HACI SADIK HOCA

HACI SADIK HOCA skiden milleti ayakta tutan din adamları, Medrese mezunu vaizler, hocalardı; Halkın kâhir ekseriyeti müftü: Ve imamlann sözlerine itibar eder, bir din adamının nasihatini, tavsiyesini Kur’ anın emri olarak telakki ederdi. Bu sebeple din düşmanı bozguncular, halkg, istedikleri fikri telkin etmekte güçlük çekerlerdi. Çünkü halkın irşatçı olduğunda şüpheye düşmediği din adamları telkin edilen batıl düşünceleri irşat edici sözleriyle derhal tesirsiz hale getirir, sapık ideolojilerin halkı yanıltmalarına mani olurlardı- Bu sebeple İslâmî hayatı hazmedemiyenler, din adamlarını hedef almaya, onlara akla hayâle gelmedik isnadlarda bulunmaya başladılar. Bunda muvaffak da oldular. Bugün Medrese mezunu din adamları hakkında halkta hiç de müsbet olmayan bir kanaat varsa işte bu isnatların neticesi olarak doğmakta, eski «Hoca»lardan hayatta ka” lan görülmediği için de, bu iddiaların kasdlliğini isbat pek kolay olmamaktadır. Ben, haklarında, ehl-i dalâletin çok isnatlarda bulundukları Medrese mezunu muhterem hocalardan bir kaçına yetiştim. Menfi propagandaların tesirleri ile kendilerini mütecessis düşüncelerle tedkik ettiğim bu muhterem zevattan birini burada zikretmek gerekirse, Sü- leymaniye baş îmamı ve Hatibi merhum Hacı Sâdık Hoca Efendiyi bahis mevzu edebilirim. Son zamanlarda iyice yaşlandığı halde, kendi anladığı şekildeki hizmet-i diniyyesinden asla geri kalmamakta ısrar edip, sabah namazından evvel (Râmûz) okutmayı bile âdet edinmiş olan bu Hoca Efendinin bir çok hatıralarını düe getirmek inşaallah bir gün müyesser olacaktırMenemen hâdisesinde diğer hocalar gibi onun da epeyce başı ağrıtılmış, fakat bütün kabahatinin kendisine gönderilen birkaç mektuptan ibaret olduğu sonradan anlaşılınca serbest bırakılmıştı. Kendisi hayatının iftihara değen hâdiselerini anlatırken, Bediüzzaman hazretlerinin, Beyazıt Camimde mukabele okurken kendisini dinlemiş, olmasını nakleder, Üstad’uı kendisini tebrik ettiğinin sevincini her anlatışında yep yeni heyecanla hissederdi.Bir ğiin Süleymaniye Camiindeki îmâm Odasında okutmakta olduğum ‘tefsir dersini bitirmek üzere iken Hoca Efendi içeri girdi. Talebe* okuttuğum için bana kargı oldukça ¡hüsn-ü zannı vardı. «— İlim talebinde bulunanlar için gökte melekler, yerde hayvanlar, denizde de balıklar istiğfar eder.» dördi- x Yorulduğu belliydi. Talebelerin dağılması üzerine kendisine has ifadesiyle bana: — Efendi oğlum! Dışarı çıkmaiıı rica edeceğim. Şuracıkta birazcık yorgunluğumu gidermek istiyorum, dedi. i— Buyurun Hocam, şurada istirahat edin. Âlimin uykusu cahilin ibâdetinden efdaldir. Siz uyku halinde b;i ibadetinizi Çaparken Şurada ben de bir meseleye bakayım, dedim. Hoca Efendi şu karşıliğı verdi: — Ahmed Efendi, evlâdım, ben sana karşı ayaklarımı uzatamam. Çiinkü seri hamil-i Kur’an’sm- Kalbinde ezberlediğin Kur’an-ı Kerim vardir. Sana karşı ayaklarımı uzatmaya hicap ederim, yanımda olduğun müddet­ çe uyuyamam!.. Artık bana İmâm Odasını terketmek vacip olmuştu İşte haklarında bir sürü isnatlar yapılmış olan Medrese mezonlarından birini böyle gördüm. , * * *

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)