Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

FAHREDDÎN-İ RAZİ

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

FAHREDDÎN-İ RAZİ (K.S.)Büyük islâm âlimi İmâm Muhammed bin Ömer Fahreddîn Râzi (k.s.), Hicrî 544 – Milâdî 1209 yılında dünyaya gelmiş; Hicrî 606 – Milâdî 1271 yılında Herat’ta irtihâl-i dâri beka eylemiştir. Altmış iki yıl muammer olup, Din-i Mübin-i İslâm’a çok büyük hizmetlerde bulunmuştur.Fahreddîn-i Râzî hz. orta boylu, iri cüsseli, omuzları ve göğsü geniş, güzel görünümlü, gür sesli, heybetli idi. Aslı, Kureyş kabilesinin Teym kolundan ve Ebubekir (r.a.) soyuna bağlanan bir ailedendi. Pederi Ziyâeddin Ömer hz., söz söylemekte ve vaaz vermekte pek nâtuk ve hatip olduğundan ve nasihatlarında büyük başarı gösterdiğinden, “Hatib-ür Rey” adıyla anılmıştır. Büyük hadîs âlimlerinden İmâm-ı Begavî’nin talebesidir. Bu sebeple İmâm-ı Râzi’ye, bazı tarih kitaplarında, “İbn-ü Hatib-ür rey” adıyla da rastlanmaktadır.İlk tahsilini pederinden yaptıktan sonra, Meraga şehrine giderek, orada Ali Mecdî Çiyli’den ders almış ve tahsilini ikmâl etmiştir. Sonradan büyük Velî Necmeddin-i Kübrâ hz.’ den hak ve hakikat dersleri almış, her yönden kemâle ermiştir. Büyük bir tefsîr âlimi ve velî idi.Zamanında çok yaygın olan sapık düşünce ve ideolojilerin karşısına çıkmıştır. Râfızî ve bunun gibi sapık yollarda olan fırkaların, bütün inanç ve düşüncelerini ilmi ile, alt etmiş ve yenmiştir. Zamanında okunan ve okutulan bütün ilimlerde ileri derecelere yükselmiş, büyük kitaplar yazmıştır. Eserlerin­de, kendinden önceki âlimlerin yazdıklarını bir metod üzere hülâsa eder, sonra kendi vardığı sonuçları yazardı. İlk çağlarda Harzem’e gitmiş ve orada uzun müddet ilim öğretmiş, talebe yetiştirmiştir. Daha sonra Harzem’ den ayrılmıştır. Gurlu hükümdarlarından Gıyâseddin Şah’ın hizmetinde çalışmıştır. Hindis­tan’da Pencap’a da gitmiş; orada da ilminin seviyesini hissettirmiştir.Fahreddîn-i Râzî hz., büyük tefsirinde Âli İmran sûresinin 61. âyet-i kerimesini tefsîr ederken, Harzem şehrinde başından geçen bir olayı şöyle nakletmektedir:”Harzem şehrinde idim. Şehre bir hıristiyanın geldiğini işittim. Yanına gittim ve konuşmaya başladık. Hıristiyan:324FAHREDDÎN-İ RAZİ (K.S.)- Muhammed (a.s.)’m Peygamber olduğunu gösteren delîl nedir? dedi.Şu cevabı verdim:- Musa’nın, İsa’nın ve diğer peygamberlerin hârikalar, mucizeler göster­diği haber verildiği gibi, Muhammed (a.s.)’ın da mucizelerini okuyor veduyuyoruz. Bu haberler söz birliği hâlindedir. Mucize göstermek, Peygamberolduğunu isbat etmez diyecek olursanız, diğer peygamberlere de inanmamanızlâzım gelir. Diğerlerine inandığınız için, Muhammed (a.s.)’ın da Peygamberolduğuna imân etmelisiniz.Hıristiyan:- İsa (a.s.) peygamber değil; ilâh’dır, tanrı’dır! dedi. (*)Fahreddîn-i Râzi:- İlâh’in veya tanrı’nın her zaman var olması lâzımdır. O halde madde,cisim, yer kaplayan şeyler tanrı olamaz. İsa (a.s.) cisimdi. Yokken var oldu vesize göre öldürülmüştür. Önce çocuktu, büyüdü. Yerdi, içerdi, bizim gibikonuşurdu. Yatardı, uyurdu, uyanırdı, yürürdü. Her insan gibi yaşamak için, birçok şeye muhtaçtı. Muhtaç olan, ganî olur mu? Yokken sonradan var olan birşey, ebedî sonsuz var olur mu? Değişen bir şey, devamlı sonsuz var olur mu?”İsa (a.s) kaçtığı ve saklandığı halde, yahudiler yakalayıp astı” diyorsunuz;”İsa(a.s)’ın o zaman çok üzüldüğünü” söylüyorsunuz. İlâh veya İlâh’tan parçaolsaydı, yahudilerden korunmaz mı? Onları yok etmez miydi? Niçin üzüldü vesaklanacak yer aradı? Üç türlü söylüyorsunuz:O İlâh imiş, tanrı imiş. Öyle olsaydı, asıldığı zaman yerlerin ve göklerin tanrısı ölmüş olurdu; bu âlem tanrısız kalacaktı. Yahudilerin, yakalayıp öldür­düğü âciz, kuvvetsiz kimse, âlemlerin tanrısı olabilir mi?O, tanrının oğludur diyorsunuz.O, tanrı değildir. Fakat, tanrı ona hulul etmiş, yerleşmiştir diyorsunuz. Bu inanışlar da yanlıştır. Çünkü ilâh, cisim ve araz değildir ki, bir cisme hulul etsin. Cisme hulul eden şey cisim olur ve hulul edince, iki cismin maddeleri birbirine karışır. Bu da “İlâh parçalanıyor” demektir. Eğer ilâh’in bir parçası onda hâl oldu derseniz, ona hulul eden parça tanrı olmakta tesirli ise, bu parça ilâh’dan ayrılınca ilâhlığı bozulur; hem de o doğmadan önce ve öldükten sonra kıymeti tam olmazdı. Eğer tanrılık kıymetinde değilse, tanrı’nın parçası ol­mamış olurdu. Sonra İsa (a.s.) ibâdet ederdi. İlâh kendi kendine ibâdet eder mi? Hıristiyan:(*) Tanrı, mâbud demektir. Tapılan şeylerin hepsine “Tanrı” denir. Allahü Teâlâ’nın ismi “Allah”dır, Tann değildir. Hak olan ve doğru olan Tanrı, yalnız Allahü Teâlâ’dır. Allah ye­rine Tanrı demek, yanlıştır.HZ. MUHAMMED (S.A.S.)’İN VÂRİSLERİ325- Ölüleri dirilttiği, anadan doğma körlerin gözlerini açtığı ve Barasdenilen, derideki çok kaşınan beyaz lekeleri iyi ettiği için o tanrıdır.Fahreddîn Râzi hz.:- Bir şeyin delili, alâmeti bulunmazsa, o şey de bulunmaz denilir mi?Bulunmaz, o şey de var olmaz dersen, ezelde, hiçbir şey yok idi deyince, delil,alâmet de yoktur demek olur. Yaradan’ın varlığını reddetmen lâzım gelir. Birşey delilsiz var olabilir dersen, sana sorarım ki; tanrı, İsa (a.s.)’a hulul ederse;bana, sana, hayvanlara hatta otlara ve taşlara da hulul etmediğini neredenbiliyorsun?Hıristiyan:- Onda mucizeler bulunduğunu söylemiştim. Bizde ve hayvanlardabulunmadığı için, başkalarına hulul etmediği anlaşılmaktadır.Fahreddîn-i Râzî:- Bir şeyin delili, alâmeti bulunmazsa, o şeyin bulunmaması lâzım olmazdemiştik. Mucizeler bulunmayınca, hulul edemiyeceğini niçin söylüyorsun? Ohalde kediye, köpeğe, fareye de hulul ettiğine inanman lâzım gelir. İlâh’in, buaşağı mahlûklara hulul ettiğini inandırmaya varan bir din, çok adî, pek bozukbir din değil midir?Âsâyı, bastonu; ejder, yılan yapmak; ölüyü diriltmekten daha güçtür. Çünkü, baston ile yılan, hiçbir bakımdan birbirine yakın değildir. Musa’nın (a.s.) âsâyı ejdere çevirdiğine inanıyorsunuz da, ona tanrı veya tanrının oğlu demiyorsunuz. İsa (a.s.)’a niçin tanrı veya şöyle, böyle diyorsunuz?Hıristiyan bu sözüme karşı diyecek bir şey bulamadı, susmaya mecbur oldu.”Fahreddîn-i Râzi hz.’nin büyük tefsîrinin adı “Mefâtih-ül Gayb” olup, on dört cilttir. Ayrıca kelâm, usûl-ü fıkıh, tıb, matematik, astronomi, edebiyat ve diğer İslâmî ilimlerin her birine ait kitapları vardır. “Mefatih-ül Gayb” da bir âyetin tefsirinde, bu ilimlere ait olan ilgisinden bahsetmiş, böylece sarfettiği çabanın semeresini vermiştir. Eserlerinin başlıcaları: Mefatih-ül Gayb, El-Mahsul, Şerh-ül işaret, Nihayet-ül İyaz Fi Dirayet-il İcâz, Meâlim-i Usûl-üd Din’dir.Rahmetullahi aleyh rahmeten vâsia.


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.