Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Hârûn Aleyhisselâm ‘in makamının bulunduğu türbe

Ekran AlıntısıHârûn Aleyhisselâm’la alâkalı olarak Kıır’ân-ı Kerîm ‘de Mâide, A’râf, Yûnus, نحد Tâhâ, Furkan, Şuarâ, Kasas, Saffât sûrelerinde malumat vardır.

Hârûn Aleyhisselâm ‘in makamının bulunduğu türbe
Hazret-i Hârûn Aleyhisselâm, isrâiloğulları- na gönderilen peygamberlerdendir. Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm’ın büyük kardeşidir. Soy iti- bâriyle Yâkûb Aleyhisselâm’ın oğullarına dayanır. Mısır’da doğdu. Mûsâ Aleyhisselâm’dan önce vefât etti.
Hârûn Aleyhisselâm’la alâkalı olarak Kur’ân-ı Kerîm’de Mâide, A’râf, Yûnus, Tâhâ, Furkan, Şuarâ, Kasas ve Saffât sûrelerinde malumat vardır.
Hazret-i Hârûn Aleyhisselâm’ın makamının Diyarbakır il merkezinin kuzeyinde ve merkeze kırk kilometre uzaklıkta olan Eğil ilçesi’nin 2 km güneydoğu tarafında bulunan hâkim tepede olduğu rivâyet edilmektedir. Bir rivâyete göre de bu makamın Hazret-i Süleyman Aleyhisse- lâm’ın kâtibi Hârûn-ı Âsafî’ye âit olduğu kaydedilmektedir. Bu mevki, Nebî Hârûn Tepesi olarak bilinmekte olup. Vakıflar Bölge Müdürlü- ğü’nün mülkiyetinde sit alanıdır. Kabrin üzerinde çeşitli yazılar bulunmaktadır. ٠؛

Türbenin giriş kapısı
h POSTASI؛T@r
tarihpostasi@yedikita.com.tr
⦁ Ahmet Can Bakır:
Yavuz Sultan Selim Han küpe takar mıydı?
Osmanlı pâdişâhlarının küpe takması söz konusu değildir. Fakat Yavuz Sultan Selim Han ile alâkalı bir küpe takma meselesi anlatılmaktadır. Bu hususta kaynaklarda açık bir bilgi olmamakla birlikte bazı resim ve gravürlerde küpeli olduğunu görmekteyiz. Fakat küpe meselesi ile alakalı olarak şu hâdiseyi de nakletmeden geçmeyeceğiz: Yavuz Sultan Selim Han, Mısır seferi sırasında Kâhire sokaklarında dolaşırken bazı insanların küpe taktıklarını görmüş. Ve yanındakilere bu insanların neden küpe taktığını sormuş. Onlar da bu insanlar köledir, köle oldukları belli olsun diye takıyorlar deyince, pâdişâh “Derhal bir tane de bana verin.” demiş. Ve kulağa bir mandal gibi tutturulan bu küpeden bir tane alıp kulağına takmış. Ardından “Yeryüzünde Cenâb-ı Hakk’ın en hakîr kölesi benim.” demiştir. Başka bir rivâyet ise Trabzon’da şehzâde iken Şah İsmail’le sarayında karşılaştığı sırada cereyan eden bir hâdisedir.
Yavuz Sultan Selim Han’ın buna benzer tevazu ve hürmet dolu beyanlarını kaynaklarda görmekteyiz. Meselâ Celâlzâde’nin Selimnâme’sinde geçtiğine göre Mekke emîrinin Mısır’a Kâbe’nin anahtarlarını pâdişâha gönderdiği sırada kendisine “Haremeyn-¡ Şerîfeyn’ln İdaresi bize geçti, artık oralara vâll tayin edelim.” denildiğinde hiddetlenmiş ve: “Blzı’m gibi hakîr insanların o mübarek memleketlere idareci tayin ettikleri görülmüş müdür? Onlar (seyyidler ve şerifler) kendi idârelerini yürütemiyorlar mı?” diyerek bu teklifi reddetmiştir.
⦁ Tahir Şimşek – Adana:
İstanbul ismi nereden geliyor?
İstanbul şehri, dünyanın en eski şehirlerinden biridir. Târih boyunca çeşitli milletlerin akınlarına uğramış, en son Bizans Imparatorluğu’nun merkezi iken Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından fethedilmiştir. Şehre, kuruluşundan bugüne kadar her millet kendi kültürüne göre çeşitli isimler vermiştir. Osmanlılar, Romalılar devrinde kullanılan Is- tinpol/lstinpolis, Estanbol, Istinbolin, Stimboli, Si- tanbul isimlerinin telaffuz değişmesi olarak kullanılan ve daha sonra eklenen “i” sesi ile İstanbul ismini kullanmışlardır. Daha sonra ise Hilâfet merkezi manasına islâmbol ismini vermişlerdir.
Islâm târihinde müstesnâ bir yere sahip olan İstanbul, Kur’ân-ı Kerîm’de “Belde-i Tayyibe” olarak zikredilmektedir. Müslümanların şehre verdiği isimlerden bazıları ise şöyledir: İstanbul, islâmbol, Dersaâdet, Deraliyye, Âsitâne, Âsitâne-i Saâdet, El-Mahrûsa, El-Mahmiye, Der-i Devlet, Dâru’l-Hilâ- feti’l-Aliyye, El-Fârûk, Ümm-i Dünya, Dârü’s-Salta- na, Dârü’s-Saltanati’l-Aliyye, Dârü’l-lslâm, Kostan- tin-i Fârûk, Merkez-i Hilâfet.
⦁ Sümeyye Selek – Bolu:
Eski Saray ve Yeni Saray hangi saraylardır? Yerleri nerededir?
Eski Saray, İstanbul’un fethinden hemen sonra Topkapı Sarayı yapılmadan önce, şimdi İstanbul Üniversitesi merkez binasının bulunduğu sahada inşâ edilmişti ve devlet buradan idâre edilmekte idi. Kısa bir zaman sonra, Sarayburnu’nda Topka- pı Sarayı inşâ edilmiştir. Bu sebeple önceki saraya Eski Saray (Saray-ı Atîk), sonradan yapılana da Yeni Saray (Saray-ı Cedîd) denmiştir. Eski Saray bugün ortadan kalkmıştır. Topkapı Sarayı, İstanbul’un en güzel yerinde, hem Marmara Denizi’ne, hem de Boğaz’a nâzır bir yerde inşâ edilmiştir. Bu kısmın denize çıkıntılı olan yerine Sarayburnu denir. Vaktiyle deniz kıyısında olup yerinde ahşap bir saray bulunan kapılardan birisi “Top Kapısı (Top- kapısı)” adını taşıdığından bu isim daha sonra Yeni Saray için kullanılmıştır. Topkapı Sarayı’nın inşâsına 1465 tarihinde başlanmış ve 1478’de tamamlanmıştır.
Topkapı Sarayı’nın bazı kısımları zamanla yangın geçirmiş olduğundan saraya ilaveler yapılmış ve devlet yıkılıncaya kadar da ilâvelere devâm edilmiştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

Check Also

KİPHOSURİDA

Karın bölütleri az çok bir bütün oluşturan, ayakları kıskaç biçiminde son bulan deniz eklembacaklıları takımı. ...