Evliya Çelebi Seyehetnamesi’ne Hamsi Balığınıda Almış

Evliya Çelebi Seyehetnamesi’ne Hamsi Balığınıda Almış

Evliya Çelebi Seyehat Nanesinden

“Bu balık bir karış kadar olup ince, morca cilalı ve gümüş gibidir. İnsanı kuvvetlendiren hamsi balığının hazmı da kolaydır. Yemeğinde balık kokusu olmadığından yiyene hararet vermez. Ağrı hastalığına müptela olan yese şifa olur. Bir evde yılan ve çıyan olsa hamsi balığının başını tütsü etseler kaçar…”

Mevsimler yeme-içmeden giyim-kuşama kadar hayatın her safhasında tesirlidir. Havalar soğuduğunda vücudumuzu korumak için sıkı giyinir, yaz yiyecekleri yerine kışş yiyeceklerini tercih ederiz. Ayrıca, yiyecekler coğrafi bölgelere göre de farklılık gösterir. Mesela kış mevsiminde leb-i derya (deniz kıyısı) şehirlerinde balık tüketimi artmaktadır. Eski bir yerleşim yeri olan Trabzon buna güzel bir örnek teşkil eder. Kış mevsimi Trabzon’da hissedildiği an balık ve hususiyle de hamsi sofralardan eksik olmaz.

Evliya Çelebi, 1640’larda Trabzon valiliğine tayin edilen Ketenci Ömer Paşazade Bald Paşa ile İstanbul’dan deniz yoluyla Trabzon’a gider. Bu yolculuk esnasında Sinop, Samsun, Ünye, Giresun gibi yerlere de uğrayarak buralar hakkında Seyahatnamesine kısa notlar düşer. Seyyah-ı fakirimiz nihayet Trabzon’a varır ve burada kaldığı m üddetçe geniş bilgiler toplamayı da ihmal etmez. Bu bilgilerin yer aldığı Seyahatneme’sinde Trabzon’un tarihi, tarihî yerleri, sanatları ve beslenme kültürünü ayrı ayrı anlattıktan sonra halkın çok kıymet verdiği hamsiden de bahseder.

‘Tarabozandır yerimüz Akça tutmaz elimüz, Hapsi paluk olmasa Niç’olurdu hâlümüz’

Seyahatname’de; hamsinin tarihi, isminin nereden geldiği ve Trabzon’da hamsi yüzünden neler yaşandığı bakın nasıl anlanlıyor:

“Trabzon’da birbirinden lezzetli levrek, kefal, kalkan, kızılca tekir, kaloz, uskumru balığı gibi daha nice bin türlü balıklar vardır. “Bunlardan fazla sevip uğruna bin can ile kurban olduklan, alım satımı sırasında kavga ettikleri balık, canım ‘hamsi’ balığıdır. Hamsin gününde ortaya çıknğı için hamsi balığı derler.

“H er sene hamsin gününde hamsi balıkları karaya düştüğünde yahut meneksile adlı kayıklarla dopdolu iskeleye geldiklerinde balık tellalları şöyle bağırırlar:

Ey Muterun ey Muhterun!Esi çıfata zun, den hürdesin, samur bâdâ taraşa, ey lefte karûn, ahııı ku- lup ipsarya, ala pamun, ey ümmet-i M uhammed ala pamun!’

“Bir tür mürver ağacından boruları var. Bir kere öttürünce herkes işini gücünü bırakıp hamsi balığına koşarlar. Sonra ‘Ahçacuğumla bir makrama hapsi ver’ diye o nazik sırmalı makramalara balığı koyarlar. Balığın suyunu akıtıp giderken, bazıları balığın suyunun aktığına acıyıp; ‘Bre palığın suyın ya ne akıdırsın, suyına bir pilavcık salsana’ diye birbirlerine latife (şaka) ederler. “Yine Trabzon kibarlan ırgatları- na şu tekerleme ile sataşarak bu balığı ne kadar sevdiklerini gösterirler:

“Bu balık bir karış kadar olup ince, morca cilalı ve gümüş gibidir, insanı kuvvedendiren hamsi balığının hazmı da kolaydır. Yemeğinde balık kokusu olmadığından yiyene hararet vermez. Ağrı hastalığına müptela olan yese şifa olur. Bir evde yılan ve çıyan olsa hamsi balığının başını tütsü etseler kaçar. Bunu yemek Trabzonlulara mahsustur ki kırk türlü yemeğini pişirirler. Kebabı, çorbası, yahnisi, böreği, baklavası olur.”

1

1

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)