ELLİ YIL ÖNCEKİ BÎR MÜNAKAŞA :

Bundan 50 sene önce İmâm Gazâlî’nin ve siinnî tasavvuf ulularının
eserlerinde uydurma hadîsler olduğunu iddia eden Darirl –
Hikmeti’l – îslâmiye üyesi İzmirli İsmail Hakkı’ya karşı Tedkıyk-ı
Mesâhif-i şerife ve Müellefât-ı Şer’iye heyeti reisi (bilâhare Urfa
Mebûsu) Şeyh Saffet Efendinin yazdığı «Tasavvufun Zaferleri»
(Evkaf-ı îslâmiye Matbaası, 1343, İst. 160 s.) adlı eserde, mevzuumuzla
ilgili değerli bilgiler ve müdafaalar vardır. Şeyh Sajvet Efendi,
adıgeçen eserinin 4 üncü salıifesirıde diyor ki (sadeleştirerek ve
kısaltarak naklediyoruz):
«Peygamber Efendimizin asr-ı saadetinden zamanımıza kadar
sürüklenip gelen din düşmanları, her asırda zam ânın havasına göre
çeşitli’renk ve şekillere bürünmüş ve son zamanlarda (Nice zındık
var velî görünür) sözü uyarınca, sûret-i haktan görünerek ve sözde
ilme dayanarak bilhassa müslümân halkı şübheye düşürmek için sinsice
harekete geçmişlerdir. Kâh ietihad bahanesiyle ulemâya, kâh
tasavvuf efsânesiyle meşâyihe dil uzattıklarını sık sık görmekteyiz.
Bu bozguncu propagandalar cümlesinden olarak tasavvufu şöyle
tanıtmaktadırlar: Tasavvuf cereyanı, hayırlı devir olan sahâbe, tabiîn
ve tebe-i tâbiîn devirlerinden sonra Hind’in, İran’ın, Yunan’in
bâtıl felsefelerinin İslâm dinine karışmasıyle ortaya çıkan bir bid‘at
ve sapıklık yoludur. İslâm dünyâsının gerileme ve bozulmasının yegâne
âmilidir. Tasavvufa dâir yazılan ve maatteessüf halkın ve seç­
kinlerin makbıîlü olan eserler baştan başa Yüce Şeriata muhalif evham
ve hurâfât kolleksiyonlarıdır. Bunlarda hadîs-i şerif olarak geçen
sözlerin hiçbiri gerçekten hadîs değildir. Ancak, o sapkınlık, yolunu
müslümânlar arasında yaymak ve genelleştirmek maksadıyla,
sonradan uydurulmuş sözlerdir. Hattâ bunlar Kur’âın-ı Kerîm’i ele
kendi hevâ ve heveslerine göre — zâhirinden tahvil ederek — saptırıcı
te’viller ile, naslann ibtâli cihetine gitmişler ve bu hususta
bâtmıye denilen zındıklar ile birleşmişlerdir… İşte bunun gibi, sû-
reten dindârâne, siyreten fesat saçıcı itirazlar ile bir taraftan müslümânların
yüksek tabakasını müteessir ederken, öte yandan kültürsüz
halkı da şaşkınlık, şübhe ve tereddüt içinde bırakmış ve fitne yoluna
girmelerine sebeb olmuşlardır. Din düşmanları arasında öyleinşân şeytânları, sapkınlık yolunun dâvetçileri vardır ki, her asırda
ulemâdan bâzılarını bile şaşırtmışlardır. Meselâ İslâm’ın tanınmış
âlimlerinden — ilmi aklına gaalib — Tektyyüddin Ahmed İbn Teymiyye
gibi büyük bir ¿âtı… Acele etmeyiniz!… Sırası gelince, o yüksek
zât gibi büyük âlimlerin şeytânın şerlerine nasıl kapılmış olduklarını
çok sarih nakillerle isbat edeceğiz. Bu gibi kimseler, harikulâ-
de zühd ve ibâdetleri ve şer’î ilimlerdeki derinlikleri ve cehaletlerine
rağmen, düştükleri gaflet çukurundan bir türlü aynlmıyarak ve inşân
şeytânlarına nasıl bir âlet olduklarını bir türlü bılmiyerek samimiyetle,
aldatıcı ve iğfal edici mesleklerinin [doktrin, fikir sistemlerinin] müdafaası uğrunda ilmi hayâtlarını hebaen mensura
[saçıp savurup] ziyan etmişlerdir.»
İzmirli İsmail Hakkı, o devrin bir nevi İslâm akademisi olan
Darii’l – Hihheti’l – İslâmiye’de üye bulunuyordu. Bu miiessesenin
Ceride-i İhniyye adında, halk ve seçkinler tarafından çok güvenilen
ve itibar gören ilmi bir mecmııâsı vardı. Adıgeçen zât bu mecmuâ-
da yazdığı bir makalede «Tasavvuf ve ahlâk kitâblarında ehâdîs-i
Nebi olarak gösterilen sözler, muhaddisler katında hadîs-i Nebi
değildir. Ancak pek çoğu kibar, mutasavvıfe sözleridir» cümlesini
kullanmıştı. Bu yüzden İzmirli İsmail Hakkı ile Şeyh Safvet Efendiler
arasında ilmî bîr çatışma başlamıştı. Şeyh Safvet Efendi, bu
mevzûda yazdığı «Tasavvufun Zaferleri» adlı mufassal eseriyle, iddiacının
ithamlarını çürütmüştür. Arzu edenler zikr ettiğimiz kaynaklan
tedkik edebilirler.
O cümlesiyle İzmirli İsmail Hakkı, gerçeklen büyük bir hatâya
düşüyordu. İslâm’ın tasavvuf ve ahlâk kitâblarındaki hadîslerin Peygamber
sözü olmadığını, kelâm-ı kibar ve sofi kişilerin sözleri olduğunu
bir taraflı müsteşrikler bile bu kadar peşin bir şekilde iddia’
etmemişlerdi. İzmirli İsmail Hakkı’ya göre İmâm Gazâlî, Abdülkadir
Geylânî, İmam Şârânî, İmam Rabbânî, Şeyh Şâzelî ve bunlar
gibi ahlâk ve tasavvuf kitâbları yazan İslâm ululan, eserlerine hadîs
diye, başkalarının sözlerini doldurmuşlardı. Bu, ne kadar insafsız bir
hüküm ve iddiaydı!.. İşte, günümüzUeki bâzı kimseler de İmâm Gazâlı’ye,
İhyâ’sına, diğer tasavvuf büyüklerine veyâ tasavvuf taraftarı
ulemâya ve eserlerine çatarken aynı taktiği kullanıyor, «bu eserler
mevzû hadîslerle doludur…» iftirasını tekrarlayıp duruyorlar.Gerçi eskilerle bugünküler arasında büyük bir fark vardır. İzmirli
İsmail Hakkı merhum âlim bir kimseydi. Ama hatâya düşmüştü. Bugünkü
gevezeler ise âlim de değildirler. Kulaktan dolma birtakım
peşin fikirleri papağan gibi tekrarlayıp dururlar. Bunlar Vehhâbhje
ve neo-selefiye provagandasınm kurbanlarıdır…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.