ERKÂM’IN MÜSLÜMAN OLUŞU

MİLÂDÎ takvim 610’u gösteriyordu. İsa Aleyhisselâm’dan
sonra tam altı asır geçmiş, İlâhî emir ve irşadlardan
bütün bütüne mahrum kalmış olan Mekke müşrikleri
işi iyice azıtmışlardı. Kendi öz yavrularını götürüp çölün
ortasında diri diri toprağa gömme vahşetine kapıldıkları­
nı hatırlamak bile, onların içine düştüğü vahşeti tahmine
kâfi gelir.
İşte böyle bâtıl anlayışların baskısını sürdürdüğü bir
devirde Rabbimiz son kurtarıcısını göndermiş, Mekke’de
emirlerini tebliğe başlatmışü. Ancak altı asırdır İlâhî irşaddan
mahrum kitleler herhalde kolay kolay alışkanlıklarını
bırakmayacak, bâtıl inançlarını terketmeyeceklerdi.
Yine kız çocuklarını diri diri gömme vahşetini savunacak,
kendi elleriyle yaptıkları putların önünde diz çöküp göz
yaşı dökecek, Kâ’be’yi puthane yapmakta ısrar edeceklerdi.
Peygamberimiz ilk senelerde bunlara karşı sabır ve
tehammül örneği vermeye devam etti. Önce kadınlardan
Hazret-i Hatice, erkeklerden Ebû Bekri’s-Sıddîk, çocuklardan
Hazret-i Ali, kölelerden Bilâl-i Habeşî iman etmiş­
lerdi. Gizlice iman edenler gittikçe sayıyı çoğaltıyorlardı.
Ancak müşrikler bu gelişmeye seyirci kalmıyorlardı.
Resûlüllah’la kimin konuştuğunu görürlerse hemen bir tırsatını bulup onu yakalıyor, akla hayale gelmedik vehimli
şeyler söyleyerek İslâm’a meylini önlüyor, bir sürü
vesveselerin içine atıyorlardı.
Resûlüllah Hazretleri bunu önlemek için tebliğini gizlice
yapacağı bir eve ihtiyaç duymaya başladı. Ancak böyle
bir evi kim vermeye cesaret edebilirdi? Müşrikler onu
önce sözle caydırmaya çalışırlar, sonra da te’siri olmayacağını
anlayınca işi tehdide götürür, işkence ve ölümle
korkuturlardı.
İşte bu durumları düşünmekte olan Resûlüllah’ın
karşısına bir gün meçhul bir genç geldi. Mâsum ve samimî
genç:
– Kulağıma gelen söylentilere göre, âhirzaman Nebisi
olduğunu söylüyormuşsun, diyerek işin aslını bizzat
araştırmak istediğini ifade etti. Meçhul gencin sualleri
şöyleydi:
– Tevrat’ta, İncil’de geleceği bildirilen âhirzaman Peygamberi
olduğunu iddia ediyormuşsun, doğru mu?
Resûlüllah’m cevabı kesindi:
– Evet, doğrudur. Yeri, göğü ve arasındakileri yaratan
Rabbim beni insanları ikaz için gönderdi. Doğruyu anlatacak,
hakkı izah edeceğim, iman edenler Cennete, inkâr
edenler ise Cehenneme gidecekler. Vazifem insanlara
Rabbimin emirlerini tebliğ etmektir!
– Peki, neleri emrediyor senin Rabbin?
– Kendi elleriyle yaptıkları putlara tapmamalarını,
mâsum kız çocuklarını diri diri gömmemelerini, zayıflara
zulmetmemelerini, hak kimin yanında ise, onun tarafında
olmalarını, dâima haklıya kuvvet vermelerini emrediyor!
Meçhul genç aldığı cevaplan başını önüne eğerek dü­
şünüyor, vicdanında tasdikim yapıyor, sonra tekrar soruyordu
:
– Sahi, bu anlattıklarını seni gönderen Rabbin mi emrediyor? – Ona hiç şüphen olmasın!
Artık şüphelerini yenmişti. Gözlerini diktiği sabit noktaya
bakarak kararlı bir şekilde konuşmaya başladı:
– Bunlardan daha doğru bir istek olamaz. Bir insanın
kendi ciğerpâresini gömmesi kadar vahşiyâne ne olabilir?
Böyle insanlık dışı şeyi yapan, bâtıl inanç sâhipleri; yasaklayan
da ancak doğruyu emreden Allah olabilir. İnanı­
yorum ki, senin gösterdiğin yol doğru yoldur. Emrettiklerin
de Allah’ın emridir!
Resûl-i Ekrem Hazretleri gönlünde iman nuru parlamaya
başlayan bu meçhul gence sordu:
– Sen kimsin, evin nerededir?
– Ben Abdimenaf oğlu Erkâm’ım. Evim de şurada, Kâ-
be’nin yanıbaşındaki Safa tepesinde çok müsait bir sokak
içindedir. Şayet tenezzül buyurur da evime teşrif ederseniz
bizi şereflerin en büyüğüyle şereflendirmiş olursunuz.
Evim hizmetinizde, ben de emrinizde olurum.
Cenâb-ı Hakk’ın, ihtiyacını ihsân ettiğini düşünen
Efendimiz, kalkıp Erkâm’ın Safa tepesindeki evine doğru
yürüdü. Burası gerçekten de İslâm’ı tebliğ için müsait bir
yerdi. Hem Kâbe’ye, hem çarşıya yakındı. İlk bakışta göze
çarpmaz, gelip gidenlerin dikkatini çekmezdi. Sokağın sonunda,
evlerin arkasında oluşu böyle bir özelliği temin
ediyordu.
İşte tarih boyunca dillerde dolaşacak mukaddes vahyin
geliş mahalli burası olacaktı. Nitekim Resûlüllah Hazretleri
bu mütevazi evde tam beş sene gizlice tebliğde bulunmuş,
peyderpey gelen âyetlerin emir ve irşadlarını lâ­
yık olan insanlara buradan ta’lim ve tedris eylemiştir.
Mekkî sûrelerin çoğu Erkâm’ın bu mübarek hanesinde
nazil olmuş, İslâm’ın iman hükümlerinin tesbit ve ta’lîmi
burada cereyan etmiştir.
Resûlüllah Hazretleri burada bulunduğu sürece çevresindeki
müşriklerin taşkınlıklarını mümkün olan sabır
ve tahammülle karşılıyor, onları engel olacak

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*