıcalık modellerini «kaynak» olarak adlandırırlar. Kaynaklar iki biçimde ve iki ayrı zamanda işin içine girer: uygulamadan önce ve hukukun her tür uygulaması sırasında. Birinci biçim (usul) oybirliği ile meşru olarak kabul edilir.

Hukukun her tür uygulanmasından önce. Bu birinci durumda saygın bir otorite (yasa koyucu) genel hukuk kurallarını belirtir. Bazı ülkelerde veya uygarlıklarda, bu otorite peygamberlerin veya Kilise’nin sesiyle konuşan bir tanrı olabilir. Başka bir yerde,
bu otorite mecliste toplanmış veya referandumla oyuna baş muş bir halk olabilir. Günümüzde genellikle birbirinden ama birlikte hareket eden bir devlet organları grubu söz kc dur: hükümdar veya devlet başkanı, seçilmiş parlamento, se karşı sorumlu hükümet gibi.

Hemen her zaman yasa koyucunun prestiji özel kişileri netimlerin ve hâkimlerin prestijinden çok daha yüksektir (I ler bireysel normları biçimlendirerek kanunları uygulamak uygulatmak durumundadırlar). Bu saygınlık farklılığı oluşt normlara da yansımaktadır.

Hukukun uygutanmast sırasında. Genel kuralların uy ması gerektiği zamanlarda bu kuralların uygulanamaz ya çersiz kurallar olduğu ortaya çıkabilir. Örneğin hukukî bir: lığı veya özel bir işlemi hukuka uygun ya da aykırı bulmak tiği zaman. Bu durumda doğal olarak kuralları uygulamak luluğu olan organın yok olan, gücü kalmamış olan, ihtiya kuralları kendisinin bulmakla görevli olduğu göz önünde durulur. Bir başka deyişle, aym organ hem genel kuralı ve b çıkaracağı özel normu (kuralı) yaratabilir. Örneğin XIV. yy şında Fransız hukukçuları tahtm miras yoluyla geçmesin dınları saf dışı bırakan bir genel kural oluşturdular. VI. Pt de Valois’nın unvanlarının, en yakın akrabası olan İngiliz k nin unvanlarından daha üstün olması için bu kural hemer lamaya kondu. Fransızlar siyasî nedenlerle Ingiliz kökenli temiyorlardı.

Genel kuralların oluşumunun bu ikinci biçimi birincis: yaygındı. Ama çok açık politik nedenlerden ötürü durum ı li bir biçimde değerlendiriliyordu. Aym şekilde, genel kura ya koyan otorite bu kuralın uygulanması sırasında çoğu olayı gizlemeyi tercih etmekteydi: söz konusu kuralı, dal: var olan bir belgeden bulmuş gibi yapıyordu. VI. Philippe kukçuları tahtın el değiştirmesinde kadınları saf dışı bira kuralın, Saliens yasalarında (lex Salica) bulunduğunu ide yorlardı.

Günümüzde bu aldatmaca isteyerek uygulanmaktadır likle kanun koyucu bir konuda kural getirmemişse ve mal ler kararlarını doğrulamak için zorunlu kurallar yaratmak da iseler bu aldatmacaya başvururlar, gerçekteyse gizli olan metinlerden söz ederler.

Kaynakların kombinezonu. Genel hukuk kurallarının kaynağı vardır. Her türlü hukukî uygulamadan önce işleye ma kaynağı kamuoyu tarafından iyi bilinir. Hukukun uygu sı sırasında ortaya çıkan öteki kaynak ise o kadar kolaylık, mez. Bu kaynak mahkeme içtihatlarıdır. Uygulamada bt kaynak sıkı işbirliği içindedir. Gerçekte, mahkemeler ya: hıkları doldurmakla kalmazlar, uygulama olanağına sahip lan kuralları «yorumlarlar»: bir başka deyişle, karanlıkt noktaları açıklığa kavuştururlar, metinleri bozan çelişkile rirler ve gerekli olması halinde bu metinlerin içeriklerini 5 yaratmaya ve değiştirmeye kadar giderler. Mahkemeler 1
İmam Humeyni,

Iran İslam Cumhuriyeti’nin en yüce kanun koyucusu idi.
KAMU HUKUKU

Devletin kuruluş ve işleyişini, öteki devletlerle, kamu tüzel kişileriyle ve özel kişilerle olan ilişkilerini düzenleyen kuralların bütünü olarak kamu hukuku öncelikle kamu yarannın gerçekleştirilmesi için gerekli kuralları kapsar. Kamu yararı özel yarardan üstün sayıldığı için de kamu tüzel kişileri hukukun üstün özneleridir. Bu nedenle kamu hukukunda, özel hukuktaki gibi iradelerin eşitliği değil, kamu tüzel kişilerinin iradelerinin özel kişilerin iradelerine üstünlüğü ilkesi geçerlidir. Bunun sonucu olarak devlete ve öteki kamu tüzel kişilerine, tek yanlı iradeyle özel kişileri bağlayıcı hukukî, işlem yapma yetkisi tanınmıştır. Üstün iradenin sınırsız olması kişi hak ve özgürlükleri açısından büyük bir tehlike oluşturacağından, kamu hukukunda, irade serbestliği ilkesinin geçerli olduğu özel hukuktan farklı olarak, iradenin sınırlılığı ilkesi egemendir. Kamu hukukunda yetki bir kamu düzeni sorunu olduğundan, kamu tüzel kişilerinin kendiliklerinden yetki yaratma hakları yoktur; yasama organının yetkileri Anayasa’dan yürütme organınınkiler de yasalardan kaynaklanır.

Kamu hukukunun belli başlı dalları anayasa hukuku, idare hukuku, uluslararası hukuk ve ceza hukukudur. Ayrıca medenî yargılama hukuku, ceza yargılaması hukuku ve icra-iflas hukuku gibi kamu hukuku karakteri ağır basan hukuk dalları da vardır.
Oy vermek bir haktır (ancak küçükler ve kısıtlılar oy veremez). 1988’de Senegal’de oy atan bu kişilerin yaptığı gibi kişiye siyasi tercihlerini belirtme imkânı veren bu hak Türkiye ve Belçika gibi bazı ülkelerde aynca bir ödevdir (oy atmayana para cezası verilir).
/

.~una yakından katılırlar. Hukuk kurallarının oluşumu .s kullanımı dünyanın gelişmiş olarak nitelendirilen çok önemlidir: buralarda hukuk olmadan hiçbir şey iz Gerçekte hatırı sayılır sayıdaki meslek sahibi hukuk-kazanmaktadır. Bu bölgelerde oturanlar için hukukun ; z~un emrettiği, izin verdiği ya da yasakladığı şeylerin tanımak son derece yararlıdır.

ukun rolü ve temeli

_■ iyi bir ünü vardır. Genelde yararlı olarak kabul edi-devleti günümüzde demokrasiden ayrılmaz evrensel Kişinin kendi kendine sıkça hangi etkenlerin hukuk -_-_2 içeriğini belirlediğini sorması ve gerektiğinde bu -_T- doğruluklarını sorgulaması gerekir, ık neye yarar? Hukuk kurallarının birinci gerekliliği an-_• t^za) durumunda ortaya çıkmaktadır: mahkemeler dalara bağlayıp sona erdirmeye çalışırlar. Aslında bu işi ya-

– „<ak kuralları (çoğu kez genel hukuk kuralları) ortaya

– 3-.ır.u genellikle kararlarındaki «gerekçelerle» yaparlar.

• r=ler, yargıcın bir ihtilafı sonuçlandıracak olan kararını _T.sk için yaptığı açıklamalardır; bu şekilde yargıçlar, uy-

kolaylaştırmak için kararlarının kesinlikle kabul jrj: isterler. Tecrübeler, genel olarak bunu başardıklarım

itun özgül kullammt. Günlük yaşamı etkileyen anlaş-.=t2î çözümü için kamu otoritesinin hakemliğini kolaylaş-

• srgaşayı ve şiddeti önlemek hukukun özgül kullanımıdır.

kuralları belli ihtilafların dışında da hizmet vermekte–_zca politik, teknik ya da kültürel modeller olan, hukuk-bulunmayan diğer modeller arasında organizasyon ve tr.odeli olarak işlev görürler. Devlet çatısı Anayasa ile r_ tür kuralları üzerinde örgütlenir, ttpjumun temel kurumlan da (aile, işletme, çeşidi toplu-:rzleşme, mülkiyet gibi) hukuk tarafından belirlenir. Hu-

■ jsalann ve kurumların işleyiş normlarım da ortaya koyar; _~Âann çatısını da yine hukuk yapar. Farklı insan katego-rırbirine bağlayan ilişkiler de ilke olarak hukuk kuralları-; geiişir: bir davayı önlemek için kamu otoriteleri kadar .flez de hukuk kuralları olduğunu düşündükleri kurallara çaba gösterirler. Sonuç olarak hukuk tüm topluma dürmek durumundadır. Hukuk kuralları içinde yer alan öne-jr toplumun kendi başına vermeye çalıştığı imajı biçimlen–kukuna bakarak denebilir ki şu veya bu devlet, toplum-■_kten yanadır, özgürlüklere saygılı ve özel mülkiyeti, özel romunum geliri ve güvenliği güvence altına almıştır. Hu-tylem adaletin ötesinde ideolojik bir mücadele yürütür. Is-:_<ratik, ister monarşik veya demokratik, ister liberal veya olsun kurulu düzene katılmayı savunur; çok ender ola-julanan veya hiç uygulanmayan hukuk kuralları vardır, ” toplumsal yapıyı pekiştiren ve kuvvetlendiren değerle-r£tilmesinden başka bir işlevi yoktur.

■ -_ç olarak her tür hukuk kuralı yalnızca çıkarlarına doğru-rşruya hizmet ettiği kişilerin yararına değildir. Kurulu dü-r.çlendirenlerin ve aym zamanda bu düzene büyük oranda rlanların hizmetindedir, son tahlilde, hukuk, insanları yö-iis kamu otoritesine yardım etmektedir. Bu da hukuk dev-:rj^wnu ortaya koyar.

ıkuk devleti. Göreli olarak yeni bir kavramdır. Hukuk dev-zvramım XIX. yy Alman hukukçularına borçluyuz; hukuk t: toplum hayatında adaletin ve özgürlüğün egemenliğini di-mr. ama bu dile getiriş açıklıktan biraz uzaktır. Hukuk dev-.ktıka dayalı ve hukuk kurallarına uygun hareket eden bir ısttin var olduğunu kabul eden bir devlettir; bunun antitezi, t alarak keyfî kararlarla insanları yöneten, kaba güce dayalı, .sıyla meşru olmayan bir iktidar olacaktır. Bununla birlikte _< devletinin var olabilmesi için, kurallara uygun bir biçimde yöneticilerin varlığı yeterli değildir. Temel bir ahlakın ge-rjıe saygılı kurallar da gerekmektedir. Bu nedenle, örneğin ■_ Dünya Savaşı yıllarında Fransa’da kurulan Alman işgali al-:.c Vichy rejimi yasal olarak kurulduğu ve kurallara uygun s2t ettiği halde hukuk devleti olarak değerlendirilmemiştir;

hukukunun kuralları çoğu kez genellikle kabul edilen ada–şüncesine çok açık bir biçimde karşıydı.

-kı;k devleti kavramı hoş ve çekici bir kavramdır. Bununla

■ .te gözle görülür bir çelişkiyi de içerir: doğru bir mantıkla ba-î;nda devletin gerçekten kurallara boyun eğmesi, bu kuralla-.svlete empoze edildiği ve devletin onları belirlemediği şek-: anlaşılır. Halbuki devlet, bütün toplumlarda hukukun temel
kaynağıdır ve bu toplumlarda hukuk devleti idealine yaklaşıldığı ileri sürülür. Toplumun bu iddiası, devletin güçler ayrılığı ilkesi üzerine kurulduğu, birbirinden farklı özel görevlerdeki organlar topluluğuna bağlı olduğu ölçüde doğrudur.

Sonuç olarak, hukuk devleti kavramının gerçeklik kazanabilmesi için, mahkemelerin hukuku uygulayarak ve özellikle hukuku var ederek karar vermeleri gerekir; yine bu mahkemelerin sade vatandaşlara kamu otoritesine karşı dava açmalarına için vermeleri ve nihayet, yargıçların yönetilenlere yönetenler karşısında hak verilmesini kabul etmeleri şarttır. Bu durumda devletin bazı organları gerçekten hukuka bağlıdır. Söz konusu olan yalnızca yargı denetiminin kamu otoriteleri üzerindeki etkinliği değildir, aym zamanda hukuk kurallarının özüdür: hukukun her zaman adil olması gerekmektedir. Bu nedenle ana ilkelerinin sürekli olarak sorgulanması devam edecektir; hukuk kurallarının, gelişmelerindeki faktörleri belirledikten sonra meşruluğunu değerlendirmek gerekmektedir.

Gelişmenin faktörleri ve hukukun meşruluğu. Hukuk kurallarını yaratanlar, uygulayanlar ve bu kurallara muhatap olanlar kişiler ve yaşayan topluluklardır (bazıları egemenlerdir, diğerleri ise egemenlik altında olanlardır).

Demek ki, hukuk olağan toplumsal olaylara sıkı sıkıya bağlıdır. Çok açık siyasî boyutları vardır, özellikle anayasa kuralları incelendiği zaman bu boyut çok açık biçimde ortaya çıkar. Üretim ilişkileri ve mübadele ile ilgili olarak aym zamanda ekonomiyle de yakınlığı vardır. Ve nihayet evlilik gibi geleneksel hukukî kurumlar, hukukun kültürel kökeninin göstergeleridir: burada evlilik resmîleşmiştir, ama özgür olarak yapılır; başka yerlerde tamamen özel bir olaydır, ama aileler tarafından düzenlenir; kimi yerde monogami (tekeşlilik) egemendir; kimi yerlerde erkeğin yasal olarak birçok karısı vardır; evlilik kimi zaman dinî, kimi zaman laiktir; kimi zaman bozulamaz, kimi zaman bir boşanmayla bozulabilir. Özel hukuk her topluma bir tanrı lütfü ya da aklın kullanımı olarak verilmemiştir. Hukuk, toplumlardan geçerek, tarihlerinin olaylarım yaratan güçlerin çatışmasından doğmuştur. Örneğin, çağdaş Türk hukuku, bu güçlerin etkisiyle özel mülkiyeti garanti eder, ama bunu aym zamanda gevşetir, sözleşme özgürlüğünü benimser ve sınırlandırır. Çünkü, özel tarihi Türkiye’ye pazar ekonomisini getirmiştir. Bu pazar ekonomisi mal sahipliğine ve mallara tasarruf etmeye olanak verir. Ama Türkiye’nin özel tarihi, aynı zamanda bu ekonomiye fazlasıyla müdahale eden güçlü bir devleti de birlikte getirmiştir.

Hukukla ilgili düşünceler, insanlar doğamn, tarihin ve ekonominin yasalarına körü körüne boyun eğmemişlerdir. Dünyalarım düşünmüşler, onu değiştirmeye çalışmışlardır; birbirlerine ilettikleri düşünceler yaşadıkları toplumlarda etkin olan kuvvetlerden soyutlanamaz. Bu düşüncelerin büyük çoğunluğu hukuku içermektedir. Hukukçular, bu düşünceler içinden birbiriyle bağlı olarak uyumlu bir yapı oluşturanları «teori» yerine «dokt-
Çalışma hakkı, işçi isteyenin kimliği ve yeri hakkındaki bilgiyle yerini bulur.
ÖZEL HUKUK

Kişiler veya kurumlar arasındaki hukukî ilişkileri düzenleyen bir hukuk dalıdır. Tarihî açıdan özel hukukun gelişmesi kamu hukukundan daha önceye dayanır. Kamu hukuku ve özel hukuk ayrımı günümüzde kesin bir sınır olmaktan çıkmıştır. Bu gelişmenin nedeni karma nitelikli hukuk dallarının ortaya çıkması ve önceleri özel hukuk alanında olan birçok konunun, devletin görev ve yetkilerinin artmasına bağlı olarak kamu hukuku alanına girmiş olmasıdır. Özel hukukun başlıca alt bölümleri medenî hukuk, borçlar hukuku, ticaret hukuku, Hk-rî hukuk ve devletler özel hukukudur.

rin» olarak adlandırmayı tercih etmektedirler. Terminoloji alanındaki bu eğilim bu tür yapıların çok ender olarak bilimsel teorilere o kadar ilgisiz kaldıklarım ortaya koymaktadır. Bununla birlikte bazıları hukuk kurallarının içeriği üstüne bir yargılama yapmadan hukuku anlamak ve çözümlemek konusunda büyük bir isteğe sahiptir. Bu isteğin en parlak örneği «Saf Hukuk Kuramı» (Reine Rechtslehre) adlı eserin yazarı ve normativist okulun kurucusu AvusturyalI Hans Kelsen’dir (1881-1973). Ama, hukuk doktrinlerini yapanların alışılagelmiş yaklaşımları bilimsel yaklaşıma karşıdır. Tarihte yürürlükte olan kuralları açıklamaya (Alman Friedrich Kari von Savigny) veya sosyal ilişkiler içindeki kuralları keşfetmeye çalıştılar (Leon Duguit [1859-1928] ve Ma-urice Hauriou [1856-1929] gibi Fransız hukukçular). Hukuk drü-şünürleri çoğunlukla yürürlükte olan kuralları ideal bir model bakımından, tanrımn isteği üzerine oluşturulmuş doğal hukuk açısından değerlendirdiler, daha sonra (XVII. yy’dan itibaren, doğal hukuk ve uluslararası hukuk) bu değerlendirmeyi akıl üzerine oturttular.
TÜRKİYE’DE ESKİ HUKUK

İslam hukuku

Türkiye’de yüzyıllarca İslam hukuku uygulanmıştır. İslam hu-kuku Kuran’a ve sünnete (Hz. Muhammed’in söz ve uygulamaları) dayanır; Allah ile insan arasındaki ilişkileri düzenlediği gibi insan ile insan ve insan ile eşya arasındaki ilişkileri de düzenler. Haklar Allah hakkı (hakkullah), kul hakkı (hukuki ibad) ve karma nitelikteki haklar diye üçe ayrılır. Allah hakkı kamu hukukuna, kul hakları da özel hukuka karşılık sayılabilir. Karma haklar ise duruma göre ya kamu hukukuna ya özel hukuka girer.

Hukukî ilişkilerin düzenlenmesiyle ilgili kurallar ve hükümler
«.Jamaika ‘da Zencilerin Ayaklanması» (1759). XVIII. yy’da köleliğin kaldınlması doğal hukuktan kaynaklanır
MÜLKİYET

Bir şeye malik olan kimse, o şeyde kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf etmek hakkım haizdir; haksız olarak o şeye vazi-yed eden herhangi bir kimseye karşı istihkak davası ikame ve her nevi müdahaleyi menedebilir.

Türk Medenî K. (md. 618)

Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütün mütemmim cüzlerine de malik olur. Mahallî örfe göre bir şeyin esaslı bir unsurunu teşkil eden o şey telef veya tahrip yahut tağyir edilmedikçe ondan ayrılması kabil olmayan cüzler o şeyin mütemmim cüzleridir.

Türk Medenî K. (md. 619)
Halihazırda Türkiye Cumhuriyetinin müdevven bir Kanunu Medenîsi yoktur. Yalnız, akitlerin küçük bir kısmına temas edebilen Mecelle vardır. 1851 maddedir. 8 Muharrem 1286 tarihinde yazılmaya başlanmış ve 26 Şaban 1293 tarihinde ikmal edilerek mevkii me’riyete vaz’olunmuştur. Denilebilir ki: bu kanunun ihtiyacatı hâzıraya tevafuk eden ancak 300 maddesidir. Mütebakisi memleketimizin ihtiyacatını ifade edemiyecek kadar iptidaî birtakım kaidelerden ibaret olduğundan tatbik edilmemektedir. Mecellenin kaidesi ve ana hadan, dindir. Halbuki, hayatı beşer, her gün, hattâ her an esaslı tahavvüllere maruzdur. Bunun tahavvüllerini, yürüyüşünü hiç bir zaman bir nokta etrafında tesbit etmek ve durdurmak mümkün değildir. Kanunları dine müstenit olan devleder kısa bir zaman sonra memleketin ve milletin mutalebelerini tatmin edemezler. Çünkü dinler, lâyetegayyer hükümler ifade ederler. Hayat yürür; ihtiyacat sür’at-le değişir, din kanunları, mutlaka ilerliyen hayatın huzurunda şekilden ve ölü kelimelerden fazla bir kıymet, bir mâna ifade edemezler.

Değişmemek, dinler için bir zarurettir. Bu itibarla dinlerin sâdece bir vicdan işi olarak kalması, asrı hâzır medeniyetinin esasatından ve eski medeniyete yeni medeniyetin en mühim farikalarından birisidir. Esaslarını dinlerden alan kanunlar, tatbik edilmekte oldukları camiaları nazil olduk-lan iptidaî devirlere bağlarlar ve terakkiyata mâni belli başlı müessir ve âmiller arasında bulunurlar. Türk milletinin mukadderatını asrı hâzır içinde dahi kurunu vusta ahkâm ve kavaidine raptetmekte, dinin lâyetegayyer ahkâmından mülhem olan ve ulûhiyetle daimî temas halinde bulunan kanunlarımızın en kuvvetli müessir olduklarına şüphe edilmemelidir. Millî hayatı içtimaiyenin nâzımı olan ve yalnız ondan mülhem bulunması icabeden müdevven bir Kanunu Medenîden Türkiye Cumhuriyetinin mahrum kalması ne aslı hâzır medeniyeti icabatıyla, ne de Türk ihtilâlinin istilzam ettiği mâna ve mefhumla kabili telif değildir.

Asrı hâzır devletini iptidaî siyasî teşekküllerden ayıran fârikalardan birisi de camianın mukadderatında tatbik edilen kavaıdin taknin edilmiş olmasıdır. Bedavet devirlerinde, ahkâm müdevven değildir. Hâkim, örf ve âdetle hüküm verir. Mecellenin maruz 300 maddesi istisna edilmek şartile Kanunu Medenî mebhasinde Türk Cumhuriyeti hâkimleri derme çatma fıkıh kitaplarından ve din esasatından istinbat ve istihraç suretile icrayı kaza etmektedirler. Türk hâkimi hükümlerinde muayyen bir içtihat, bir kavil ve bir esas ile mukayyet değildir. Binaenaleyh herhangi bir mesele etrafında memleketimizin bir mahallinde verilen bir hüküm ile aynı şerait tahtında tahaddüs eden aynı meselede diğer mahallinde verilen hükümler birbirinden ekseriya farklı ve mütenakız bulunmaktadır. Netice itibariyle Türkiye halkı, adaletin tatbikinde ittiratsızlığa ve mütemadi tezebzübe maruz kalmaktadır. Halkın mukadderatı muayyen ve müstakar bir adalet esasına değil, tesadüfe ve talihe bağlı ve birbirini mü-tenakız kurunuvustaî fıkıh kaidelerine merbut bulunmaktadır. Cumhuriyet, Türk adaletinin bu keşmekeşten, yokluktan ve pek iptidaî vaziyetten kurtarılmasını inkılâbın ve asrı hâzır medeniyetinin icabatına muvafık yeni bir Türk Kanunu Medenîsinin sür’ade vücuda getirilmesini ve takninini zarurî kılmıştır. Bu maksatla ihzar olunan Türk Kanunu Medenîsi kavanini medenîye arasında en yeni, en mükemmel ve halkçı olan İsviçre Kanunu Medenîsinden ahiz ve iktibas olunmuştur. Bu vazifeyi, Adliye Vekâletince verilen direktifler dahilinde memleketimizin güzide
hukukşinaslarından mürekkep hususî bir encümen ifa eylemişti

Asn hâzır ailei medeniyetine mensup milletlerin ihtiyaçları esaslı bir fark yoktur. İçtimaî ve İktisadî daimî temaslar beşerin t medenî bir kütlesini bir aile haline getirmiş ve getirmekte buluı Prensipleri yabancı bir memleketten iktibas edilmiş olan Türk Medenîsi lâyihasının mevkii mer’iyete vaz’ından sonra memlek ihtiyacatiyle kabili telif olmaması müddeası varit görülmemiştir. İsviçre Devletinin muhtelif tarih ve an’ânata mensup Alman, Fi Italyan ırklarını ihtiva etmekte olduğu malûmdur. Bu kadar, hatti bariyle dahi yekdiğerinden farklı bir muhitte tatbik elâstikiyetini bir kanunun Türkiye Cumhuriyeti gibi yüzde doksam itibariyle nis bir ırkı ihtiva eden bir devlette tatbik kabiliyetini bulabilmem siz görülmüştür. Bundan başka mütemeddin bir milletin mütel kanununun Türkiye Cumhuriyetinde câyi tatbik bulamıyacağı m zarı sakat görülmüştür. Bu tez, Türk milletinin medenî kabiliyet madiğim ifade eden bir mantık silsilesine müncer olabilir. Halbuk lerin hakikati, hal ve tarih bu müddeanın tamamen zıddındadır. ceddüt tarihi şahit tutularak denebilir ki: Türk milleti asrı hâzini ziyatına mutabık olarak vücude getirilen makul ve sâlim ve akıl ile müterafik yeniliklerden hiç birisine muanz kalmamıştır. Büti ceddüt tarihimizin seyrinde âmmenin menafii mülâhazasiyle vü tirilen yeniliklere yalnız, menfaatleri muhtel olan zümreler mücc yetinde kalmışlar ve halkı din namına, sakim ve bâtıl itikadat na lâl ve ifsat eylemişlerdir. Unutmamak lâzımdır ki, Türk milletin muasır medeniyeti bilâ kaydü şart tekmil prensipleriyle kabul < Bunun en bariz ve canlı delili inkılâbımızın kendisidir. Muasır m tin Türk câmiasiyle kabili telif olmayan noktaları görülüyorsa milletinin kabiliyet ve istidadındaki noksanından değil, onu fuzı rette ihata eden kurunu vustaı teşkilât ve dinî müdevvenat ve mi tandır.

Nitekim muasır medeniyetle Mecelle ahkâmı şüphe yok ki k değildir. Fakat Mecelle ve buna makis sair müdevenat ile Türk rr yatının müterafik olmadığı da âşikârdır. Adliye Vekâleti en yeni v kemmel olan İsviçre Kanunu Medenîsini milletimizin şimdiye kc lı kalan vâsi zekâ ve kabiliyetini tatmin edecek ve ona hakikî bir gâh ve bir saha olabilecek bir eseri medeni olarak görmektedir. B da milletimizin duyguları ile istinas etmiyecek hiç bir nokta tas, memektedir. Şu ciheti de işaret etmek lâzımdır ki, muasır mede: mak ve benimsemek karariyle yürüyen Türk milleti, muasır m« kendisine değil, kendisi muasır medeniyetin icabatına her ne pah sa olsun ayak uydurmak mecburiyetindedir. Yaşamak kararında millet için bu, şarttır, ihzar olunan lâyiha bu icabatın akşamı mı sini ihtiva etmektedir. Örf ve âdete ve göreneklere sureti mutlak lı kalmak dâvası beşeriyeti en iptidaî vaziyetinden bir adım ileri yecek kadar tehlikeli bir nazariyedir. Hiç bir müdemeddin millet akide etrafında kalmamış ve hayatın icabatına tevfiki hareketle z. man kendisini bağlayan örf ve âdetleri yıkmakta tereddüt etr (Hakikader karşısmda âbâ ve ecdadından mevrus itikatlara be bağlı kalmak akıl ve zekâ icabatından değildir.) Esasen ihtilâller h ta en müessir bir vasıta olarak istimai edilmişlerdir.
ESBABI MUCİBE LAYİHASI

toplanır. Fıkıh kitapları bu hukuku ibadetler (iba-iBi: – “.sleler (muamelat) ve cezalar (ukubat) adı altında üç ■t:: : – ırarak inceler ve işler. İbadetler bölümünü namaz,

r::….. ;: . a hac oluşturur. Muamelat bölümünde evlenme, bo-

jjr:- – ‘ şirketler, yargılama, devletler hukuku, vakıflar, si-

………• cırjlar çözüme bağlanır. Ukubat, yani ceza bölümün-

;lt s’jç ve ceza ele alınır: tazir (azarlama), kısas (katili öl-

a;.r : – -3- karşılığında öldürme veya işlenmiş suçun cezasını ■:■ – v: î:serme), diyet (kısas yerine mal ödeme), had (değnek ■_ -ir. ayak kesmeye ve idama kadar çeşitli ağır cezalar) J.I- Kuran ve sünnet anayasa hükmünde olduğu için ay-

— – – tîyasa hukuku söz konusu değildir.

– – „-_îmmed ve dört halife döneminden sonra İslam toprak-… — _■ ; = -_;-emesi, olayların çoğalması, hukukî sorunlann artması-

– : – “îr. hadis rivayetinin hız kazanmasına, bir yandan da kı-

– – :-temlerin gelişmesine yol açtı. Bilginler arasında belirgin-

■ _ eğitim ve yaklaşımlar fıkıh okullarının ortaya çıkmasıso-. : : sr-rdu. İslam hukukunun kuruluş ve sistemleşme aşama-ilk farklı oluşumları bilginlerin kıyas konusundaki tu-:::- . – :s_rledi. Hicaz bölgesi bilginleri, karşılaştıkları yeni bir so-: için zorunlu olmadıkça kıyasa başvurmayarak, bir

•..-namazsa çözümü sahabenin görüşlerinde arama yolunu

– _er. Buna karşılık Küfe bölgesi bilginleri, kimi zaman ha-: -£.~abenin görüşleri kendilerine ulaşmadığı, kimi zaman da

■ : sterin sağlığından kuşku duydukları için kıyasa ve içtiha-

– ; /. verdiler. Böylece İslam hukukunda önce iki farklı oluşum —_ . Bunlar zamanla çevrenin, siyasal ve ekonomik koşulla-

. . -_£ daha da ayrışarak büyük bilginlerin görüş ve içtihadarı

– -.i; çeşidi hukuk okullarının, mezheplerin doğmasına yol aç-okulların büyük bölümü izleyici bulamadığı için kalıcı . : 3-jgün İslam dünyasında varlığını ve etkinliklerim sürdüren
ir Kanunu Medenîsinin tatbikinden evvel Almanya hukukî ahkâm i.~ merkezde Bizansın (1500) sene evvel yapılmış Roma hukuku-3-j hukuka, bir de millî hukukun millî ve mahallî metinleri in-ıi-ycrdu. Şarkta ve şimalde Roma hukuku ve mahallî metinlerle . r j r-X.de Prusya hukuku vardı. Mütebaki akşamına Fransa hukuku

– : : Alman ahalisinin, % 33 ü Roma hukukuna, % 43 ü Prusya huku-

— sı Saksonya hukukuna, % 17 si Fransa hukukuna tâbi idi. Alman _ :,:edenîsinin tatbikinden evvel Alman hukuk lisanı, Lâtince, Fran-■ – . –nra. ve mahallî Alman lisanlarınca idi. Bavyerada yalnız nikâh

– _■ i : _rs; hakkında 70 ilâ 80 usul vardı. Hâkim için bu metinlerin hepsin–r : – =yr. haberdar olmak imkânı yoktu. Alman Kanunu Medenîsinin

ut. evvel Almanyada bir adamın herhangi bir hâdisede hangi ahkâ-i:, z ocağını bilmesi imkânı mevcut değildi. Almanya hukukşinasları

– – – r .7 çeşit ve asırlardan müdevver hukuktan; Kanunu Medenî ile mem-….. -; bir hamlede kurtardırlar ve bütün Almanya için tek bir Kanunu _: – yaptılar.

,i _r. 3 Temmuz 1896’da neşrolundu ve Millet Meclisince toptan ka-. i..zz. örf ve âdetçilere göre Alman Kanunu Medenî lâyihası pek na-; amelî noktadan kıymetsiz telâkki olundu. Halbuki tetkik netice-;kanundan kendileri dahi bir tek esası oynatmak imkânını göre-

:-ır.r_z Kanunu Medenîsi de bir inkılâp mahsulüdür. O da eski ahkâ-

– – :r’ âdederi çiğniyerek yeni düsturlar vazetti. Sınıf ve arazi imtiyaz-

.âgvı ve hukuku ailenin küisenin elinden alınması bu kanunun bel-

-…..\ enciklerinden oldu. Kanunu Medenîsinin neşrinden evvel Fransa

T-.’-i-J ve mektup ve birbirinden çok farklı örflerle idare ediliyordu; ce—i ~,ama zamanından kalma ahkâm, şimalde Cermen menbalarından _ ; .-caıdeler vardı. Fazla olarak münasebatı medeniyede her mıntıka -_ • = r.disine mahsus ahkâmı mevcut idi. Fransız ihtilâlinin itikadatı bâ-■_… : ;’ahir bir darbesi olan Kanunu Medenî bütün eskilikleri sildi ve ye-

– ahkâm ve kaideler vazeyledi. Fransa Kanunu Medenîsinin en çe–I57TJ. kilise olmuştu. Çünkü bu kanun Katolikliğin münasebatı mede-

zf bilhassa aile hukukundaki hâkimiyetini selbediyordu.

; -.:re. Kanunu Medenîsinin neşrinden evvel kantonlarının adedi ka-_ – * murdara sahip idi. İsviçre Kanunu Medenîsi muhtelif örf ve âdetleri .• – i eden bu kanunların hepsini birden hükümden iskat etti ve yerleri–r -smhaşka, tekbir Kanunu Medenî koydu. Bu üç büyük hareket bütün •_ m Dİü an’anelere bağlamak isteyen (Tarihî Mektep)in son kahkarî he-: 7. oldu. Bu misalleri vetmekten maksat, zamanın icabatına ve mede-*_■ t” mukteziyatma göre milletlerin örf ve âdetlerine bir hamlede nasıl : ettiklerini ve bu vedanın zannedildiği gibi mazarrat ve tehlikeyi de-r. : _vük menfaaderi istilzam eylediğini canlı bir surette göstermektedir, -j 3~n icabatına uymıyan örf ve âdatta ısrardır ki, milletler için bâisi fe–: :lur. Bu saydığımız kanunlarda esas, din ile devletin mutlak surette .. vr—ğıdır. İsviçre, Almanya, Fransa siyasî ve millî vahdetlerini İktisadî, iç-halâs ve inkişaflannı Kanunu Medenîlerini neşretmekle tersin ve -.ve eylemişlerdir. Bu hayatî zaruretler karşısında eski örflerin, mahal-.; ; .-r.e’luf ahkâmın ve dinî itiyatların idamesi bu memlekederden hiç bi-hattâ İsviçre gibi ârayı âmmenin en vâsi derecesinde hüküm sürdü-r- r_: memlekette bile istenememiş, hatırlara gelmemiştir.

: jphe yoktur ki: Kanunların gayesi herhangi bir örf ve âdet veya yalnız
ve bağımsız hukuk sistemleri olan başlıca mezhepler Hanefîlik, V.=-likîlik, Şafiilik, Hanbelîlik, İmamîye (Caferîye), Zeydîye ve İbadîye oldu. Bütün bu mezhepler temelde Kuran ve sünnete dayanır; fark lılıklan ancak içtihat konusu olan ayrıntılar alanında kalır.

Türkiye’de İslam hukuku Hanefîlik esas alınarak uygulandı. Uzun yıllardan sonra XIX. yy’da Türkiye Batılılaşmak ihtiyacın: duyunca şeriye mahkemelerinin yanı sıra nizamiye mahkemeler; de kuruldu. Yeni ihtiyaçlan karşılamak üzere, kaynağım gene İslam hukuku oluşturan Batı tarzı kanunlar yapma gereği duyuldu. Tanzimat döneminde özel hukuk ilişkilerim düzenlemek amacıyla bir yasa hazırlanarak kabul edildi: Mecelle. 1868’de hazırlanmaya başlanıp 1878’de yürürlüğe konan Mecelle 1926’ya kadar uygulanabildi. Zaten 1 851 maddeden oluşan bu yasamn ancak 300 maddesi çağdaş medenî toplumların ihtiyacına cevap verecek nitelikteydi. Geri kalanı ülkenin ihtiyaçlarım, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin isterlerini karşılayamayacak birtakım ilkel kurallardan ibaretti.

Yeni hukuk sistemi

Cumhuriyetin ilanından sonra Batılılaşma hareketi tam bir ivme kazandı.. İslam hukuku hızla terk edilerek her alanda Batılı hukuk sistemi benimsendi. 26 aralık 1925’te uluslararası saat ve takvim, 17 şubat 1926?da Türk Medenî Kanunu, 1 mart 1926’da Türk Ceza Kanunu, 29 mayıs 1926’da Borçlar Kanunu ve ondan ayrı bir Ticaret Kanunu, 28 mayıs 1928’de Türk Vatandaşlık Kanunu kabul edildi. Adliye mekanizması ve mahkemeler sistemi yeni kanunlara uygun şekilde düzenlendi. İslam hukukunun terk edilmesinin ardından 10 nisan 1928’de devletin dininin İslam olduğunu belirten cümle de Anayasaldan çıkarıldı. Bu köklü hukuk değişikliğinin gerekçesi Türk Medenî Kanunu’nun baş tarafında ayrıntılı bir ifadeyle yazılıdır (bkz. çerçeve içinde Esbabı Mucibe Layihası [Medenî Kanun’un Gerekçesi]).
vicdanla alâkadar olması icabeden ahkâmı diniyle değil, siyasî, İçtimaî, İktisadî, millî vahdetin her ne pahaya olursa olsun temin ve tatminidir. Asrı hâzır medeniyetine mensup devlederin ilk fârikası din ile dünyayı ayrı görmektir. Bunun aksi, devletin kabul ettiği din esaslarını kabul etmeyen kimselerin vicdanlarına tahakküm olur. Bunu asrı hâzır devlet telâkkiyatı kabul edemez. Din, devlet nazarında vicdanlarda kaldıkça muhteremdir ve masundur. Dinin hüküm halinde kanunlara girmesi tarihin seyrinde ekseriya tacidarlann, mütegalibenin, kavilerin keyif ve arzularını tatmine vasıta olmasını istilzam etmiştir. Dini dünyadan ayırmakla asrı hâzır devleti, beşeriyeti tarihin bu kanlı beliyyesinden kurtarmış ve dine hakikî ve müebbet bir taht olan vicdanı tahsis etmiştir. Bahusus muhtelif dinlere mensup tebaayı ihtiva eden devletierde tek bir kanunun bütün câmiada tatbik kabitliyetini ihraz edebilmesi için bunun din ile kat’ı münasebet etmesi hâkimiyeti milliye için de bir zarurettir. Çünkü kanunlar dine müstenit olursa vicdan hürriyetini kabul mecburiyetinde bulunan devlete, muhtelif dinlere sâlik tebaası için ayrı ayrı kanun yapmak icab eder. Bu hal asrı hâzır devletinde şartı esası olan siyasî, İçtimaî, millî vahdete küiliyen münafidir. Hatırlamak icabeder ki, devlet yalnız tebaası ile değil ecnebilerle de hali temastadır. Bu takdirde onlar için de kapitülâsyon namı altında ahkâmı istisnaiye kabul etmek zarureti hâsıl olur. Lozan muahedesi ile ılga olunan kapitülâsyonların memleketimizde ipkası için ecnebiler tarafından serdedi-len esbabı mucibenin en mühim ciheti bu nokta olmuştur. Bundan başka Fatih Sultan Mehmet devrinden son zamanlara kadar gayrimüslim tebaa hakkında tatbik edilen ahkâmı istisnaiyeye de bilhassa bu dinî vaziyet ba-is olmuştur. Halbuki yeni Türk Kanunu Medenî Lâyihasının ihzarı vesilesiyle memleketimizde mevcut ekalliyetler Lozan Muahedesinin kendilerine kabul ettiği haklardan sarfınazar ettiklerini Adliye Vekâletine bildirmişlerdir.

Teceddüt tarihimizde kıymetli olan bir hâdiseyi şuracıkta zikretmek isteriz. Ali Paşa, Fransız Kanunu Medenîsinin Türkiye için aynen kabulünü vaktiyle Sultan Aziz’e teklif etmiş, fakat Cevdet Paşa’nın müdahalesiyle bu büyük teşebbüs akim kalarak yerine Mecelle ikame olunmuştur. Esasen tekmil endişesi şahsî menfaaderinden ibaret olan ve riyayı şiar ittihaz edilen Saltanat idaresi için milletin hakikî menfaati icabatını nazarı dikkate alarak karar verilemezdi.

Asrı hâzırın medenî milledere tanıdığı tekmil hukuku, cihanı medeniyetten bilâ kayd-ü şart talep ederken bu hukukun istilzam ettiği vezaifi medeniyeyi de Türk milleti yeni Kanunu Medenîsi ile kendi eliyle kendisine tahmil etmiş bulunuyor. Bu kanun lâyihasının mânalarından birisi de budur. *

Türk milletinin mümessilî âlisi olan Büyük Meclisin nazarı tasvip ve tasdikine arzedilen Türk Kanunu Medenî Layihası mevkii mer’iyete vazedildiği gün milletimiz on üç asnn kendisini çeviren itikadatı sakîmesinden ve tezebzüblerinden kurtulmuş, eski medeniyetin kapılarını kapayarak hayat ve feyiz bahşeden muasır medeniyetin içine girmiş bulunacaktır.

Adliye Vekâleti bu kanunu hazırlamakla inkılâp ve tarih huzurunda millî vazifesini ifa ve Türk milletinin hakikî menfaatlerini ifade etmiş olduğuna şüphe etmemektedir.

Adliye Vekili Mahmut ESAT

Bugün yürürlükte olan hukuk

Bugün Türkiye’de yaşayan insanlar, iç kurallarla doğrudan doğruya bu yeni Türk ulusal hukuk sistemine bağlıdırlar. Ama Türkiye’nin kabul ettiği uluslararası kamu hukuku veya devletler hukuku kuralları da Türk vatandaşlarını bağlar, çünkü bu hukuk normlarının değeri, iç hukuk normlarının değerinden farklı değildir, TBMM’ce onaylanmıştır. Ne var ki, uluslararası kamu hukuku kişilerle doğrudan doğruya daha az ilgilidir, esasen bu hukuk egemen devletler arasındaki ilişkileri düzenler, sıradan kişilerin «faaliyetlerini» değil.
ULUSLARARASI KAMU HUKUKU

Uluslararası kamu hukukundan egemen devletlerin kendi aralarındaki ilişkilerde uymak zorunda oldukları kuralların bütünü anlaşılır. Uluslararası kamu hukuku diplomatik görevlerle ilgili koşulları belirler (temsilcilik hakkı). Denizin, hava sahasının ve kısaca sahanın (alanın) kullanımını düzenler. însan haklarını koruyucu ilkeler ortaya koyar. Yakın zamanda çevre korumayla ilgili kurallar da getirmiştir. Aynı zamanda, özellikle gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilere uygulanabilir kurallar geliştirir. Uzlaşmazlıkları görüşmeler, uzlaşma ya da hakemlik gibi barışçı yollarla çözümleyecek düzenlemelerin biçimini saptar (bu düzenlemeler uyulması zorunlu düzenlemelerdir). ilke olarak kuvvete başvurmayı yasaklar (meşru müdafaa durumunda ya da ulusal kurtuluş hareketi dışında) ve toprak ilhakını (fetihleri) kınar. Koyduğu insancıl düzenlemelerle, silahlı çatışmaların sertliğini yumuşatır (bazı silahların yasaklanması, sivil halkın, esirlerin ve yaralıların korunması). Nihayet, uluslararası kuruluşların kuruluş kurallarım ve işleyişini belirler.

Konusu (yani devletler arasındaki ilişkiler) uluslararası kamu hukukuna ötekilerden çok daha farklı bir nitelik kazandırır. Bu hukuk bir Türk veya bir Fransız hukuku ile aynı türden değildir. Gerçekte, buradaki hukukî öznelerin (devleder) egemenliği iç hu-kuktakine benzer kaynakların (yasalar ve içtihatlar) varlığına engeldir.

Uluslararası kamu hukukunda özneler. Bu özneler (hukukî şahıslar) esas olarak egemen devletlerdir, ikinci olarak uluslararası kuruluşlar ve çok istisnaî olarak da özel kişilerdir.

Özel kişiler. İlke olarak, özel kişiler (bireyler veya dernekler gibi tüzel kişiliği olan gruplar) uluslararası kamu hukukunun özneleri değildirler; bu hukukun kuralları kişilerin bağlı oldukları devletlere hitap eder. Özel kişiler uluslararası uygulamalardan ve özellikle insan haklarının evrensel korunmasından ancak dolaylı olarak yararlanırlar: bu koruma devletler uluslararası hukukunun kendilerine empoze ettiği yükümlülüklere saygılı olmak istedikleri ölçüde ve yalnız bu ölçüde garanti altındadır.

Bununla birlikte, uluslararası kurallar kişilere doğrudan da hitap edebilir. Avrupa Konseyi çerçevesi içinde insan haklarının ko-
runmasında durum böyledir. Avrupa însan Hakları Sözleşm rafından (4 kasım 1950’de kabul edildi) garanti altına alınn san haklarının ihlal edildiğini düşünen ve ülkesinde adalel çekleştiremeyen bir sade vatandaş, Avrupa İnsan Hakları K yonu’na başvurabilir ve gerektiğinde Avrupa insan Hakları kemesi’nin kararını elde edebilir (bu mahkemenin merkezi bourg’dadır). Aynı şekilde, bazı devlederde (Fransa da bu d lerden biridir) özel hukuk kişileri normal yargıçlar önündı andaşma hükümlerini doğrudan doğruya öne sürebilirler, ğin, Fransa’da yabancılar ikamet (oturma) antlaşmalarım iler: bilirler. Bu antlaşmalar, normal olarak devletin yalmz kend taşlarına tanıdığı hakları istisnaî olarak bazı başka devi yurttaşlarına tamma olanağı vermektedir. Nihayet, insan h m şiddetle ihlal eden kişiler (savaş suçluları, insanlık aleyh lenen suçlar) daha önceleri uluslararası yargı organlarının çıkarıldılar (İkinci Dünya Savaşı sonrası Nürnberg ve Tokyı kemeleri). Korsanlık ve esir ticareti gibi başlıca uluslararası da günümüzde işlenmiş olsa sözleşmeye taraf herhangi b letin mahkemesinde yargılanabilecektir (evrensel yetki özellikle de 1949 Cenevre Sözleşmesi).

Uluslararası örgütler. Devleder, kendi aralarında ya] uluslararası anlaşmalarla, örneğin iç hukukta kimi kamu £ si kişilere benzer biçimde, bir kişiliğe sahip örgüder meyd tirirler. Bunlar uluslararası hukukun süjeleridir. Bu örgütle zılarmın evrensel bir eğilimi vardır. Bunlar barışın kor amacıyla daha önceki yıllarda Milletler Cemiyeti ve günü de Birleşmiş Milleder Örgütü gibi uluslararası büyük örgi bunlar gibi yine, Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Eğitin ve Kültür Örgütü (Unesco), Uluslararası Çalışma Örgütü Bunların yam sıra Avrupa Konseyi, Arap Birliği ve Afrik; Örgütü gibi bölgesel örgütler de vardır. Çalışmaları büyük uluslararası düzeyde olan genellikle insancıl amaçlı birço luş içinde özel hukuk kişisi niteliğinde olanlar da az değil kümeder dışı bu kuruluşlar uluslararası hukuk öznesi sa lar. Bununla birlikte, bunlardan bir tanesi (Uluslararası 1 Komitesi) farklı bir rejime tabidir. Cenevre konvansiyo kuruluşa özel bir rol tanımaktadır, ayrıca BM Genel Kuı sürekli gözlemci statüsü vermiştir.

Devletler. Uluslararası kamu hukukunun en önemli egemen devlederdir. Bununla birlikte, bu açıdan devlet ni mayan az sayıdaki kimi kurumlar da devledere benzetilel tolik Kilisesi’nin merkezi olan Papalık, Vatikan Devleti’n olarak böyledir. Bundan başka, henüz devlet biçiminde nememiş, ama kendi kaderini belirleme hakkını elde eti halklar da (ulusal kurtuluş örgüderi) uluslararası hukuku sayılırlar.

Ama uluslararası hukuk öznesi olma özelliğine en ek: çimde yalnızca bağımsız devleder sahiptir. Biçimsel ola ma olgusu (başka devleder tarafından tanınma veya red» bu niteliğe ne bir şey katabilir ne de ondan bir şey ek kimse tanımasa da bu nitelik onlarda vardır. Demek ki 1 devleti belirleyen egemenlik, üstün bir iktidardır; ilke ol dî bir biçimde kabul etmediği hiçbir başka iktidara bağlı Uluslararası hukukun kaynakları açısından gözlemlenet likleri belirten budur.

Uluslararası kamu hukukunun kaynaklan. Ulı kamu hukukunun kaynakları ne bir yasa koyucunun n gıçların eseridir (terimin normal anlamıyla ne bir yasa ne de yargıçlar mahkeme önüne çıkarılabilen ve yargı
Mavi Bereliler, uluslararası hukukun «silahlı kohudur.
Dünyada birçok halk

kendi kendini yönetme hakkını elde etmek istemektedir.

.nendedirler). Gerçekten, bu hukukun başlıca özneleri i i-v’etlerdir ve bunlar kendi üstlerinde hiçbir otoritenin ı: istemezler. Bu devletler, ancak serbestçe kabul et-.. .ir. yasalara ve kararlara uyarlar. Bunun sonucu olarak, kamu hukukunun kaynakları geniş ölçüde devletle-:: .-e bağlıdır.

“.akların başlıcaları antlaşmalar (ya da uluslararası anlaş-i r*-’ve âdetlerdir. Bu iki kaynak gücünü bu hukukun öz-

– . niyetinden alır. Gerçekten örf ve âdet bir yandan dev-■-.<ı:k olarak kabul edilmiş genel bir uygulamadır, öte ; .’iaşmalar yalnızca buna taraf olmuş olan devletleri bağ-; ı‘ bir anlaşmadır.

—_rl< gerekir ki, kimi uluslararası örgütlerin kararları istis-; – z=nmlu kararlardır (örneğin Birleşmiş Milletler Güven-; :’rin bazı kararları). Bu nitelik örgütün kuruluş antlaş-: kaynaklanır (örneğin Birleşmiş Milleder antlaşması, bu ; a yalnızca üyelerini zorlar).

.. İrası kamu hukukunun içtihat kaynaklan iç hukuk içti-; sdre daha nazik bir meseledir. Gerçekten, iç hukukta

– e’.sr onlara tevdi edilen davalardan önce gelir ve sahip ol-; -darı davacılara empoze eder: bunlar mahkemeye gel-

– randadırlar. Oysa uluslararası hukukta hiçbir devlet bir -e önüne çıkmak zorunda değildir. Bu nedenle uluslarara-; nakemlik esasına dayanan kurallarla nitelenir (hakemlik uyanan kurallar egemendir). Oysa hakem yalnızca belir-

– syı çözmek için (ve yalnızca onun için) davacılar tarafın-;?3ayla oluşturulmuş bir yargıçtır. Aynı şekilde uluslara-

argıcm varlığı ve iktidarı da normal olarak davanın tarafında daha önceden yapılmış bir anlaşmaya dayanır.

-S’jz sürekli bir uluslararası yargı vardır, bunların en ünlü-r. deki Uluslararası Adalet Divam’dır. Ancak bu tür yargı ;” andaşmayla kurulur. Uluslararası Adalet Divanı’nın sta-^leşmiş Milletler Antlaşması’nın ekidir. Ayrıca, bu tür —eler taraf devletlerin yargı yetkilerini kabul etmeleri kay-îTŞ’Jama yapabilirler.

-jpa Topluluğu hukuku. Avrupa Topluluğu’nun kurulma-;r.gıçta 6 devlet arasında (F. Almanya, Belçika, Fransa, İtal-.- ismburg ve Hollanda) imzalanan üç antlaşmaya dayanır: .1 nisan 1951 tarihli Paris Antlaşması ile Kömür ve Çelik .yj (Ceca) kuruldu. 25 mart 1957 tarihli Roma antlaşmala-. r^pa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerji–luğu (Euratom) oluşturuldu. Daha sonra, topluluk genişle-: r. ad devleti içine aldı. Bu alan andaşmaların koyduğu hü-:.e sıkı bir biçimde sınırlandırılmakla (antlaşmalar topluluk-yetkilerini tanımlamışlardır) kalmamış aynı zamanda ye-v: alanım da düzenlemiştir. Avrupa Birliği’nin amaçlarma için gerekli görülen zımnî yetkiler bile konmuştur (ya-.zeyınin sürekli olarak yükseltilmesi gibi antlaşmaların önelde belirtilen, en genel amaçlar da buna dahildir).

.ece, kömür, çelik ve atom enerjisi özel pazarlarının dışın-■aklık hukuku 1986 yılında Tek Senet («Acte Unique») ile :r. üye devletler arasındaki Avrupa Tek Pazarı’nı düzenledir. Bu sıfatla (ortaklık hukuku) özel yetkiler üzerine kuruldan düzenlemelere tabidir: insanların, malların, hizmetlerin —ayelerin dolaşım özgürlüğünün yerleştirilmesi, korutıma-îsliştirilmesi; kişilerin ve şirketlerin yerleştirilmesi; rekabe-_tesi, üye devletlerin mevzuadarının benzer hale getirilme-gumrük tarifeleri; tarım ve ulaşım (taşıma) politikaları gibi -lemeler. Ama ortaklık hukuku yedek yetki açısından enerji ^şnrma politikası, çevre ve tüketicinin korunması alanında r.aini ortaya koyar.

şamayla ilgili kaynaklar. Topluluk kurallarının yasamayla jsı tür kaynağı vardır: kurucu antlaşmalar ve bu antlaşmalardan organların normatif işlemleri. Paris ve Roma andaşma-r. hükümleri (bu andaşmanın hükümlerini tamamlayıcı nite-~’arak sonradan yapılan andaşmaların hükümlerini de bun-ahil etmek gerekmektedir) temel hukuk olarak anılır. Ortak-:îanlarının normatif etkinliği (kural koyma ile ilgili çalışma-miktarda türetilmiş bir hukuk kaynağıdır.

.retilmiş hukuk alanında yasa koyucu Avrupa Parlamentosu onun rolü yalnızca danışma niteliğindedir; bütçe konusu : üye devletlerin bakanlarından meydana gelen Bakanlar :eyi’dir. Konsey, incelemek için ele aldığı konuya göre ilgili nîardan oluşur (örneğin tarım konusu ele alınmışsa üye devral tarım bakanları bir araya gelir). Bakanlar Konseyi üye devre sunulacak direktifleri hazırlar; üye devletler bu direktifleri ya da tüzük biçiminde kendi ülkelerinde uygulamaya sok-durumundadırlar. Konsey doğrudan doğruya zorunlu bir ku-
ral olarak uygulanan tüzükler de çıkarabilir. Bu kurallar üye devletlerin .yurttaşları kadar yetkilileri için de uyulması zorunlu kurallardır (Ortaklığın Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasından itibaren). Üye devlederce atanmış bağımsız kişilerden oluşan Avrupa Komisyonu ise türetilmiş hukukun oluşmasına iki etapta katılır: birinci olarak Konsey’e öneriler getirme hakkına sahiptir, ikinci olarak Konsey’in kararlarını yerine getirmekle görevlidir (özellikle bu kararları yerine getirmek için gerekli kuralları kabul ederek).

Avrupa Topluluğu hukukunun içtihadî kaynakları. Lüksem-burg’da Avrupa Topluluğu’nun iki yargı organı vardır. Bunlardan biri Adalet Divanı, İkincisi İlk Derece Mahkemesi’dir. Bu mahkemeler topluluk hukukunun gelişmesine büyük katkıda bulunurlar. Her ikisi topluluk adaletinin birliğini sağlar. Avrupa Hesap Mahkemesi, adına rağmen bir yargı organı değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (merkezi Strasbourg’dadır) topluluğun bir yargı organı değildir. Bu mahkeme Avrupa Konseyi’ne bağlı bir kuruluştur.

İlk derece mahkemesi, 1986 yılında Tek Avrupa Senedi ile kuruldu (amaç Adalet Divanı’nın işlerini hafifletmekti). Bu mahkeme memur davaları (topluluklarla buralarda çalışan görevliler arasındaki anlaşmazlıklar), rekabet anlaşmazlıkları gibi birçok davaya bakar. Kararlarına karşı Adalet Divanı’na başvurulabilir (Divan olguların değerlendirilmesini yeniden yapmadan yalnızca hukuka uygunluk bakımından denetler).

Adalet Divanı kurucu antlaşmalarla öngörülen bir kurumdur. Bu konvansiyonel kökenine rağmen Lahey Uluslararası Adalet Divanı türünde bir mahkemeyle karıştırılmamalıdır. Avrupa Topluluğu Adalet Divanı’nın kararı zorunlu bir karardır; özel kişilerin başvurularına açıktır ve kararları tüm üye devlederin topraklarında infaz edilebilir nitelik taşır. Buna karşılık, bu mahkeme anayasa mahkemesi ya da idare mahkemesi gibi iç hukuk mahkemeleriyle karşılaştırılabilir. Gerçekten, bu mahkeme topluluk kurumlanılın, üye devlederin ve bu devletlerin yurttaşlannın topluluk hukukuna uygun davranıp davranmadıklarını deneder. Bu amaçla, topluluk organları (başta Komisyon) öteki organlar, üye devletlere veya özel kişilere karşı mahkemeye başvurabilir. Topluluk organlarının yasadışı eylemleriyle kişisel haklan zarar görmüş özel kişiler de mahkemeye başvurabilir.

Nihayet, her üye devlette, mahkemeler gerektiği zaman Di-van’a başvurarak uygulamak durumunda kaldıkları topluluk kurallarının yorumunu isteyebilirler.

Divan, içtihat kararları ile, üye devletlerin tek başına kullandıkları egemenlik alanlarını daraltarak, topluluk yetki alanlarının genişlemesine olanak verdi. Örneğin, 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin koyduğu ilkelerin topluluk hukukuna entegrasyonu Divan tarafından yapıldı. Anayasa hükümleri dahil üye devletlerin yürürlükteki tüm hukuk kurallarından topluluk hukukunun önceliği bulunduğu ilkesi de Divan tarafından benimsetildi. □
İnsan haklanna ilişkin uluslararası hukuk ancak devletlerin kendi isteğine bağlı olarak uygulanmaktadır.
AYRICA BAKINIZ

– HB adalet

► Em anayasa

► ‘mksû Avrupa Topluluğu

► »li Birleşmiş Milletler

► SunI] devlet

– [b-anslI felsefe

– IEmsO insan haklan

► EM] kanun

► EnH parlamento

► Emi Türkiye

► [bZanTlİ yurttaşlık ve uyrukluk

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*