GİYİM

İnsanların giydikleri herşey… İnsanlar soğukdan, sıcakdan, yağmurdan korunmak için değişik giyecekler kullanmaktadır. Tarih boyunca çeşitli milletlerin ve insan topluluklarının dinleri, medeni durumları, örf ve âdetleri değişik olduğundan, giyim-kuşam şekilleri de farklılık göstermiştir. Kıyafetlerde din» inanışların, iklim şartlarının, medeniyetlerinin, meslek ve meşreblerinin, ekonomik şartların ve diğer sosyal faktörlerin tesiri büyük olmuştur. Tarihte kılık kıyafetlerine çok itina gösteren kavimler veya zümrelerin yanı sıra hiç değer vermeyen insan topluluklarıda bulunmuştur.

İlk insanların giyimden uzak,çırılçıplak dolaştıkları iddiası,bazı insanların hayali düşüncelerinden ileri gitmeyen görüşleridir. Delillere dayanmıyan, tarihi bir felsefe nazariyesinin ispatlanmamış fikirleridir. İlk insan ve ilk peygamber Hz.Adem ile hanımı ve çocuklarının, giyindiklerini, çeşitli şeylerden dokudukları kumaşlarla elbise yaptıklarını ve pek çok temel sanatın kendilerine öğretildiğini K ur’an-ı Kerim haber vermektedir(Bakara Sûresi 31-32. Ayet).

Tarihi araştırmalar için yapılan kazılardan ve çeşitli belgelerden eski kavimlerin giyimleri hakkında malumat sahibi olunmaktadır. Bunlardan eski Yunan ve Romalılar’ın giyimlerinin sosyal kategorilerine göre değiştiği, idareci, asker, filozof ve halkın ayrı ayrı kıyafetleri bulunduğu anlaşılmaktadır. Eski Mısırlılar, Mezopotamya ve Anadolu kavimlerinde de insanların giyimleri sosyal sınıflarına göre değişiklik göstermiştir.

İnsanların ve cemiyetlerin birbiriyle medeni münasebetler içinde, giyim tarzlarının diğerleri tarafından da görülüp benimsenmesine ve kullanılmasına yol açmış­tır. Bir kısım cemiyetler aynen, bir kısım da kendi bünyelerine uydurarak diğer cemiyetlerin kullandıklarını almışlardır.

İlahi dinlerde, bilhassa kadınların üryan dolaşmamaları, vücutlarının her tarafının örtülmesi esası, giyinmede önemli faktör olmuştur. Günümüzde de hristiyan ve Yahudi din adamları kadınların uygun olmayan kıyafetlerle dolaşmalarını hoş görmemektedir.

İslâm dininde insanların örtünmeleri ile giyinmeleri aynı tutulmuş, giyinmek deyince örtünmek anlaşılmıştır. Kur’an-ı Kerimde, hadisi şeriflerde ve bunları açıklayan temel kitaplarda bildirildiğine göre, kadın ve erkek giyiminde dikkat edilecek şey, insan vücudunun açıkta bırakılmaması, yasaklanan kısımlarının tam örtülmesidir. Kadınların bütün uzuvlarını örtmeleri, giydiklerinin, uzuvlarını belli etmeyecek şekilde ve genişlikte olması ve sokakta dikkat çekici şekilde giyinmemeleri, kadın giyiminin her memleket ve zaman için şart olan temel vasıflarıdır. Kadınların bu şartlara uyarak diledikleri kumaştan, diledikleri renk, desen ve şekilde ve bulundukları yerin âdetine göre giyinmeleri, arzularına bırakılmıştır.

Erkekler ise, muhakkak surette örtmeleri emredilen uzuvlarını, çok dar olmayan giyeceklerle örtmeleri şartı ile kendilerine yasak olan elbiseler (ipek gibi) hariç; işlerine, mesleklerine, görgü kaidelerine, bulundukları mahallin âdetlerine, ilimlerine uygun bir şekilde giyinmekte serbest bırakılmışlardır. Erkek giyiminde, vakar,temizlik, rahatlık her devirde aranmıştır.

Çocuklar da akıl ve baliğ oluncaya kadar kız ve erkek olmalarına, yaşlarına ve bulundukları yerin âdetine göre çeşitli şekillerde giyinmişlerdir. Ancak; bunlarda da müslüman cemiyetin sosyal değerlerine uygunluğu ve hoş karşılanabildiğine dikkat ve itina gösterilmiştir.

Müslüman milletlerin kılık ve kıyafetleri Asyalı, Afrikalı, Avrupalı, Amerikalı olmalarına, coğrafi şartlara, mahalli âdetlere göre değişmekle beraber, dinde bildirilen temel örtünme esaslarına mutlak surette riayet edilmiştir.

Türklerde Giyim: En eski devirden günümüze kadar bölgelere göre de değişiklik göstermiştir.

Duvar resimleri, seyahatnamelerde bulunan resimler, resimli el yazmaları eski Türk giyimleri hakkında bilgi veren mühim kaynaklardır. Saray ve konaklarda saklananlar, ayrıca devlet büyüklerine ait giyeceklerin muhafaza edilmesi, o zamanın Türk giyimi hakkında genel bilgi vermektedir.

Bilhassa İstanbul’un fethinden sonra Türkler’in giyimi, belirli ölçü ve özellikleri içinde tespit edilmiştir. Osmanlılar’da erkeklerin başa giydikleri kavuk veya sarık, üste giyilenlerden daha büyük önem taşırdı. Başa giyilen kavukların, büyüklüğüne ve üzerindeki dilimlerin adedine göre, onu giyenin sosyal çevresindeki rütbe ve makamı anlaşılırdı Osmanlılar savaş halindeyken başlarına giydiklerine zırhlı, miğfer veya tolga isimleri verirlerdi. Kullanışı bakımından daha kolay olan fes ve kalpak, günlük hayatın bir parçası idi. Külah adını taşıyan, keçeden yapılan, genellikle köylüler tarafından giyilen kavuğun üzerine abanı, veya yemeni sarılırdı. Mintan, zıbın, gömlek gibi üstlükler, şalvar ve don gibi altlıklar giyilirdi. Ayrıca bunların üzerilerine kuşak sarılırdı. Bu giyeceklerin üzerine maddi durumu iyi olanlar; işlemeli kaftan, orta halliler; hırka veya cübbe, halk ise cepken ve yelek giyerlerdi. Alt kısma giyilen dizden aşağı kısımları da, dizden yukarısı geniş olan Potur da önemli giyecekler arasındaydı.

Osmanlılar zamanında kadınlar, ev ve sokak giyimlerine çok dikkat ederlerdi. Sokağa çıkacakları zaman evde giyilen elbiselerin üzerine gayet güzel, temiz ve çevrenin dikkatini çekmeyecek şekilde ferace alınır, yeldirme ismi verilen bir cins manto giyilir, baş, güzel bir yaşmakla (eşarpla) kapatılırdı. Köylerde ise baş, ayrı bir peştemal (örtü) ile kapanırdı.

Osmanlıların ordu teşkilatındaki askerlerin giyimine çok önem verilirdi. Her sınıf askerin, subayın ve kendine has özelliği, kuruluşu olan birliklerin giyimi ayrı ayrıydı. Yeniçerilerin, Sipahilerin kendine has giyimleri vardı.

Sultan İkinci Mahmud devrinde Yeniçeri ocağı kaldırılırken, ordudaki yenileşme hareketine paralel olarak giyimde de bazı yenilikler benimsenmiş ve bu yenilikler resmi,askeri ve diğer kurumlarda kendini göstermeye başlamıştır. Başa giyilen püsküllü fes, belden yukarı setre denilen hafifçe uzun ceket ve bunun altına giyilen beyaz gömlek, üstüne giyilen yelek, hafif bollukta pantolon, ayağa giyilen fotin kundura ve ayakkabı olmuştur. Kadınlar bol ve uzun fistan, başlarına da hotoz takmaya başlamışlardır. Bu arada kadın ve erkek giyimleri,genel özelliklerini evlerde korumuştur.

Cumhuriyetin ilanından sonra kılık kıyafet inkılabı yapıldı. Resmi-sivil, kadın-erkek,öğrenci-öğretmen vs gibi kılık ve kıyafetler, Avrupai tarza döndürüldü. Resmi yerlerde yeni giyim tarzı hemen tatbik edilmekle birlikte, halk içinde ve bilhassa köylerde bir müddet daha alışılmış kılık ve kıyafetler devam etti. Bu gün, Türkiye’de Avrupai kılık kıyafetin milli bünyeye adapte edilmiş çeşitli şekilleri ile eski giyim tarz ve şekillerinden bazı unsurların karması olan bir giyim-kuşam anlayışı yaygındır. Köylerle şehirler arasındaki fark iyice azalmıştır.

Yirminci yüzyılda modern teknolojinin gelişmesi, haberleşme vasıtalarının süratle yayılması, sinemadan sonra televizyonun da günlük hayata girmesi, dünyada yaşayan bütün insanların birbirlerinden kolayca ve devamlı haberdar olmasına sebep oldu. Cemiyetlerin yaşayış tarzları, giyimleri, birbirleri tarafından takip edilir duruma geldi. Dünyanın belli başlı merkezlerinden idare edilen moda ceryanları, anında çeşitli devletlerdeki insanlar tarafından takip edilmeye başlandı. Bunun bir neticesi olarak, bilhassa kadınların modaya uymaktaki aşırılıklarının dünyanın her yerinde milli ve mahalli örf ve âdetleri zedeleyici mahzurları doğdu. Bazı bölgelerde ise, örf ve âdet diye bir şey de kalmadı. Türk insanının giyimi-kuşamı denilmiyecek duruma gelindi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)