FUmî Hanım, asıl adı zübeyde

FUmî Hanım, asıl adı zübeyde

FUmî Hanım, asıl adı zübeyde

(d. İstanbul – o. 1780, İstanbul), 18. yüzyılın ünlü divan şaın. I. Mahmud dönemi şeyhülislamlardan Esad Efendi’nin (ö. 1753) kızıdır Yaşamına ilişkin fazla bilgi yoktur. Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin torunlarından Rumeli kazaskeri Mehmed Efendi ile evlenir 7Î*21 ¿aynak|arda çok uzun yaşadığı belirtilir. Divanındaki (ös 1848) tarihi belli en eski şıırı 1747 yılma aittir. Şiirlerinde hemen her turu denemiş, ama kullandığı mazmun sayısı sınırlı kalmıştır. Halk deyimlerine de yer verdiği dili oldukça yalın uslubu akıcıdır Padışahlann tahta çıkışı’ şehzade ve sultanların doğumu ile cami
.çe§™.e’ ;™aret gibi yapıların bitişi için tanhler düşürmüştür.
^”f™nt,s,oa’ Madagaskar’ın güneydoğusunda ıl (farıtany) ve il merkezi kent Fıanarantsoa kenti, 1830’da, “iyinin öğrenildiği yer anlamına gelen bugünkü adıyla kurulmuştur. Ormanlarla kaplı bir dikliğin ?,gu kenarında, deniz düzeyinden 1.200 m yükseklikte yer alır. Yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölümden oluşur ve ağaçlık S nS’1?-,’ Madagaskar Üniversite-
Ln? -mİ ^ u ge merkezi buradadır. Kent, ülkenin başkenti Antananarivo (290 km kuzeyde) ve Toliary’yi (güneybatı) birbirine bağlayan kuzey-guney doğrultusundaki ana karayolu üzerindedir; demiryolu ile
SSna tağtaf ”ydo|”dak’ ««“*”■
Fıanarantsoa ili (102.373 km2), eskiden Betsıleo Krallığı nın kurulu olduğu toprak-arda yer alır. Doğuda verimli kıyı ovası,
, a Jaı1 (ilanda dilinde “İrlanda Savaşçıları ), cumhuriyetçi parti olarak da
den bîri n ba§llca siyasal partilerin-
!?2Vd? imzalanan ve Serbest
dİa An? ?‘n ,°8u5una yol açan Lon-o™ Antlaşması na karşı çıkan bir grup,
sonra Fıanna Fail adıyla anılmaya
başladı. Bu grup, antlaşmaya karşı çıkan
cumhuriyetçilerin silahlı direnişini destekle-
De Vİ0t-UrÜ ■19?’t,e tutuk‘anan Eamon e Valera nın önderliğinde Mayıs 1926’da resmen partileşti. Fianna Fail üyeleri
ÎİrlJnH »ıaŞ anS’çta reddettikleri Dâil’e (İrlanda Meclisi) girmeyi kabul ettiler Fi-,1932’de milletvekilliklerinin yüz-m D1”1 .ka?andı, De Valera da başbakan
C-rHUp trtI’J9l° ve 40’larda yapılan seçimlerde art arda başarı sağladı. Ama 1948’de ana muhalefet partisi Fine Gael (Birleşik İrlanda Partisi) öteki küçük partilerin
başard/ aZmhk hükümeti kurmayı
vln5p^e yenc®n, güçlü bir Çoğunluk sağla-
kakiı T™ l üA , ,1973’e değ*n iktidarda k ! ,.ma. 1961 den sonra ancak parlamentodaki otekı grupların ve özellikle İr-
blÎHİ3 ^Q7rfrt’r’nin desteğiyle İktidar olabildi. 1973 te Fme Gael ve işçi Partisi
^Q77«y.°nU ka1lsında yenilen Fianna Fail, lası m ,arasında yeniden iktidara geldi. 1981 de kısa süre iktidardan uzak kalan parti Mart 1982’de dokuz ay süren tir azınlık hükümeti kurdu. Kasım 1982 seçimlerinin ardından Fine Gael ve İşçi Partisi yemden bir koalisyon hükümeti kurdular
yüzde3 44 1Mnian ?98? seSjmlerinde oyların yüzde 44,1 ını alarak 81 milletvekilivle
Daıl de en büyük parti durumuna geldi ve bir azınlık hükümeti kurdu. Haziran 1989 seçimlerinde oy oranı yüzde 43,7’ye milletvekili say.sı 77’ye düştü. Bunun üzerine
FknJ pr”-|’Hhar,eS Haughey> daha önce Fianna Fa,İden ayrılanların oluşturduğu
ilene, Demokrat Parti’yle bir koalisyon
hükümeti kurmak zorunda kaldı.
Başlangıçta asıl desteğini küçük çiftçiler-
, n, ve ^Çilerden sağlayan Fianna Fail
iktidar olduktan sonra izlediği tutucu çizgi
ve koruyucu gümrük politikasıyla küçük iş
çevrelerinin de desteğini elde etti. §
Fianna Fail, De Valera’nm aşırı milliyetçi
ve bağımsız, ekonomik açıdan kendine
S h §1r Mlr Irlanda görüşü doğrultusunda bir politika izledi. Bu politika De
Va^a^mn 1975’te 92 yaşında ölümünde! sonra da kuçuk değişikliklerle sürdürüldü!
basmriL hnln canland*nlmaSlnal
başından beri buyuk önem veren parti!
İrlanda nın Avrupa Topluluğu (AT) üyeluİ
ğıne ilişkin ekonomik sorunlanyla, ülke!
içindeki ekonomik gelişme ve refah politi- i
kalarını öncelikle ele aldı.
SPA’ eskiden fabrica italiana auto-mobili torino, uluslararası holding ve İtal-ya nın en büyük otomobil, kamyon, sanayi Sant-VC uyede,k par?a imalatçısı. Bu
ToriŞaX y“ aİle §İrketİdİr- Mcrkezi
kurulan Fiat, Giovanni Aenelli’ mn 1899 da kurduğu bir şirketin devamı niteliğindeydi. Torıno’da çok sayıda becerili işçinin bulunması ve yerel bir mühendislik
rakînTUn- varhİ1’ 5lrketın kısa zamanda rakiplerinin onune geçmesini sağladı.
ılat ln başarısı büyük ölçüde iki insanın çabasına dayanıyordu. Şirketi kuran ve ilk yıHarında yöneten Giovanni Agnelli’nin
FmeletTı K6 §lrkett,e büyük Pay sahibidir. Entelektüel bir sosyalist olan Agnelli, otomotiv sanayisini, kitle taşımacılığının ve işçilere istihdam olanağı yaratmanın bir aracı olarak gorüyordu. Agnelli’nin sosya-hzm ve sanayileşme yanlısı düşüncelerinin oluşturduğu etkili bileşim, Fiat’ı 1910’da Itdya nın en buyüfc şirketi konumuna getir-faH,rÇ J»• konumunu bugün de korumak-tadır. Şn-ketın gelişmesinde büyük rol oyna-yan otekı kışı, olağanüstü becerikli bir yönetici olan ve genel müdür olarak günlük
Valletta’ydıltUİrTleSİnİ yönlendiren Vittorio
1979’da holdingleşmeye gidilerek, farklı işler yapan çeşitli bölümler özerk şirketlere dönüştürüldü. Şirket, 1986’da Alfa Romeo SpA yı satın aldı. Fiat bugün, aralarında l urkıye nın de bulunduğu birçok Avrupa ülkesinde ve denizaşırı ülkede ortak yatı-nmlar, montaj tesisleri ve lisans anlaşmaları yo uyla üretimde bulunan dev bir çokuluslu şirkettir. Ferrari ve Lancia da şirketin urettıg, otomobil markalar, arasmdadır
faÎmVan^ı araçlan’ aglr ‘S makineleri,
„ ,n7?gahlar!’ motorlar, uçak motorları yedek parçalarıyla demiryolu donanımı malatma ek olarak nükleer enerji ve bio-muhend^hk ile de ilgilidir. Ürünlerini pek çok ülkede pazarlayan Fiat, Latin Amerika da özellikle güçlüdür.
fiberglas bak. cam yünü
M-bİge^İ,0hannes (Andreas Grib) (d. 23
Nisan 1867, Sılkeborg – ö. 30 Ocak 1928 Kopenhag, Danimarka), DanimarkalI patoloji bilgini. Deney hayvanlarında ilk kez
Fibiger
H Roger-Vıollet
yapay yolla kanser oluşturmayı başarmış ve kanser araştırmalarında önemli bir adım sayılan bu çalışmalarıyla 1926 Nobel Fizyoloji ya da Tıp Odülü’nü almıştır.
jmünden ¿dürüldü, frılmasma ?:rii parti, ,F) üyeli-ila, ülke ih politi-
V \ AUTO-
ve İtal-ı .sanayi jsı. Bu Merkezi
■ Agnelli’ devamı j. becerili .ıtsndislik ‘amanda ıdl.
rj insanın ;iı ve ilk jıelli’nin ‘ıhibidir. İlli, oto-ı nın ve ;rıın bir ı sosyallerinin .I910’da la getir-jrumak-■ıl oyna–ıkli bir 2 günlük iVittorio
. farklı ketlere Romeo larında \vrupa ‘k yatılmaları k uluslu ■şirketin ııdadır. l’ineleri, ‘itorları ‘iıanımı ve bio-ıni pek ■■\meri-
¡ (d. 23 . 1928, iı pato-Ik kez
imiş ve ».adım ;Fizyo-
i
Berlin’deki Robert Koch Sağlık Enstitü-sü’nde ünlü bakteriyoloji bilginleri Robert Koch ve Emil von Behring’in yanında eğitim gören Fibiger 1900’de Kopenhag Üniversitesi’nde patolojik anatomi profesörü oldu. 1907’de, veremli fareler üzerinde çalışırken hayvanlardan bazılarının midesinde kanserleşme eğilimindeki urlara rastladı. Uzun araştırmalardan sonra bu urla-nn, farelerin yediği hamamböceklerinde asalak yaşayan Gongylonema neoplasticum türü bir ipliksolucanının larvalarının farelerin midesine yerleşerek iltihaplanmaya yol açmasından ileri geldiğini saptadı.
1913’te, bu solucanı taşıyan hamamböcek-leriyle beslediği farelerde habis mide urları oluşturmayı başaran Fibiger, urların metastaz yaptığını (ur oluşumunun asalak ya da mikroorganizmaların ulaşamadığı organlara da sıçradığını) bildirerek, kanserin doku tahrişinden kaynaklandığı yolundaki yaygın görüşe önemli bir destek sağladı. Fibiger’in bu çalışmalarından kısa bir süre sonra Japon patoloji uzmanı Yamagiva Katsusa-buro, derilerini kömür katranı türevleriyle boyadığı deney hayvanlarında kanser oluşturmayı başardı; daha sonra Fibiger de aynı yöntemi deneyerek aynı sonuçlara vardı. Sonraki yıllarda, Fibiger’in hayvanlarındaki urlann temel olarak A vitamini eksikliğinden kaynaklandığı, asalakların kanser oluşumunda önemli bir rol oynamadığı ve doku tahrişinin kanserin dolaysız nedenlerinden yalnızca biri olduğu anlaşılmışsa da, Fibiger’in bulgulan, çağdaş kanser araştır-malannda çok önemli bir aşama olan kanser yapıcı kimyasal maddelerin üretimine öncülük etmiştir.
Fibonacci, Leonardo bak. Leonardo pi-
SANO
Fibonacci sayıları, her biri kendinden önceki iki sayının toplamı olan 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, …, biçimindeki sayılar dizisinin öğeleri. Bu sayıların ilginç özelliklerini ilk olarak ortaçağ İtalyan matematikçisi Leonardo Pisanof*) ortaya koymuştur.
fibrilasyon, kalp kası liflerinin, birbiriyle uyum içinde olmayan düzensiz ve hızlı kasılmaları. Bu kasılmalar kalbin üst oda-cıklannda olduğunda kulakçık fibrilasyonu, alt odacıklarında olduğunda karıncık fibrilasyonu söz konusudur. Her iki durumda da kalbin dakikadaki atım sayısı artmıştır, ama odacıkların kasılmaları birbirinden bağımsız ve güçsüz olduğundan bu atımlar etkisiz kahr.
Kulakçık fibrilasyonu, kalbin en sık görülen ritim bozukluklarından biridir; kalp ameliyatlarından sonra, akciğer damarlarının kan pıhtısı ya da başka nedenlerle tıkanmasıyla, tiroit hormonunun aşırı salgılanması (hipertiroidi) sonucunda, dijitalin zehirlenmesinde, ağır bulaşıcı hastalıklar ve yüksek ateş nedeniyle, bazen de kalpteki yapı bozukluklarına ya da hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkar. Sol kalpte kanncık ile kulakçık arasında bulunan mitral kapakçığın yapı bozuklukları, doğuştan kalp yetmezliğinde olduğu gibi kalbin vücuda yeterince kan pompalamasını engelliyorsa kulakçık fibrilasyonuyla sonuçlanabilir. Kulakçık fibrilasyonunda kulakçıkların dakikadaki atım sayısı 200’ün üstündedir, ne var ki, kalpteki ileti yollarında da bozukluk olduğu için, kanncıklann kulakçıklarla uyum içinde kasılmasını sağlayan uyarıların ancak bir bölümü kanncıklara ulaşabilir. Uzun süren kulakçık fibrilasyonunun yol açtığı en önemli komplikasyonlardan biri, kulakçıkların içinde pıhtı oluşmasıdır. Bu pıhtılar bulundukları yerden koparak dolaşıma karışırsa, vücudun özellikle uç bölgele-
rindeki damarları tıkayarak doku ölümüne yol açabilir.
Kanncık taşikardisiyle birlikte görülen kulakçık fibrilasyonunda, kalbin çalışmasını yavaşlatan dijitalin tedavisi uygulanır; fibrilasyonu durdurmak için elektrik şoku da yararlı olabilir.
Kalbin pompalama görevini bütünüyle kesintiye uğratan karıncık fibrilasyonu kulakçık fibrilasyonundan çok daha ağır ve ciddi bir bozukluktur. Karıncıklar dakikada 300 kez, bazen daha fazla kasılır, ama bu kasılmalar kalbin dokulara temiz kanı pompalamasına yetecek şiddette olmadığından, hızla tedavi edilmediğinde ölümle sonuçlanır. Karıncık fibrilasyonunun nedeni genellikle miyokart enfarktüsü, elektrik çarpması, vücudun oksijensiz kalması, kandaki ağır elektrolit dengesizlikleri (örn. potasyum düzeyinin çok yüksek, kalsiyum düzeyinin çok düşük olması), dijitalin ya da adrenalin zehirlenmeleridir. Acil tedavide karıncığa göğüs duvarının üstünden elektrik şoku uygulanır ve dıştan kalp masajı yapılır; elektrik şoku fibrilasyonu durdururken, masaj da kalbi uyararak kalp kasında birikmiş olan potasyum iyonları ile metabolizma artıklanmn atılmasını kolaylaştırır.
fibrin, kanın pıhtılaşma sürecinin son ürünü olan ve kanama sırasında trombositleri birbirine bağlayarak pıhtı oluşumunu sağlayan, çözünmez, beyaz, lifsi protein. Uzun zincirlerden oluşmuş katı bir protein olan fibrinin kaynağı, karaciğerde bireşimlene-rek kan plazmasına geçen ve çözünebilir bir protein olan fibrinojendir. Örselenen dokularda bir kanama olduğunda, bu dokulardaki fibrinojen, pıhtılaşmayı kolaylaştırıcı bir enzim olan trombinin etkisiyle fibrine dönüşür. Fibrin de trombositlere yapışarak süngersi bir kütlenin oluşmasına yol açar; bu kütle, fibrin sabitleştirici etken XIII adıyla bilinen bir enzimin yardımıyla sertleşip büzüşerek kan pıhtısına dönüşür. Ender görülen bazı kalıtsal hastalıklar, fibrin oluşumunu engelleyerek kanda pıhtılaşma yetersizliğine yol açabilir. Doğuştan fibrinojen yetersizliği ya da fibrinojen yapısında bir bozukluk olanlarda, kanama sırasında pıhtı oluşumunu sağlamaya yetecek kadar fibrin üretilemez. Ender görülen kalıtsal bir bozukluğa bağlı olarak fibrin sabitleştirici etken XIII’ün yokluğu da kanamanın durdurulmasını son derece güçleştirir.
fibroblast, kalıcı ve temel bağdoku hücresi. Fibroblastlar, uçlarında çıkıntılar olan büyük, yassı, iğ biçiminde hücrelerdir; çekirdekleri de yassı ve ovaldir. Bağdokunun ara maddesinin ve kollajenin öncülü olan tropokollajen fibroblastlardan oluşur.
fıbroin, ipek elyafının, örümcek ağlarının ve böcek kozalarının ana maddesi olan, ipek görünümünde ve san renkte protein. Bu madde, glisin ve alanin aminoasitlerini içeren bir skleroproteindir.
fihrokistik hastalık, biri memede, öbürü pankreasta gelişen ve birbiriyle ilişkisi olmayan iki hastalığın ortak adı. Pankreasın fibrokistik hastalığı için bak. kistik fibroz.
Kronik mastit ya da meme displazisi olarak da bilinen memenin fibrokistik hastalığı, genellikle 30-50 yaş arasındaki kadınlarda görülür. Hastalığın başlıca belirtisi, meme dokularına sızmış sıvıyla dolu olan ve kanserleşme eğilimi göstermeyen, iyi huylu kistlerdir; bu şişkinlikler genellikle âdet kanamasından önce büyüyerek ağrı yapar. Hastaya verdiği rahatsızlık dışında memedeki fibrokistlerin en büyük sakıncası daha
191 fíbula
ciddi meme hastalıklarına tanı koymayı güçleştirmesidir. Buna karşın, fibrokistik hastalığı olan kadınlarda yaş ilerledikçe meme kanserinin ortaya çıkma olasılığının, fibrokistik hastalığı olmayan kadınlardan üç kat daha fazla olduğu saptanmıştır. Bu nedenle, hastaların düzenli olarak kendi kendilerini kontrol etmesi ve bir hekim tarafından izlenmesi gerekir.
Hastalığa tanı koyarken kanser olasılığı üzerinde de durulmalıdır; bazı hekimler, fibrokistik hastalık teriminin yeterince anlamlı olmadığını ve daha ayırt edici tanımlamalar yapmak gerektiğini savunurlar.
fibrolit bak. silimanit fibrom, lifsi bağdokuda gelişen iyi huylu ur. En çok kemiklerde, ayrıca kalp kasında ve endokartta görülen fibromlar, geliştikleri dokunun türüne göre sınıflandırılır: Kıkırdak ve mukus benzeri bir dokudan kaynaklananlar, lifsi kollajen yapıda olanlar (kemikleşmeyen fibrom) ve kollajen lifli fibroblastlardan oluşanlar (kemikleşen fibrom).
Kemikleşmeyen fibromlar daha çok çocuklarda ve gençlerde, uzun kemiklerin lifsi dokulannda görülür. Bazen yaşam boyunca hiçbir belirti vermeyen bu urların varlığı, ancak kemiğin incelmesine ve kınlmasına yol açtığında röntgen filmiyle saptanabilir.
Fibroz displazi ya da McCune-Albright sendromu olarak da bilinen kemikleşen fibrom, çocukluk çağında ortaya çıkan ve ender görülen, doğuştan gelme bir gelişme bozukluğudur. Genellikle vücudun bir yarısında, uzun kemiklerdeki ya da leğen kemiğindeki sert, kireçleşmiş kemik dokusunun yerini lifsi bağdokunun almasıyla oluşur. Başlıca belirtileri, kafatasının bir yanındaki yüz kemiklerinin ve kafatası tabanının aşın büyümesi, deride açık kahverengi lekelerin belirmesi ve özellikle kız çocuklarda erken ergenlik belirtileri veren içsalgı bozukluklarıdır.
Her iki tip fibromda da, kemikteki yapı değişiklikleri kırıklara ve sakatlıklara yol açabilir. Tedavide, büyüyen dokunun alınması ve gerekiyorsa doku nakli yaparak kemiğin bütünlüğünün sağlanması yoluna gidilir.
fibrosarkom, lifsi bağdokuda gelişen kötü huylu ur. Ender bir hastalık olan fibrosarkom daha çok genç erişkinlerde, özellikle de uyluk, üstkol kemiği ve çenede görülür. Ağnlar başlamadan önce, büyümüş olan ur dışardan ele gelebilir. Yavaş büyüyen ve öbür dokulara yayılma eğilimi göstermeyen fibrosarkom cerrahi girişimle alınabilirse de, aynı bölgede yeniden belirme olasılığı oldukça yüksektir. Tedaviye en çok direnen tipi çene fibrosarkomudur.
fíbula bak. kamış kemiği
fíbula, Eski Yunan ve Roma giysilerinde kumaşı tutturmak için kullanılan broş ya da iğne. Çok değişik biçimleri varsa da, temelde hepsi bir çeşit çengelliiğnedir.
Marsiliana’da bulunmuş bir Etrüsk fibulası, ¡0 8. yy sonları;
Arkeoloji Müzesi, Floransa
Museo Archeologıco. Floransa
Fichte, Johann Gottlieb 192
İÖJ. yüzyıldan kalma Eski Yunan fibula-lan ördek, aslan, sfenks gibi hayvan figürle-nnden dizilerle bezenmişti. Bunlar fibula-mn üstüne ya lehimle tutturulmuş ya da kabartma olarak işlenmişti. Antik Çağda fibulanın çok yaygın bir kullanım alanı ™İ’U ,ran da bulunmuş İÖ. 7. yüzyıla ait bir fıbula insan eli biçimindeki iki parçayla tutturuluyor ve üstünde sırt sırta iki aslan fıguru taşıyordu. Etrüskler de fibulayı çok kullanmışlardı; onların fibulalanmn bazısı çok buyuk olur, üstünde özenle işlenmiş kabartma hayvan dizileri bulunurdu. Romalıların fethettikleri ülkelerde de yaygınlaşan nbuladan gittikçe daha karmaşık broşlar yapıldı. Çengellıiğne benzeri Roma fibulası ortaçağda ortadan kalktı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*