Fragonard, Jean-Honore

Fragonard, Jean-Honore

Fragonard, Jean-Honore

(d. 5 Nisan 1732, Grasse – ö. 22 Ağustos 1806, Paris, Fransa), rokoko dönemi ressamı. Zarif bir hazcılık içeren yapıtlarıyla tanınmıştır.
Jean-Baptiste-SimĞon Chardin’in yanında sağlam bir resim tekniği edindikten sonra François Boucher’nin atölyesine kabul edildi (y. 1748). Fragonard burada eğitimini tamamladıktan (1752) sonra Roma Ödülü yarışmasına hazırlanmak üzere beş yıl Kraliyet Yetenekli Öğrenciler Okulu’nda XV. Louis’nin saray ressamı Carle van Loo’nun (1705-65) yanında çalıştı. Ödül olarak verilen bursu kazandı ve eğitimini Fransız Akademisi’nde sürdürmek üzere 1756’da Roma’ya gitti.
Akademide, başta Romalı barok dönem ressamların yapıtları olmak üzere, pek
“Salıncak”, Jean-Honoré Fragonard’ın bir yağlıboya çalışmasından ayrıntı, y. 1766; Wallace Koleksiyonu, Londra
Wallace Collection, Londra
çok resmi kopya etti; arkadaşı Hubert Robert ile birlikte Roma kırlarından taslaklar yaptı. 1759’da bursu bittikten sonra zengin bir amatör sanatçı olan Abbé de Saint-Non’un desteğiyle iki yıl daha İtalya’ da kaldı, Robert’le birlikte ülkede dolaşarak çeşitli ressamların yapıtlarını, Roma mimarlığı kalıntılarını inceledi, manzara taslakları çizdi. Bu taslakların bir bölümünü daha sonra tümüyle resme dönüştürdü, bir bölümünü de kır resimlerinde fon olarak kullandı. Geriye kalanları ise Abbé de Saint-Non oymabaskıya dönüştürerek, yazdığı Voyage pittoresque…de Naples et de
Sicile (1781-86; Pitoresk Gezi…Napoli vs Sicilya) adlı yapıtında yayımladı.
1761’de Paris’e dönen Fragonard, dört yı sonra birkaç manzarasıyla “Koresos’un Kal lirhoe’yi Korumak İçin Kendini Feda Edişi’ (Louvre Müzesi, Paris) adlı büyük boyutlı tablosunu sergiledi. Bu tablo kral tarafın dan satın alındı. Bu resmin bir eşini yap: makla görevlendirilen ve kendisine Louvri Sarayı’nda bir atölye verilen Fragonard akademiye de üye kabul edildi. Fragonarc 1767’den sonra resmî salonlarda hemen hi< sergi açmadı; daha çok 17. yüzyıl Felemenk ressamı Jacob van Ruisdael tarzında manza ralar ve portreler, Boucher tarzında, ami ondan daha akıcı, yarı erotik fête galante’lai (bak. fête champetre) yaptı. Rembrandt Rubens, Hals ve Venedikli çağdaşı G. B Tiepolo’ya duyduğu hayranlık, 1760-67 arasında yaptığı sanılan bir dizi yaşlı adan portresinde açıkça görülüyordu. Bu resimleri y. 1765-72 arasında, modelin yüz ifade; sinden çok, üstündeki fantastik giysiler: vurguladığı (“İspanyol Giysileri İçinde Ab bé de Saint-Non”; Modern Sanat Müzesi, Barselona) bir dizi portre izledi.
1772-73 yıllarında Felemenk’e yaptığı biı gezide Rembrandt ve Hals’a karşı daha d£ büyüyen hayranlığı sonraki yıllarda portre? lerine yansıdı. 1773-74 yıllarında gene şiirli manzaralar çizdiği ikinci bir İtalya gezisinden dönüşünde 14 yaşındaki baldızına âşık oldu. Bu olay ilgisinin yeni bir konuya yönelmesine yol açtı; Rousseau’nun ahlak felsefesinden ya da romantik romanlardan yola çıkarak aile sahnelerini (“Mutlu Aile”; y. 1773-76, Metropolitan Sanat Müzesi, New York) ve çocuk terbiyesini konu alaıi resimler (“Kadın Öğretmen”, y. 1777-78, Wallace Koleksiyonu, Londra) yaptı.
Fragonard sonunda, Fransız Devrimi öncesinde yeni-klasik konulara yöneldi, pek akıcı olmayan bir yeni-klasik üslupla resimler yaptı (“Aşk Çeşmesi”, 1785, Wallace Koleksiyonu, Londra). Ama sanatı, devrim öncesinin sanatıydı, devrim sırasında kabul görmedi ve gözden düştü; önce Grasse’« çekildi, ama 1791’de Paris’e geri döndü! Yeni-klasik akımın önde gelen ressamı Jacques-Louis David ona Müze Komisyo-nu’nda bir görev verilmesini sağladıysa da Fragonard 1797’de bu işi de kaybetti; Ömrünün bundan sonrasını bir kenarda unutulmuş olarak geçirdi. Ölümü bir yanki uyandırmadığı gibi, yapıtları da 1850’ye değin ilgi görmedi.
Fragonard, Watteau ile birlikte şiirsellikten uzak 18. yüzyıl Fransa’sının iki büyük şiirsel ressamından biri sayılmıştır. Olağan; üstü verimli bir sanatçı olarak 550’den fazla resim, birkaç bin çizim (yüzlercesinir kayıp olduğu bilinmektedir) ve 35 tane aside yedirme baskı yapmıştır. Temelde Rubens’inkinden kaynaklanan hızlı, hareketli ve akıcı bir üslubu, hiçbir zamar çağdaşlarının çoğunda görüldüğü gibi sıkışık ve çok süslü olmamıştır.
Ürün verdiği dönemin büyük bölümünde yeni-klasik akımın geçerliliğini sürdürmesi ne karşın, Fragonard, Fransız Devrimi’nder kısa bir süre önceye değin rokoko üslubunda çalışmaktan vazgeçmemiştir. Resimlerin den yalnızca beş tanesinde tarih vardır; am! öbür resimlerinin yapılış tarihleri, sıralan, başka belgelere dayanılarak oldukça doğrt biçimde saptanabilmektedir.
ÖBÜR ÖNEMLİ YAPITLARI. “Kör Adamın Pal tosu” (y. 1748-52, Toledo Sanat Müzesi, Ohio) “Tahteravalli” (y. 1750, Thyssen-Bomemisza Kolek siyonu, Castagnola, İsviçre), “Sığır Çobanb Manza ra” (y. 1760-65, Detroit Sanat Enstitüsü), “Çamaşırc Kadın” (y. 1761-65, Picardie Müzesi, Amiens), “Est( Villası Bahçeleri” (y. 1761-65, Wallace Koleksiyonu
doIi ve
.dört yıl |un Kal-ıa Edişi” ; boyutlu ıtarafın-■ni yap-İLouvre sfeonard, ııgonard ııen hiç lemenk manza-■ja, ama ¿¡«ie’lar brandt, G. B. ¡{■67 ara-I adam ¡1 resim-?;ifade-.■iysileri :jde Ab-vluzesi,
‘¡tığı bir 4aha da ■portrece, şiirli i^ezısin-ina âşık konuya -s ahlak ‘lardan Aile”, .¿Tüzesi, ¡u alan 777-78, ;iii. mi ön-iji, pek resim-İjVallace ;üevrim kabul rasse’e Jöndü. Ressamı ■ınisyo-■ysa da ybetti. ¡¡narda yankı SSO’ye
ı sellik-,büyük ‘lağan-îŞO’den /esinin 😉 tane ■melde hare-/aman ¡{sıkışık
nünde jimesi-ı’nden ııbun-nlerin-r; ama raları, iî doğru
■ in Pal-tfOhio), İColek-fîManza-ımaşırcı ‘ “Este ijsiyonu,
Londra), “Aşk Düşü” (y. 1761-65, Louvre Müzesi, Paris), “Bir Adamın Portresi” (y. 1763-65, André Meyer Koleksiyonu, New York), “Rinaldo Armida Bahçeleri’nde” (y. 1765, özel koleksiyon, Paris), “Yıkanan Kadınlar” (y. 1765, Louvre Müzesi, Paris), “Yararsız Direnme” (y. 1765-72, Ulusal Müze, Stockholm), “Salıncak” (y. 1766, Wallace Koleksiyonu, Londra), “Müzik” (y. 1769, Louvre Müzesi, Paris), “Müzik Dersi” (y. 1770, Louvre Müzesi, Paris), “Köpekli Kadın Portresi” (y. 1770, Metropolitan Sanat Müzesi, New York), “Çamaşırcı Kadınlar” (y. 1774, Kent Sanat Müzesi, St. Louis), “Okuyan Genç Kız” (y. 1775, Ulusal Sanat Galerisi, Washington, D.C.).
fraktal, matematikte, çoğunlukla kendine benzeme özelliği gösteren karmaşık geometrik şekillerin ortak adı. Fraktallar, klasik, yani Eukleidesçi geometrideki kare, daire, küre gibi basit şekillerden çok farklıdır. Bunlar, doğadaki, Eukleidesçi geometri aracılığıyla tanımlanamayacak pek çok uzamsal açıdan düzensiz olguyu ve düzensiz biçimli cismi tanımlama yeteneğine sahiptir. Fraktal terimi, “parçalanmış” ya da “kırılmış” anlamına gelen Latince frac-tus sözcüğünden türetilmiştir. İlk olarak 1975’te Polonya asıllı matematikçi Benoit
B. Mandelbrot tarafından ortaya atılan fraktal kavramı, yalnızca matematik değil, fiziksel kimya, fizyoloji ve akışkanlar mekaniği gibi değişik alanlar üzerinde önemli etkiler yaratan yeni bir geometri sisteminin doğmasına yol açmıştır.
Tüm fraktallar kendine benzer ya da en azından tümüyle kendine benzer olmamakla birlikte, çoğu bu özelliği taşır. Kendine benzer bir cisimde cismi oluşturan parçalar ya da bileşenler cismin bütününe benzer. Düzensiz ayrıntılar ya da desenler giderek küçülen ölçeklerde yinelenir ve tümüyle soyut nesnelerde sonsuza değin sürebilir; öyle ki, her parçanın her bir parçası, büyütüldüğünde, gene cismin Bütününe benzer. Bu fraktal olgusu, kar tanesi ve ağaç kabuğunda kolayca gözlenebilir. Bu tip tüm doğal fraktallar ile matematiksel olarak kendine benzer olan bazıları, stokastiktir, yani rasgeledir; bu nedenle ancak istatistiksel olarak ölçeklenirler. Fraktal cisimler, düzensiz biçimli olduklarından ötürü Eukleidesçi şekillerin ötelenme bakışımına sahip değildirler. (Ötelenme bakışımına sahip bir cisim kendi çevresinde döndürüldüğünde görünümü aynı kalır.)
Fraktallann bir başka önemli özelliği de, fraktal boyut olarak adlandırılan bir matematiksel parametredir. Bu, cisim ne kadar büyütülürse büyütülsün ya da bakış açısı ne kadar değiştirilirse değiştirilsin, hep aynı kalan fraktallann bir özelliğidir. Eukleidesçi boyutun tersine fraktal boyut, genellikle tamsayı olmayan bir sayıyla, yani bir kesirle ifade edilir. Fraktal boyut, bir fraktal eğri yardımıyla anlaşılabilir. Öluşturulmasının her aşamasında bu tip bir eğrinin çevre uzunluğu 4/3 oranında büyür. Fraktal boyut (D), 4’e eşit olabilmesi için 3’ün alınması gereken kuvvetini gösterir; yani, 3D = 4. Bu bakımdan fraktal eğriyi niteleyen boyut logVlog3 ya da kabaca 1,26’dır. Fraktal boyut, Eukleidesçi olmayan belirli bir biçimin karmaşıklığını ve şekil nüanslarını açığa çıkarır.
Kendine benzerlik ve tamsayı olmayan boyutluluk kavramlarıyla birlikte fraktal geometri, istatistiksel mekanikte, özellikle görünürde rasgele özelliklerden oluşan fiziksel sistemlerin incelenmesinde giderek daha yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır. Örneğin, gökada kümelerinin evrendeki dağılımının saptanmasında ve akışkan bur-gaçlanmalanna ilişkin problemlerin çözülmesinde fraktal benzetimlerden (simülas-yon) yararlanılmaktadır. Fraktal geometri
bilgisayar grafiklerinde de yararlı olmaktadır. Fraktal algoritma ise, engebeli dağlık araziler ya da ağaçların karışık dal sistemleri gibi karmaşık, çok düzensiz doğal cisimlerin gerçektekine benzer görüntülerinin oluşturulabilmesini olanaklı kılmıştır.
Fraktin Anıtı, Kayseri ilinin Develi ilçesine bağlı Gümüşören köyünde bulunan Hitit dönemine ait kaya kabartması.
Kabartma Hitit kralı III. Hattuşili ile (hd İÖ 1275-1250) karısı Kraliçe Puduhepa’nın betimlendiği iki ayrı sahneden oluşur. Soldaki sahnede bir sunak ve sunağın iki yanında ayakta duran kısa eteklikli ve sivri külahlı iki figür yer alır. Kabartmadaki hiyerogliflerden sağdaki figürün III. Hattuşili, soldaki figürün fırtına tanrısı olduğu anlaşılır.
Sağdaki sahnede Tanrıça Hepat tahtta oturmakta ve elinde bir kadeh tutmaktadır. Ayakta duran Kraliçe Puduhepa, ucu kalkık ayakkabıları ve bütünüyle kapalı, ayrıntıları belirsiz rahibe giysisi içinde tanrıçaya içki sunarken gösterilmiştir. Bu sahne, adı bilinen bir kraliçenin Tanrıça Hepat’a içki sunarken betimlendiği tek arkeolojik belgedir.
Fraktin Anıtı ile gene aynı dönemden kalan İmamkulu, Taşçıkaya gibi anıtlar, Hitit uygarlığının izlerini taşıyan ve dönemin sanatını yansıtan önemli kaya kabartmalarıdır. Fraktin Anıtı, Muvatalli dönemine (İÖ 1315-1282) tarihlenen bazı mühürler ve Sirkeli kabartmasından sonra, Hitit sanatının tarihlenebilen en eski yapıtıdır.
frambezi, frambezya olarak da bilinir, Güney Amerika Yerlilerinin dilinde pîan, dünyanın her yerindeki nemli tropik bölgelerde görülen bulaşıcı hastalık. Frambezinin etkeni, frengiye yol açan Treponema palli-dum’a ayırt edilmeyecek kadar benzeyen Treponema pertenue türünden spiroket bakterileridir. Bazı frengi uzmanlan frambezi-yi, tropik bölgelerin kırsal kesimlerine özgü bir frengi tipi olarak kabul ederlerse de, frambezi cinsel birleşmeyle bulaşan (zührevi) bir hastahk değildir ve iyileşme döneminden sonra frengideki kadar çok ve yaygın komplikasyona yol açmaz. Bununla birlikte, frengi tanısı koymaya yarayan Wassermann ve Kahn testi frambezide de genellikle pozitif sonuç verir ve iki hastalık arasında bir dereceye kadar çapraz bağışıklık görülür. Yaralardan sızan akıntılardaki frambezi spiroketleri sağlıklı kişilere doğrudan temas yoluyla (derideki çatlaklardan), mikroplu giysilerle ya da yaraya konan sineklerle bulaşır. Daha çok küçük çocuklarda görülen hastalık, sonraki enfeksiyonlara karşı büyük ölçüde bağışıklık kazandırır.
Frambezinin başlıca üç evresi vardır. Önce deride, spiroketlerin vücuda girdiği yerde sivilce gibi bir kabarcık oluşur; ardından, karnabahan ya da çileği andıran çok sayıda çıbanımsı döküntü belirir; daha sonra da, bazı olgularda, deri, mukoza ve kemik dokusu yıkıma uğrar. İlk evredeki frambezi yarası, üstderinin kalınlaşmasıyla oluşmuş, siğile benzer sertçe bir kabartıdır; zamanla lifsi bağdokuyla kaplanan bu yara çatlayarak açılır, kolayca kanar ve serumsu bir sıvı sızdınr.
Bu yaranın kabuk tutarak iyileşmesi bir ay, bazen daha uzun sürer; bu arada ağız, burun, anüs gibi deri ile mukozaların birleştiği yerlerde ya da kasık, boyun, kol, bacak ve kalçalarda benzer döküntüler görülür. Gerek birinci, gerek ikinci evrede derideki döküntü ve yaraların tümü sarımsı kırmızı renkte, çilek ya da ahududu görünümündedir; hastahk, ahududu anlamındaki Fransızca framboise sözcüğünden türetilen adını da
341 Franca
buradan almıştır. Genellikle deri üstünde yara izleri bırakarak iyileşen hastahk, bazen burunda, uzun kemiklerde, ender olarak da dalak, beyin ve büyük kan damarlarında kalıcı yapı bozukluklanna yol açan üçüncü bir evreye girer.
Frambezinin ilk iki evresinde spiroketleri kısa sürede öldüren penisilin tedavisi etkilidir; ücüncü evrede ise bizmut subsalisilatlı oksofenarzin kullanılır. Hastalıktan korunmak için alınabilecek önlemler, hastalann sağlıklı kişilerden ayn tutulması ve zaman geçirmeden tedavi edilmesi, kişi ve çevre temizliğine özen gösterilmesidir. Bulaşmayı önlemek için deri ve mukozalardaki çatlak ve yaraları uygun antiseptiklerle temizlemek, pansuman yapmak, yaralara değen bütün giysileri sterilize etmek ya da yakmak gerekir.
framhuaz bak. ahududu
Frame, Janet, tam adı janet paterson frame clutha (d. 28 Ağustos 1924, Dunedin, Yeni Zelanda), Yeni Zelanda’nın önde gelen romancı, öykücü ve şairi.
Yoksul düşmüş bir demiryolu makinistinin kızıydı. Yeni Zelanda’da öğrenim gördü. Gençlik yıllarında çektiği yoksulluk, iki kız kardeşinin ölümü ve birkaç kez akıl hastanesinde yatması yazarlığa yönelmesine yol açan başlıca olaylardı. Hastanede yattığı sıralarda büyük bir hevesle edebiyat klasiklerini okudu; sonra da yazmaya başladı. The Lagoon (1951; Lagün) adlı ilk kitabı normal bir dünyaya uygun olmadıklarını düşünen insanların güvensizlik ve yahtıl-mışlık duygularını dile getiren bir öykület derlemesiydi. Owls Do Cry (1957; Baykuşlar Ağlar) adlı deneysel romanında The Lagoon’daki temayı geliştirdi; şiirle düzyazıyı birlikte kullanarak alışılmış bir olay örgüsüne yer vermeden bireyin değerini ve deli olmakla olmamak arasındaki belirsiz sınırı araştırdı. Romanlarının hepsinde akıl-dışıyla ve delilikle uzlaşmayı reddettiği için bütünlükten yoksun kalan bir toplumu betimledi.
Öteki yapıtlan arasında Faces in the Watei (1961; Sudaki Yüzler), The Edge of tht Alphabet (1962), Snowman, Snowman: Fables and Fantasies (1963; Kardan Adam Kardan Adam: Fabllar ve Fanteziler), Thi Reservoir: Stories and Sketches (1963; Depo: Öyküler ve Taslaklar), Scented Gar dem for the Blind (1963; Körler İçin Kokulv Bahçeler), The Adaptable Man (1965 Uyumlu Adam), Intensive Care (1970; Yoğun Bakım), Daughter Buffalo (1972; Kı; Buffalo) ve Living in the Maniototo (1979 Moniototo’da Yaşamak) sayılabilir. To tht Is-land (1982; A-daya) adıyla yayımladığ anılannın birinci cildinde çocukluğu ve gençliği anlatılmıştır. Frame 1984’te An Angel at My Table (Masamda Bir Melek) adlı anı kitabını yayımlamıştır.
Franca, Brezilya’da, Sâo Paulo eyaletimi kuzeydoğusunda kent. Dağlık bir kesimdi deniz düzeyinden 1.010 m yüksekte yer alır Vila Franca del Rei ve Vila Franca d( Imperador gibi adlarla anılan eski yerleşme 1824’te kasaba statüsü kazandı, 1856’da di belediye merkezi oldu. Brezilya’daki eı büyük şeker rafinerilerinden birinin bulun duğu kentin yöresinde kahve, pirinç, pa muk ve feijâo (fasulye) yetiştirilir.
Başlıca sanayi ürünleri mobilya, ayakkabı motorlu araçlar, kimyasal maddeler ve ilaç tır. 380 km güneydeki Sâo Paulo kenti ili Sâo Paulo ve komşu Minas Gerais eyaletle rinin öteki merkezlerine kara ve demi
Â-
France, Anatole 342
yoluyla bağlanır. Ayrıca bir havaalanı vardır. Nüfus (1980) 143.630.
France, Anatole, asıl adı jacques ana-tole-françois thibault (d. 16 Nisan 1844, Paris – ö. 12 Ekim 1924, Saint-Cyr-sur-Loire, Fransa), kendi döneminde ideal Fransız edebiyatçısı sayılan yazar. Aynı zamanda alaycı, şüpheci ve uygarca eleştiri yazılarıyla da tanınır. 1896’da Académie Française’e seçilmiş ve 1921’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü almıştır.
Bir kitapçının oğluydu; yaşamının büyük bölümünü kitaplar arasında geçirdi. Okulda da sağlam bir hümanist kültürle yetişti ve yaşamım edebiyata adamaya karar verdi. İlk şiirlerinde klasik gelenekteki Pamasçı canlanışın izleri görülür. Pek özgün olmamakla birlikte bu şiirleri, toplumsal kuramlara karşı alaycı bir tutum takman duyarlı bir üslupçuyu ortaya koyar.
France’ın şüpheciliği, daha ilk öykülerinde açıkça görülür: Le Crime de Sylvestre Bonnard (1881; Sylvestre Bonnard’in Cürmü, 1939), kitaplarına âşık olan ve gündelik yaşam karşısında şaşkınlaşan bir filologu anlatır; La Rôtisserie de la Reine Pédauque’ ta (1893; La Reine Pédauque Kebapçısı, 1945), gizli güçlere olan inançlarla inceden inceye dalga geçilir; Les Opinions de Jérôme Coignard (1893; Jérôme Coignard’m Düşünceleri) ise, keskin bir zekâsı olan alaycı bir eleştirmenin gözüyle büyük devlet kuramlarının incelenmesidir. Antole France’ m çalkantılı bir özel yaşamı vardı. 1877’de Marie-Valérie Guérin de Sauville ile yaptığı evlilik, 1893’te boşanmayla sona
Anatole France
H Roger-Viollet
erdi. 1888’de tanıştığı Madame Arman de Caillavet ile ilişkisi iki romanına esin kaynağı oldu: Eski Mısır’da geçen ve azizelik mertebesine yükselen bir kibar fahişeyi konu alan Thai’s (1890; Thais, 1937, 1985) ile o dönemin Floransa’sında geçen Le Lys rouge (1894; Kırmızı Zambak, 1936, 1984) adlı aşk öyküsü.
1897-1901 arasında L’Histoire contempo-raine (Çağdaş Tarih) başlığıyla yayımlanan dört kitabıyla birlikte, France’ın yapıtlarında önemli bir değişiklik görülmeye başladı. İlk üç cildi oluşturan L’Orme du mail (1897; Gezinti Yolu), Le Mannequin d’osier’de (1897; Saz Sepet) ve L’Anneau d’ame-thyste’te (1899; Ametist Yüzük) bir taşra kasabasındaki entrikalar anlatılır. Monsieur Bergeret â Paris (1901; Bay Bergeret Paris’ te, 1973) adım taşıyan dördüncü cilt ise önceleri kendini siyasal mücadelelerden uzak tutan roman kahramanının Dreyfus Olayı’na katılmasını konu alır. Yapıt, bir
salon düşünürü ve yaşamdan kopuk bir gözlemci olmaktan vazgeçerek Dreyfus’ü tam anlamıyla desteklemeye karar veren Anatole France’ın kendi öyküsüdür. 1900’den sonra France, birçok yapıtında toplumsal konulardaki düşüncelerini yansıttı. İlk kısa öykülerinden biri olan ve kendisinin tiyatroya uyarladığı Crainquebille (1903) adlı üç perdelik komedi, küçük bir esnafın yaptığı haksızlıkları anlatırken, France’ı sonunda sosyalizmi benimsemeye götüren burjuva düşmanlığını da yansıtır. Yaşamının son dönemlerinde France komünizme yakınlık duymaya başladı. Bununla birlikte, Les Dieux ont soif ( 1912; Allahlar Susamışlardı, 1937, 1985/Tanrılar Susamışlardı, 1982) ve L’Ile des Pingouins (1908; Penguenler Adası, 1958, 1973) adlı yapıtlarında bireyleri kardeşçe yaşayan bir toplumun gerçekleşeceğine olan inancının zayıfladığı görülür. I. Dünya Savaşı’nm başlamasıyla karamsarlığı daha da güçlenen France çocukluk anılarında avuntu aramıştır. Le Petit Pierre (1918; Küçük Pierre) ile La Vie en fleur (1922; Çiçeklenen Yaşam) adlı yapıtları Le Livre de mon ami (1885; Dostumun Kitabı, 1967) ile başlayan çevrimi tamamlar.
Yapıtlarındaki olay örgüsünün zayıf olduğu gerekçesiyle eleştirilen France’m canlı ve yaratıcı bir düş gücünden yoksun olduğu da öne sürülmüştür. Bununla birlikte, yapıtlarında ortaya koyduğu derin bilgisi, ince nükteleri ve alaycılığı, toplumsal adalet tutkusu ve berrak üslubuyla Denis Diderot ve Voltaire geleneğinin mirasçısı sayılır. France’ın Türkçede yayımlanan öteki yapıtları Beyaz Taş Üzerinde (1936), Les Sept Femmes de la Barbe-Bleue (1909; Mavi Sakalın Yedi Karısı, 1938), Komik Hikâye (1939), Le Jardin d’Épicure (1894; Epikür’ ün Bahçesi, 1947), La Vie littéraire (1888-92, 4 cilt; Edebiyat Hayatı. Seçmeler, 1956), La Comédie de celui qui épousa une femme muette (Dilsiz Kadınla Evlenenin Güldürüsü, 1964) ve İhtilâlin Çocukları’dır (1975).
France-Soir, Paris’in en büyük bağımsız günlük gazetelerinden biri. II. Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki Paris’te yeraltı gazetesi olarak çıkmaya başladı. Savaş sonrasında geniş kitlelere seslenme olanağı bulan France-Soir zamanla yalnızca Fransa’nın değil, bütün Avrupa’nın da en çok satan gazeteleri arasına girdi. Siyasal gelişmelere derinlemesine eğilen makale ve araştırmalardan çok, merak ve heyecan uyandıran haberler vererek okurları kendisine çekti. Bu yaklaşımı France-Soir’ın daha çok işçi okurlar arasında benimsenmesini sağladı. Haber toplama ve vermede atak ve yaratıcı olan gazete canlı, göz alıç; başlıklar ve çok sayıda resim kullanır. 1969’da Ay’a ilk kez ayak basan astronotların öykülerinin bütün yayın haklannı satın alması bu ataklığının iyi bir örneğidir. II. Dünya Savaşı sonrasında çoğu Fransız gazetesinde olduğu gibi, France-Soir’m da yazı kadrosu gazetenin ortaklan arasına katılmıştır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*