GOTİK SANAT

Gotik üslubun Almanca konuşulan topraklara girişi yavaş oldu: Ancak XIII. yy’ın ikinci yarısında, büyük Fransız gotik anıtların yapılmasından sonra Alman katedralleri roman karakterlerini kaybetmeye başladı. Alman Gotik mimarisinin iki büyük örneği, Strasbourg katedrali (avlusuna 1235’te başlanmıştır) ve Köln katedrali (1248’de başlanmıştır),¡Fransa’daki Saint Deniş ve Amiens katedralleri örneksenerek yapılmıştır. Buna karşılık Almanlar -gerçekte- Avrupa gotik sanatına iki önemli katkıda bulunmuşlardır. Birincisi, kuzeyde kumtaşının bulunmaması nedeniyle tuğla kullanma zorunluğudur. Tuğla, kumtaşıyla yapılan gotik katedrallerdeki karmaşık ayrıntılara izin vermediği için, güneydeki gotik yapıların kompleksliliğine karşılık kuzeyde süssüz, sade bir yapı tarzının oluşmasını sağlamıştır. İkincisi, büyük bir olasılıkla Fransız kökenli olmakla birgözlenmektedir. Roman sanatı.Otto’nun soyundan gelen son hükümdar 1024’te ölünce,| Almanya’da Roman sanatı döneminin başlangıcını simgeleyen Franken sülalesi başa geçti. Çağın belki de en önemli gelişmesi, mimarlara, birçok önroman yapının yanmasına neden olmuş düz tahta çatıların yerine ateşe dayanıklı duvar tavanlar yapabilme olanağı veren kasnaklı kubbelerin ortaya çıkışıdır. Speyer Katedrali (1082-1106) en erken dönemde yapılmış, tam kubbeli roman kiliselerden biridir. Bu yapının getirdiği yenilikler, daha sonra Mainz ve Worms Mahşerin Dört Atlısı (1498) Alman Rönesans ressamı ve grafik sanatçısı Albrecht Dürer’in 15 tahta kalıp resminden biridir. Dürer’in düşüncesinde, Tanrı’nın son yargısı dehşete düşmüş insanlığın üstüne ölüme eşlik eden, ata binmiş üç süvari biçiminde gönderilecektir. ALMAN SANATI VE MİMARLIĞI 271 (Üstte) Memmingen (Bavyera) yakınlarındaki Ottobeuren’de bulunan Benediktin manastır kilisesinin içi, Güney Alman rokoko üslubunun bir örneğidir. Johann Michael Fischer tarafından planlanmış bu mekân, dinamik etkisini, yapısından çok süslemeleriyle kazanmıştır. likte bütünüyle büyük Alman kentlerinde geliştirilen Hallenkirche’dır (salon-kilise). Marburg’daki Azize Elizabeth (1233-83) gibi erken dönem salon-kiliselerde görüldüğü gibi, sütunlu koridorlar avluyla aynı yükseklikte yapılmıştır. Erken Alman gotik heykelciliği de Fransız etkisini yansıtır. Reims’daki figürlerle üslup benzerlikleri sergileyen ve Bamberg katedralindeki bir payandanın üzerine yerleştirilmiş olan Bamberg Sürücüsü’nde (geç XIII. yy.) bu etki açıkça ortadadır. Hem bu çalışma hem de Naumburg katedralinin koro yerindeki Ekkehart ve Uta (1250-60), XIV. ve XV. yy’larda da Jdevam ]edecek olan XIII. yy. realizminin çıkışını sürdürdü. Ger­ çekten de XV. yy’da İtalya’da Rönesans idealizmi yayılırken, çağdaşı gotik Alman heykelciliği, özellikle hü­ nerli ama sanat anlayışları birbirinden farklı Tilman Riemenschneider ve Veit Stoss’un yapıtlarında, gerçekçi ve anlamlı bir geç gotik sanatı biçiminde devam etti. Resim alanında en önemli gelişme XIV. yy’da önce tahta panel resimciliğinin sonra da bez resimciliğinin geliştirilmesi oldu. Gerçi XIV. ve|XV. yy’larda Siena etkisi egemen olmuşsa da 1450’den sonra HollandalI kaynaklar da aynı ölçüdelönemli etkiler yapmaya baş­ ladılar. Kuzeydeki Stephen Lochner (1400-51) ve gü­ neydeki Konrad VVitz’in yekpare ve sert biçimlerinin tersine, Jan Ivan Eyck’ın yumuşak ve akıcı bir üslup olarak da bilinen luluslararası üslubu |resme egemen oldu. Rogier van der Weyden’den yoğun bir şekilde etkilenmiş olan Martin Schongauer, yalnızca geniş bir resim atölyesine öncülük etmekle kalmayarak, büyük bir olasılıkla, çağın kuzeydeki en hünerli bakır oyma tekniği ustası oldu. Bu teknik 1430’larda geliştirilerek yüzyılın ikinci yarısında tahta kalıpla yapılan resmin yerini aldı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)