DİŞ

DİŞ; Alm. Zahn (f), Fr. Dent (f), İng. Tooth. Sindirim
sisteminin başlangıcı olan ağızda, iki kavis
hâlinde bulunan, besinlerin koparılması, parçalanması
ve öğütülmesi işini yapan sert yapılar.
Dişler, bu fonksiyonlarının yanında, estetik, konuşma,
kendini destekleyen organların korunması
ve çene gelişiminde de aktif rol oynar.
Dişler kendilerini taşıyan canlının bünyesine
en münâsip bir şekilde yaratılmışlardır. Geviş getiren
hayvanların, yırtıcı hayvanların, balıkların,
sürüngenlerin dişleri birbirlerinden çok farklıdır.
Burada insan dişleri hakkındâ etraflı bilgi verilmeye
çalışılacaktır.
İnsan dişleri, anne karnındaki hayâtın altıncı
haftasında “Dental Lamina” denen bir plakçık üzerinde
tomurcuklanmalar şeklinde gelişmesine başyavrunun
dişlerinin sıhhati yakından alâkalıdır. Dişler,
anne karnında çeşitli devrelerden geçip şekillenir.
Doğumdan sonra yavrunun ağzında ilk çıkan
dişler alt orta kesici dişlerdir. Bunlar ağızda altı aylıktan
îtibâren görülebilirler. 2,5 yaşında bir çocuğun
ağzında 20 süt dişi bulunur. Daha sonra süt
dişleri sürekli aşınarak, çürüyerek ve kökleri eriyerek
11-13 yaşma kadar kaybedilirler. 6 yaşından
îtibâren yerlerini dâimî dişlere bırakırlar. Erişkin
bir insanda 32 adet dâimî diş bulunur.
Dişlerin Çıkma Zamanları
Süt dişlerinin sürme zamanları
Alt orta kesici…………………….. ………………. 6 – 8 ay
Üst orta kesici…………………….. ………………. 8-9 ay
Alt yan kesici……………………… ……………..9-10 ay
Üst yan kesici…………………….. …………… 1 0 – 1 1 ay
Alt ve üst I. süt azısı…………… ……………12-15 ay
Alt ve üst köpek disi…………… ……………15-20 ay
Alt ve üst II. süt azısı………….. ……………20-24 ay
Dâimî dişlerin sürme zamanları:
I. büyük azı………………………
Alt-üst orta kesici…………….
…………………… 6 yaş
…………………… 7 yaş
Alt-üst yan kesici…………….. …………………… 8 yas
I. küçük azılar……………………………………….. 9 yaş
Alt-üst köpek disi…………….. ………………….1 0 yaş
II. küçük azılar………………… …………………. 1 1 yaş
II. büyük azılar………………… ………………….1 2 yaş
III. büyük azılar……………….. ……………. 16-20 yaş
Eksik beslenme, vitamin noksanlığı, çocuklukta
geçirilen şiddetli ateşli hastalıklar, raşitizm
ve bâzı hormonal hastalıklar dişlerin zamânındasürmesini geciktirebilir. Eğer zamânı geldiği hâlde
dişler ağızdaki yerlerini almamışlarsa diş hekimine
mürâcaat edilmelidir.
Dış görünüş îtibârıyle, ağız bozukluğunda diş
etinden dışarda kalan kısmına “kion”, çene içinde
gömülü olan kısmına “kök”, ve kionla kökün birleştiği
yere de dişin “kole”si (boynu) denir.
Dişin tabakaları dıştan içe doğru incelendiğinde:
1. Mine,
2. Sement,
3. Dentin,
4. Pulpa olmak üzere dört kısmı vardır.
Mine: Dişin taç kısmını dışarıdan saran parlak
saydam kısma “mine” denir. Çiğneme yüzeyinde 2,5
milimetreye yaklaşan mine, boyna doğru gittikçe incelir.
Köke doğru gittikçe mine yerini semente bırakır.
Minenin % 96’sı inorganik maddedir. Minedeki
başlıca inorganik maddeler, kalsiyum, fosfor,
magnezyum, karbondioksit, sodyum, potasyum,
klor, flor, kükürt, silisyum ve çinkodur. Mine, trikalsiyum
fosfat yapısındaki hidroksi kapatit kristallerinden
meydana gelmiştir. Bu kristaller çok
düzgün bir altıgen yapısındadır. Bir azı dişinde
yaklaşık 12 milyon kristal mevcuttur. Mine vücudun
en sert dokusudur. Mineralleri sertlik îtibârıyle talktan
elmasa kadar 10 dereceye ayırmışlardır. Minenin
sertlik derecesi 7 civârmdadır.
Dentin: Fiziksel sertliği ve biyolojik özelliği
bakımından gözeneksiz- sıkı bir kemiğe benzer. %
28 organik madde ihtivâ eder. Dentin kanallarında
“odontoblast” denilen hücrelerin uzantıları bulunur.
Canlı bir doku olup, kendi kendini tâmir
etme özelliği vardır. İlerleyen bir çürüğe karşı (tâmir
dentini) îmâl eder.Semeni: Kökü saran ve dişin alveol (diş çukuru)
kemiğine bağlanmasını sağlayan kısımdır. Sement
ile alveol kemiği arasında elastikî özellikte “sharpey
lifleri” mevcuttur. Bunlar, diş, kuvvetli basınçlara mâruz
kalınca kemikteki boşluğu içinde yaylanabilir, lifler
burada amortisör vazifesi görür. Böylelikle diş 70
kilogramlık bir basıncı rahatlıkla karşılar.
Pulpa: Kan damarları ve sinirlerin bulunduğu
dişin canlı kısmıdır. Pulpa, dentin maddesini îmâl
eder. Dişin beslenmesini sağlar. Ağrı duyurucu
sinirler ile dişin sıhhati hakkında haber verip, aynı
zamanda tâmir dentini îmâl eder.
Dişler gördükleri vazîfe ve biçimlerine göre:
1. Kesici dişler,
2. Köpek dişleri,
3. Küçük azılar,
4. Büyük azılar olmak üzere birbirinden ayırd
edilir.
Kesici dişler: Kürek yâhut keski biçimindedirler.
Tek köklüdürler. Gıdâları koparıp kesmeye
yararlar. Alt ve üst çenede dörderden 8 tânedir.
Kanin dişleri (Köpek dişi-göz dişi): Ağzımızdaki
en uzun diştir. Üst köpek dişlerinin kökleri
göz boşluğuna kadar uzanır. Kesici kenar sivri bir
uçla son bulur. Ağzımızda alt ve üst çenede ikişerden
4 tânedirler. Görevi besinlerin parçalanmasıdır.
Küçük azılar: Kesicilerle azılar arasındadır.
Çiğneme işini görür. Alt ve üst çenede dörderden
8 tânedir.
Büyük azılar: Gıdâları öğütebilmek için çiğneyici
yüzeyleri geniş ve çok pürtüklüdür. Alt ve
üst çenede altışardan 1 2 adettirler.
Diş Hastalıkları
Dişin çürümesi: Dişlerin çürümesinde etkili
pekçok sebep sayılabilir. Başlıcaları; beslenme,
irsiyet, yaş, cins, hâmilelik, hormonal bozukluklar,
bâzı meslekler ve bakterilerdir. En mühim
sebebi de kötü ağız bakımıdır. Dişlerin sıhhatini
anne karnından îtibâren ele almalıdır. Hâmile
annelerin kalsiyumdan, flordan, A,D ve C vitaminlerinden
zengin beslenmeleri çocuğun dişlerinin
direncini arttırır. Yine bu dönemde annenin
noksan beslenmesi, antibiyotik kullanması,
ateşli hastalık geçirmesi, röntgen ışınlarına mâruz
kalması çocuğun dişlerine daha doğmadan birçok
zarar verir.
Günümüz insanı çok miktarda sun’î şekerli
gıdâlar almaktadır. Özellikle yapışkan şekerli maddeler,
dişler arasında kalarak bozunurlar. Çocukların
dişleri çürümesin diye şekerden tamâmen
menetmemeli, lâkin dişlerini temizlemesini öğretmelidir.
Diş araları bakteri gelişimi için son
derece müsâit, kuytu, harâreti uygun köşelerdir.
Buralarda bir de gıdâ artıkları bırakılırsa bakteriler
süratle çoğalıp gıdâları parçalarlar. Bozunan gıdâlar
asitli bileşikler hâlinde minenin derinliklerinesızarlar. Minenin kalsiyumunu kaybetmesine sebeb
olarak mineyi harâb ederler. Yine günümüz insanı
tarafından külliyetli miktarda kullanılan uyuşturucular,
alkollü içki ve aşırı içilen sigara da diş
sağlığını tehdid etmektedir.
Diş çürüklerinin sıklığı ve fazlalığı dünyânın
çeşitli bölgelerinde ayrı grafikler çizer. Özellikle
pirinç ile beslenen Çinlilerde çürük oranı en üst seviyededir.
Büyük oranda av hayvanları ile beslenen
ve karbonhidratlı gıdâları alamayan Eskimolar’da
çürük oranı bir hayli azdır. Güneşin çok az
alındığı Kuzey Avrupa ülkelerinde raşitizm vakaları
dişleri etkilerken, Afrikalı zencilerde sağlam
diş oranı bir hayli fazladır. Yurdumuzda da diş
sağlığı maalesef arzu edilenin çok altında olup, ilkokul
çağındaki çocukların % 90’ı ağzında çürük
diş bulundurmaktadır.
Hâmilelikte diş etlerinde iltihap ve şişme durumları
meydana gelir. Anne adayı şiddetli kanama
sebebiyle dişlerini fırçalayamaz. Devamlı kusması
ağız asiditesini arttırır. Bu dönemde ağız bakımı
daha fazla hassasiyet ister.
İlerleyen yaşın, her organ gibi, dişleri de yıprattığı
bilinen bir hakikattir. Yaşlılarda çürükten
ziyâde diş eti çekilmesi ve kemiğin erimesi ile desteğini
kaybeden ve sallanan dişler problem olurlar.
Bâzı meslekler de dişler üzerine ters tesirlidir.
Civa ve civalı bileşiklerle, kurşun, arsenik gibi
kimyâsal maddelerle uğraşanlar, fırıncılar, çivileri
dişleri ile tutan marangoz ve ayakkabıcılar, X
ışınlarına devamlı mâruz kalan röntgenciler ve
radarcılar, nefesli çalgıları dişlerine dayayarak
çalmak zorunda olan müzisyenlerde diş rahatsızlıklarına
sık rastlanır.etkilidir. Anne veya babadan birinden dar çene
şekli, diğerinden geniş ve iri dişler alan çocuğun
dişleri alveol kavisine sığmaz, dil veya dudak tarafına
devrilir, çarpık olur. Çeneler arasındaki
uyumsuzlukta da büyük oranda irsiyetin önemi
vardır.
Şüphesiz ki dişlerde en büyük tahribatı bakteriler
yapar. Dişler arasmda ve çürük oyuklarında yerleşen
başlıca mikroplar, streptokoklar, leptobasiller,
aktinomikozlar veya mantarlardır. Bunlar gıdâ artıklarını
hızla fermente ederler ve asitli bileşikler hâline
getirirler. Dişin yapısını bozarlar. Diş eti cebinden
hareketle diş çevresinde rahatsızlıklara sebeb
olurlar. Dişin hayâtiyetine son vermekle de
kalmaz, kök ucuna doğru ilerleyerek alveol kemiği
içerisinde iltihaba sebebiyet verirler. ^
Aslında iltihaplı bir diş sâdece ağız için bir tehlike
değil, bütün vücuda mikrop yayan bir odaktır.
Sinsi bir düşman gibi vücudun zayıf bir ânını bekler.
Vücud direncini kırar. Bulunduğu bölgede şişlik,
kulaklarda, şakaklarda şiddetli ağrılar yapar. Gözleri
ve yüz sinüslerini de iltihaplandırabilir. Dişlerde
çok yerleşen streptokoklar kalp kapakçıklarını iltihaplandırarak
buralarda haraplanmalara sebeb olur.
Ağız kokuları, boğaz ağrıları, hattâ bâzı asabî bozuklukların
temelinde diş problemi olabilir.
Diş Bakımı
Dişlerimizi günde üç kez mekanik olarak temizlemeliyiz.
Boy boy reklamları yapılan diş mâcunlarından
bembeyaz pırıl pırıl dişler beklemek
hayalcilik olur. Aslında diş mâcunlarının diş sıhhati
üzerinde fazla bir tesiri olmadığı gibi sıhhatli
diş, mutlaka süt beyazı olacak diye de bir kâide
yoktur. Dişe rengini veren minenin altındaki dentin
tabakasıdır. Bunun yaradılıştaki rengi neyse
daha sonra da odur.
Diş fırçalarını seçerken orta sertlikte, kuytu köşelere
girebilen ve özellikle plastikten mâmul
olanlar tercih edilmelidir. Kıl fırçalar domuz veya
at kıllarının aklaştırılmasıyla îmâl edilirler. Kıllar
büyük oranda suyu emerler. Her kılın içinde mevcut
olan kanalcık ise bakterilerin yerleşmesi için
çok müsâittir. Ayrıca kıl fırçaların düzensiz olan
uçları diş etini tahriş edicidir. Bir fırça bir kişi tarafından
kullanılmalı ve 3-4 ayda bir değiştirilmelidir.
Mâcun kullanılması arzu ediliyorsa mercimek
büyüklüğünde bir mâcun parçası yeterlidir.
Fırçalarken diş etlerine de masaj yapılmalıdır.
Önceleri diş etleri kanar, ancak düzenli fırçalama
ile diş etleri pekişir. Fırçalama etten dişe doğru yapılmalıdır.
Sıhhatli bir diş eti gülpembesi rengindedir.
Ağzında diş taşı olanlar gecikmeden bir hekime
müracâat etmelidir. Florun suda yetersiz
miktarda bulunduğu bölgelerde flor tabletleri almak
da yararlıdır.Ağız ve diş sağlığında misvak kullanmanın
büyük yeri vardır. Gerek hoş kokusu, gerekse
kullanma ve taşıma kolaylığı misvağın câzibesini
arttırır. Düzenli olarak misvak kullananlarda çürüklerin
durduğu, diş etlerinin pekiştiği, ağız
kokusunun kalmadığı görülür. Misvak, Arabistan’da
yetişen Erak (Salvadore Persica) adlı bir
ağacın dallarından yapılır. Diş ipi de fırçanın
ulaşamadığı dişler arası bölgelerde kullanılabilir.
Diş Hekimliği
Diş hekimliğinin târihi, insanların diş ağrısı
çekmeleri kadar eskidir. Binlerce yıl evvelki diş tabâbeti
hakkında elimizde fazla bir belge yoktur. Eski
Mısırlılardan kalma proteze benzer parçalar
bulunmuştur. Çinliler akupunktur ile diş ağrısına
müdâhale etmişler, Güney Amerika’da Perulular
koka yaprakları ile dişi uyuşturma cihetine gitmişlerdir.
İslâmiyetin cihanı aydınlatmasıyle emredilen
temizlikten dişler de ziyâdesiyle nasibini almıştır.
Peygamber efedimiz Sahâbe-i kirâma misvakı öğretmişler
ve ümmetine kullanmayı emretmişlerdir.
Peygamberimiz buyuruyorlar ki: “Misvak kullanılarak
kılınan namaz, misvaksız namazdan
yetmiş kat üstündür/1
Bugün hâlâ diş hekimliğinde kullanılan sâkinleştirici,
ağrı kesici ve antiseptik özelliği olan
Eugenol (karanfil rûhu) yüzyıllardır İslâm dünyâsında
kullanılır. Târihî kaynaklar Türk hekimlerinin
kendilerine has usûllerle ağrısız ve çabuk
diş çektiklerini bildirmektedir.
Diş hekimliğinin kat ettiği büyük mesâfe asrımız
içerisinde olmuştur. Anastezik maddelerin
keşfi, röntgen ışınlarının tabâbette kullanılması,
antibiotiklerin, ağrı kesicilerin ve çeşitli mukâvim
estetik dolgu maddelerinin îmâli pek eski değildir.
Günümüzde diş hekiminden korkmak için bir
sebep kalmamıştır, denilebilir. Dakikada 300.000
devir yapabilen, bir yandan hava, bir yandan su vererek
ısınmayı önleyen elmas frezli aşındırıcılar çürükleri
birkaç dakikada temizlemekte, dişlerin görünmeyen
köşeleri röntgen filmleri ile apaçık tesbit
edilmektedir. Diş çekimleri ağrısız yapılmakta,
eksik dişlerin yerine sağlam, estetik ve temiz
protezler yapılabilmektedir.
Diş hekimliği kendi içinde Cerrahî, Ortodonti
(çene-yüz ortopedisi), Periondontoloji (dişi taşıyan
dokular ve hastalıkları), Oral Diagnoz (ağız
içi teşhisler), Pediodonti (çocuk dişleri), Endodonti
(kanal tedâvileri), Konservatif tedâvi ve protez
gibi dallarda ihtisaslaşmışlardır. Modern cihazlarla
diş hekimliği ürkütücü değil, sevimli bir
hâle gelmiştir. Diş hekiminden değil dişleri ihmâl
etmekten korkmalıdır.
Yeni Re

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)