GÜNEŞ SAATİ

Güneş ışınlarının bir cisimde meydana getirdiği gölgelerden faydalanarak günün kısımlarını bulan düzen.

İlk defa düşey olarak düzenlenen bir çubuk şeklinde kullanılmış ve gölge uzunluğuna göre günün zamanı tesbit edilmiştir. M.Ö. 8 . yüzyılda daha gelişmiş düzenler Mısırlılar tarafından kullanılmıştır. Burada kullanılan cins “T” şeklinde olup, yatay kısmı 6 parçaya bölünerek gün bölümlere ayrılmıştı. Daha sonra Babilliler tarafından yarı daire veya küre şeklindeki güneş saatleri kullanılmıştır. Bu, içinde yan küre oyuğu olan bir kübik blokdan ibaretti. Küre yüzeyinde, boyu küre yarıçapı kadar olan bir çubuk mevcuttur. Gölge, yakla­şık olarak dairevi bir yörünge çizmekteydi. Küre içinde çeşitli mevsimlerdeki gölge boyu işaretlenmişti. Gölge boyu 1 2 parçaya bölünerek gün, mevsimden mevsime değişen, fakat kendi içinde eşit olan 1 2 parçaya ayrılmıştı.Berosus’un güneş saati olarak bilinen bu düzen uzun yıllar kullanıldı. Müslüman alimlerinden astronom Al-Battani (Albategnius M.S. 858-929) 10. yüzyılda
güneş saatinin (Basîta) İslâm ülkelerinde kullanıldığını bildirmektedir.

Eski Yunan’da değişik güneş saatleri kullanılmıştır. Perga’lı Apollonius (M.Ö. 250) konik kesit kullanarak daha da hassas saat elde etmiştir. Ptolemi ise kurduğu düzende gölgeleri çeşitli eğik düzlemlerde gösterilir saat geliştirmiştir. Atma’daki bir kulede M.Ö. 100 yılına inen sekiz güneş saati bulunmaktadır. Roma’da ise M.Ö. 290’da ilk güneş saati ortaya çıkmıştır.Müslüman arablar, güneş saatine çok önem vermiş­ler, yatay, düşey ve eğik düzlemli çok değişik türlerini geliştirmişlerdir. Bazı eski camilerin duvarlarında veya uygun yerlerinde güneş saatleri vardır. Trigonometri
prensiplerini kullanarak düzeni ve imalâtını basitleştirmişlerdir. M.S. 13. yüzyılda Abu’l Haşan saat çizgilerinin silindirik, konik ve diğer yüzeylerde belirtilmesi üzerinde çalışmalar yapmıştır. İlk mevsimler için eşit saatin kendisi tarafından ortaya çıkarıldığı kabul edilir. Ancak mekanik saatin ortaya çıkmasıyla güneş saatinin kullanış alanı azalmıştır. Müslümanların saate verdikleri önem, namaz vakitlerinden kaynaklanmaktaydı.Meselâ büyük âlim Abdülhak Sücadil’in farsca “Mesâil-i şerh-i vikâye” kitabında güneş saati şu şekilde anlatılır:
Güneş gören düz bir yere, bir daire çizilir. Bu daireye, önce Hind müslimanları tarafından kullanıldığı için, “Daire-i hindiyye” denir. Dairenin ortasına, çapı­nın dörtte biri kadar uzun dik bir çubuk dikilir. Bu çubuğun gölgesi, sabah vakti, dairenin dışına kadar uzundur ve batı tarafmdadır. Güneş yükseldikçe, gölge kısalır. Gölgenin ucunun, daireye girdiği noktaya işaret konur. Güneş gün ortasına gelince, gölgenin boyu en küçük olup, sonra tekrar uzamağa başlar ve doğu tarafından dışarı çıkar. Çıktığı noktaya da işaret konur. Bu işaretlenen noktalar arasındaki daire yayının ortası ile merkez arasına düz bir çizgi çizilir. Bu, oranın (nısf-unnehâr) gün orta çizgisi olur. Gölge ucu bu çizgiye gelirse gün ortası olur. Gölge bu hattan ayrıldığında öğle namazı başlar. Çubuğun gölgesi, çubuğun boyunun bir
veya iki katı kadar daha uzayınca ikindi vakti başlar.” Rönesansla güneş saati yaygınlaştı. Ancak 19. yüzyıldan
itibaren süs olmaktan ileri gitmemiştir. Güneş saatinin çalışma prensibi, güneşin gökteki hareketi ile ilgilidir. Bu görünür hareket dünyanın kendi ve güneş etrafındaki dönüşü ile alâkalıdır. Ancak, güneş saatinin hassaslığı için gözönüne alınması gereken başka üç tesir daha vardır. Bunlardan ilki, dünyanın güneşi odak kabul ederek hareket etmesi İkincisi, yörüngenin elips olması ve üçüncüsü, dünyanın dönme ekseninin eğik olmasıdır.

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)