«EVLÂDÜ ÎYÂL DERDİ»

Aynı safta devamlı namaz- kıldığımız bir Müslümanın ticarethanesine gitmiş, kendisiyle gü­ nün meseleleri etrafında konuşmaya başlamıştık* Mevzuumuz tabiî ki/îslâm m ve Müslümanların bugünkü halinden başkası olamazdı. Muhatabımın aklı fikri’ ise, ticarî mevzulardan bir türlü ayrılmıyor, Hindistan’daki ipek tüccarlarının şu anda ne düşündüklerini bile tahmin* edecek kadar ferâset gösteriyor, fakat îslâ- tnın bugün içinde bulunduğu şartları âdeta bir bedevi çoban kadar idrak edemiyordu. Muhatabımın ticari mevzua bu. derece kendini kaptırıp, İslâmî meseleleri, unutuşu karşısında dedim ki: , — .Siz şu anda şahsî ve dünyevî işlerinizi tamamenterkederek, kendinizi İslama vakfedip dinimize hizmet için faaliyete başlamış olsanız, yalnız kendinizin değil, torunlarınızın dahi, garanti etmiş olduğunuz istikbâlinebir zarar1 gelir mi? «— Hayır, gelmez! Kurulmuş ola.n şu tezgâhımızı kendi haline bile bırakmış olsam bu hem çocukİanmır hem de torunlarımı rahatça geçindirir.» dedi. «— O halde Allah’ın size ihsan etmiş olduğu şu zenginlik nimetini, nikmete çevirmeyiniz. îslâm, muayyen kimselerin şahsına mahsus bir dâvâ değildir. Ona hizmet için bilhassa bugün sissin gibi ehl-i servet MüSlümanlara İhtiyaç vardır. Geliniz, hizmet için çırpınan topluluklar içine giriniz. Size düşen mükellefiyet ne ise sahip çıkıp, hizmetin bir ucundan da siz tutunuz » dedim. îslâmiyeti sadece namaz kılmaktan ibaret zanneden muhatabım bu sözlerime karşı çoluk çocuktan, hapishane ve sürgünlerden bahsetmeye «viran olası hanede evlâdü iyal var» demeye başladı. Bu, çoluk çocuk, evlâdü iyal mes’elesi çoğu zaman bazı Müslümanların elini ayağını bağlar gibi bir durum arzettiği içip, muhatabıma: «— Bu saydıklarınızın hiç biri sizi huzur-u İlâhide. kurtaramıyacaktır!» diyerek oradan ayrılıp, herkesin bir cankurtaran simidi gibi sarıldığı «evlâd-ü1 iyal»den bahseden Âyetlerin tefsirlerini tedkik etmeye başladım. Çoluk, çocuk, evlâd-ü iyal, mükellefiyetlerimizi kaldırıyor muydu? Bu iddialarda bir haklılık bahis mevzu muydu? Bu sebeple elimde bulunan (Hazin-Medank-lbni Abbas) tefsirlerini tetkike başladım. Karşılaştığım ibretli vak’ayı size de naklediyorum : Avf bin Mâlikin çoluk çocuğu kalabalıkmış. Âilesi de kocası Avf’ın yanından ayrılmasına, kendisini tehlikeli işlere atmasına kat’iyyen razı olmazmış. Ne var ki Avf, îslâmiyeti kabui ettiğinden, İslâm için çıkılacak cihaddan asla geri kalmak istemiyor, Müslümanlığı sadece namaz kılmaktan ibaret zannetmediğinden, Resul-ü Ekrem’le birlikte harbe iştirak etmeyi Müslüman oluşunun zarurî icabı kabul ediyormuş. Bu sebeple dhad hazırlığına başlamış. Bunu sezen âilesi, Avf’ın yanma gelmiş, kendisine has aldatıcı ifâdesiyle çoluk çocuğun istikbâlinden, harbe gittiği takdirde muhtemel ölüm tehlikesinden bahseden uzun bir konuşma yapmış; «viran olası hanede evlâd-ü iyal var» tekerlemesini bütün mübalağasıyla işlemişti. Karısının bu konuşmalarına başlangıçta: «— Ecel birdir. Çocuklarımın rızkına Allah, kefildir. Müslüinan kardeşlerim İslâm için kendilerini feda ederlerken benim böyle alâkasız kalmam jslâmiyetime yakışmaz.» diye mukabele etmişse de, «kadının fendi erkeği yendi» kabilinden çoluk gocuk, âile düşüncesi onun cihada çıkmasına mâni olmuş,1 âile ve çocuklarının istikbâli için şahsi işleriyle iştigale başlayıp ticareti bağından ve âilesi yanından ayrılmaktan vaz geçmiş. Avf’ın âilesi ve çocukları hatırı için cihada’* iştirak etmekten vaz geçmesi ürerine (Tegabün) sûresindeki Âyet-i Kerime nazil olmuştur.. Bu Âyet-i Kerime çocukları v ğ ailesini düşünerek Islâma hikmetten geri kalan Avf’m şahsında bütün Müsr lümanlarâ nasıl hitabda bulunuyor, biliyor musunuz? Bakınız Âyet niealen nasıl başlıyor: — Ey Müslümanları Aile ve çocuklarınızın içinde düşmanlarınız vardır. Siz, (sizi İslama hizmetten alıkpyan) ■ düşmanlarınızdan korkun!..

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)