EROTİZM

EROTİZM

erotizim

erotizim

natüralizm karşıtlığının zaferi olan büyük erotik modellerden biri olan Erdişi’yi yeniden bulmasıyla erotizmin yeni altın çağının başlaması için, XIX. yy’ın son yıllarını beklemek gerekir.

Bu yüzyıl sonunun erdişisi, Şölen’deki Platoncu mitosta olduğu gibi, iki cinsiyetin birbirine eklemlenmesinden oluşmamıştır; ayrıca, bazı Roma heykellerinde olduğu gibi, bir kamışı ve memeleri olan bir hilkat garibesi de değildir. Aksine, karşıdarın birliğiyle muğlaklığın bir simgesidir. Erotizmin tarihinde, mesela Leonardo da Vinci’ye musallat olmuş gibi görünen bu cinsiyet karışımının sanatçıları büyülemesi ilk kez olmamaktadır. Peladan, Mona Lisa’nın esrarlı tebessümünün ve muamma dolu çehresinin hem başka kadın şahsiyetlerde (Azize Arına, Leda), hem de Louvre’daki Bacchus ve Vaftizci Yahya gibi başka erkek şahsiyederde tekrarlandığına, Freud’dan önce dikkati çeker. Fakat bu «düşkünlere» özgünlüklerini veren şey, diğer bütün simgelerde en ufak bir erotik değer bulunabileceğini kabul etmeyerek, erdişiyi estetik ülkü mertebesine çıkarmış olmalarıdır. Bume-Jones ve Gustave Moreau’daki ikiz su-radı ve cinsiyetsiz siluetli bütün o şaşırtıcı çifder (adem ile Havva, lason ile Medeia, Pygmalion ile Galateia) buradan kaynaklanır.

Göründüğü kadarıyla yazarlar da aynı fantazma kapılmışlardır: Huysmans («Tersine», [ARebours], 1884) «erdişi olacağız» şiarını haykıran Remy de Gourmont («Sistina», [Sbctine], 1890) ve yirmi yaşında «Bay Venüs»ü (Monsieur Venüs, 1889) yayımlayan o genç kız: Rachilde. Bu kitapta, kadın kahraman Raoule de Venerande, âşığını erdişilik yoluna sokar: «Seni kaba duyulardan temizlemek için geldim. Sana bunların yerine, daha ince, daha zarif duyular vereceğim. Benim gözlerimle görecek, benim dudaklarımla tadacaksın.» Ama bu işin uzmanı, o üçüncü cinsiyete, meleklerin ve yeniyetmeliğin («insan hayatındaki o bahdı an, sadece yedi yıl süren o lütuf parıltısı») cinsiyetine gerçekten tapan Josephin Peladan’dır.

Yine de o yüzyılın sonundaki «erotikçiler»i uğraştıran tek simge bu olmamıştır: erdişinin meleksi muğlaklığına karşıt, ama tamamlayıcı bir fantazma; zalim, sefahat düşkünü ve şeytanî kadın fantazması çıkar. Bu fantazmaya Barbey d’Auverilly, Huysmans, Mirrabeau gibi yazarlarda; ama Felicien Rops gibi bir ressamda da ve Moreau’dan Klimt’e, Yudit ile Salome’nin büyüsüne kapılmış herkeste rastlanır. Yudit ile Salome, ölümcül güzelliklerim erkeğin kafasının koparılmasından (psikanalize göre iğdiş edilmesinden- alan büyük baştan çıkarıcılardır. Hastalıklı karakterinin açığa vurulmasından eksik kalınmayan Kara Eros’tur bu. Fakat her erotizm, bu sapkınlık tehdidi rizikosunu göze alır: erdişi tarafında, tadıdır ve eşçinsellik havası taşır; Şeytan’m kötülük ortağı uğursuz cadı tarafında ise, katıdır ve sadomazoşizmle karışıktır.
BEDENE TAPMA

XX. yy’ın sonunda erotizm, en azından dilde ve görüntülerde modadır. Birçok kültür, erotizmde, kutsallığın bir işaretinin kut-sallıkdışı dünyada yer edinmesini, Kelam’ın gerçek cisimleşmesini görmüştür. Tüketim toplumu bu kadar fazlasını istememektedir; ama o da buna kendi tarzınca inanır. Batı’yı istila eden, fiziksel görünümün kutsallaştırılması buradan kaynaklamr; bunu o kadar uzun zaman boyunca aşağılık bir şey gibi gördükten sonra, şimdi beden yüceltilmekte, yeni tapınma yöntemleri yaratılmaktadır: Hayat doluluk, sportiflik, çocuksuluk ve kadınsılık, artık reklamlardaki ve turistik alandaki erotizmin ilahlarında bir arada toplanmıştır: parıltılı ve göz alıcı bir Afrodit olan ve zamanın dokunamadığı genç kızın hayatı, Paris’ten Papeete’ye, Ro-ma’dan Bangkok’a, gezici bir orgazmdır.

Bununla birlikte, dışavurulan serbestliğe rağmen, fazla değiştiğimiz kesin değildir. Serbest görüşlü olmak isteyen toplumumuz, cemiyet içinde eğlenme reçeteleri veren bir elkitabı olmayan gerçek yabancı kalmaktadır: «Bir insan kaderi anlayışıdır bu; bir ayar, bir yasa, bir kaide, bir tören, bir sanat ve bir okuldur» (Em-manuelle, 1967). Bu sevme sanatı bir hümanizmayı, tenin gecesi ve organların anonimliği içinde kayboluşun reddedilmesini gerektirir. Bernard Noel’in sözüne («ruhun bütününü erojen kılmaya uğraşıyoruz»), gerçeküstücülük ruhuyla şu eklenebilir: «Güzellik erotik olacaktır veya hiç olmayacaktır.» □
«Oyuncak Bebek*

[Haris Bellmer. <23′

Müzesi, Paris] •

parçalara ayrıta” ~sz:~ -ve şaşırtan siya1′: i £ ;–j: gülünç bir hkğa ~ı

gerçeküstücük

 

EROTİZM

Üreme faaliyeti hayvanlarda ve insanlarda ortak bir işlev olmakla birlikte, sadece insanlar, cinsel faaliyetlerini erotik bir faaliyete dönüştürebilirler. George Bataille’a göre «insan bilincinde, insanı insan yapan» erotizm, estetik heyecana yöneliktir: haz ve sevmek sanatı, çoğu zaman devlet ve din baskısının bütün biçimlerine rağmen ve onlara karşı bir özgürlük ve bireysel yetkinlik talebinin ifadesi olan sanat ve edebiyatın birçok şaheserine konu olmuştur.
XIX. yy’da türetilen ve o zamanlar az kullanılan (Sainte-Beuve, Proudhon) «erotizm» terimi, başlangıçta, aşırı ve az çok patolojik bir cinsellik eğilimini belirtiyordu. Ama bu terimin aşağılayıcı anlamı yavaş yavaş yok oldu ve kullanımı genelleşti. Ne var ki, kelime nispeten yeni olsa bile, erotik faaliyet ve bunun sanatsal tasvirleri çok eski zamanlara dayanmaktadır.

Erotizm, üreme işlevinden ayrılmış bir cinsel tatmin arayışıdır. İnsan, hayvandan farklı olarak, üreme içgüdüsünü erotik bir faaliyete dönüştürme yeteneğine sahiptir: cinsel etki, insan türünü sürdürme aracı olmaktan çıkarak, başlı başına bir amaç, insanın en üst amacım zevkte bulan hazcılık haline gelir.
Hacuraho’da alçakkabartma (Madhya Pradeş eyaleti, Hindistan). Yaklaşık otuz tapınak bu şekilde birçok heykelle süslenmiştir: Tantracılık, geleneksel Hinduculuğun tefekkürüne, çoğu zamanla yogayla, erotik faaliyetle İlgili bedensel hareketleri de katar.
İÇİNDEKİLER

DOĞANIN REDDİ SANATTA EROTİZM BEDENE TAPMA
Homo eroticus’un bu özgüllüğüne karşı çağdaş duyarlılık ve en azından Batı toplumlannda çarpıcı boyutlara ulaşan erotizm enflasyonu birçok tamamlayıcı etkene bağlıdır: Hıristiyan gelenekte günah alanı olarak görülen bedeni açığa çıkarıp, ona itibarım iade eden öğretimin (cinsel eğitim bunun sadece bir unsurudur) özgürleştirici rolü; çifte biyolojik kaderden kaçınma olanağı veren ve böylelikle zevki, sonrasındaki sonuçlar üzerine korkulardan kurtaran etkili doğum kontrol yöntemlerinin bulunması; sansürün gitgide hafiflemesi; üremeyi dışlayan ve bundan dolayı erotizme daha yatkın görünen erkek ve kadın eşçinsellikle-ri karşısındaki hoşgörünün artması; her yerde uygulanmasa bile, uzun zaman boyunca sadece erkeğe tamnan cinsel öznelik hakkının kadına da tanınmasını sağlamış olan cinsler arasında eşitlik; cinsellik söyleminin gücü. Hiçbir zaman bu kadar cinsellikten söz edilmemiştir; bu sözün her yerde varlığı da sürekli bir zevke tahrik işlevi görmektedir. Zevk artık sadece bir hak değildir, eski «evlilik görevi»nin yerini alan gerçek bir zorunluluğa dönüşme yolundadır. Ayrıca medyanın, tüketim toplumunun genel erotikleşmesine önemli katkılarının altım çizmek uygun olur.
DOĞANIN REDDİ

Bununla birlikte erotizmin sınırlarını özenle belirlemel zı yönlerinin karışıklığa yol açarak onu benzetebileceği vı tırabileceği bazı uygulamalardan ayırt etmek gerekir. Plai len’de (Simposion), iki Eros’u karşı karşıya getirir. Kaba o bedene bağımlıdır ve onun içine gömülür; İlahî olan ikin ruhtan doğar ve ruha bağlanır. Erotizm her ikisine de bağl denden organları alır, ama bu organları biyolojik erekl ayırıp, mutlak zevkin damgasını taşıyan -organla değil gazmla ilintili olan- bir sistemin içine sokar. Ruhtan ise ve inceliğini, üslubunu, disiplinini, hatta mizahını ister vı rı bedene uygulayıp, onu hayvansılığmdan koparmaya ç;

Erotizm ve cinsellik

Böylece, erotizm, ne kadar enerjik olursa olsun, cinsek radan uygulaması veya onun doğalcı tasviriyle aynı şey Ne kucaklaşma, ne de cinsel organlar başlı başına erotikı ne, bedenlerdeki veya harekederdeki gerçekçilik, her zar li bir başkalaştırmayı gerektiren erotizme zarar verir. Çı kadın kendiliğinden erotik değildir; erotikleşmesi için, oı laklığını nü’ye (sanatın veya en azından yapmacıklığm üri nüştürecek estetik bir başkalaşım gereklidir. Çıplaklık taı veya doğalcılık, doğaya dönme istekleriyle, erotizmin ka

Freud’un «libido» diye adlandırdığı, bilinçli veya bilinç ruhsal yaşamımızı yönlendiren cinsel enerji de kendi içine değildir. Her şey, kendine seçtiği nesnelere bağlıdır. Cinse keşfetmekte bir yüzyıldır son derece yardımcı olmuş olan liz de, erotizm karşısında çoğu zaman temkinli bir tavır alm: ud’a göre sağlıklı ve ergin bir cinsellik, önceliği «cinsel olana: lidir ve erojen bölgelerin, yani çocuk cinselliğin gelişmesi: yoğunlaştığı zevk kaynaklarının libido alanından mümkün < ca uzak tutulması gerekir. Freud, «hazırlayıcı zevklerin aş: mesi» ve «normal cinsel amacın» yani cinselliğin yerini ala< cede uzaması halinde oluşacak tehlikelerin altını çizer. Eroti zatihi özünün sapkın olarak mahkûm edilmesi anlamına Freud’un aynı fikir doğrultusunda kadınlara yönelttiği, klitı kin her tür uyarılmadan vazgeçerek vajinal zevkle yetinme rultusundaki çağrı, bir mahrumiyede, hatta bir cezayla e: gelmektedir. Feministler bunu ilkel bir yasak, bir tür zihinse olarak kınamışlardır; klitorisin tam anlamıyla erotik bir org başlangıçtan beri sadece hazla ilgili olan tek organ olarak g si ölçüsünde bunun zalimce bir ceza olduğunu belirtmişler

Erotizm ve pornografi

Erotizm, pornografi değildir; etimolojik olarak, «fuhuş da yazı» anlamına gelen bu kelime zamanla yaygmlaşara tehcen söz veya resim» anlamım aldı. Okşama ve baştan nın sonsuz derecede inceltilmiş zevkin estetiği olan eroti nografideki bayağı serdikle zıdaşır. Pornografinin fotoge: yakın çekim ve kaba sözlerle, organların çirkinliğini ve 1 manın hayvansılığmı vurgulamaya yönelir. Bu bakış açış tizmi «şiddet» ve «kir» olarak tanımlayan Bataille’m tez edilebilir («Erotizm», [l’Erotismel], 1957). Erotizm aşağıla ya ırza geçmeyi istemez; kendi zevkini ötekinin zevkin Pornografinin tekrarlayıcı mekanizmasına karşı, bazen t andıran kendi yasasım, kendi usullerini ve söylemini çık.

Bununla birlikte, erotizm ile pornografiyi birbirinden ayı ründüğü kadar kolay değildir. Sinema bu açıdan ar Erotik filmler ile, 1975’ten beri Fransa’da «X sınıfı» diye ad pornografik filmler arasındaki farklılık kodlanmıştır. Just ] Emtnanueüe’i (1973) erotik bir eserdir; Jean-François Davy; hir»i (Exhibition, 1975) ise, kendini kültürel olarak haklı çil balanna rağmen, hard sahneleri olan pornografik bir yapımc bu filmdeki cinsel birleşmeler gerçektir ve olduğu gibi göste dir; oysa Emmanuelle’de canlandırılan veya andmlan benze: so/f’tur. Yine de bu farklılık kesin çizgilerle belirmemiştir: g rım, görüntünün estetikleştirilme (erotikleştirilme) derecesi: maktadır. Artık serbestçe satılan birçok «erotik» dergide, 1970’ten önce müstehcen diye nitelenebilecek bir rahadıkla ganlannı sergilerler: bu anlamda, günümüzdeki erotizm, ço dünün pornografisidir ve özellikle ticarî işlevi olan bir a} yüzlülüğünü kınayan kimseler çoğalmaktadır. Edebiyat ak müstehcenlik damgasını yemiş ve sansürün yıldırımlannı üzerine çekmiş olan Pauline Reage’ın O’nun Hikâyesi (His 1954) ve Bemard Noel’in «Çene Şatosu» (Le Château de Ct adlı eserlerinin, içlerindeki cüretkâr sahnelere rağmen, sex daki edebiyatla hiçbir ilgisi yoktur. Bu durum, iki tür arasın lılığm, sahnelerdeki nesnel içerikten ziyade, yazarların este cılığı ve üslupla ilgili isteklerine bağlı olduğunun kanıtıdır.
izm ve sapkınlık

İliği biyolojik sonucundan ayırma arzusu ve Marcuse’ün n cılız ifadesine indirgeyen cinsel bir gettoyu gözlemlediğe Uygarlık, [Eros and Civilization], 1955) Freudcu cinsel n reddi, sapkınlık olarak adlandırılmazsa, erotizm, doğanlığına rağmen sapkın değildir. Bununla birlikte, mutlak îyışı ve ısrarla sınırları genişletme isteği içinde, erotizm, bing’in «Cinselliğin Psikopatolojisinde (Psychopathia se-.886) sergilenen fetişist törenselliğin ve daha az saldırgan itün sapkınlık biçimlerinin sürekli tehdidi altındadır, le’ı, erotizmi bir tecavüz olarak tanımlamaya iten de kuşku-ğiiim ve günahın bu çekiciliği olmuştur. Cinselliğin doğal iş-yavan organik tekdüzeliğin aşılması anlamında bu yaklaşım :n kabul edilebilir; ama bu tecavüz, başkasının vücut bütün-.hlal etme anlamında bir tecavüz sayılamaz. Sade’m cellatla-tmini sadece, durmadan işkence edilen zavallı Justine’e teca-ıede bulmaları ölçüsünde, sadizm bir erotizm türü değildir, lade’m dehası da, bütün ahlaksal değerlerin dışında kalan bir sapkınlığın sınırlarını bize gösterebilmesindedir: özgür, ve yapaylık pahasına yaratıcı olmak isteyen erotizmin aksi-ı sahnelerin bıktırıcı tekrarının doğurduğu sıkıntı ve bu sap-e bulantıcı mekanizmanın temelli sefaleti. Aynı şey, hiç de-cher-Masoch’un Kürklü Venüs (Venüs im Pelz, 1870) adlı ese-ımmlandığı haliyle, mazoşizm için geçerli değildir. Hemen mat evreninde yer alan sahnelerin estetiği («mazoşist» Seve-Kendini, «hevesli» ve «nefsin üzerinde» biri olarak sunar), serdiğin karşısındaki bu mazoşizmi erotizme yakınlaştırır.

z vaadi

dhal, güzellikte bir «mutluluk vaadi» görüyordu. Erotizm :izmin sanatsal tasvirinde de bir «haz vaadi» görülebilir, ı bedenin bütününü canlandırarak her yanı sarıp, aynı zada enfes bir gerilim ve her yerde mevcut bir tadılıkla bel-3İz vaat edildiğinde, erotizm de olur. Erotizm, zaman ve içinde bitmeyen şeydir; anî orgazmla onu izleyen uyuşuk-<arşıtıdır. incelik ister; -coşkusu ve benmerkezciliğiyle ba-rarlı olan- sevginin yokluğunda ise, kalıcı bir suç ortaklığı yun arkadaşlığı ister. Eğer insan, oynayan bir hayvan, yani ‘udens ise, erotizm birçok açıdan oyun gibidir. Fakat aynı .da insan, zevk alan hayvan, yani Homo gaudens’th de; ken-zgü, cinsel tatminin içinde tükenmeyen ve artık doğal bir uluk gibi maruz kalmayıp bir sanat eseri gibi yeniden icat re denedediği bir zevktir bu.

MATTA EROTİZM

:izm, özünde estetik bir faaliyetse, ayrıcalıklı yeri veya hiç : en anlamlı tasvirleri sanatta bulunmalıdır. Hatta, başlan-nın çakışması ölçüsünde, erotizmin sanatın bir buluşu olup ığı da sorulabilir. Bu ikili varsayımın (sanatın kökeni erotik-ıtizmin kökeni sanatsaldır) desteğiyle, insanlığın ilk plastik :rinin erotik biçimler olduğu ileri sürülür. Bu biçimlerin en ri, MÖ 30. binyıla dayanan Üst Paleolitik’te, kadınlığın sim-olan göğüsler, kalçalar, karın ve dişilik organım açığa çıka-dın heykelcikleridir. Yine de, böylesine bilmecemsi tasvirindi erotizm anlayışımızı yansıtmaktan kaçınmak gerekir: eten de tarihöncesi uzmanlarının çoğu, bu Venüs’lerin (bu lırma uygun görünmemektedir) bir doğurganlık töreninin >ı olduğunu ve dolayısıyla bunların erotizmle ilgili olmadı-jşünmektedir. Lascaux’daki ünlü «kuyu sahnesi» için de ay-kuşkusuz geçerlidir. Bu mağaranın duvarında, cinsel organik durumda yatan bir adam, onun üstüne çıkmak ister gibi en ve bağırsakları dışarı sarkan (kimilerine göre «dişiliği leyen») büyük bir bizon görülebilir. Ama hiçbir şey, burada : bir sahne görmemize olanak vermez. Yazının icadıyla iliş-duğundan ötürü başka türlü yorumlanamayacak ilk belge, .mer şiiridir: «Sevgiyle okşamam, baldan da tatlıdır.» m tarihsel toplumlar (yazı kullanan), hem etnolojinin ince-ildiği arkaik toplumlar göz önüne alındığında, hiçbirinin imden habersiz olmadığı görülür. Bütün yasaklar, erotik uy-ıayı engellemek bir yana, kurnazca davranmayı, oynamayı, değiştirmeyi ve böylelikle de doğalcı kolaylığın ve pomog-siliminin elinden kurtulmayı dayatarak, çoğu zaman erotiz-ımçılamışlardır. Bununla birlikte, insanlık tarihinde, insanın c dehasının harikalar yarattığı dönemler olmuştur.

otizm ve paganlık

ma İmparatorluğu, kısa bir süre sonra yerini Hıristiyanlığa ıun cinselliği mahkûm eden yaklaşımına bırakacak olan pa-
ganlığa bağlı sefahatıyla insanları büyülemeye devam etmektedir. Günahın bilinmediği ideal Antikçağ, tanrıların en güzel dişilerle birleştiği bir güzellik ve nefsine düşkünlük dünyası olarak belirir. Gündelik gerçekliği ne olursa olsun, sanat ve edebiyatta erotizmin en güzel serpildiği dönemlerden biri, hiç değilse başlangıcında Roma İmparatorluğu’nda yaşanmıştır. Horatius, Mar-tialis, Juvenalis, Satyrikon’un yazarı Petronius ve kuşkusuz insanlığın elden düşmeyen ilk erotik kitaplarından biri olan Aşk Sanatı’ nın (Ars Amatoria) yazarı Ovidius bu dönemde yaşamışlardır.

İkonografi, bu sefahati mükemmel bir şekilde sergilemektedir. Yunan seramikçiliği, bazen pornografinin sınırlarında bir gerçekçilik taşıyan erotik sahnelere daha önce bol bol yer vermiştir. Pompei’deki duvar resimleri ve mozaikler daha az cüretkârdır; ama hareketler, çiğ bir şekilde tasvir edilmekten ziyade, esinlenmekte veya ana çizgilerle gösterilmektedir. Bütün bedenler, bir tür sevgi ve erotik şefkat halesiyle çevrilidir. Kadın, pornografideki gibi aşağılanmaz; zevke maruz kalmakla yetinmez, onu ser-besdikle paylaşır. Ovidius’un öğüdüne göre: «Aşkta, iki cins eşittir ve zevk dürüstçe paylaşılmalıdır. İş bittiğinde, iki taraf da aynı tatmini hissetmiyorsa, seviştiklerini söylemek doğru olmaz.»

Erotizm ve maniyerizm

Hıristiyan Batı’mn, Antikçağ sanatını yeniden keşfederken, erotizmi de yeniden öğrenmiş olduğu anlaşılmaktadır. Yerleşik bir söylemin, haksız yere kara çaldığı Ortaçağ’ın, hiçbir zaman bir cinsel taassup dönemi olmadığına kuşku yoktur. Ortaçağ, birçok açıdan, Karşı Reform Avrupası’ndan daha az utangaç olmuştur. XII. yy’dan itibaren halk ozanları tarafından, erotizm denemese bile, en azından, bir tür erotikliğin ve özellikle ince bir aşk yasasının icat edilmesinden sonra, Boccaccio’nun Dekameron’u (Decameron, 1348-1353) ve Chaucer’in Canterbury Öyküleri (Can-terbury Tales, 1387-1400), oyunsu ve şehvedi gerçek bir cinsel canlılığa tanıklık eder. Ancak, plastik sanatlar bu gelişmenin gerisinde kalır. Çünkü plastik sanatlarda şehvet uyandırıcı hiçbir sahneye yer verilmez ve çıplaklığın (Adem ve Havva) düzenli olarak, ama erotik olmayan bir anlayışla (belki Memling’in bazı «sivrilme çabaları» dışında) temsil edilmesi için, XV. yy Flaman resmini beklemek gerekecektir.

Antikçağ mitolojisi, o zamana kadar Batılı resim sanatının esinlendiği bütünüyle dinî kaynakları, Venüs ve bütün diğer efsanevî kadın imgeleriyle (İo, Danae, Leda, vb.) yenileyerek, Rönesans sanatçılarına, fazla bir engelle karşılaşmadan kendilerini erotizme verme olanağı sunar. Incil’in buyruğuna göre, Havva sadece bir günahkâr olmuştur; cennette kusur işlediği sıradaki çıplaklığı ise ilelebet örtül-melidir. Venüs ise, tersine, dişiliğin belli belirsiz erotikleştirilmesine izin verir ve kadının doğumdan ziyade zevke yönelik olduğunu telkin eder. Bu, özellikle Cranach’ın eserlerinde kendini gösterir: Borg-hese Galerisi’nde bulunan Venüs’ü, çıplak olduğu için değil, gerçekdışı çıplaklığı (maniyerist bir anlayışla uzanmış beden, ölçüsüz bir
«Leda ile Kuğu», Bartholomeo Ammanati’nin mermerden heykeli (Bargello Müzesi, Floransa). Sparta kralının kansını baştan çıkarmayı arzulayan Zeus’un başkalaşımı, maniyerist ressamlar ve heykelciler İçin ideal bir konudur.
Pompei’den erotik bir sahne.

MÖ I. yy’dan duvar resmi.

«Sevişirken, iki cins eşittir» (Ovidius).
«Göğsünü Açan Kadın» (Tintoretto, Prado Müzesi, Madrid). Bir eliyle giysisini tutarken diğeriyle sıyıran genç kadın, mahçup bir şekilde bakışını kaçırdığı izleyiciye, sadece istediği kadannı gösterir.
«Juliette veya Sefahatin Zerkleri»

(Juliette ou les Prosperites-du Vice) için illüstrasyon (Marçuis de Sade’m eseri için Bornet’nin gravürü, XVIII. yy sonu; özel kolleksiyon, Paris).
«Kanapedeki Çıplak»(Aite Pinakothek, Münih). François Boucher’nin bu resmi, gene onun benzer bir duruşta resmettiği saf çehreli ve yuvarlak kalçalı«Odalık» fLouvre Müzesi, Paris) adlı resmine benzetilebilir.
irilikte kalçalar ve ufacık gövde üstü – şehvet uyandırıcı işarederle bezeli olduğu için erotiktir (mesela, o şaşırtıcı kırmızı fötr şapka ve sanki haz vaadini daha görünür kılmak için tuttuğu veya zarif bir harekede yere bıraktığı o parıltılı tül).

Bu erotizm, kısa zamanda, mitolojinin desteğine de gerek duymayacaktır ve Fontaine’bleau okulunun maniyerist resimlerinde, saray hanımlarının istenildiği gibi soyulduğu görülecektir. Tıpkı, paradoksal bir eser olan Gabriette d’Estrees ve Vittars Düşesi’nde (1594’e doğru) olduğu gibi: bu tablonun anlamı (düşes, kız kardeşinin hamile olduğunu göstermek için, işaret ve baş parmaklarıyla göğsünün ucunu tutar) bilinse bile, bu sahneyi erotizmle yüklü olarak algılamamak elde değildir, iki kadın tuhaf bir şekilde birbirine benzemektedir; daha mahrem bir yakınlığı incelikle hissettiren hareketteki ayinsel zarafetin içindedirler. Durmadan bu sahneyi kopya eden, aşıran ve taklit eden; hem de bu resmi, kız kardeş ensestinin amblemi haline gelmesine neden olacak şekilde, erotikliğine inanarak yorumlayan sonraki ressamlar yanılmamışlardır. Başka portreler ise daha az bilmecemsidir ve ne iseler onu, yani erotikliği gösterirler. Tıpkı Bartolomeo da Venezia’ya atfedilen bir genç kız portresi gibi: çıplak değildir belki, ama «bir genç kızın ucu mor göğsü» (Huysmans) sergilenmekte ve tabloyu, «huzur dolu sapkınlığın şaheseri» yapmaktadır; o kutsal çehre, boğazındaki o haç, kendi karşıdarını, yani hazzı vaat ederler.

Bizzat kutsal sanat, erotikleşmekten kaçınmaz. 11 Correggio’nun tablosunda, başkalaşarak bulut olmuş Jüpiter’in sarıldığı lo’nun vecdinin yansısı, Bemini’nin heykelindeki Azize Teresa’da bulunur. Bu benzetmeye karşı çıkılamaz, çünkü azizenin kendisi de, ateşli yazılarında, İsa’yla ilişkilerinin zevk dolu yönlerine işaret etmiştir. Azizlerin yaşamöykülerindeki bütün azaplar, artık dilek konusu olmuştur: Sodoma’dan Guido Reni’ye kadar bütün ressamlar tarafından, çektiği işkencenin erkek cinsel organına bağlı gerçekliği iyice telkin edilmek isteniyormuş gibi çoğu zaman kadınsılaştı-nlan Aziz Sebastianus’un yediği oklar; Azize Katerina’nın tekerleği, Azize Margarita’nın kırbaçlanması; Azize Agatha’nm kesik göğüsleri ve inananlara ibret verme amacıyla fantazmalan besleyen birçok muğlak konu. Kitabı Mukaddes bile, dileğe göre erotik sahnelerin aranıp bulunduğu bir madene dönmüştür: Lut ile kızlan, Yusuf ile Züleyha, Suzan ile iki ihtiyar, Betşabe, Yudit, vb. Sefahati kınama kisvesi altında, birbiriyle yanşırcasına sefahat resimlerinin çizilmesine başlanır ve Batı’da, Jheronimus Bosch’tan Pieter Huys’a kadar birçok ressamın erotik muhayyilesinin engel tanımadan sergilendiği tablolarının (Aziz Antonius’un tğvalan) çoğaldığı görülür.
Libertinler

Klasik Çağ’da cinselliğin dile getirilmesinden çekinilir. Görgü kurallarınca cinsellik yasaklanır ve en azından Fransa’da, XIV. Lo-uis yönetimi altında, bir önceki yüzyılı verimli kılan o erotik esinin, alışkanlıklar arasından silinmese bile sanatlardan çekildiği görülür. Bu sönükleşme sadece kısa bir zaman sürer ve Aydınlanma Çağı, sefih bir erotizmin ortaya çıkışım kolaylaştım. Libertinliği, sadece libidoyu çağrıştıran anlamına indirgememek gerekir; aslında, tercihan hep o haneye kaydedilse bile, libertinlik cinsellikle sınırlı kalmayan bir özgürlük felsefesidir; çünkü sansürün en çok despotik olduğu alan budur. Bunun için XVIII. yy erotizmi, bütün otoriter rejimlerin yeminli düşmanı olduğu kadar, hazzı köstekleyen siyasî-dinî düzene karşı çıkışın da ayrılmaz bir parçasıdır.

Bununla birlikte, erotizmin iki biçimini veya daha doğrusu, sa-
nat veya edebiyatta temsil edilişinin ve yayılışının iki tarzım birinden ayırt etmek uygun olur. Bir yanda, yasadışı eserler çc lir ve bu, daha önce hiç görülmemiş bir olaydır. Öte yanda, d iddialı, ama cüretkâr olmayan eserler sansüre maruz kalır. Yas; şı eserlerin hepsi horgörüyü hak etmez; çoğu da iddialı eseri karşılaştırılabilir. En büyük yazarların (Voltaire ve 1748’de «P< vatsız Mücevherler» [Les Bijoux indiscrets] adlı kitabı yazar i konmadan yayımlanan Diderot) kendilerini denedikleri bir tü erotik-siyasî önemini ve şimdi biraz unutulmuş olan Oğul Cre lon ve Restif de la Bretonne gibi bazı yazarların kazandıkları b; rıyı bugün hayal etmek bile güçtür. Laclos’nun Tehlikeli İlişkiler ( Liaisons dangeureuses) adlı eserinin unutulmaktan kurtulm kuşkusuz, tam anlamıyla erotik bir eser değil de, baştan çıkan yı konu alan bir roman olmasından ötürüdür. Fakat bu da ere bir kategoridir ve anlatı içinde sefahat sahnelerine sık sık yer v lir; bu sahnelerin açıklığı, mektup üslubundaki zarafet ve miza dengelenir: mesela Valmont, Madam de Tourvel’e yazarken, « zı masası» olarak sevgilisinin belini kullandığında («üzerinde s yazdığım ve bu iş için ilk defa kullanılan masa bile, benim için kın kutsal sunağı haline geliyor») veya küçük Cecile’e «sefahat ninin kurallarını» öğrettiğinde («saf bir yüreğin temizliği ile k tah bir ağız arasındaki o çelişki, insanı sürekli etkisi altına alır»

Resimli tasvirlerde de benzer bir ikilik bulunur. Bir yanda, ğu zaman gravür olarak dağıtılan, o yüzyılda büyük gelişme g teren ve erotizmin yayılmasına katkıda bulunan açık saçık es ler vardır. Bu eserler, zamanımızdaki pornografik fotoğrafların değeridir bir bakıma; şu farkla ki, anonim bir eser olan «Hariku de Çiftleşme»den (L’Accouplement magniBque) Charles Mc net’nin «Kırbaç Altında Tövbekâr Kadınlar»ma kadar (Peniten flagellees), sanat eksikliği enderdir. Diğer tarafta, edep kuralla na uyan, ama sefahate meyilli olup, edebe halel getirmeden sahneyi erotikleştirebilme sanatının ustaları olarak kabul ediln büyük ressamların tabloları vardır: Watteau «Sabah Hazırltğ Fragonard («Çıkarılan Gömlek»), Greuze («Âşık Kadınlar») ve öz likle, Louvre’daki «Odalık»ta olduğu gibi, yatık durumda kad lar çizen Boucher. Böyle bir tabloyu basit bir nü’den ayıran \ şey görülebilir. Giorgione veya Velasquez’in Venüs’leri de uzö mış durumdadır; daha heybetli, ayrıca daha da saygın dururl Fakat bu «küçük hanım» erotiktir; öncelikle karın üstü dururr butlarını ayırması, şişman kadının makbul olduğu o döneme u gun tombul sağrısını gözler önüne sermesiyle erotiktir. Ayrı< bel çukurundan geçen ve yüzün saflığı ile kalçaların sunulu arasındaki karşıtlığı daha iyi sergilemek için gövdeyi bütünd ayıran o buruşuk çarşaf vardır. En son olarak da, yastığı sarar başka kucaklaşmalar telkin eden o kol vardır.

Hermafrodit (Erdişi) ve Salome

Fransız Devrimi’yle birlikte, erotizm yeni bir düşüş yaşar. Cuı huriyet, faziletli olmak istemektedir: özgürlük kabul görür, ama s fahat değil. Fransa’da da, pırıl pırıl etek modasına rağmen, bu a nen sürer; sonra da, aynı zamandja ahlak düzeninin restorasyoı anlamına gelen Restorasyon Dönemi’nde devam eder. Erotizmi

EROTİZM
natüralizm karşıtlığının zaferi olan büyük erotik modellerden biri olan Erdişi’yi yeniden bulmasıyla erotizmin yeni altın çağının başlaması için, XIX. yy’ın son yıllarını beklemek gerekir.

Bu yüzyıl sonunun erdişisi, Şölen’deki Platoncu mitosta olduğu gibi, iki cinsiyetin birbirine eklemlenmesinden oluşmamıştır; ayrıca, bazı Roma heykellerinde olduğu gibi, bir kamışı ve memeleri olan bir hilkat garibesi de değildir. Aksine, karşıdarın birliğiyle muğlaklığın bir simgesidir. Erotizmin tarihinde, mesela Leonardo da Vinci’ye musallat olmuş gibi görünen bu cinsiyet karışımının sanatçıları büyülemesi ilk kez olmamaktadır. Peladan, Mona Lisa’nın esrarlı tebessümünün ve muamma dolu çehresinin hem başka kadın şahsiyetlerde (Azize Arına, Leda), hem de Louvre’daki Bacchus ve Vaftizci Yahya gibi başka erkek şahsiyederde tekrarlandığına, Freud’dan önce dikkati çeker. Fakat bu «düşkünlere» özgünlüklerini veren şey, diğer bütün simgelerde en ufak bir erotik değer bulunabileceğini kabul etmeyerek, erdişiyi estetik ülkü mertebesine çıkarmış olmalarıdır. Bume-Jones ve Gustave Moreau’daki ikiz su-radı ve cinsiyetsiz siluetli bütün o şaşırtıcı çifder (adem ile Havva, lason ile Medeia, Pygmalion ile Galateia) buradan kaynaklanır.

Göründüğü kadarıyla yazarlar da aynı fantazma kapılmışlardır: Huysmans («Tersine», [ARebours], 1884) «erdişi olacağız» şiarını haykıran Remy de Gourmont («Sistina», [Sbctine], 1890) ve yirmi yaşında «Bay Venüs»ü (Monsieur Venüs, 1889) yayımlayan o genç kız: Rachilde. Bu kitapta, kadın kahraman Raoule de Venerande, âşığını erdişilik yoluna sokar: «Seni kaba duyulardan temizlemek için geldim. Sana bunların yerine, daha ince, daha zarif duyular vereceğim. Benim gözlerimle görecek, benim dudaklarımla tadacaksın.» Ama bu işin uzmanı, o üçüncü cinsiyete, meleklerin ve yeniyetmeliğin («insan hayatındaki o bahdı an, sadece yedi yıl süren o lütuf parıltısı») cinsiyetine gerçekten tapan Josephin Peladan’dır.

Yine de o yüzyılın sonundaki «erotikçiler»i uğraştıran tek simge bu olmamıştır: erdişinin meleksi muğlaklığına karşıt, ama tamamlayıcı bir fantazma; zalim, sefahat düşkünü ve şeytanî kadın fantazması çıkar. Bu fantazmaya Barbey d’Auverilly, Huysmans, Mirrabeau gibi yazarlarda; ama Felicien Rops gibi bir ressamda da ve Moreau’dan Klimt’e, Yudit ile Salome’nin büyüsüne kapılmış herkeste rastlanır. Yudit ile Salome, ölümcül güzelliklerim erkeğin kafasının koparılmasından (psikanalize göre iğdiş edilmesinden- alan büyük baştan çıkarıcılardır. Hastalıklı karakterinin açığa vurulmasından eksik kalınmayan Kara Eros’tur bu. Fakat her erotizm, bu sapkınlık tehdidi rizikosunu göze alır: erdişi tarafında, tadıdır ve eşçinsellik havası taşır; Şeytan’m kötülük ortağı uğursuz cadı tarafında ise, katıdır ve sadomazoşizmle karışıktır.
BEDENE TAPMA

XX. yy’ın sonunda erotizm, en azından dilde ve görüntülerde modadır. Birçok kültür, erotizmde, kutsallığın bir işaretinin kut-sallıkdışı dünyada yer edinmesini, Kelam’ın gerçek cisimleşmesini görmüştür. Tüketim toplumu bu kadar fazlasını istememektedir; ama o da buna kendi tarzınca inanır. Batı’yı istila eden, fiziksel görünümün kutsallaştırılması buradan kaynaklamr; bunu o kadar uzun zaman boyunca aşağılık bir şey gibi gördükten sonra, şimdi beden yüceltilmekte, yeni tapınma yöntemleri yaratılmaktadır: Hayat doluluk, sportiflik, çocuksuluk ve kadınsılık, artık reklamlardaki ve turistik alandaki erotizmin ilahlarında bir arada toplanmıştır: parıltılı ve göz alıcı bir Afrodit olan ve zamanın dokunamadığı genç kızın hayatı, Paris’ten Papeete’ye, Ro-ma’dan Bangkok’a, gezici bir orgazmdır.

Bununla birlikte, dışavurulan serbestliğe rağmen, fazla değiştiğimiz kesin değildir. Serbest görüşlü olmak isteyen toplumumuz, cemiyet içinde eğlenme reçeteleri veren bir elkitabı olmayan gerçek yabancı kalmaktadır: «Bir insan kaderi anlayışıdır bu; bir ayar, bir yasa, bir kaide, bir tören, bir sanat ve bir okuldur» (Em-manuelle, 1967). Bu sevme sanatı bir hümanizmayı, tenin gecesi ve organların anonimliği içinde kayboluşun reddedilmesini gerektirir. Bernard Noel’in sözüne («ruhun bütününü erojen kılmaya uğraşıyoruz»), gerçeküstücülük ruhuyla şu eklenebilir: «Güzellik erotik olacaktır veya hiç olmayacaktır.» □
«Oyuncak Bebek*

[Haris Bellmer. <23′

Müzesi, Paris] •

parçalara ayrıta” ~sz:~ -ve şaşırtan siya1’: i £ ;–j: gülünç bir hkğa ~ı

gerçeküstücük*

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)