EVRİMCİ TÜMTANRICILIK

EVRİMCİ TÜMTANRICILIK

EVRİMCİ TÜMTANRICILIK

Bu görüş, Eskiçağ’da özellikle stoacı felsefe tarafından savunuldu. Stoacılığa göre dünya, bir canlı varlıktır ve bundan ötürü tıpkı insan varlığında olduğu gibi onda da “yönetici bir bölüm”, birruhvardırve bu dünya ruhu Tann’mn kendisidir. Ama ruh ve dünyanın doğalan farklı değildir;
feksiyonlu nedeni bulunmaz: Bı yaşlılarda görülen ve nispeten hızJ bunamaya götüren, sinirsel bozul hıklarla birlikte olan bazı beyin yo: laşmalanndaki durumdur.
ABELARD
T ekili, tümel içinde eriten bu gerçel çilik, John of Salisbury’nin ve özelli] le Abelard’m eleştirilerine yol açl Abelard, gerçekçilik ile adcılık ar sında bir orta yol bulmaya çalışl Kavramcılık. Tümellerin, aşkın ge çeklikler olmadıkları gibi birer sö: cük de olmadıklarım, ama insan zil ninin soyutlamalarla elde ettiği biri kavram olduğunu ileri sürdü. Yaı tümellerin, nominum signiûcat (adların anlamı) olduğunu söyledi, hıristiyan felsefesinin ve özellik skolastiğin, bu tartışmayla gelişti] söylenebilir. Bu felsefenin, kuşkucı luğa yol açması kaçınılmaz olan a< cıhğa karşı Teslis dogmasım ve öze likle soyut fikirlerin kavranmasını taşıdığı değeri koruması gerekiyö du. Ama tümellerin gerçekçiliğiı karşı, Yaratışın somut sağlamlığı] temellendirmesi ve özellikle bireys ruhta, indirgenmez bir özgünlük c duğunu ileri sürmesi de gerekiyordı Başkasıyla ilişki sorunu da Hırisl yanlık bakımından önemliydi \ idealann dünyasına katılmaktan d ha fazla bir şey olması gerekiyordı Çünkü bu ilişki, tekil bireyin bir ba ka tekil bireye duyduğu sevgi üstüı de temellenmişti.
bunların her ikisi de bir ve aym tÖ2 oluştururlar. Tann, bütün varlıkları içinde bulunan bir güçtür; bir çeş ateşli soluktur; belli bir biçimi yoktı ve istediği her şey haline dönüşür a her şeye benzer hale gelebilir. “P teklerden sızan bal” gibi dünyanı dört bucağına yayılmıştır; her şeye vardır. Bu açıdan stoacı görüşe yakl şan Hegel felsefesinde de dünya, b canlı varlığa benzetilir ve onun biri ği, yaşamın birliğidir. Bu varlık, ba langıçta, yetkin olmayan ve gelişmı miş bir varlıktır; ama yavaş yavaş ğı lişir ve evrimin sonundaki yetkinliğ yönelir. Hegel’in terimleriyle söylı yecek olursak, başlangıçta îde, yaı soyut durumda doğruluk (hakika olan mutlak varlık, doğa olarak keı dini dişlâştırır, yani katışıksız di şüncenin dışında bulunan varoh
haline gelir ve daha sonra kendine ötürü, Hegel açısından Tann’nın dü-dönerek Tin olur, yani kendi kendini pedüz var olduğunu değil, kendim bilip tanıyan düşünce (bilinç) halin« her gün biraz daha fazla ortaya koyulaşır. Tann, ne katışıksız İdedir, ne duğunu (gerçekleştirdiğini) söyleye-de katışıksız doğadır ve kendini an- biliriz.
cak, bu diyalektiğin üçüncü uğrağın- Aralarındaki farklar ne olursa olsun,
da, yani insan tininde bulunan mut- aynı sistemin iki ayrı biçimi olan bu
lak Tin’de gerçekleştirir. Bundan görüşlerini bir ortak noktasıjvardır.
Ulaşım amacıyla yeraltında açılan geçit.
Yeraltı geçitlerinin yapılmaya başlanması eski çağlara dayanır, ama bu geçitler gömütlere ya da savunma sistemlerine yöneliktiler. Yunanlılardan sonra (Sisam’daki tünel) Romalılar ve Yakındoğu halkları bu tür çalışmaları geliştirdiler: Napoli yakınlarındaki Agrippa tüneli 700 m’ydi. Tünellerin yapımım ele alan ilk çalışma, XVI, yy’da Alman Georg Bauer tarafından gerçekleştirildi. Tünel yapım teknikleri, XIX. yy’da, özellikle de demiryolu ağlarının döşendiği sıralarda gelişti.
En görkemli çalışmalar Avrupa’da, Alp kütlesinde gerçekleştirildi. İtalya’yı Fransa’yla birleştirmeye yönelik Mont-Cenis tünelinin yapımı, 1857’de başlatıldı. Alınan ilk sonuçlar pek başarıh sayılmazdı, bununla birlikte, Fransız Pecqueur tarafından sıkıştırılmış havayla çalışan aygıtların yetkinleştirilmesi, çalışmaların başarıyla sonuçlandırılmasını sağladı ve 1871’de trenle 12 849 m’lik tünel geçildi. İsviçre’deki Sankt-Gott-hard tünelinin açılması çok güç oldu (tünel 14 984 m’dir). İşe iki uç kesimden başlandı ve sızmalar yüzünden şantiyelerin su altında kalmasıyla çalışmalar sık sık yarıda kesildi. Çalışmalar yedi yıl sürdü ve yapım işinde
2 300 işçi düzenli olarak çalıştı. Sürekli nem ve yüksek sıcaklık binlerce kişide kancalı kurt ya da çengelli kurt hastalığının (ankilostomiyaz) başlamasına yol açtı. İki yeraltı geçidinin
Elektronikte, birçok elektrot içeren, gaz sızdırmayan cam ya da metalden bir ampulün oluşturduğu aygıt. İçerdiği elektrotlar tüpün, birelektrik devresine sokulması için bir tabana yerleştirilmesini sağlayan şişlere birleştirilmiştir.
Bir X ışınlı tüp, X ışınlarının üretilmesini sağlar. Bir katot tüpü, osilo-graflar, televizyon alıcıları ya da radar içindeki uygun bir elektrik sinyalinden bir görüntü elde etmek için kullanılır.
birleştirilmesi 28 Şubat 1880’de gerçekleştirildi (ana yeraltı geçidinin dışında, Sankt-Gotthard hattı çok yüksek rampaların kullanımından kaçınmak için dağın içinde kazılmış helis biçiminde girişli iki tüneli de kapsar.
İsviçre’yi İtalya’ya bağlayan Simplon tüneli uzun süre en önemli tünel olarak kaldı. Bu tünel iki yeraltı geçidini (galeri) içerir ve uzunluğu 19 825 m’dir; 24 yıl süren yapımı sırasında sıcaklık ve sıcak su taşkınlan yüzünden çok tehlikeli, bazen de çok kötü durumlarla karşılaşıldı.
İsviçre’deki Lötschberg tüneli, 14 605 m’dir. Başlangıçta düz çizgi halinde öngörülen çizimden bir yer göçmesi nedeniyle vazgeçilmek zorunda kalınmıştır. Söz konusu tünelin yapımı, beş yıl sürdü. Bologna ve Floransa arasındaki Apennin tünelinin açılması sırasında, şantiyeyi yakıp yıkan bir yangına neden olan kolay tutuşur gaz çıkmaları nedeniyle karşılaşılan güçlükler çok büyük olmuş ve 18 510 m uzunluğundaki bu tünel, 1930’da hizmete konmuştur. Bu tünellerden başka, Avusturya’daki Arlberg tünelini (10 250 m) de burada belirtmek gerekir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*