Gerginliğin artması.

Bu zafer üstüne kolonilerde ve İngiltere’de çılgınca bir gurur rüzgârı esmeye başladı. Birbiri ardına patlak veren yurseverlik kutlamaları ve İngiltere tahtına bağlılık çığlıkları tüm Amerikalılar’ı sarhoş etti. Bu arada, savaşın akıllara durgunluk veren maliyeti ve ele geçirilen yeni toprakların yüklediği büyük sorumluluk, İngiltere’yi altından kalkılamaz savaş borçlarıyla ve ağır yönetsel masraflarıyla karşı karşıya bıraktı. Öte yandan, Kuzey Amerika’da Fransız yönetiminin sona ermesi, koloniler halkında bu devletle ilgili korku yükünü de kaldırmış, onları daha bağımsız düşünceli olmaya teşvik etmişti. Savaşta harcadıkları çaba, yeni bir gurur duygusu aşılamış ve kendi askerî güçlerine gü­ venmeyi öğretmişti. Ayrıca, XVIII. yy. ortalarındaki hızlı büyüme fiızı da, koloni yönetimlerini, İngiltere modeline göre kurulmuş eskiye oranla daha etkili bir rol oynamaya yöneltti. Koloni erkeklerinin çoğu mülk sahibi olduklarından ve oy kullanma hakkına sahip bulunduklarından, bunun sonucu olarak demokrat siya:, sete dayalı çalkantılı bir dünya doğdu. Londralı yetkililer imparatorluk yönetiminin masraflarını kolonicilere vergi yüklemekle karşılamaya giriştiler. 1765’in Damga Resmi Yasası, bütün kamu belgelerinin, gazetelerin, senet ve bonoların, basılı herhangi bir kâğıdın vergiye bağlanması uygulamasını getirince, kolonilerde öfkeli bir protesto dalgası patlak verdi ve bütün iş kollarını felce uğrattı. Dokuz koloninin temsilcilerinden oluşan bir Damga Resmi Kongresi, Ekim 1765’te New York’ta toplanarak ciddi bir protesto yayınladı. Kolonilerde yaşayanların anavatandaki İngilizlerle aynı haklara ve aynı özgürlüklere sahip oldukları 374 ABD (TARİH) belirtildi. Özellikle, “kendi rızaları olmadan ya da temsilcilerinin onayı alınmadan hiç kimsenin onlara herhangi bir vergi yükleyemeyeceği” vurgulandı. Mart 1766’da, İngiltere Parlamentosu Damga Resmi Yasası’m kaldırdı. Bundan sonra Atlas okyanusunun iki yakası arasındaki anlaşmazlık yatışır gibi oldu. Ama koloniler halkı, 1763’ten sonra Londra tarafından kolonilerde tutulan savaşa hazır durumda 6 000 askere büyük bir kuşkuyla bakmaya başladı; böyle bir barış gücü daha önce hiç görülmemişti. İngiliz yetkililer askerî gücü, özellikle Potiac ayaklanmasından (1763-1765) sonra sınırda barışı korumak için gerekli olduğunu söyleyerek savundular. Söz konusu ayaklanma, İngilizleri iç kesimlerden çıkarak Fransız yönetimini yeniden kurmak isteyen kurnaz Kızılderili lider Pontiac tarafından başlatılmıştı. Kızılderili ayaklanmasını bastırmanın başka bir girişimi olarak, Londra 1763’te Apalaş dağlarının dorukları boyunca uzanan bir çizgiyle, daha etkili bir Kızılderili programı geliştirilene kadar kolonilerin batıya doğru genişlemesini sınırladı. Koloniler halkı bu yasağa son derece öfkelendi. Söz konusu çizgi boyunca üslenen askerlerin Kı­ zılderililere karşı değil de koloniler halkına karşı kullanı­ lacağı söylentileri kulaktan kulağa yayıldı. Aslında koloniler halkı radikal İngiliz basınını yıllar boyu izliyordu. Bu gazetelerde, İngiltere’de, imparatorluğun her yanında özgürlükleri ezmeye yönelik bir Muhafazakâr komplosundan söz edilmekteydi. Geç­ miş yüzyıldaki İngiliz İç Savaşı’ndan sağ kalanlar, özellikle İskoçlar, Mandalılar ve İngiliz muhalifler (anglikan kilisesinden olmayan protestanlar), monarşiye karşı tam bir güvensizlik duygusu içindeydiler. İngiliz yaşamından dışlanmış azınlık gruplarının üyeleri olarak, bir­ çok siyasal ve ekonomik sıkıntının acısını çekmişlerdi. Köktenci liberaller, anglikan kilisesi piskoposlarından, büyük toprak sahiplerinden ve para babalarından olu­ şan “kokuşmuş bir şebekenin” toplumu iyice sömürmek için kraliyet hükümetiyle işbirliği yaptığını iddia ediyorlardı. Onlara göre, eleştiriden korkan bu muhafazakârlar şebekesi, özgürlükleri ve serbest düşünceyi ortadan kaldırmak istemekteydi. Britanya İmparatorluğu’nun kültür siyasetinde, Amerika’daki kolonilerin halkı da dışlanmış bir topluluktu ve “anavatanda” yaşayanların onları horlamasına, büyük bir kin besliyorlardı. Ayrıca, kolonilerde yaşayan özgür halkın çoğu ya ayrılık yanlısı (New England’da kongreciler, New York ve güneyde presbiteryenler ve vaftizciler), ya İngilizlerden nefret etmek için eskiye dayanan nedenleri bulunan İngiliz olmayan kişiler (Iskoç- lar ve İrlandalılar) ya İngiliz egemenliğindeki bir toplumun dışında kalanlar (Almanlar ve Hollandalılar) ya da anavatandaki İngilizler tarafından aşağılandıklarının bilincinde olan köle sahiplerinden oluşmaktaydı. XVIII. yy’ın ortalarına doğru anglikan kilisesinin yetkileriyle ilgili bir anlaşmazlık kolonileri karıştırdı. Pek çok kişi din özgürlüğüne karşı bir anglikan komplosunun varlığına inanmaktaydı. New England’da büyük bir kitle, anglikan egemenliğindeki İngiltere ile olan koloni bağlarının Amerika’nın “ruhunu zedelediğine” inanmaktaydı. Bunların tümü, İngiltere’den biran önce ayrılmak gerektiğini savunmaktaydılar. Koloniler halkının büyük çoğunluğun arasında cumhuriyetçilik yaygınlaşmıştı. Cumhuriyetçiler, yetkililerin seçimle işbaşına gelmesini, hükümetin basit ve sınırlı tutulmasını, vatandaş haklarına saygılı olmasını, savunuyorlardı

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)