HARDEN

HARDEN,

Arthur 1865 – 1940 Blyoklmyacı

Mancherter üniversitesinde kimya eğitimi gören, daha çok şey öğrenmek ve o zamanın ileri gelen araştırmacılarının bilgi ve yöntemlerinden yararlanmak için Almanya’ya giden Harden, Erlan-gen’de arzuladığı ortamı buluyor ve doktorasını tamamlıyordu.

Harden geri döndüğünde öğretim görevi alıyor, bu amaçla iyi bir öğretimin temel koşullarından olan ders kitapları yazmaya koyuluyordu. Bu sıralarda Buchner, canlı hücrelerin varlığına ihtiyaç olmadan da alkol mayalanması yapılabileceğini; yani şekerden alkol elde edilebileceğini açıklıyordu. Böylece Harden’in mayalanmaya ilgisi başlıyor, zihninde beliren “neden” ve “nasıl” sorularını cevaplamak için yakıcı bir istek duyuyordu.

32 yaşında katıldığı Jenner Koruyucu Hekimlik Kuruluşu’nda Harden, mayalanma üzerindeki çalışmalarına başlıyordu. Maya içinde enzim vardı. O halde problem enzimin nasıl bir işlevi olduğunu bulmaktı. Böylece Harden problemin parçalarını ayırmak; yani “Değiştirmek Yöntemi” uyguluyordu. Yan geçirgen bir kese içine maya özü yerleştiriyor ve keseyi de saf su içine batırıyordu. Çünkü ta Graham zamanından beri yan geçirgen yüzeyli kesenin büyük molekülleri tutacağı ve küçük moleküllü bileşikleri suya vereceği biliniyordu ve yöntem “Dializ” adını alıyordu.

Fakat maya enziminin faaliyetuduruyor, artık şekerden alkol oluşmuyordu. Keseyi sudan çıkarıp başka bir yerde içindeki maddeye su ekleyince faaliyet*yeniden başlıyordu. O halde, enzim iki parçadan oluşuyordu: b*ri kesenin içinde kalan büyük moleküllü ve diğeri suya geçen küçük moleküllü kısım. Fakat suya geçen ve kesede kalanlar neydi? Kesenin içindeki maddeyi kaynattığında, kese dışarı alınıp içine su konsa da faaliyet duruyordu. O halde, büyük moleküllü kısım protein cinsinden bir madde olmalıydı. Kaynatmadan etkilenmeyen bölüm ise kuşkusuz proteinden başka bir şey olmalıydı. Sonradan buna “Koenzim” adı veririyor ve enzimin faaliyeti için kaçınılmaz olduğu anlaşılıyordu.

Koenzimlerin yapısını Euler-Chelpin inceliyor ve farkedilmeleri Eijkman ile başlayan vitaminler gibi yaşam için gerektikleri anlaşılıyordu; çünkü vitaminler koenzimlerin önemli bir parçasını oluşturuyorlardı. Kristal olan ko-enzimlerden ancak az miktar gerekli olduğundan, vitaminlerin de az mik-tarlan yeterliydi. Yaşam için kimi maddelerin eser miktarda da olsa gerekliliklerinin nedeni buydu. Aynı akıl yürütmelerle bakır, kobalt, manganez ve molibden gibi maddelerin eser miktarlannın yeterliliği de açıklanıyordu. Harden’in gözünden kaçmayan bir diğer önemli gözlem, maya özlerinin glü-koza dönüşmesi ve bu sırada önce hızla, sonra yavaşlayıp durarak karbon dioksit üretmesiydi. Bundan çıkardığı sonuç enzimlerin zamanla parçalandığı oluyordu. Hemen bir sonuca vanp karar vermemin yanıltıcı olabileceğini bildiği için Harden, sonucu başka deneylerle doğrulamak istiyordu. Eriyik içine inorganik fosfat katıldığında enzimin eskisi gibi faaliyetini sürdürdüğünü görüyordu. Bu gözlem şaşırtıcıydı, çünkü ne şeker mayalanıyor ne alkol ve karbon dioksit oluşuyor, ne de enzimde fosfor bulunuyordu. O halde. eklenen inorganik fosfatta ne olmuştu? Bundan organik fosfat oluşabi-
lirdi. Harden araştırmalarını sürdürüyor ve iki fosfat grubunun bağlandığı bir şeker molekülü olarak onu buluyordu. Bunun tek açıklaması, mayalanmada fosfatın etkili olması ve birçok ara tepkimeden sonra fosfat grubunun ayrılmasıydı. Canlı hücrelerde sonuç maddeye ulaşıncaya kadar birçok ara kimyasal tepkimeler oluyordu. Bu buluş, bugün de durmadan sürdürülen ara tepkimeleri arama çabalannı başlatıyordu.

Harden’in fosfor üzerindeki çalışmaları yaşam için önemini gösteriyor ve daha sonralan bu başlangıçla araştırmalara girişen Coris, mayalanmanın ayrıntılannı açıklıyor ve Lippman, yüksek enerjili fosfat bağlan kavramını geliştiriyordu. Böylece mayalanma üzerindeki önemli çalışmaları nedeniyle Harden, Eufer-Chelpin ile birlikte, 1929 yılı Nobel Kimya Ödülü ile onurlandırıyordu.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)