HARF VE KELİME ŞEKİLLERİNİN TAHRİRİ, HARFLERİN MAHREÇLERİNİN TARİFİ, SÛRE VE ÂYETLERİN TERTİBİ VE MÜTEVATİR OLAN KIRÂETLER HAKKINDA VÂRİD OLAN HADİSELER İLE İSLÂM BÜYÜKLERİNİN GÖRÜŞLERİ

Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî’nin İbni Abbâs’dan (R.A.) yaptıkları rivâyetlere göre: Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz hayır konusunda insanların en cömerdi idi. Ramazan ise O’nun cömertliğine bir sınır yoktu. Cibrîl-i Emîn Ramazan ayının her gecesi Peygamber’e iner, karşılıklı Kur’ân okurlardı. Bugünkü tabirle mukabele okurlardı. Böylece Resûlüllah (SA.V.) Efendimiz Ramazan’da esen rüzgârdan daha cömert olurdu. Yine Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, İbni Mâce’nin Ebû Hü- reyre’den (R.A.) yaptıkları rivâyette, Cebrâil (A.S.) her sene Kut’ân’ı bir defa Peygamber’e okuyup arzederlerdi. Resûlül- lah’ın (S.A.V.) vefat ettiği sene Cibrîl-i Emîn bu ameliyeyi iki defa yapmıştır. Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz her yıl on gün i’tikâf yapardı. Vefât edeceği sene 20 gün yapmıştır. Buhârî’nin Mesrûk’dan, onun da Hazret-i Âişe Vâlidemiz’- deıı, onun da Hazret-i Fâtıma’dan (R. Anhâ) yapmış olduğu rivâyete göre Hz. Fâtıma (R. Anhâ) diyor ki: «Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bana gizlice, Cebrâil’in (A.S.) Kur’ân’ı mukabele şeklinde arzettiğini, bunu her sene bir defa, bu sene ise iki defa okuduğunu söyledi ve bunu ecelinin yaklaştığına yorumladı.» Rivâyete göre: Sevgili Peygamberimiz (SA.V.) EfendimizKur’ân-ı Kerîm’i Cebrail’e (A.S.) başından sonuna tecvîd, tashih, mehâric-i hurûfa riâyet ederek okurdu. Tâ ki böyle okumak ümmetine sünnet olsun diye. Nitekim ümmet arasında bu sünnete riâyet edilmektedir. Talebe hocasının huzurunda tecvide, tashîh-i hurûfa ve mehârice riâyet ederek okur. Bu kı- râet öğrenmenin yollarından biridir. Diğeri ise, hocanın okuması, talebenin dikkatle dinlemesidir. îbni Hacer bunu karşılıklı okuyup dinleme şeklinde ifâde etmiştir. Nitekim başka bir rivâyette bu husus şöyle açıklanmıştır: Senin başkası huzurunda bir miktar okuman, sonra o miktarı o başkasının sana okumasıdır. Veya okunan miktardan sonraki âyetleri o nisbette okumasıdır. Böylece her iki yol ve kaide elde edilmiş olur. (Allah daha iyisini bilir). Tayyibî bu konuda diyor ki: Belirtilen hadîs, Kur’ân-ı Ke- rîm’in mukabele şeklinde Peygamber (S.A.V.) Efendimiz’e ar- zedilmesi hem vefât ettiği yıl, hem de diğer yıllarda vuku’ bulduğuna delâlet etmektedir. Rivâyet edildiğine göre Zeyd bin Sâbit (R.A.) Resûlüllah’ın (S.A.V.) son tilâvet arzına şâhid olmuş ki bu, Fahr-i Âlem Efendimiz’in içinde vefat ettiği senede meydana gelmiştir. Bu bakımdan Ebûbekir ile Ömer (Allah ikisinden de râzı olsun!) Zeyd bin Sâbit’e Kur’ân’ı toplamasını emretmişlerdir. Çünkü Zeyd (R.A.) son arzedilmeye kemâliyle şâhid olmuş bulunuyordu. Bazılarına göre, belirtilen hadîs Kalb’e arzedilme anlamına hamledilir; tâ ki bu rivâyet yukarıdaki hadîse uygun düşmüş olsun. îki hadîs arasım birleştirmede en açık yorum şöyledir: Kur an’m okunması Cebrâîl (A.S.) ile Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz arasında karşılıklı arzetme ve müdarese yoluyla olmuştur. Bir defa biri okumuş diğeri dinlemiş, bir defa öbürü okumuş diğeri dinlemiştir. Bu da iki ihtimal taşımaktadır: Birincisi —ki bu en zâhir olanıdır— Cebrâîl (A.S.) önce Kur’ân’- dan bir miktar okur, Peygamber (S.A.V.) de onu aynen tekrar ederdi. Böylece ezberlenmesi, hafızada iyi kalması için ihtiyatlı davramlırdı.

İkincisi, önce birincisi bir aşir miktarıokur, sonra diğeri onu takip eden kısımdan bir aşir miktarı okuyarak Kur’ân’ın tamamını böylece baştan sonuna kadar karşılıklı okumuş olurlardı. Bu şekil, kurrâ’lar arasmda bilinen bir müdarese (ders alıp verme) yöntemi idi. Bunu kuvvetlendirir ölçüde bazı rivâyetler vardır ki en-Nihâye’de buna yer verilmiştir: Kur’ân’ı mukabele yollu okurlardı. Buna Arapçada daha çok (Muaraza) tâbiri verilmiştir. (Araztü’l-Ki- tabi) denildiğinde, «Kitabı kitapla karşılaştırdım» mânası anlaşılır.

(Allah daha iyisini tjilir.) Ahmed bin Hanbel, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesâî’nin Abdullah bin Ömer’den (R.A.) yaptıkları rivâyette, Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz buyurdular ki: «İnsanlar makam ve mertebelerine göre cennete yönelip girecekleri sırada Kur’ân’ı göğsünde taşıyana ve onunla amel edene denilecek ki: Oku ve mertebelerine göre düzenle, dane dane telâffuz et. Nasıl ki dünyada iken öyle dane dane okurdun! Çünkü senin makam ve menzilin okuyacağın en son âyetin makam ve derecesindedir.» Bundan da anlaşılıyor ki mükâfat amellere uygunluk içindedir. Dünyada Kur’ân-ı Kerîm’i hakkını vererek kemâl-i edeble okuyan ve onu dane dane telâffuz etmek suretiyle yücelten kimse, âhirette bu yüceliğe erişecektir.154

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.