Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Anasayfa » EDEBİYAT

EDEBİYAT

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

EDEBİYAT
Millî bir edebiyatm oluşumu ve evrimi, siyasî, İktisadî ve dinî güçlüklere sıkı sıkıya bağlıdır. Aralarında iki bin kilometreden fazla mesafe bulunan iki bölüme ay-nlan bir resmî dili (İngilizce), iki millî dili (Bengali ve Urdu), siyasî ve edebî değerde dört bölgesel dili (Pencabi, Peştu, Büluç, Sindhi) olan, modem devletin kozmopolitliğine batı hint-iran geleneğini katan Pakistan’da millî bir edebiyat değilse bile, orijinal edebî temalar oluştu.
• Bengali edebiyatı. Eserlerinin gerek niceliği, gerek niteliği bakımından Pakistan’daki edebiyatların en zengini olarak kabul edilen bengali edebiyatının klasik devrinde birçok müslüman şaire rastlanır. İngiliz hâkimiyeti sırasında bengal müslümanlarının, bu edebiyatın modern tarihine duraksayarak katılması, bengali edebiyatının bir çeşit hindu edebiyatından başka bir şey olmadığı kanısını uyandırabilir. Fakat 1940’-tan sonra Doğu Pakistan’ın kurulmasına çalışan Dernek ile Doğu Pakistan Edebiyatı derneğinin kurulması yeni bir kültür hareketinin doğmasını kolaylaştırdı. Bugün bengali dili, Pakistan’da, Hindistan’dan daha yaygın olarak konuşulmaktadır; bengali dili ve edebiyatı üstüne yapılan bilimsel araştırmalar çok gelişmiştir.
Şiir en çok işlenen edebiyat türüdür. Oysa, Şahadat Hüseyin (1893-1953), Gulam Mustafa (1897-1964), Casimuddin (doğ. 1902), Abdül Kadir (doğ. 1906), Faruk Ahmed gibi en eski nesilden şairler Tagor ve Kadı Nazrul İslâm’ın (doğ. 1899) mirasını derlemekle yetinirken, Begüm Sufia Kemal (doğ.
Foto. LAROUSSE
1911), Ahsen Habib (doğ. 1917), Seyid Ali Ahsen (doğ. 1922), Eşref Sıddıkî (doğ. 1925), İskender Ebu Zafer, Talim Haşan ve Muhammed Mahfuzullah gibi daha genç şairler yabancı şairlerin (özellikle Baudelaire, T. S. Eliot ve Garda Lorca) etkisinde kaldı. Şemsur Rahman, Haşan Hafizur-Rah-man, Muhammed Maniruzzaman ve El Mahmud ile yeni bir şair grubu ilhamını modem şehir hayatında arar.
Nesir, büyük ölçüde batı edebiyatlarının etkisindedir. Maupassant ile Çehov’un sanatı, Seyid Veliullah (doğ. 1920), Şevket Osman (doğ. 1921), Alâeddin el-Azad (doğ. 1934), Ebu İshak, Şemseddin Ebül Kelâm, Zahir Reyhanî, Abdül Gaffar Çovdhuri, Seyid Şemsul-Hak’m hikâyelerinin ilham kaynağıdır. Yeni bir tür olan tiyatro, Nu-rul-Mümin, Münir Çovdhuri, Enis Çovdhuri ve özellikle Abdüs Settar’ın (19291961), toplumsal tenkit ve tarihî piyesleriyle temsil edilir.
• Urdu edebiyatı. Ülkenin bağımsızlığa kavuşmasından çok önce urdu dili önemli ölçüde yenilendi; Ahmed Han ve Muhammed İkbal bu yenilenmenin başlıca kişileriydi. Şiir geleneği, Caş Melihâbâdî, Feiz Ahmed Feyiz, Hafız Callandhari gibi kendini şiire adayan veya Salimur-Rahman, Nazîı Ahmed, Vezir Ağa, Abbas Athar, Âdil Mansurî gibi çağdaş avrupa ve amerikan araştırmalarıyle ilgilenen şairler sayesinde canlılığını korudu.
Roman, Ahmed Şah Buharı (1898-1958), Kudretullah Şahab, Gulâm Abbas, Şevket Sıddıkî ve Saadet Haşan Manto ile efsanevî ve tarihî temaları bırakarak psikolojik incelemeye yöneldi.
Yazılı piyes sayısı çok az olmasına rağmen halk arasında pek sevilen bir tür olan tiyatro, Ağa Haşr, Seyyid İmtiyaz Ali Tac, İştiyak Hüseyin Kureşi, Şevket Thanvi’-nin melodramından Hoca (Havace) Mui-nuddin ve Ali Alımed’in daha yalın anlatımına doğru gelişti.
Tenkit, özellikle Halife Abdül Hakim (18941959), Abdül Hak, Seyid Abdullah ve Haşan Askerî ile önem kazandı.
• Pencabi edebiyatı. Zengin bir folklor geleneğini devralan pencabi edebiyatı, eyaletin Hindistan ile Pakistan arasında paylaşılmasının acısını çekmektedir. Üstelik pencablı bazı yazarlar urdu dili ve İngilizce ile yazmaktadır. Modern edebiyatta Abdül Macid Bhatti, Seccad Haydar ve Eşfak Ahmed gibi romancı ve tiyatro yazarları varsa da, üstad Daman, Fakir Muhammed, Coşua Fazluddin, Ahmed Yar, Fazıl Hüseyin Fazıl ve özellikle Macid Sıddıkî, Şerif Kuncahi ile Ahmed Cafer sayesinde şiir en canlı türdür.
• Peştu edebiyatı. Çağdaş edebiyat yalnız Hoşal Han Hatak’m hâkim olduğu XVII. yy. klasik şiirini derlemeğe ve uyarlamağa çalışmaktadır.
• Büluç edebiyatı. Yan göçebe bir kabilenin dili olan büluç dili, XV. yy.da Mir Şakir Han Rind ile Cam Durrak tarafından işlenen ve XX. yy. başına kadar üstünlüğünü koruyan lirik şiirin ortaya çıkmasına yaradı. O zamandan beri, Mulla Fazıl Rind, Mulla İbrahim, Nur Muhammed ve özellikle Gülhan Nâsır tarafından temsil edilen yeni şiir okulu şairlerinin kitaplarında çok kişisel bir ilham görülür.
• Sindhi edebiyatı. Sindhi dilinin zengin bir klasik edebiyatı vardır. Sindhi dilinde yazan şairlerin en ünlüsü olan Şah Ab-dul-Lâtif (1689-1752) aynı zamanda hint -İslâm mistisizminin de en başta gelen temsilcilerinden biridir. Son yüzyılın ortalarına doğru yetişen en büyük nesir ustası Mirza Kaleş Beydir.
1930’da yeni bir edebî akım ortaya çıktı (öbür hint veya batı edebiyatlarının etkisinde kalması bu akımın başlıca özelliğidir). Şeyh Ayaz’ın manzum eserinin yanı sıra, Cemal Abru, Ayaz Kadri, Tanver Abbasî, Şeyh Rac, Gulam Rabbanî ve Ağa Şah sayesinde büyük ölçüde gelişen hikâye türünü de unutmamak gerekir.
• Pakistan’da, resmen tanınmış olmamasına rağmen önemli edebiyat eserleri veren üç bölgesel dil daha vardır: Brahui, Buru-şaski veya Hacuna, Keşmiri. Ayrıca, Şahid
399
«Dörtlü Pakt’ın imzası (Roma, 1933) soldan sağa: von Hassel Alman büyükelçisi, Mussolini, sir Ronald Graham (Büyük Britanya) ve Henry de Jouvenel (Fransa)
Sühreverdî, Devanî ve Ahmed Ali gibi birçok pakistanlı yazar ise ingilizc* yazmağa devam etmektedirler. (Bk. EK CİLT 2)
KURUMLAR
• Anayasa. 1 mart 1962’de yürürlüğe giren anayasa 156 üyeli bir millet meclisi kurulmasını öngördü. Bu mecliste Doğu ve Batı Pakistan’ı temsil edecek 75 erkek ve altı kadın milletvekili yer alır. Temsilcileri 80 00(1 «temel demokrat» seçer. Ayrıca Doğu ve Batı Pakistan eyaletlerinde aynı seçmenlerin seçeceği 150’şer kişilik birer meclis kuruldu. Bir seçmen grubu tarafından beş yıl için seçilen başkan, yalnız devletin başı değil aynı zamanda yürütme gücünün de başıdır. İki eyaletin valilerini ve merkez kabinesini başkan tayin eder. Eyalet bakanları valiler tarafından tayin edilir. Bu tayinler başkanın onayından geçer. Bakanların Millet veya Eyalet meclisi üyesi olmaları şart değildir. Anayasa aynı zamanda kanun yapma ve siyaset ilkelerini de tespit etti. Bu ilkelerin başında hiç bir kanunun lslâmiyete aykırı olamayacağı, ikinci olarak da bütün vatandaşların her bakımdan eşit olduğu gelir.
Fikirleri serbestçe açıklama, dernek kurma, din ve yolculuk hürriyeti, mülkiyet hakkı, meslek seçme hürriyeti v.b. garanti edildi. Siyasî ilkelerin başında İslâm hayat tarzına uygunluk, Kur*an ve sünnî mezhebini öğrenmenin müslümanlar için zorunlu olduğu gelir. Buna karşılık azınlıklara eşit muamele yapılması ve müslümanlarla aynı derece fırsat tanınması garanti altına alınmıştır. Kanun yapıcıları kanunların temel insan haklarına aykırı olmamasından sorumludur. Aynca anayasa, başkanın seçeceği 5-12 kişilik bir danışma kurulu öngördü. İslâm ideolojisi konusunda çalışacak olan bu kurulun görevi, kanun tekliflerinin ka«-nun yapma ilkelerine uyup uymadığını belirtmek, aynca Millet ve Eyalet meclislerine müslümanlarm İslâm hayat tarzına uygun yaşamalarını düzenleyebilme konusunda tavsiyelerde bulunmaktı.
• İdarî organizasyon. Çeşitli tarihî ve coğrafî sebepler dolayısıyle Pakistan’daki yönetim mekanizması adlî sistem, toprak gelirlerinin toplanması ve vergilendirilmesi v.b. konularda yer yer büyük farklar gösteriyordu.
Devrim hükümeti bütün yönetim mekanizmasını denetleyecek birçok komisyon kurdu. Bu komisyonlar hem kurumlara birlik getirecek, hem de daha hızlı çalışmayı sağlayacaktı. 1960’lann ortasında merkeziyetçilikten büyük ölçüde kurtulundu. Merkeze, adliye sistemi, hâkimler ve sulama bağlı kaldı; bunun dışında yönetim mahallî kurumlara bırakıldı. Mahallî yönetim, eğitimi, köy yardımlaşmasını «temel demokrasiler», sağlık hizmetlerini ve bir dereceye kadar sanayi ve beslenmeyi kapsıyordu. Bütün Pakistan idare bölgelerine ayrıldı. Bir yöneticinin idaresinde olan her idare bölgesi, kendi içinde idare bölümlerine ve alt bölümlere ayrılmıştır. Her idare bölgesinde devleti memur olan bir yöneticiyle, tahsildar temsil eder. 1959’da valiler arası bir konferansta kabul edilen «temel demokrasiler» sisteminde, yönetim kadrosu piramit şeklindedir: 1. kasaba ve köy birlikleri; 2. alt-idare bölümleri; 3. idare bölümleri; 4. idare bölgeleri; 5. eyaletler. Piramidin en altındaki her temel birlik (köy ve kasabalar) bir meclis seçer. Bu temsilciler için-
PAKİSTAN
400
PALACKY
jos. Kriehuber’in taşbasması (1843) Avusturya Mili? kütüphanesi
den seçilen 80 000 «temel demokrat» ise milet meclisin seçer. Amaç bütün halk tabakalarının yönetime, İktisadî ve sosyal alanda çalışmalara katılmasıdır. Ayrılmadan önceki sistemlere göre işleyen kamu hizmetleri, 1960’larda başında A.R. Corne-lius’un bulunduğu ödeme ve Hizmetler (Pay and Services) komisyonunun öğütlerine uygun olarak yeniden teşkilâtlandırıldı. Merkezden yönetilen emniyet teşkilâtı da yeniden düzenlendi.
• Siyasî partiler. 1958’de anayasa feshedildiği zaman bütün siyasî partiler de kapatıldı. 1962’de sıkıyönetim kalkınca Millet meclisi, siyasî partilerin yeniden kurulmasına izin verdi. 1960’lann ortalarında bütün eski siyasî partiler (Müslümanlar birliği, Avami birliği, Milli Avami birliği ve Nizam El-islâm) yeniden çalışmağa başlamıştı.
• Adalet mekanizması. Adalet sisteminin başında bir yüce mahkeme, ondan sonra iki yüksek mahkeme vardır. Bunları idare bölümü ve bölge mahkemeleri izler. Sulh ve ceza mahkemeleri bölge mahkemelerine bağlıdır. Pakistan bağımsızlığına kavuştuğu zaman birçok kanun vardı. Bunlardan bazı değişiklikler yapılarak yararlanıldı. Pakistan kanunlarının Kur’an ve sünnî mezhebine uyacak şekilde hazırlanması için sık sık tekliflerde bulunuldu. Ama bu işin çok karmaşık olması yüzünden bu konuda acele davramlmamaktadır.
HABERLEŞME
Posta ve telgraf işletmeleri kâr eder ve millî gelire katkıda bulunur. Halkın telefon cihazı ihtiyacını Haripur’daki bir fabrika karşılar. Doğu ve Batı Pakistan arasında haberleşmenin sağlanması da önemli bir meseledir. İki kısım, yüksek frekanslı radyo telefon kanallarıyle birbirine bağlıdır. Ama bu kanallar yeterli değildir. Başlıca merkezler Dakka’dan yapılan çok yüksek frekanslı bir radyo yayınıyle birbirine bağlıdır. Milletlerarası haberleşme için telsiz telefon hatları vardır. Avrupa’daki başlıca merkezlere, Ortadoğu’ya ve Uzakdoğu’ya telefon etmek mümkündür. Milletlerarası radyo.-telgraf devreleri Karaçi’yi dünyanın başlıca şehir ve ticaret merkezlerine bağlar. Bu şehirlerin birçoğunda teleks de vardır. CENTO’nun yardımıyle Karaçi -Tahran ve Ankara arasında 600 kanallı bir mikrodalga telefon sistemi kurulmuştur. Radyo yayınları 1960’lann ortasında henüz yetersizdi. İkinci beş yıllık planda yayınların gelişmesi için 40 000 000 rupilik bir harcama öngörüldü. Bu dönemin sonunda ülkede 29 vericisi olan 13 verici istasyon kurulması tasarlanmıştır. (ML)
Pakistan Hindistan savası, Doğu Pakistan’ın Bengaldeş adiyle bağımsız bir devlet haline getirilmesini isteyenlerin ayaklanması üzerine, bunları destekleyen hint birlikleriyle Pakistan Silâhlı kuvvetleri arasında çıkan çatışma (3-17 aralık 1971).
Doğu ve Batı Pakistan arasında, kökü bağımsızlığın başlangıç tarihine (1947) kadar uzanan İktisadî ve siyasî nitelikteki anlaşmazlıklar, 1970 parlamento seçimlerinden sonra arttı. İktisadî ve siyasî bağımsızlık isteyen Doğu Pakistan’da, Avami partisi lideri Mucibürrahman seçim sonunda kendi bölgesinde mutlak çoğunluğu, bütün ülkede de çoğunluğu sağladı. Bu sonuç karşısında cumhurbaşkanı Yahya Han önce parlamentonun açılmasını erteledi, sonra da yeni anayasayı hazırlamak üzere bir komite kurulacağını ilân etti. Ancak, Mucibürrahman bu çalışmalara katılmayı reddetti ve başlangıçtaki bağımsızlık tezinde direndi. Gerginliğin artması üzerine cumhurbaşkanı Yahya Han, Pencab ordusunu Doğu Pakistan’a gönderdi. Bu tedbir de Doğu Pakistan’da direnişin başlamasını önleyemedi ve mart 1971’de halkla ordu arasında çatışma başladı. Bu çatışmalarda Hindistan’ın silâhlandırdığı mukhti bahini çetecileri etkili ol-
palaeoniscus
du. İç savaş sırasında Doğu Pakistan’da bir «Geçici Bengaldeş hükümeti» kuruldu. Çatışmaların başladığı sırada Mucibürrahman tutuklandı. Pakistan ile Hindistan arasında gerginliğin hızla arttığı bu dönemde, Hindistan ile S.S.C.B. arasında bir askerî antlaşma imzalandı (ağustos 1971). 1971 Ekimi başlarında Hindistan – Pakistan sınırında, öteden beri devam eden sınır çatışmaları şiddetlendi ve sabotajlar arttı. Aralık 1971’in ilk günlerinde hint birlikleri Pakistan sınırı boyunca saldırıya geçti. Birkaç gün içinde de hint kuvvetleri Doğu Pakistan’da Çittagong, Jessore, Sylhet, Rangpur ve Dakka şehirlerine doğru ilerledi; buna karşılık pakistan kuvvetleri de Hindistan’ın elinde bulunan Keşmir bölgesindeki Camımı, Pencab, Agra ve Bombay şehirlerini havadan bombaladılar. Savaş sırasında Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyinin almak istediği ateşkes kararı, Birleşmiş Milletler Genel kurulunun aldığı temenni kararına tarafların uymayı kabul etmeleri üzerine sağlanabildi (17 aralık 1971). Bu tarihte Doğu Pakistan hint birliklerinin eline geçmiş ve buradaki pakistan askerleri teslim olmuştu; Doğu Pakistan’da Seyyid Nazrul İslâm’ın cumhurbaşkanı, Tacüddin Ahmed’-in de başbakan olduğu bağımsız Bengaldeş devletinin kurulduğu ilân edildi (aralık 1971). 23 Aralık 1971’de cezaevinden çıkarılan Mucibürrahman memleketine döndü; cumhurbaşkanı, sonra da başbakan oldu (ocak 1972). İlk tespitlere göre, kısa süren savaş sırasında Hindistan bütün cephelerde
2 307 ölü, 2 163 kayıp ve 6 163 yaralı, Pakistan ise, yalnız doğudaki savaşta 6 000 ölü, 7
000 kadar da kavıc^erdi. (Bk. EK CİLT) [M] PAKİSTANLI sıf. ve i. (Pakistan’dan pa-kistan-lı). Pakistan halkmdan veya bu halkın soyundan olan (kimse). [L] PAKİSTANLILAR, Pakistan’da yaşayan ve oradan gelme halk. Birbirinden 1700 km uzakta, hint topraklan ile ayrılan Doğu (Bengaldeş) ve Batı Pakistan arasında gerek coğrafya açısından, gerek ırk, dil, din ve kültür açısından büyük farklar vardır.
• Irklar. Mohenco-Daro yıkıntılarında bulunan insan iskelet ve kafatasları, bölgede M.ö. 2500 yıllarında en az dört ayrı ırk yaşadığını göstermektedir: Akdeniz ve Alp (ikisi de Avrupa), Proto-Avustralya benzeri (Vedda) ve Mongoloyit. Ayrıca ırklar arasında büyük ölçüde karışma olmuştur. Bugün Batı Pakistan’da yaşayan halk dört grupta toplanabilir: 1. Pencab’da «gerçek» akdenizli tipi; 2. Pencab ve Sind’de «doğu» akdenizli tipi (fazla uzun ve genellikle çıkıntılı burun; daha açık renkli deri); 3. kuzeybatı sınır bölgesinde peştu dili konuşan Patan’lar (çeşitli yazarlara göre samî ırkiyle karışmışlardır); 4. brakisefal Büluç-lar (yuvarlak kafalı); İran soyundan gelen ve Bülucistan’da yaşayan Büluçlara arî tipi de denir.
Doğu Pakistan’da yaşayan halklar ise başlıca iki gruba ayrılır: 1. yerleşik halkların büyük kısmını meydana getiren akdenizli tip; 2. Pakistan-Burma sınırında ve Çittagong tepelerinde yaşayan Paleo-Mongolo-yitler. Bölgeye dışarıdan gelen batı menşeli bazı göçebeler (msl. Santal’lar) proto-avustralya grubundandır.
• Diller. Batı Pakistan’ın resmî dili Urdudur. Hemen bütün PakistanlIlar bu dili anladıkları halde, ana dil olarak başka bölgesel diller de konuşurlar. Arapça, farsça ve hinduca kelimelerin karışımı olan ve fars alfabesiyle yazılan Urdu’nun, Hindistan’da Moğol döneminin başlarında konuşulduğu kanıtlanmıştır. Batı Pakistan’daki bölgesel diller şunlardır: 1. Sind’de konuşulan, Prakrit’in viraçada lehçesinden türeyen ve arap alfabesiyle yazılan (M.S.
XI. yy.a kadar malvari veya ardhanagari alfabesiyle yazılırdı) Sindhi; 2. Bülucistan’-da büluç dili; 3. İran sınırında Makran’da, Makrani; 4. Afganistan sınırında Peştu veya Pahtu; 5. Batı Pencab’da Pencabi. Son dört dil fars alfabesiyle yazılır. Bütün bu diller arî menşelidir, Pakistan’da arî menşeli olmayan tek dil, bazı büluçların konuştuğu dravid menşeli brahui dilidir.
Doğu Pakistan’da resmî ve konuşulan dil Bengalidir. Nagari yazı ailesinin alfabelerinden biriyle yazılır, öbür pakistan dil-
lerine kıyasla, sanskrit ve hindu diline çok daha yakındır. Zengin bir edebiyatı vardır. Son zamanlarda Buddhadeva Bose ve Nazrul İslâm gibi çağdaş şairler bu edebiyata önemli katkılarda bulundu. Yönetim ve eğitim alanında çok yaygın olan İngilizce, 1960’larda Pakistan’m iki kısmında da hâlâ resmî dildiı.
• Dinler. Pakistan cumhuriyeti halkının çoğu müslümandır. Bütün öbür dinî azınlıklar (hindu, hırıstiyan, buddha’cı ve Par-siler), 1961’de toplam nüfusun yüzde 12’-sinden azdı.
Müslümanların çoğu sünnî hanefîdir; bir miktar sünnî, şafiî ve şiî de vardır, öbür müslüman toplulukları Seyyidle* (Muham-med’in kızı Fatma’nın soyundan geldiklerine inanılır), Hocalar (Sind’deki bir tacir topluluğu) ve Ismailîlerden (Ağa Hanın müritleri) meydana gelir. Batı Pakistan’daki Kadianilerin müslümanlıkları tartışma konusudur; çünkü bunlar, Müslümanlığın temel ilkelerinden birini, Muhammed’-in son peygamberliğini kabul etmezler. Dinî azınlıkların en kalabalığı Hindulardır. (1961 ’de 10 001 474 kişi). Bunların büyük kısmı Doğu Pakistan’da (9 379 669) yaşar. Hıristiyanların çoğu Batı Pakistan’dadır (732 787). Buddha dininden olanların (376 312) hemen hepsi Doğu Pakistan’da, Par-siler (5 412) Batı Pakistan’da yaşar. Müslüman olmayan öbür grupların (göçebe ve yahudiler) toplam nüfusu 47 872’dir.
• Kültür. Pakistan’ın kültür yapısı, coğrafî bölgelere, göçebe, köy, şehir topluluklarına göre değişiklikler gösterir. Ayrıca bu topluluklar kendi içlerinde yer yer farklılaşırsa da, çoğunluğun müslüman olması sebebiyle bazı ortak özellikler vardır.
Batı Pakistan’daki dinî azınlıkların sayısı çok az olmakla birlikte, müslümanların hayat tarzı, yüzyıllardan beri yan yana yaşamanın sonucu olarak hint medeniyetinin oldukça etkisinde kaldı, öyle ki, müslümanlar Islâmiyetin eşitlik kavramıyle hiç bir şekilde bağdaşamayan bir kast sistemi kurdular. Üstelik bu sistem yalnız Pencab’da değil, Svat vâdisi gibi sınır bölgelerinde de yerleşti. Kastların dışında, Pen-cab’daki kırlık bölgelerde görülen başka bir özellik, vartan bhanci kurumudur. Bu kurum, toplumu meydana getiren çeşitli gruplar arasındaki yiyecek, para, giyecek, hizmet ve bağış mübadelelerini içerir. Bu mübadele sistemi sayesinde, hem insanlar birbiriyle ilişki kurar ve sosyal bütünleme sağlanır, hem de bireyler sosyal mevki ve itibar kazanabilir.
Sosyal hayatın düzenlenmesinde, patan topluluğu, toprak sahipliğinde baba soyuna önem verir. Bu toplulukta gelişmiş bir mizah duygusu ve konukseverlik ağır basar. Patan hayatının kamusal veya özel kesimleri. Atina demokrasisinde olduğu gibi meclislerce (cirga) denetlenir.
Doğu PakistanlI kabileler (Çakma’lar, Mogh’lar, Tripura’lar, Murung’lar, Bancu-gi’ler, Panku’lar, Luşey’ler ve Khyang’lar) ormanları yakarak tarla açma usulüyle gezgin tarım yapar. Sosyal hayat, baba soyuna ve yerleşik köy düzenine önem verir. Bir kısmı hâlâ animist dinlere bağlıysa da, bazıları (Khyang’larm çoğu) buddha’cıdır. Hıristiyan misyonerler bu halkları büyük -ölçüde etkilemiştir. Doğu Pakistan’ın kültür yapısında Hinduların hayat tarzı önemli yer tutar. Eski gelenekler, öğrencilerin Sans-kritçe, yazı, felsefe öğrendiği tol ve Ayurveda tıp sistemi gibi çeşitli kurumlar ka-nalıyle devam eder.
Homeopati ve natüropati’ye dayanan Ayurveda, aslında hindu kaynaklıdır. Her yıl tekrarlanan bazı dinî bayramlar da (puca) son derece renklidir. Bunların başlıcaları Durga puca, Kali puca ve Sarasvati puca’-dır. Doğu Pakistan’da kır bölgeleri halk müziği, dans, tiyatro ve edebiyat kültürü bakımından çok zengindir. (M)


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.