Elhamra sarayı

Elhamra sarayı, Gırnata’da Magrıp krallarına
ait eki saray ve kale. Magrıp sultanları
tarafından Cezayir’de yaptırılmış
sarayların ancak adları ve yerleri bilinebildiği
halde Elhamra sarayı, o devir magrıp
sivil mimarîsi hakkında kesin bilgiler vermesi
bakımından önemlidir. Saray, Daro ve
Ganil ırmaklarına bakan sarp bir tepenin
üzerindeki düzlükte kurulmuştur. IX. yy.da
başlayan iç savaşlar sırasında Gırnata’ya
hâkim olan bu tepede önce tahkimli bir
kale yapıldı; yapımında kırmızı renkli malzeme
kullanıldığı için Elhamra adını aldığı
sanılır. XI. yy.da Gırnata’nın etrafı sarayın
mimarîsine uygun surlarla kuşatıldı.
XIII. yy.da Nasrî emirleri buraya yerleştiler.
Bu sülâleden olan Muhammed İbnül
Ahmer, Elhamra’nın tahkimatını kuvvetlendirmek
için dört kule ,daha yaptırdı; Daro
deresinden getirttiği suyle sarayın su ihtiyacını
karşıladı. Muhanimed’in oğlu da saraya
bazı yeni kısımlar ekledi. Bugün ayakta
duran biıiaların çoğu, 1341’den sonra
Nasrîlerin yerini alan ve aynı sülâlenin bir
başka kolundan gelen üç emîr tarafından
yaptırılmıştır. Comares kulesini ve bazı
daireleri Yusuf I (1344-1391), Aslanlar,, avlusu
ile sarayın diğer bazı kısımlarını oğlu
Muhammed V (1353-1391) yaptırdı. Böylelikle
Elhamra, saray ve köşklerden meydana
gelen bir bütün halini aldı.
Elhamra sarayı önceden tespit edilmiş bir
plana göre yapılmamış, çeşitli ihtiyaçlar,
emirlerin şahsî zevkleri v.b. hususlar sarayın
değişik biçimde gelişmesine sebep olmuştur.
Çeşitli devirlerde bir hayli zarar
gören Elhamra’nın büyük bir kısmı, Şarlken
tarafından yıktırılarak, yerine. Rönesans
üslûbunda tamamlanamamış bir saray yaptırıldı.
1522’deki depremde ve 1590’daki infilâkte
büyük ölçüde harap olan Elhamra
sarayı XVII. yy.dan XIX. yy. ortalarına
kadar kullanılmadı. 1912’de Napolyon orduları
buradan geri çekilirken sarayın birçok
bölümü daha tahribe uğradı. Saray bugün
birbirine eklenmiş iki büyük yapı topluluğundan
meydana gelir. Salonlar, birbirine
dikey olan iki uzun avlunun (EI-Bürke
avlusu ve Aslanlı avlu) etrafında toplanmaktadır.
Yusuf I’in yaptırdığı uzun kenarları
36 m olan El-Bürke avlusunda iki büyük
kenarda açılmış kapılarla yan salonlara
geçilir. Avlunun kuzey ve güneyinde,
ince sütunlara dayalı yedi kemerli galeriler,
özellikle süslemeleri bakımından dikkati
çeker. Güney galerilerinin üstünde harem
daireleri yer alır. Avlunun kuzey kenarının
ortasında yer alan bir kapıdan geniş
bir dehlize, sonra Elçiler divanhanesine geçilir.
Elbarca adı verilen bu dehlizin köşelerindeki
mukarnaslı pandantifler, ahşap
tavam taşır.
Comares kulesinin içinde yer alan Elçiler
divanhanesi, Elhamra sarayının en büyük
divanhanesidir. Divanhanenin üç tarafına
üçer pencere açılmıştır. Duvar kalınlığının
3 m’yi bulması, bu pencerelere birer oda
görünümü verir. Kubbeyi taşıyan mukârnaslı
kornişin altında yarı daire kemerli yirmi
küçük pencere vardır. Tamamıyle mukarnaslardan
meydana gelen bu kubbenin
yerine sonradan ’ üstünde bir kule. bulunan
ahşap bir kubbe konmuştur. El-Bürke avlusunun
doğusunda hamam, batısında da
bir mescit vardır. Duvarların, daire kavisli
kemerlerin ve kubbelerin süslemesi, özellikle
Muhammed V’in yaptırdığı bölümlerde
çok zengindir. Bu bölümlerde fazlaca
kullanılan mukarnaslar da yapının mimarîsinde
büyük rol oynamıştır. Yusuf I’in
oğlu’ zamanında yapılan süslemelerdeki
üslûp farkları açıkça bellidir. Yusuf
I’in Elhamra sarayına yaptırdığı ek
bölümlerde Fas medreselerinin ye Tlemsen
camilerinin üslûbu ile benzerlik gösterir.
Muhammed V’in yaptırdığı eklemelerdeki
süslemelerde, üslûp ve kompozisyon denemelerine
girişildiği’ görülür. Fakat her iki
hükümdarın da eklemeleri mimarî yönden
bazı benzerlikler gösterir. Elhamra sarayının
yapıcıları mimarîden çok süsleme sanatına
önem vermişler ve bu alanda yeni birçok
özellikler oratya koymuşlardır. Süsleme sanatındaki
bu yenilik, özellikle XII. yy. ortalarına
doğru Muvahhidlerden Abdül Mümin’in
Marakeş ve Tinmerde yaptırdığı camilerde
karşımıza çıkar. Burada alçı süsleme,
mimarî çizgilere zarar vermeden bütün
tuğla örgüye hâkim bir durumdadır. Atnalı
şeklindeki kemçrler değişmekte, satıhlar
panolara ayrılmakta ve mimarîde mu*
karnaslar ön plana geçmektedir. İslâm sânatmın
her devrinde ve her ülkesinde olduğu
gibi bu yeni şanat anlayışında da
süsleme, bitki ve geometrik motiflere dayanır.
özellikle hurma yapraklan birçok
defa ele alınarak işlenmiş ve etrafları zarif
çizgilerle sınırlandırılmıştır. Şekiller dolgunlaşmış,
yaprak yüzleri kalınlaşmıştır.
Elhamra sarayında görülen süsleme üslûbu,
İslâm sanatının en olgun seviyesini: gösterir.
Sarayın duvar, tavan, sütun, kemer, niş
gibi kısımları son derece zengin ve ,değişik
süslerle örtülüdür. Mermerler türlü -motiflerle
yontulmuştur. Alçı üzerine yapılan ve
yıldız, bitki, sekizgen ‘şekillerini andıran
çok kıvrımlı çizgiler özenle işlenmiştir. Bu
motiflerin yanında özellikle, friz boyunca
devam eden neshî üslûptaki yazılar dikkati
çeker. Bu yazı motifleri, kemerleri, pencereleri,
nişleri çevreler. Ayrı motifler simetrik olarak konulan madalyonların içinde
birleşerek, arabesklere benzeyen bir motif
meydana getirir. Bu yazılar diğer İslâm sanatından
farklı olarak bazı manzum methiyeleri,
gazelleri ‘ihtiva eder. Bütün bu süslemeler
nakışlarla bir kat daha zenginleştirilmiştir.
Sarayın bütün oda ve salonları
ayrı ayrı renklerdedir. Mekânların yukarı
kısımları koyu kırmızı, altın sarısı we mavi;
aşağı kısımları ise daha açık tonda menekşe,
erguvanı, turuncu renklerle boyanmıştır.
Zemini kaplayan dört köşe mermer
levhaların da boyalı olduğu sanılıyor.
Merinîler, Elhamra sarayındaki bu zengin
süsleme üslûbunu, büyük değişikliklere uğratmadan
Kuzey Afrika’daki bütün dinî yapılarda
kullanmışlardır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)