Ficino, Marsilio

Ficino, Marsilio

Ficino, Marsilio

 

(d. 19 Ekim 1433, Figli-ne, Floransa Cumhuriyeti – ö. 1 Ekim 1499, Careggi, Floransa yakınlan), İtalyan filozof, ilahiyatçı ve dilbilgini. Platon ve öteki
Ficino, tunç madalyon, y. 1499;
Ulusal Sanat Galerisi, Washington, D.C.
National Gallery of Art, Washington, D C
Eski Yunan yazarlarından yaptığı çeviri ve yorumlar, iki yüzyıl boyunca Avrupa düşüncesini etkileyen Floransa Platonculu-ğuna yol açmıştır.
Latin dili ve edebiyatı eğitiminin ardından Floransa’da Aristotelesçi felsefe ve tıp eğitimi gördü. Hippolu Augustinus (5. yy) ve ortaçağın önde gelen skolastik filozofu Aquino’lu Tommaso gibi Batılı yazarlann Latince çevirilerinden Platon’un ve Yeni-Platonculann yapıtlannı okudu. Daha sonra özgün metinleri okuyup yorumlamak amacıyla Yunanca öğrenmeye başladı. Geri kalan ömrünü, Platon’un ve sonraki Platon-cu filozofların yapıtlarını çevirmeye ve yorumlamaya adadı; Platonculuğu Hıristiyan ilahiyatı ile bütünleştirmeye çalıştı. Floransa’nın kültürel etkinlikleri destekleyen yöneticisi Cosimo de’ Medici ve ardılla-nndan destek gören Ficino, Platoncu düşünceyi yaydı; 1462’de de Floransa Platon Akademisi’nin başına getirildi. Floransa’nın hemen dışında, Careggi’deki Medici malikânesinde bulunan akademi, Yunan el yaz-malan koleksiyonuyla Avrupa’nın önde gelen kültür merkezlerinden biri haline geldi. Ficino ilk Hıristiyan yazarlarının birçok yapıtını Yunancadan Latinceye çevirdi. Daha sonra Platon’un ve Yeni-Platoncu filozof Plotinus’un yapıtlannın yeni Latince çevirilerini hazırladı. Yaklaşık 1470’te tamamlanan, ama ancak 1484’te basılan bu çeviriler,
Platon’un herhangi bir Batı dilindeki ilk eksiksiz çevirişiydi ve 18. yüzyıla değin de kullanıldı.
Ficino 1473’te papazlığa atandı ve daha sonra Floransa Katedrali’nde görevlendirildi. Koruyucusu Medici ailesinin 1494’te kentten kovulmasından sonra Toscana’nın kırsal bölgelerine çekildi.
Ficino’nun en önemli yorumlan Platon’un De Amora (Sevgi Üstüne) alt başlığını taşıyan Symposion’u (Şölen, 1958, 1972) ve Plotinus’un çeşitli incelemeleri üzerinedir. Başlıca özgün yapıtları ise ruh üzerine felsefi bir araştırma olan Theologia Platónica (1482; Platoncu İlahiyat) ve Liber de Christiana religione’dır (1474; Hıristiyan Dini Üzerine Kitap). Aynca özgün düşüncelerini yansıtan bir mektup derlemesi ile tıp ve astroloji konularında bir dizi incelemeden oluşan De vita libri tres (1489; Yaşam Üzerine Üç Kitap) gibi yazılan da vardır.
Platonculuğu, 15. yüzyılın yoz ve din karşıtı Aristotelesçiliğınden korunmanın bir yolu olarak değerlendiren Ficino, Platon’un felsefesine Rönesans’ın bakış açısını kattı. Platon’un düşüncesini ruhun en soylu ifadelerinden biri olarak gördü ve bunu yalnızca Hıristiyanlığın aşabildiğini ileri sürdü. Pla-ton’daki ve Hıristiyanlıktaki sevgi kavramla-nnın benzerliğine dikkat çekerek insan sevgisinin ve dostluğunun en yüksek biçimini, ruhun Tann’ya olan sevgisi üzerine kurulu bir paylaşma duygusundan kaynaklandığını ileri sürdü. Bu tinsel ya da “Platonik” sevgi kuramı 16. yüzyıldan başlayarak şiir ve edebiyata egemen oldu.
Ficino’nun Platonculuk yorumu daha sonraki Avrupa düşüncesini büyük ölçüde etkiledi. Örneğin daha aşağı hayvanlardan ayrılan insanın dine doğal bir eğilimi olduğuna ve bütün dinlerde bir doğruluk payı bulunduğuna ilişkin öğretisi, Baron Edward Her-bert’in temsil ettiği 17. yüzyılın yaradancı düşüncesinin esin kaynağı oldu. 17. yüzyıl Cambridge Platonculan gibi Fransa ve İtalya’da da benzer hareketler, Ficino’nun Platonculuğu canlandırma girişiminin izlerini taşıyordu.
Fick, August (d. 5 Mayıs 1833, Petersha-gen, Prusya – ö. 24 Mart 1916, Hildesheim, Almanya), Hint-Avrupa dilleriyle ilgili etimolojik araştırmalara öncülük eden Alman dilbilimci. Hint-Avrupa dillerinin ortak sözcük dağarcığı üzerine ilk kapsamlı çalışmayı yapmış, bu dillere kaynak oluşturan ilkör-neği saptamaya çalışmıştır.
Hint-Avrupa dillerinin türemiş olduğu, Tarihöncesi dönemlere ait bir kök dili yeniden kurma çalışmalanna, ilk basımı 1868’de yapılan en önemli yapıtıyla başladı. Sonradan Vergleichendes Wörterbuch der indogermanischen Sprachen (Karşılaştırmalı Hint-Avrupa Dilleri Sözlüğü) başlığını alan bu yapıtında, yazıya geçmiş eski dillerin sözcük dağarcığı bakımından gösterdiği benzerlikleri vurguladı. Die griechischen Personennamen nach ihrer Bildung erklärt… (1874; Oluşumları Açısından Yunanca Özel Adlar…) adlı yapıtında ise Yunancadaki adlar ile Latince dışındaki Hint-Avrupa dillerindeki adların oluşumları arasındaki benzerlikleri gösterdi. Buradan yola çıkarak Yunan, Hindu, İran, Kelt, Germen ve öteki önemli Antik Çağ uygarlıklarının güçlü bir aristokrasiye dayanan bir Hint-Avrupa top-lumundan geliştiği varsayımını ortaya attı.
1876’da Göttingen Üniversitesi’nde, 1888-91 arasında da Breslau (bugün Wroclaw) Üniversitesi’nde profesörlük yaptı. Hastalığı yüzünden üniversiteden ayrılmak zorunda kaldıysa da araştırmalarını sürdürdü. Çok sayıda olguyu sistemli bir biçimde ele
193 fidanlık
alan ve açık seçik sünan çalışmaları bir kuşak sonrasında da yararlı olmuş, araştır-malan uzun süre geçerliliğini ve kaynak niteliğini korumuştur.
Ficus, dutgiller (Moraceae) familyasından, 800 kadar ağaç, çalı ya da tırmanıcı bitki türünü içeren cins. Anayurdu Asya’nın doğusundaki tropik bölgelerdir. Bu cinsin üyelerinin çoğu, geniş ve yayılmış kökleri olan yüksek orman ağaçlarıdır; bazıları da süs bitkisi olarak yetiştirilir. Ficus cinsinin • en çok bilinen türü, meyveleri nedeniyle yaygın olarak yetiştirilen incir(*) (Ficus carica) bitkisidir; incir meyvelerinin ortası boş olan etli çiçek tablalarında yüzlerce erkek ve dişi çiçek bulunur.
Başka bitkilerin üstüne tırmanarak aşağıya doğru kökler salan bazı Ficus türlerine de rastlanır; bunlar yumak oluşturan kökleriyle konak bitkiye zarar verebilir. Banyan(*) (F. benghalensis) gibi bazı türler ise giderek genişleyen ve ana gövdeden uzağa yayılan hava kökleri salar; bu kökler, ağaçlann iri taç bölümünü destekleyen yardımcı bir gövde görevini üstlenir. Bir zamanlar önemli bir kauçuk kaynağı olan kauçuk (F. elastica) bitkisi bugün yalnızca süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir. F. sycomorus duta benzer yaprakları, sert odunu ve yenebilen meyveleri olan bir türdür. F. lyrata, F. benjamina ve F. pumila sevilen süs bitkileridir. Hindistan’da kutsal bir ağaç olarak kabul edilen F. religiosa’mn üzerinde yaşayan lak böceğinin salgısından bir çeşit reçine (gomalak) elde edilir.
Fidan Hanı, Bursa’da, Orhan Gazi Camisi yakınında, Koza Hanı’nın hemen kuzeydoğu köşesinde, 15. yüzyılın sonlarında II. Mehmed’in (Fatih’i veziri Mahmud Paşa’ nın (ö. 1474) yaptırdığı han. Kareye yakın dikdörtgen (42 m x 46 m) planlı bir avluyu çevreleye . iki katlı revaklarla, bunlann arkasındaki odalardan oluşur. Odalar alt katta cephelere dik, üst katta paralel beşik tonozlarla; revaklarsa alt katta beşik tonoz, üst katta kubbelerle örtülüdür. Yapının doğu duvarına bitişik ve ortası avlulu olduğu bilinen ahır bölümünün yerine bugün dükkânlar yapılmıştır. Hanın kapısı güney cephesinin ortasında, çarşı tarafındadır. Buradan girilince sağlı sollu iki merdiven üst katla bağlantıyı sağlar. Avlunun ortasında
12 köşeli mermer bir şadırvan havuzu vardır. Bunun köşelerinden yükselen sütunlar fevkani bir mescidi taşır.
Hanın beden duvarları moloz taştandır. Revak ayakları ve kemer yüzleriyse iki sıra tuğla, bir sıra moloz taşla almaşık olarak örülmüştür.
fidanlık, sonradan başka yerlere dikilmek üzere fidan yetiştirilmeye yarayan alan. Karma fidanlıklarda her çeşit fidan yetiştirilirken, belli bir amaca yönelik fidanlıklar, orman fidanlığı, meyve fidanlığı ve süs bitkileri fidanlığı olmak üzere üç ana grupta toplanabilir. Süs bitkileri fidanlığında park-bahçe ağaçları, yol ve aile (iki yanı ağaçlıklı yol) ağaçlan, çit bitkileri ve gül çeşitlerini de kapsayacak biçimde tüm süs bitkilerini-nin fidanları yetiştirilir. Ayrıca Almanya, İngiltere, ABD gibi çeşitli ülkelerde, örneğin yalnızca yaşlı fidan ve ağaç üreten, böylece yeni düzenlenen park ve bahçelerin hemen ağaçlandırılmasını sağlayan özel amaçlı fidanlıklar da vardır.
Bazı fidanlıklar yetiştirilen fidanların kullanım yerine göre adlandınlır (örn. erozyon fidanlığı, karayolları fidanlığı, Noel ağacı fidanlığı), bazılan da yetiştinlen bitki türü-
fidayda 194
nün ya da grubunun adıyla anılır (örn. gül fidanlığı, turunçgil fidanlığı, zeytin fidanlığı). Iklım ya da toprak koşullarına karşı f§ln._du.yarlı oian ve ayrı bir yetiştirme tekniğim gerektiren kavak, okaliptüs gibi bazı türler ıçm ayrı fidanlıkların ya da ayrı bölmelerin açılması zorunludur Özellikle orman fidanlıkları sürekli ve geçici fidanlıklar olarak iki gruba ayrılır. Geçici fidanlıklar, ağaçlandırma alanlarının çevresmde kurulan ve o yörenin gereksini-mmıkarşılayan küçük fidanlıklardır. Bazen bu tur fidanlıklar, doğrudan anaç ağaçların
Sataşır0″1″ diğİ dogal fidanhk özel-
Fıdanlıklarda yalnız tohumdan yetiştirilen bitkilerin ekim yastıkları, seyreltilerek dikildikleri şaşırtma yastıkları ya da her ikisi
nnH6″ Uı!“fa i’5′ Bazen ekim fidanhkla-Î?e r §a§lrtma yastıklarına alınmadan asıl dikim yerlerine taşınır; ama çevre koşullanna dirençli bireyleri yetistir-ÎudurÇln genellikle §a§lrtma yapmak zorun-
Fidanhklann yeri iklim, toprak, yüzey biçimlen denizden yükseklik, ulaşım ve ışgucu gibi etkenler göz önünde bulunduru-•s,eçıl’1r- ,.T?Prak işlendikten sonra, yetiştirilecek turun gereksinimine göre bazen seralar ye gölge çardaklan hazırlanır sulama tesisleri kurulur. Fidanlık bitkileri ya tohumdan ya da özellikle meyve fidanlıklarında olduğu gibi daldırma ve çelikleme yoluyla üretilir. Fidanlık işletmesi ekim dikim, bakım gübreleme, hastalık ve zararlılarla savaş, fidan sökümü, ambalajlama ve
ufraşfr ‘Ç ‘Çe geÇmi§ bir dizi işlemle
1Jsüi’kiye’de. 0rman Genel Müdürlüğü,
■ J^-?nne göre’ sürekli ve geçici toplam 153 fidanlığında 600 milyon fidan üretfp ağaçlandırma alanlanna göndermiştir Res-mı kurumlara bağlı fidanlıklarda üretilen meyve fıdanlannın sayısı 2 milyonu bulur-meyve fidanı üreten özel fidanlık işletmele-
“!”hpfesi ise S°k daha yüksektir. Özellikte Bursa yöresinde yoğunlaşan meyve fıdanhklanndan bazılarının yıllık üretimi birkaç milyon fidan dolayındadır.
yetçı tarafından bir vasiyetnameyle belirlenmesine fıdeı commissum familiaria denirdi
Mn ItSlyetntmerln yerine getirilebilmesi için mirasçı, kendi vasiyetnamesinde o kişiyi ya da kişileri mirasçı yapardı. (Ortaçağ eodal yönetiminde ve aristokraside önemli rol oynayan bu vasiyet biçimi, Fransız Devrimi y e ortadan kaldırıldı.) Bir başka yöntem olan fidei commissum hereditatis vasıyetçının terekenin tamamını ya da te hissesini mirasçıdan başka birisine vasiyet etmesine olanak verirdi. Vasiyetçi fidei cc’mmmum libertatis yoluyla kendi kölesini azat edebilir ya da lehine mal vasiyet ettiği
bilircü*1111 lnin azat edilmesini sağlaya-
fidei defensor (Latincede “inancın savunu-vani ?lr ,§1 Krallık hükümdarının unvanlarından biri. Fransa krallarının taşıdığı Chrıstıamssımus (en inançlı Hıristiyan) unvanına denk düşer, ilk kez 11 Ekim 1521’de fapa X. Leo tarafından, Assertio septem adversus Martinum Luthe-Z \ Martln Luther’e Karşı Yedi
S>av) ad ı kitapçığından dolayı VIII. Henrv’ ye venldı. Hem-y’nin papalıkla arasının bozulması üzerine Papa III. Paulus unvanı geri aldıysa da, 1544’te Parlamento Henry’
Kri\hl h ^ f?nsor ilan etti- Birleşik Tim rlannm günümüzde de
kullandıklan unvanın Fid. Def. biçimindeki kısaltması ya da F. D. harfleri, I. Georse döneminden beri Ingiliz paralarının üzerinde yer almaktadır.
malılann dürüstlüğünü denetlemekti. Jütü
İÖ Âî’t» y?^lnvar ili?kili olan Fide!
ir- Capıtolnım (Capitolino) Tepe-sınde Jupıter’jn tapınağının yanında yap! nlan bir tapınakla onurlandırıldı. Ölümlk İerle tannlar arasındaki güven ve sırrın simgesel ifadesi olarak rahipler, Fictesf kurban sunarken sağ ellerine beyaz bir sari sararlard!. Tanrıça, daha sonraki dönemle! nf ! ,,Pu^llca (Devletin Koruyucusu) an3fîa adlandırıldı ve tapınağına konan antlaşmalarla otekı devlet belgelerinin kol ruyucusu kabul edildi. Aynca devlet için önemim belıtmek amacıyla, Senato toplan! sık sık Fıdes’in tapınağında yapılırdı.
fiducia, Roma hukukunda, üzerinde anlaşmaya varılan sonuç elde edildikten sonra geri verilmek üzere bir malın mülkiyetinin başkasına devredilmesine ilişkin sözleşme. Sıkı bir biçime bağlı olan bu sözleşmelere rehin, ariyet, emanet ve köle azat etme mancası gibi işlemler için başvurulurdu. Malın geri verilmemesi durumunda, mâlı veren taraf actıo fiduciae directa denen bir davd açabilirdi. Mahn) gerj almasına karşın, otekı tarafın malı korumak için yaptığı giderleri ve maldan gördüğü zararları karşılamaması durumunda açılan davaya actio fiduciae contraria denirdi. Tustinianus döneminde bir sözleşme türü olmaktan çıkan
feü. manCa anlaminda varllğ‘nı
fidayda, hüdayda olarak da bilinir, Anka-
na,iIe, yClreMİne ÖZgÜ iki kWIe oynanan ağır ntımlı halk oyunu. Türküsüyle ünlüdür yogu zaman erkeklerce oynanırsa da, dü-6 7® >klna gecelerinde kadınların oynadığı da olur. Oyuna türküyle birlikte
edfraiYfll™§t ■’ ı.tef’, Z1İ gİbi çal8*lar e§lik eder. Yalnız türküyle de oynanabilir.
fide baygınlığı bak. çökerten
fide kök çürüklüğü bak. çökerten
fidei commissum, Roma hukukunda ve bu hukuku temel alan sistemlerde, yasal açıdan bir malı tümüyle ya da istenen ölçüde alması olanaksa bir kişiye sonradan devredilmek koşuluyja, başka bir kişiye, genellikle vasiyet biçiminde yapılan mal bağışı Bu ™ra,sla ilgili kısıtlayıcı hükümlerden kurtulmak için başvurulurdu, ilk imparatorluk döneminde ortaya çıkan [lde\commıssum önceleri bir hukuki yükümlülük yaratmakla birlikte, sonradan
iw»ıeK- i1 usVldf (c°gnitio extra ordinem) özel bir davayla (persecutio fidei commissa-na) izlenen bir sözleşme benzeri olarak kabul edilmeye başladı. Böylece biçim koşullarına bağlı tutulmamış olan bazı mal vasiyetlerim bu yoldan yapma olanağı doğ-I eı commissum’un birçok türü
vardı. Mirasçının ölümünden sonra terekenin tamamının kimlere geçeceğinin ilk vasi-
fideizm (Latincede fides: “inanç”), dinsel inancı doğruluğun sonul ölçütü haline getirerek yücelten ve dinsel doğruları bilme fpkCfln “s“n rolünü en aza indirgeyen İft!?. 8°rU^’ Katl fideistler, dinin temel ılkelennı anlama sürecinde usa hiç yer vermezler. Onlara göre doğruya ve kurtulu-tek yolu körü körüne inanmaktır. Fideistler bu tür bir inancı mistik deneyim, vahiy, insanın öznel gereksinimlere, V£ ?a8dVyu glbl olgulara dayanarak a unurlar. inancın gerçek nesnesinin saçma, us ve olanak dışı, hatta usla doğrudan Çatışma içinde olduğunu ileri sürerler. Bu tur bir yaklaşıma 2. yüzyılda Hıristiyan ilahiyatçı Tertullıanus’un, ortaçağda İngiliz filozof Ockham’lı William’m, 17 yüzyflda Fransız filozof Pıerre Bayle’ın, 18. yüzvıl-da Alman filozof Johann Georg Hamann’ m 19. yüzyılda Danimarkah filozof S0ren Kıerkegaard ın düşüncesinde rastlanır. Yakın zamanlarda da görülen bu tutum çoğu zaman msanın, dünya sorunlarına ussal çozum bulamamasından kaynaklanır Ote yandan ılımlı fideistler Tann’nın varlı-k’i S ilkeleri gibi bazı doğruların usla bilinebileceğim, inancın yeniden bilgilendi-ncı ve aydınlatıcı olduğunu, usun dinsel doğruların araştınlmasında rol oynayabileceğim ya da oynaması gerektiğini öne sürerler. Dinsel doğrular açıklandıktan sonra bazen usun bunları bir ölçüde kavrayabildiğim ya da en azından bunların bir çelişki içermediklerim gösterdiğini, usun hiçbir biçimde kavrayamayacağı, inanca davalı doğruları kabul etmek için de ussal bir temel olduğunu ileri sürerler. Ilımlı fide-ızmde de inanç önde gelir, ama us yadsm-
m-LPrncfnrl -7; yüzyı1 Fransız yazan
Blaıse Pascal, doğal yetilerin dinsel doğrula-
birtf]5^ ıyeterSİu kaldlğlm> ama başka bir bilme yolunun bulunmadığı konularda
iddL et“. akl‘ göstermeye yettiğini
Fıdes, iyi niyet ve dürüstlüğü simgeleyen Roma tannçası. Honos ve Libertas gibi eski Roma tanrılarının çoğu, yüksek ideallerin cısımleşmış haliydi. Fides’in görevi de Ro-
fidye (Arapçada “bedel”), yerine getirile-: meyen bir yükümlülüğün sorumluluğundan kurtulmak için ödenen karşılık ya da tutsak alman ya da rehin tutulan bir kişinin serbest bırakılması için verilen kurtulmalık.
oldnft. b,ukYk“nda fidyenin söz konusu’ olduğu alanlardan bin ibadettir. Kuran oruç tutmaya güç yetiremeyen kişinin tutamadığı her gun karşılığında bir yoksulu doyurmasını buyurur ve bu karşılığı fidye olarak adlandırır (Bakara 184). Ödenecek bu fidye ortalama, bir insanın bir günlük yiyeceğidir. Hac görevini yerine getirirken herhangi bir nedenle saçlarını zamanından once tıraş eden yükümlü de fidye vermek zorundadır (Bakara 196). Bu fidye bir kurban, sadaka (hadise göre altı yoksulu
beTlenmlrif11^ ^ 03 10 gÜ” °rUÇ 0İarak Kuran, savaş tutsaklarının özgürlükleri
i”13″/?3’*3 ya da mah da fidye olarak adlandınr (Muhammed 4). Bu be-
del, düşman elindeki bir Müslüman olabile-cegı gibi başka bir karşılık da olabilir. Hz. Muhammed durum ve koşullara göre değişik uygulamalarda bulunmuş, fidye olarak bazen para, bazen de savaş malzemesi A,™İt.lr,1Şedir Savaş^nd3 alınan tutsaklardan bir bolumu fidye olarak, Müslümanla-nn çocuklarına okuma yazma öğretmişlerdir. Kuran devlet gelirlerinin harcama
ti rnİnî1″1 b?hrlerken’ tutsak düşmüş Müslümanların kurtarılması için ödenecek fidyeden de söz eder.
Deniz ticaret hukukunda, gemi ve yükün düşman ve korsanlardan kurtarılması için ödenen paraya fidye adı verilir. Türk Ticâret Kanunu nun (TTK) 1194. maddesine göre! düşman ya da deniz haydutlarının durdurduğu ya da kaçırdığı bir geminin ve yükün fidye verilerek kurtanlması durumunda re-hınelenn geçim ve kurtarılma giderleriyle ırlıkte verilen fidye de müşterek avarya
den?76 haynlr’ıBuna kar§lllk düşman ya da deniz haydutlarının zor kullanarak aldığı
para ve mallarla geminin bekleme giderleri
muşterele avarya dışında kalır. Fidye para
olabileceği gibi mal da olabilir. TTK’nın
temel kaynağını oluşturan Alman Ticaret
v^ARHh iT a‘an bu düzenleme, İngiliz ve ABD hukukunda benimsenmemiştir. Bu
“ti. Jüpi-Fides, ) Tepe-;
yaptı-)lümlür Şe sırrın % Fides’e «bir sargı ıınemler-«yucusu) i konan ijnin ko-i’let için ftoplan-¡apılırdı.
.’e anlaş-‘jı sonra ¡¿yetinin »zleşme. |melere ■ıt etme |ılurdu. Ş, malı
I^ıen bir karşın, yaptığı ı karşıca actio & döneli çıkan ¿arlığını
:;;etirile-gundan I tutsak Serbest hukuk sistemlerine egemen olan düşünceye göre, gemi adamlarınlh düşmana ve deniz haydutlarına direnerek gemiyi, yükü ye kendilerini korumaları doğal bir yükümlülüktür. Bunda başarılı olamadıkları • için düşmana ya da korsanlara fidye ödenmesi zorunluğu doğmuşsa, müşterek avarya hükümleri uygulanarak fidyenin gemi, yük ve navlun arasında paylaştırılması söz konusu olmaz.
Fiedler, Arthur (d. 17 Aralık 1894, Boston – ö. 10 Temmuz 1979, Brookline, Massachusetts, ABD), Boston Pops Orkestrasını 50 sezon boyunca yöneten şef. Pops Orkestrası ile yaptığı plakların satışı 50 milyonu bulmuştur. Pops Orkestrası, Boston Senfoni Orkestrası’nın başta gelen yo-
Fiedler
Cumhuriyet Gazetesi Arşivi
rumculannın dışındaki üyelerinden oluşur. Başlıca amacı “dinleyiciye iyi vakit geçirtmek” olan Fiedler, bu topluluğa halk ezgilerinden şov müziklerine ve klasik yapıtlara kadar çok çeşitli parçalar çaldırmıştır. 1911-15 arasında Londra’daki Kraliyet Müzik Akademisi’nde keman, piyano ve şeflik öğrenimi gördü. Daha sonra ikinci kemancı olarak Boston Senfoni Orkestrası’ na katıldı. Viyola, çelesta, piyano ve orgda da usta bir yorumcuydu. Pops’un şefliği için yaptığı başvurunun kabul edilmemesi üzerine 1924’te, Arthur Fiedler Sinfonietta adlı topluluğu kurdu; 1929’da Boston’da açık hava Esplanade konserlerini düzenledi. 1930’da da Pops’un şefliğine getirildi. Fiedler, Boston Pops’un şefi olarak zengin, serbest ve hafif bir repertuar oluşturarak kamuoyunda geniş bir ilgi ve yankı uyandırmayı başarmıştır. Popüler dans müziğini ve başka şarkıları senfoni orkestrasıyla çalınabilecek biçimde uyarlamıştır. Bununla birlikte birçok eleştirmen onu birinci sınıf bir klasik müzik yorumcusu olmaktan çok, tekniği son derece yüksek bir düzenle-meci ve olağanüstü bir gösterici olarak kabul eder.
fief, Osmanlı Devleti’ndeki dirlik(*) kuru-munun Batı’daki karşılığı; ortaçağ Avrupa feodalizminde bir vasala kuramsal olarak hizmet karşılığında verilen düzenli gelir kaynağı. Feodal toplumun temel kurumuy-du. Toprağın yanı sıra rütbe, memuriyet ve kira geliri de fief olarak verilebilmekle birlikte, genellikle fief, serf denen bağlı köylüleriyle birlikte verilmiş bir toprak parçasıydı. Toprak vasahn geçimini sağlayacak ve efendisine karşı askeri yükümlülüklerini yerine getirmesine yetecek büyüklükte olmalıydı. Toprak büyüklüğü, getirebileceği gelire bağlı olarak önemli farklılıklar gösterirdi. Yapılan hesaplara göre bir şövalye ailesinin geçinebilmesi için, 15-30 köylü ailesini barındıracak büyüklükte bir fief gerekliydi. İngilizcede İcnight’s fee, Fransızcada fée de chevalier olarak bilinen bu en küçük birim, bir bakıma OsmanlIlardaki sipahi tımarına ya da onun kılıç(*)
olarak bilinen temel, bölünmez çekirdeğine denk düşüyordu. Öte yandan, birkaç dönüm topraktan büyük çiftliklere ve bütün bir eyalete kadar değişen büyüklükte fief ler vardı ki, bunların da en üstteki baronlara değin sıralanışı, Osmanlı dirlik sisteminde görülen tımar(*), zeamet(*) ve has(*) kademelenmesinin o denli düzgün ve düzenli olmayan bir ön örneğini oluşturuyordu. Bu gibi benzerliklerin ardında, evrensel nitelikteki maddi belirlenimlerin yattığı savunulmuştur. Kapitalizm öncesi çağlarda, ulaşım teknolojisinin ve para ekonomisinin gelişmemişliği, bütün ülke çapında parasal verşi toplamayı ve gene kapsamlı bir merkezi ordu ve bürokrasiye parasal maaş ödemeyi hemen hemen olanaksız hale getiriyordu. Bu koşullarda, egemen sınıfın esasını oluşturan askeri aristokrasiyi bağımlı köylülerin üzerindeki yönetim ve denetim katmanı olarak irili ufaklı fief sahipleri zümresi halinde ülkeye yaymak, kanun ve düzeni korumanın ve artık aktarımını güvence altına almasını olduğu kadar, ordu beslemenin ve savaş zamanında kolayca toplayıp sevk etmenin de en çok benimsenen usulüydü. Bu ortak yanlarına karşılık fief ya da dirlik sistemleri, toprak dağıtım merkezi ile dağıtımdan yararlananlar arasında daha sonra beliren çelişmelerin gelişme yönü ve derecesine göre, kendi aralarında farklılık göstermişlerdir. Bu bağlamda, Batı Avrupa’da ortaçağda görülen fief dağıtım sistemlerinin özgüllüğünü, Merovenjler döneminden başlayarak fief alan soyluların krallık iktidarı merkezinden özerklik kazanmada gösterdikleri başarı oluşturur. Avrupa feodalizmini özellikle ortaçağın erken ve orta dönemlerinde görece ademimerkezi-yetçi bir yapıya kavuşturan bu gelişmenin ardında ise, Roma İmparatorluğu’nun çökmesinden sonra para ekonomisinin ortaçağ ölçüleri içinde bile olağanüstü boğulmuş bulunması; Germen krallarının devlet yönetme deneyiminden yoksun kalmaları; ateşli silahların henüz icat edilmemiş olması gibi etmenler yatar. Ayrıca bak. feodalizm; iltizam; malikâne; manor; mukataa; senyör; serflik.
Field, David Dudley (d. 13 Şubat 1805, Haddam, Connecticut – ö. 13 Nisan 1894, New York, ABD), hukuk kurallarının yasalaştırılmasındaki çalışmalarıyla tanınan ABD’li hukukçu. 1848’de New York eyalet meclisince kabul edilen, hukuk yargılaması usulüne ilişkin “Field Yasası” daha sonra birçok ABD eyaletinde, federal mahkemelerde, İngiltere ve İrlanda (1873) ile Hindistan gibi denizaşırı İngiliz sömürgelerinde tümüyle ya da kısmen benimsenmiştir.
Banker Cyrus W. Field’ın ve yargıç Stephen J. Field’ın kardeşi olan David Dudley Field, Williamstown’daki (Massachusetts) Williams College’dan mezun olduktan sonra 1828’de baroya kabul edildi ve New York kentinde avukatlığa başladı. 1837’de New York eyaletinde yargı sistemi reformu için bir kampanya başlattı; 10 yıl sonra eyalet yasama meclisince dava usulü komisyonuna atandı. Komisyonun hukuk ve ceza yargılamaları için iki ayn usul yasası hazırlamasına öncülük etti. Ardından esas ve usule ilişkin hukuk kurallarının yasalaştırılması için kurulan bir komisyonun başkanlığına getirildi. Bu çalışmaların ürünü olan ve kendi adıyla anılan beş yasa Califomia’da tümüyle, New York’ta da kısmen kabul edildi. Ayrıca Draft Outlines of an International Code (1872; Uluslararası Bir Yasaya İlişkin Taslak Anahatlar) adlı bir yapıt yazdı.
Field, avukatlığı sırasında müvekkillerinden dolayı zaman zaman karanlık işlere de karıştı. 1860’lann sonlarında Erie Railroad şirketinin denetimi için Cornelius Van-
195 Fielden, John
derbilt’le çekişen Jay Gould ve James Fisk adlı bankerlerin avukatı olarak giriştiği etkinlikler yüzünden barodan ihraç edilmenin eşiğine geldi. 1873-78 arasında da adı kötüye çıkmış bir New Yorklu politikacı olan William Marcy (Boss) Tweed’in hukuk danışmanlığını yaptı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*