HACİVAT DİPLOMAT

HACİVAT DİPLOMAT
Vedat Nedim Tör’itn «Hacivat Diplomat» adU oyunundan
bir parçayı sunuyoruz.
HACİVAT — Karagözüm, ben biliyor musun ne oldum?
KARAGÖZ — Ne isen o oldun.
HACİVAT — Şöyle düşün bir bakayım, ben ne oldum?
KARAGÖZ — Sen galiba ne oldum delisi olmuşsun.
HACİVAT — Yıllarca düşünsen bulamazsın.
KARAGÖZ — Söyle herif söyle, yoksa yine yersin tokadı benden
haa…
HACİVAT — Bak sana anlatayım Karagöz, ben ne oldum.
KARAGÖZ — Hadi anlat.
HACİVAT — Karagözüm, ben, Bitişik Milletler silâhsızlanma komisyonu
başkanı oldum.
KARAGÖZ — Vay canına, o da nesi be ?
HACİVAT — Ya Karagözüm, ben yaman bir diplomatmışım da,
haberimiz yokmuş.
KARAGÖZ — Ben senin ne hırdavat olduğunu bilirdim.
HACİVAT — Hırdavat değil ayol diplomat, diplomat.
KARAGÖZ — O da nesi ?
HACİVAT — Diplomat demek, senin anlıyacağm, milletler arası
münasebatı siyasiyeyi tanzim eden.
KARAGÖZ — Haa, anladım, anladım, bir nevi tanzifat memuru.
HACİVAT — Yok canım, nasıl anlatayım bilmem ki, yâni, şey…
KARAGÖZ — Anlatmış gibi oldun. Ee, sonra?
HACİVAT — Sonrası, şimdi burada toplanacağız.
KARAGÖZ — Toplanın, bana ne ?
HACİVAT — Yooo Karagözüm, sana ne olur mu hiç?
KARAGÖZ — Ben hırdavatçılıktan anlamam.
HACİVAT — Yoo, yoo, öyle deme. Sen benim sökreterim olacaksın.
KARAGÖZ — Haltetmişsin sen onu, ben senin peksimetin olmam.
HACİVAT — Aman Karagözüm, hiç sökreter peksimet olur mu?
KARAGÖZ — Ya ne olur ?
HACİVAT — Yâni senin anlıyacağın, sen benim kâtibim olacaksın.
KARAGÖZ — Haydi canım, ben beceremem öyle şeyler.
KARISI — (İçerden seslenir) Huu, efendi.
KARAGÖZ — Yine ne var ?

KARAGÖZ — Bırakırım zâhir.
HACİVAT — Pişman olursun ama sonra.
KARAGÖZ — Neden pişman olacakmışım?
HACİVAT — Sana bin dolar aylık bağlatacaktım da ondan.
KARAGÖZ — Ulan, eşek miyim ben ?
HACİVAT — Ne var, ne oldu, neye alındın yine?
KARAGÖZ — Bana biri bile fazla, bin yulan ben ne yaparım?
HACİVAT — Hay Allah müstahakını versin, bin yular demedim,
bin dolar dedim.
KARAGÖZ — Hoppalaa, o da nesi ?
HACİVAT — Para, para, bir alay para. Amerikan parası…
KARAGÖZ — Bir alay para mı dedin ?
HACİVAT — Yaa Karagözüm, bir alay para… Haydi artık nazı
bırak da kabul et şu işi…
KARAGÖZ — Dur, gideyim de bizim bacıya bir danışayım.
HACİVAT — Senin gibi kılıbık koca da az bulunur bu yeryüzünde.
KARAGÖZ — Ne sandındı ya, kılıbıklık erkekliğin şanından dır.
KARISI — (İçerden seslenir) Efendi huu, nohudun buz oldu.
KARAGÖZ — Dur be, dur patlama !
HACİVAT — Hah aferin, şöyle biraz kazaklaş.
KARAGÖZ — Senin niyetin benim karımla aramı açmak galiba.
HACİVAT — Yok canım, ne münasebet, bir yastıkta kocaym in­
şallah…
KARAGÖZ — Sen bana bir daha anlat bakayım, ben senin nen
olacağım ?
HACİVAT — Sen benim sökreterim olacaksın.
KARAGÖZ — Sonra ?…
HACİVAT — Sonrası kolay.
KARAGÖZ — Onu anladık, maaş kaç? Sen ondan haber ver.
HACİVAT — Haa, maaş mı? Bin dolar dedik a.
KARAGÖZ — Vatandaş Türkçe konuş. Kaç papel, onu söyle?
HACİVAT — Resmî kurla 9000 lira.
KARAGÖZ — O da nesi ?
HACİVAT — Yâni demek istediğim, ak borsada bu kadar. Kara
borsada en azından 13 bin, bazan da 15 bin lira.
KARAGÖZ — (Bir tokat vurur) Sen benimle alay mı ediyorsun,
keratanın gözü, haa?
HACİVAT — Aman Karagözüm, yine ne oldu sana böyle birdenbire?
Bu ne hiddet, bu ne şiddet ?
KARAGÖZ — (Bir tokat daha atar) Ak mıydı, kara mıydı, şimdi
söyle bakalım !

Ha c iv a t — Aman Karagözüm, sen iyilikten anlamaz elduıı.
KARAGÖZ — Ne iyiliği be? Ben ne yaparım bu kadar parayı?
Sen benim başımı belâyı mı sokmak istiyorsun? Bir ayda o kadar parayı
harcamak için canım çıkar benim.
HACİVAT — Hay Allah müstahakını versin.
KARISI — (İçerden seslenir) Efendi, huu, nohutunu aşağıya getireyim
mi ?
HACİVAT — Dur, inanmazsan bir de hanıma soralım bakalım,
o ne diyecek? Hemşire, hemşire Karagöz !
KARISI — (Pencereden başını çıkarır) Buyurun bay Hacivat, bir
emriniz mi var efendim ?
HACİVAT — Yoo, estağfurullah efendim, bir müşkülümüz vardı
da, size danışmak istedik.
KARISI — Buyurun efendim, size bir faydam dokunabilirse-••
KARAGÖZ — Oh maşallah, bu ne diller böyle karşılıklı !
HACİVAT — Tabiî ne sandın, terbiyeli insanlar böyle konuşur.
KARISI — Hay ağzınız nurdan kopsun bay Hacivat.
KARAGÖZ — (Karısına) Maşallah maşallah, sen de yüzü buldun
ya, başla bakalım kocanın aleyhinde veriştirmeye…
KARISI — Aaa, günahıma girme ayol, doğru söze can kurban.
HACİVAT — (Karısına) Ne olurdu, Allah sizdeki akıldan biraz
da şu Karagözcüğümüze verseydi…
KARAGÖZ — Hay kâfir hay, sen de başla bakalım, sen de başla.
HACİVAT — Ama doğru değil mi bayan Karagöz, siz söyleyin.
Ben ona ayda 1000 dolarlık bir iş teklif ediyorum, o, “Ben nasıl harcarım
bir ayda bu kadar parayı?” diye beni üstelik dövmeye kalkışıyor.
KARISI — A, a, aaa!… Bir yaşıma daha girdim. Siz onun kusuruna
bakmayın efendim, ellerine hiç hâkim değildir.
HACİVAT — Aman efendim, onun ne mal olduğunu ben de bilmezsem…
KARAGÖZ — Kanımı başıma çıkartmayın yine, yoksa ikinizi de
pataklarım vallahi şimdi !
KARISI — Aaaa, bu kadarı da fazla doğrusu. Sen de çok oluyovsun
artık. Züğürtlükten iki yakamız biraraya gelmiyor, ay sonunu
nasıl getireceğimizi bilemiyoruz, önümüz kış. Daha kömür bile alamadık.
Kışlıklarımız da pilim pırtı. Bizimki delirmiş. Hiç böyle güzel
bir iş reddolunur mu ?
HACİVAT — Allah sizden razı olsun. Allah ne muradınız varsa
versin. Allah sizi iki cihanda aziz etsin.
KARAGÖZ — Ulan sen hırdavatçı değil, dilenci olmalıymışsın.
KARISI — Kocacığım, devlet kuşu konmuş da başına, sen farkında
değilsin.
KARÂGÖZ — (Karısına) Sen de amma safsındır haa, hiç böyle şeye
inanılır mı? Hacivat sabah sabah bizimle alay ediyor.

HACİVAT — Vallahi de, billâhi de, tallahi de alay değil.
KARISI — Ayol bak, adamcağız üstelik yemin de ediyor. Seninle
alay etmek için, insan çarpılmayı göze alır mı hiç?
KARAGÖZ — Çarpılacağı kadar çarpılmış o zaten.
HACİVAT — A, Vallahi günahıma giriyorsun Karagöz.
KARAGÖZ — Papelleri avucuma saymadan inanmam.
HACİVAT — Aman efendim Karagözüm, istediğin para olsun. Buyur
al, para bende gırla. (Cüzdanını çıkarır, gösterir.)
KARAGÖZ — Vay canına, Hacivat doğru söyle, sahici mi bu paralar
?••■
HACİVAT — Sahici, vallahi sahici, inanmazsan git bir bankaya
bozdur.
KARAGÖZ — Mademki öyle, öyle olsun.
HACİVAT — Yaşa be Karagözüm.
KARAGÖZ — Ama bak, bir daha söylüyorum, işi beceremezsem,
yüzüme gözüme bulaştırırsam, günahı senin boynuna.
HACİVAT — Sen hiç merak etme Karagözüm, evvel Allah hakkından
geliriz.
KARISI — Ah Bay Hacivat, size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.
Siz, bizim koruyucu meleğimizsiniz.
KARAGÖZ — (Karısına) Haydi, haydi uzatma, çek arabanı, git
de yemeği hazırla. (Karısı gider.)
HACİVAT — Bak Karagözüm bak, delegeler bir bir gelmeye baş­
ladılar.
KARAGÖZ — Ulan, sabah sabah kekemelerle ne işimiz var bizim?
HACİVAT — Kekeme değil Karagöz, delege, delege.
KARAGÖZ — O da nesi ?…
HACİVAT — Delege, yâni senin anlıyacağın murahhaslar.
KARAGÖZ — Hokkabazlar mı dedin? Ulan, sünnet düğünü mü var?
HACİVAT — Ah Karagözüm ah, şu kulaklarına baktırmadın gitti.
KARAGÖZ — Kulaklarımın nesi var be ?
HACİVAT — Her şeyi ters anlıyorsun.
KARAGÖZ — Haltetmişsin sen onu. Sen doğrusunu söyle, bak ben
nasıl anlarım…
HACİVAT — İşte, Büyük Krintanyan delegesi.
KARAGÖZ — Hoppala-•• Büyük kaynatanın terekesini ne yapacaksın
şimdi ?…
HACİVAT — (Gelen delegeye doğru gider) Ooo, Hav duyu do
Mister Con bok fik… _
KARAGÖZ — Hay terbiyesiz herif hay, durup dururken ne sövü­
yorsun öyle ?…
Kritanya delegesi — Ooo, Mister Hacivat, Veri vel tenk yu.
KARAGÖZ — Gördün mü bak, herif sana yuu çekmeye başladı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)