Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

HAKÎKİ ÂLİMLERİN İNSAFI

Rivâyet olundu k i : Y a h y â b. Yezîd en-Nevfelî,
M â l i k b. E n e s ’ e (R.A.) şöyle bir mektûb yazdı: «Rahmân ve
Rahim olan Allah adiyle başlar, ilk ve son gelenlerin efendisi Muhammed’e
salât u selâm ederim. Y a h y â b. Y e z î d b. A b d i ’ 1 –
M e 1 i k’aen, Mâlik b. Ene s’e. Ammâ ba’du: Öğrendim ki.
insânlar her taraftan sana gelip sözünü kabûl ve seni imâm tanıdıkları
hâlde, sen ince kumaşlar giyer, yufka ekmekleri yer, yumuşak
döşekler üzerinde oturur, kapma da bekçi diker ve müsâadesiz yanı­
na kimse almazsın. Ya Mâlik, Allah’tan kork, tevâzû göster. Bu
mektûbu sana nasîlıat olsun diye yazıyorum. Allahu Teâlâ’dan üaşka
kimse bunu bilmez. Sana selâm.»
Mâli k’in cevâbî mektûbu :
«Rahmân ve Rahîm olan Allah adiyle başlar, Hazret-i Muhammed,
âl ve ashâb’ma salât u selâm ederim. M â l i k b. E n e s ’-
den Y a h y â b Y e z î d’e. Ammâ ba‘du : Mektûbunu aldım, bunu
Allahu Teâlâ’ya karşı edebli olmak için şefkatle yazılmış bir nasihat
mektûbu olarak kabûl ettim. Allah takvânızı arttırsın, verdiğiniz bu
hayır öğüd ile sizi mükâfatlandırsın. Rızâsına ulaşmak için Allah’­
tan tevfîk dilerim. Zîra kuvvet ve kudret ancak yüce Allah’ındır. Mektûbunda
yazdığın gibi yufka yiyor, ince giyiyor, yumuşak minderde
oturuyor ve kapımda nöbetçi tutuyorum: hepsinden Allahu Teâlâ’ya.
tevbe ederim. Allahu Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de :
^ ** s ® X i ^ j s $ * * * \
8 cji 3 cc** <y J * *
«Söyle, Allah’ın kullabuyuruyor. (Böylece, bunların mübah olduğuna işaret etmek istedikten
sonra) bu, böyle olmakla beraber ben iyi bilirim ki bunların hepsini
terk etmek, içlerine girmekten daha iyidir. Mektûb’dan bizi unutma,
biz de sizi unutmayız, sana selâm.»
İşte İmâm M â 1 i k ’in insâfı… Bütün bunların mübâh olmasiyle
fetva verdikten sonra hepsini terk etmenin hayırlı olduğunu
söyledi ki, ikisinde de haklıdır. Taklîd ve ikiyüzlülük yapıp çerçevesini
aşmayacak ve mekrûhlara taşmıyacak şekilde mübâh’ın sınırlarını bilmeğe
gücü yeteni ve imâmlık mevkî’ine yükselen Mâlik gibi bir
zâtın bu öğütleri kabûldeki semâhatini düşünün… Halbuki başkaları­
nın, mübâh’ı ayırmağa da gücü yetmez. O hâlde mübâh’dan istifâ­
deye meyi etmek büyük bir tehlike ve mübâh’a dalmak, havf ve haş­
yetten uzaklaşmaktır. Halbuki âlimlerin hassesi haşyet, haşyetin husûsiyeti
de tehlike’den sakınmaktır,

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.