GÖRÜNTÜLERİN OLUŞUMU

GÖRÜNTÜLERİN OLUŞUMU

GÖRÜNTÜLERİN OLUŞUMU
Gözün görme sistemi, görme merk saydam tabakanın 5 mm arkasıı ve ağtabakanın 15 mm önünde bı: nan yakınsak bir sistemdir. Değı saydam ortamların kırma indis yaklaşık 1,4’tür. Işık ışınları buı sonucunda art arda kırıcı ortamj dan geçerek ağtabaka üstünde oa laşır. Elde edilen görüntü ters Bununla birlikte, yalnız belli uzaklıktaki (6 m ile sonsuzluk ara! daki) cisimlerin görüntüleri kene ğinden ve tam ağtabaka üstü) oluşur. Daha yakında olsaydı ve lur cisim işe karışmasaydı, görü ağtabakanın arkasında oluşaca billur cisim ön yüzünün biçin değiştirerek yakınsama yetene? artırır: Buna uyum denir’. Uyum,] piksi kas tarafından sağlanan bir lekstir. Kirpiksi kas, dairesel lifle kasarak billur cismin ön yüzül dışbükeyliğini, dolayısıyle yakır mayı artırıp, daha yakından göm sağlar. Işınsal lifleriyle de, ters billur cismin ön yüzünün dışbüke ğini azaltarak uzaktan görüşe ola: verir. Aynı zamanda iris de değ rek, göze giren ışık miktarını aya ve görüntünün niteliğini iyileşt İrisin açıklığı olan gözbebeği kasılması, ışığın girişini aza (miyozis); tersine, gevşemesi (mi yaz) bunu artırır.

AĞTABAKA MEKANİZMALARI
Ağtabaka ışık ışınları tarafından etkilenir: Bu ışınlar, görmeyle sonuçlanan kimyasal ve elektriksel olayları başlatıcı fiziksel bir uyarıya neden olurlar. Bütün bu tepkimeler zinciri koni ve çomaklarda, rodopsin olarak adlandırılan ve kökeninde A. vitamini bulunan bir pigmentin varlığına bağlıdır.
Ağtâbakaya çarpan ışık, rodopsinin renksizleşmesine neden olur. Bu renksizleşme, rodopsinin iki maddeye dönüştüğü ve bundan dolayı sinir hücrelerini uyarma özelliği olan kimyasal bir madde açığa çıkardığı bir kimyasal tepkimeyi başlatır. Sinir uyarısı görme yoluyla beyne gider. Karanlıkta rodopsin yeniden oluşur.
Çomaklar »yalnız gri ışık duyusunu iletirler ve az bir ışık altındaki nesne-
lerin görüntüsünü verirler. Bir görüntü izlenimi için 100 kadar çomak gereklidir. Konilerse renkleri görmeyi sağlar. Mavi, kırmızı ve yeşil-sarıya duyarlı üç tip koni vardır. Algılanması için, bir ışık uyarısının yeterli şiddette olması, yeterli bir süre kalması ve ışık ışınlarının dalga boylarının 420-760 nanometre olması gerekir,
Derinliğin algılanması her iki gözle görmeyle olanaklıdır. Her göz, cismin birygörüntüsünü alır, beyindeki görme merkezine üst üste varan bu iki görüntü, derinlik duygusunu verir. Uzaklığı kestirme, çocukluktaki dokunma alıştırmasının bir uzantısı olan zihinsel bir eğitimle sağlanır.
GÖRME BOZUKLUKLARI
Görme bozukluklarının bazıları kırı-
nım bozukluklarına bağlıdır: miyopluk, hipermetropluk ve matlıktır. Miyoplukta göz çol dur, görüntü ağtabakanın c oluşur. Bu kusur iki yüzlü iı ıraksak merceklerle düzeltilir, metroplukta, göz çok kısadır, g ağtabakanın arkasında oluşi zeltici camlar iki yüzlü dışbü yakınsaktırlar. Astigmatlık, değişik meridyenlerindeki eğ rin eşitsizliği sonucu oluş kusur da silindir biçimli ca düzeltilir. Presbitlik,bir uyum runa bağlıdır; yaşla birlikte a yakınsak mercekler gerektiril me alanının yarısındaki görır mine yarım görmeme denir, keskinliğinin azalması göz teır (ambliyopi), tümüyle ortadan ması körlük (amoroz) adın Görme bozuklukları renklerin mesiyle de ilgili olabilir.
gözlemevi
t*. , ;
Arizona’da (A.B.D.) Flagstaff taki Lowell gözlemevi.
1548
Gökbilimsel olayları ve hava olaylarını gözlemek için kurulmuş yapı.
İLK GÖZLEMLER
En eski gökbilimsel gözlemler Kaideliler, Mısırlılar, Çinliler ve Hintliler tarafından gerçekleştirilmiştir. VII. yy’m bitiminle İskenderiye Üniver-
sitesi’nin yıkılmasından sonra Arap-lar, XV. yy’a kadar çok sayıda gözlemevi yaptılar. Ama gökbilim araçlarının XVII. yy’dan önce tam anlamıyla basit olduğunu ve gözlemlerin çağdaş anlamdaki gözlemevi olmaksızın da yapılabildiğini anımsatmak gerekir.
Gökdürbününün ve teleskopun bu-
lunmasından önce Avrupa’da: bir gözlemevi vardı: 1576’da, Brahe’nin Danimarka’da, Hvee: sında kurduğu ve Uraniborg verdiği gözlemevi. XVIİ. yy’da layarak uzak ülkelerle ticaretin mesi, boylamların denizlerde bir biçimde saptanmasını geı di ve Avrupa’daki çeşitli ülk
K-alkasya’daki elençuk teleskopunun (çapı 6m) ana kubbe!’
gözlemevleri kuruldu. İlk yapılan,Leiden gözlemevidir (1623); bunu Kopenhag (18.Ş7)/ Utrecht (1642),
Paris (1667) ve Greenwich (1675) gözlemevleri izledi. XVII. yy. sonunda Avrupa’nın aşağı yukarı bütün
önemli kentlerinde birer gözlem kuruİdu. Bir yüzyıl sonra, yeni bilim dah olan gökfiziğinin gelişr siyle gözlemevlerinin kurulması hızlandı.
Türkiye’de de modern gözlemevi 1Í yılında İstanbul’da Kandilli te] sinde Fatin Hoca (Gökmen) taraf dan kuruldu.
Son yıllara kadar dünyanın,en yi sek yerde kurulmuş gözlem jungfraujoch’tu (İsviçre). 3 570m’ ki bu gözlemevi, Hawaii’di A.B.D. gözlemevi yapılınca e önemini yitirdi; Bu arada, Colora da, yaklâşık 3 500 m’deki Climax Sacramento Peak gözlemevleri.} Pireneleç’de kurulmuş olan M doruğu gözlemevini de saymak ge kir. A.B.D’ndeki gozlemevléi de dünyanın en güçlü ayı ları bulunur: Bunların araşır özellikle Palomar, Hanıilt Wilson dağlarında yer alan g lemevleri sayılabilir. Buralarda bu nan teleskopların çapları sırasıyl m, 3 m, 2,5 m’dir.
Avrupa’daki en büyük gözlem« Saint-Michel-de-Provence’taki (Er sa) gözlemevidir. Buradaki teles pun çapı 193 sm’dir. S.S.C.B’ı Kafkasya’daki Zelençuk’ta buluı gözlemevine dünyanın en güçlü tel kopu yerleştirilmiştir.
gözyaşı
Gözyaşı bezlerinin salgıladığı sıvı. Gözçukuru içinde yerleşmiş olan gözyaşı aygıtı üç bölümden oluşur: SALGILAMA AYGITI. Salkım biçiminde bir bez olan gözyaşı bezinin iki bölümü vardır: Asıl gözyaşı bezi (gözçukurunun alt, üst ve dış çeperi düzeyindeki alın kemiğinin bir çu-kurcuğu içinde yer alır); ek gözyaşı bezi, üst gözkapağının içinde bulu-
nur.
SULAMA AYGITI. Mukozanın sümükse] zar demlen bir çıkmazından oluşur ve bezden çıkan salgıyı alır. AKITMA AYGITI. Gözyaşı etçiğiyle ayrılan iki gözyaşı kanalına gözyaşlarını döken iki küçük çıkış deliğinden (gözyaşı noktaları) oluşur. Bu kanallar, burun kanalı aracılığıyla burun boşluğuyla bağlantı kuran bir gözyaşı kesesine açılır. Burun kanalı, gözyaşlarının atılmasını sağlar. Gözyaşları durudur. Büyük oranda, erimiş halde sodyum ve potasyum klorür iyonları, glikoz ve proteinler içeren sudan oluşur; lizozim gibi bazı proteinler mikrop öldürücü bir rol oynayabilirler. Gözyaşlarının pH’sı kan plazmasınınkine yakındır. Normal salgı miktarı saatte 5 mm3’tür. Gözyaşlarının saydam tabaka ve sümüksel zar koruyucu görevleri de vardır; gözkapaklarını kaydırmaya

1- gözyaşı bezi (gözçukuru parçası)
2* gözyaşı bezi (gözkapağı parçası)
3- gözyaşı bezlerinin boşaltıca kanalları
4- gözün iç açısı (etçik)
5- üst gözyaşı kanalı 6* ait gözyaşı kanalı 7- birleşme kanalı 8* gözyaşı kesesi
9- gözyaşi’burun kanalı
10- alt boynuzcuk
11- burun boşlukları

grafiksanatlar
Bir ayakkabı markasının ilk harfini gösteren grafik çalışması.

yararlar; gözyuvan üstünde ince bir sıvı tabakası oluştururlar; yabancı ci-simleriatarlar.Gözyâşlarınınsalgısı, üçüz sinirin dalı olan gözy aşı siniriyle yüz siniri ve sempatik sinir sistemine bağlıdır. Bu salgı sümüksel zarı tah-
riş eden fiziksel, kimyasal ya da mekanik etkenlerle uyarılır: Soğuk; tahriş edici gaz ya da buhar; sümüksel zar iltihabı. Göz yaşarmasının sinirsel bir nedeni de olabilir; şiddetli bir heyecan (korku, ağrı, üzüntü,
neşe, delicesine gülme] etkisij yaşı salgısı birdenbire artal zaman, ağlamaya sıklıkla iç çe da hıçkırma gibi kasılmalı bi de eklenir.
Çoğaltılacak ya da üretilecek nesnelerin kullanılabilir bir görüntüsünü ya da simgesini veren desene dayalı sanatlar.
Grafik sanatlara özgü desenle, baş: hca amacı bir görüntünün salt aktarımı olan desen, birbirinden apayrı şeylerdir. Plastik sanatların ilke ve araçlarından yararlanan grafik sanatlar, tüketim ürünlerini geniş kitlelere tanıtmaya yönelik bir anlatım yolüdur. Grafik sanatlar alanında kullanılan çizgi öğesi, her biri özel bir alana (sanayi, moda, reklamcılık, kitap, afiş, vb.) uygulanan özgül tek-
niklerin hizmetindeki değişik nitelikli desenler bütününü kapsar. Grafik üslupların birçoğu evrimleri sırasında genel olarak plastik sanatlardan, özellikle de resimden etkilen-di.Söz konusu etki.değişikzaman aralıklarıyla kendisini gösterdi. Belli bir yarar sağlama amacıyla yapılan desen, modern sanatın evrimine bağlı kaldı. XX. yy’in başlarında, kübizmden etkilenen yeni bir biçim anlayışı doğdu. Geometriyle temellenen bu yeni anlayışın bütün araştırmaları doğal olarak grafik sanata yöneldi: Cassandre ve Carlu’nün afiş-
leri, Guy Lévis Mano’nun tij leri, vb. Kübist bir Fransız i olan André Lhote, sanatçıların fik sanatlar alanında çalış; uyması gereken ortak kura seçik bir biçimde şöyle belir “Abartmak, azaltmak, çıka kompozisyon yaratmak, san sürekli olarak yapması g işlemlerdir. İster çizgilér, iste 1er, değerler ya da yüzeyler ols çeği değiştirmek, dönüştürme kir.” Kübizmden sonra bu j dönüştürme işlemiyle bazı rés artık tümüyle katıksız bir
ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWX
▲BaiKMJElMiWMKnTWXn
ABCDiraHUIlCLMIIMOIFQBSTy¥mYl
AÊUÊBratmjuêPênTwrwm
resme yöneldiler. Soyut resim bir yandan grafik sanatlar (Almanya’da [Bauhausj ve 1920yıllarında S.S.C.B’n-de yapılan afişler, programlar, pros-pektüsler, kitaplar) konusunda geo-metrici eğilimi desteklerken, öte yandan da, çok sayıda grafik tekniğine (Sonia Delaunay’nin baskı kumaşları, 1925) uygulanabilecek olan canlı renkleri kullanma olanağım da ortaya koyuyordu. Bunun yanı sıra, aym zamanda yetkin bir desinatör, dekoratör, gravürcü, afişçi, kısacası çok yönlü bir sanatçı olan Picasso gibi bir usta giderek ağırlığını duyurmaya başlamıştı.
ikinci Dünya savaşından sonra bile yapıtları hâlâ büyük kitleleri şaşırtıyordu ve özellikle biçimleri grafik açıdan gerçekleştirmedeki özgürlüğü, konuya ilgi duyanları büyülüyordu. Grafik araştırmaları, sözgelimi reklamcılık konusunda, gözün “takılmasını” sağlayan üsluplaştırılmış ve yalın bir biçime yöneldi (çünkü gerçekçi biçimde işlenen bir konunun aşırı ayrıntılarıyla dikkatleri dağıtma tehlikesi vardı).
Öte yandan, fütürizm, dadacılık ve gerçeküstücülük, etkilerinin daha geç, ama daha şiddetle duyulacağı çok sayıda yenilik getirdiler: Mari-
netti’nin fütürist etkinliklerin başlayıp dadacıların el ilanları, T tan Tzara’nın şiirleri, Picabia “saydamlıklar” donemi, Man Ray fotoğrafları ve kısametrajlıfilmle den geçerek Max Ernst’in kolajla; kadar ardı arkası kesilmeyen bir \ fik örnekleri dizisi oluştu; bura hareketle de grafik sanatlarınım ve tekniklerinde bir yenilenme o Artık grafik sanatlar, hareket uyumsuzluktan,hatta anamorfoz (bir cismin görüntüsünün, görü büyüklüğünün yatay ve düşey oli aynı olmadığı durum) yararlanal cek duruma gelmişti.
Bundan böyle, grafik sanatli geçerli olduğu, daha doğrusu ki nılmaya başlandığı alanların bü bir bölümü fantezi ve mizaha duymaya başladı; Fransa’da tipög alamnda, Maximilien Vox’un yıl dır süren çalışmaları grafik sa larda önemli bir rol oynamış Jérôme Peignot’ysa (De l’écriture typographie [Yazıdan Tipografij elektronik çoğaltma yollarının bu masından sonra “harflerip de tabi ya da heykeller gibi sanat yapıt] olduğunu vurgulamıştır.
TÜRKİYE’DE GRAFİK SANATI ÇALIŞMALARI
Ülkemizde çağdaş anlamda gri sanatı etkinliklerinin yarım yüz yakın bir geçmişi vardır. Sanay gelişmesi sonucu tüketimde de artış ve bu arada reklamcılık nında bir evrim olmuş ;bütün bu o lara bağlı olarak da grafik sans alanmàbirhareket gelmiş.ğrafikşı ürünlerinin (afişler, amblemler, k
MESLEK KURULUŞU | Sadık Karamustafa’mn bir
Semra Kurbanoğlu’nım çizdiği Toprak Mahsulleri Ofisi amblemi.
33S^STW,,<1^ EHs1’Y<*«
ve Uygulamalı Endüstri SanaSan ^ Ferİt ^“a
Yüksek Okulu’nun kuruta™ grafik Fehim. Mesut. ManioSIu*M.™a K^Zslt^s^HTS“
Çıplak gözle görülebilen bitişik taneciklerden, yâni billurlardan’oluşmuş kayaç.
Granit, çok sert, iri, dokunulduğunda pürtüklü ama iyi parlatılabilen bir kayaçtır. Bu özellikleri, granitin yapı ve taş döşeme gereci olarak kullanılmasına neden olur. Süsleme öğesi olarak da granitin renkli ya da büyük billurlu çeşitlerinden yararlanılır. Graniti oluşturan başlıca üç çeşit billur vardır: Yağlı parlaklıkta gri renkli ve kayaça sertliğini sağlayan kuvars; beyaz, pembe, mavimsi gibi çeşitli renklerde olan ve kayaçm rengini veren feldispatlar (PefrosrGuirec pembe graniti); parlak küçük pullar halinde gümüşsü beyaz (muskovit), ya da siyah (biyotit) renkteki mikalar. Bazı granitler, amfiboller, andalu-zit gibi başka mineraller de içerebilir. Granitin .yüksek direnci, homojenliğinden kaynaklanır; birbiriyle kaynaşmış mineraller, kayaç içinde bileşimin her-yârde aynı olmasını sağlayacak biçimde dağılmışlardır. Yüzeye çıkan granitler çok çeşitlidir: Aşırı küçük taneciklerden oluşan mikrogranitler; büyük boyutlu (5 sm’ den büyük) pembe ya da beyaz feldis-patların, gri kayaç.zemininden belirgin biçimde ayrıldığı porfirik granitler. Feldispatlar çoğunlukla girişik olduğundan, kırıklarının bir yarısı güneşte parlarken, öbür yarısı donuk ve gölgelidir. Çoğunlukla granitlebirlikte görülen damarlı kayaç pegmatitin büyük boyutlu billurları vardır. Bazı çeşitlerde, kuvars, beyaz feldis-patlarm içinde, çivi yazılarım anımsatan geometrik gri kümeler oluştu-
rur.
Granitytortul arazilere işleyen iç püskürük bir kayaçtır; yüksek sıcaklıkta ergimiş (yaklaşık 1 200°) ve tabakalarda yükseldiği sürece yavaşça soğuyan bir magmadan kaynaklanır. Granitler, hiçbir zaman yüzeye kendi olanaklarıyla erişmezler; günümüzde granitlerin yüzeyde bulunması, toprak aşınması Sonucudur.
Granitler, tortul kayaçları kateder-ken, onları ısıtır ve değişikliğe uğratır. Böylece bir değme başkalaşımı oluşur. Bu yolla ortaya çıkan kayaç-lar çok serttir; aralarından bazıları işlenebilmektedir.
Eski kalkanlarda (sözgelimi Massif Central’de, Bretagne’da), granitlerin başkalaşım kütlelerinin dayanağını
oluşturdukları sanılır. Bu gözlı granitlerin kökeniyle ilgili büyük tartışmaya yol açmıştır. Bazı yej limciler, granitlerde, lavlar g derinden gelen genç bir madde göı lerken, başkaları, granitin, toı kayaçlarm, yüksek basınçlar ve y sek sıcaklıklar altında uğradık değişimlerin en son aşaması ol ğunu ileri sürmüşlerdir. Granit gnaysın kimyasal bileşimi araş daki küçük fark ve yeni laboratu incelemeleri ikinci varsayımla, a doğrultudadır. 630°C’ta ısıtılan kil karışımı granite dönüşür. Der ki, iç püskürük granitler, kıtali temelini oluşturan büyük granit 1 leşinden kopmuş,küçük parçalard
Alman yazarı (Danzig [günümüzde Gdansk], 1927).
Yaşamının ilk yıllan güçlükler içinde geçen Pomeranya asıllı Günter Grass, 1944’te askere alınarak Silez-ya ve Berlin’de zırhlı piyade birliklerinde bulundu. Ordunun dağıtılmasından hemen sonra, bir iuz ocağında çalışmaya başladı; ardından bir mezarlıkta taş yontuculuğu yaptı. Stuttgart radyosunun açtığı bir şiir yarışması aracılığıyla Grup 47’nin başlıca üyeleriyle tanıştı;

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*