FLAUBERT

Gustave (1821-1880). Dünyaca
ünlü Madame Bovary romanının yazan, Fransızlar’ın
en tanınmış romancılarından olan
Gustave Flaubert, doğduğu Rouen’de mutlu
bir çocukluk dönemi yaşadı. Ailesinin sevgi
dolu ortamında yaşadığı günleri, daha sonra
sıkıntı dolu günlerinde hep andı. Edebiyat
alanındaki ilk denemelerini Rouen Lisesi’ndeki
okul gazetesinde ve Le Colibri (“ Sinek
Kuşu” ) adlı küçük bir dergide yaptı. Yazmaktan
başka b ir şeye yeteneği olmadığına o
yıllarda karar verdi. 15 yaşındayken tanıştığı ve tutkulu bir aşkla bağlandığı, kendisinden
10 yaş büyük ve evli bir kadın, yaşamında çok
önemli etkiler, izler bıraktı. B ir delikanlının
gönül eğitimi olarak nitelendirdiği bu aşk
onun birçok romanına yansıdı. Gönül ki
Yetişmekte ve Bir Delikanlının Hikâyesi
(l’Education Sentimentale; 1869) adlarıyla dilimize
de çevrilmiş olan romanı tümüyle benzeri
bir aşkı konu alır.
Flaubert, 1840’ta Paris’e gidip Hukuk Fakültesi’ne
girdi. Ama yaşamı boyunca çekeceği
sinir rahatsızlığı okumasına engel oldu. Bir
arkadaşıyla dünyayı ve yaşamı tanımak için
çıktığı yolculukta, çeşitli aralıklarla Avrupa,
Mısır, Türkiye, Cezayir ve Tunus’u dolaştı.
Bol bol düşünme fırsatı bulduğu bu gezilerinde
sanat ile aşk arasında bir seçim yapması
gerektiğine inanarak, kendisinin ve insanın
tek kurtuluş yolunun sanat olduğu sonucuna
vardı. Kendisini tümüyle romanlarına adamak
amacıyla yerleştiği Rouen yakınlarındaki
Croisset’ten pek ayrılmadı. Birçok büyük
romana imzasını atan yazarın öldüğünde son
romanı henüz bitmemişti.
Flaubert, ilk romanı Madame Bovary’y’ı
1857’de yayımladığında henüz 36 yaşındaydı
ve onu çok az kimse tanıyordu. Bu romanıyla
birden büyük bir üne kavuştu, tartışmalara
yol açtı. Roman, köylü kökenli, manastırda
rahibeler tarafından iyi yetiştirilmiş taşralı bir
kızın yaşamını anlatıyordu. Geleceği konusunda
büyük umutlar besleyen, tutkulu isteklerle
dolu Emma Bovary, sıkıcı kasaba yaşamında,
sıradan bir adam olan kocasında
bulamadığı mutluluğu, başka erkeklerde arar.
Ama bu serüvenleri de düşkırıklığı ile sonuçlanır.
Emma, umutsuzluk içinde intihar eder.
Flaubert, bu denli sıradan bir öyküyü öylesine
güzel ve ustaca işlemişti ki yapıt günümüzde
de dünyanın en iyi romanları arasında sayılmaktadır.
Yazar, Emma Bovary’nin yaşamı
çevresinde taşralıların sınırlı, tekdüze dünyasını
bütün açıklığıyla ortaya koyar; kahramanlarının
ruhsal çalkantılarını derinliğine
betimler. Bu roman hükümetçe dine ve ahlaka
aykırı bulunarak mahkemeye verildi. Y a rgılama
sonucu aklandı. Bu dava, yazarların
gerçeği olduğu gibi yazmaya haklarının olduğu
düşüncesinin de bir zaferi oldu. Flaubert’in
ikinci romanı, üzerinde 10 yıl çalıştığı, yazmak için Kuzey A frik a ’da araştırmalar yaptığı
Salambo (Salammbô; 1862), Roma imparatorluğu
döneminde tarihsel olaylar içinde bir
aşkı konu alır.
Flaubert’in bir başka ünlü yapıtı da Ermiş
Antonius ve Şeytan (la Tentation de Saint
Antoine; 1874) adıyla dilimize çevrildi.Bu yapıtta İS 4. yüzyılda bir rahibin yaşamı
çevresinde din ve felsefe konuları tartışılır.
Flaubert bütün yapıtlarında insan ruhunun
derinliklerine inmeye çalışır. Yazar olarak
kişiliğinin yapıtlarına yansımasını ister ama
bunu belli etmemeye de özen gösterir. Yapıtlarını
kaleme alırken her cümlesini özenle
kurar, renkli, canlı, uyumlu bir anlatım sağlar.
Bu özellikleriyle günümüzde de sevilerek
okunan yazarın Trois contes (1877) adlı yapıtı
da dilimize Üç Hikâye ve Saf Bir Kalp adıyla ayrı ayrı çevirilmiştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)