Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

dericilik

hayvan derilerinin ve postlarının
sepilenerek çürümesinin engellenmesi ve
insan kullanımına uygun duruma getirilmesi
işlemi. Derisi en çok kullanılan hayvanlar
başlıca yedi gruba ayrılır: Sığır ve dana;
koyun ve kuzu; keçi ve oğlak; at ya da
zebrayı içeren atgiller; bizon; evcil domuz
ve yabandomuzu; fok ve alligator gibi su
ortamında yaşayan hayvanlar. Ayrıca yılan,
devekuşu ve kanguru gibi değişik hayvanların
derisi de kullanılır.
Memeli hayvanların postu en dışarıdaki
ince üstderi (epidermis), orta katmanı oluşturan
kalın altderi (dermis ya da koryum)
ve yağlı derialtı dokusu olmak üzere başlıca
üç katmandan oluşur. Postun üstderisi ve
kılları yolma ve kireçleme yöntemiyle, derialtı
dokusu ise etleme işlemiyle ayrıldıktan
sonra, altderi bölümü deri hazırlama işlemlerinden
geçirilir. Yeni yüzülmüş taze deri,
ağırlık olarak yüzde 60-70 su ve yüzde 30-35
protein içerir (proteinin yaklaşık yüzde 85’i
kollajen adı verilen jelatinimsi bir maddedir).
Deri üretimi için post ve deri seçiminde
kalite önemlidir. Derinin, hastalıklardan
zarar görmemiş olması ve üzerinde asalaklar,
yara izleri ve çizikler bulunmaması
gerekir.
Dericilik, İÖ y. 5. yüzyıldan beri uygulanmakta
olan eski bir sanattır. Sümerler ve
Eski Mısırlılar giyecek, çadır ve kamçı
yapımında deriden yararlanırdı. Sepileme
işlemi ise, İÖ 400’lerde Mısırlılar ve Ibraniler
tarafından, basit kurutma ve işleme
teknikleri biçiminde geliştirildi.
Günümüzde sepileme işlemi, hazırlama,
sepileme ve sepilenmiş deriyi işleme olmaküzere başlıca üç aşamada gerçekleştirilir.
Hayvanın kesiminden sonra yüzülerek elde
edilen deri birkaç saat içinde çürüdüğünden,
sepileme işlemine değin bozulmadan
depolarda bekletilebilmesi ya da taşınabilmesi
için bazı işlemler uygulanır. Bu amaçla
havayla kurutma, yaş ya da kuru tuzlama
gibi çeşitli yöntemlerle derinin suyu alınır.
Tabakhanede post önce ısıtılarak üzerindeki
çözünür maddeler ayrılır ve yumuşatılarak
eski biçimine getirilir; ardından, kireç
ve su çözeltisine batırılarak kılları alınır.
Üzerinde kalan et ve dokular makineyle
temizlendikten sonra deri yıkanır, kireci
giderilir, parlaklığını artırmak için asitlemeyle
proteini alınır, temizlik ve yumuşaklık
sağlamak için paklanır.
Sepileme işleminde kullanılan tanen, derideki
tüylerin arasında bulunan suyu alarak,
tüylerin birbirine yapışmasını sağlar. En
eski sepileme yöntemi olan tanenle sepileme
bugün de kullanılmaktadır. Tanen, bitki
köklerinden, kabuklarından ve tohumlarından
elde edilir. Özütlenen maddenin işlenmesiyle
elde edilen tanenli su, deriye emdirilir.
Kemer, perdahlı deri ve ayakkabı
köselesi yapımında kullanılan ağır derilerin
ve ayakkabı üstü yapımında, ciltçilikte kullanılan
hafif derilerin üretiminde çeşitli
değişik sepileme yöntemleri uygulanır.
Tanen yerine mineral tuzlarının kullanıldığı
mineralle sepileme, 19. yüzyıl sonlarında
uygulanmaya başladı. En çok kullanılan
mineral krom tuzudur. Ayrıca aluminyum
ve zirkonyum tuzlarından da yararlanılır.
Tanenle sepilemeden çok daha kısa süren
mineralle sepileme, özellikle yüksek kaliteli
dana ve oğlak derisi gibi hafif derilerin
üretiminde kullanılır.
Yağla sepileme yönteminde sepileme maddesi
olarak balıkyağı ya da başka yağ ve
yağlı maddelerden yararlanılır. Bu yöntem
genellikle güderi yapımında kullanılır. 20.
yüzyılda geliştirilen, sentetik maddelerle
sepileme işleminde, fenollerden ve hidrokarbonlardan
elde edilen sepileme maddelerinden
yararlanılır. Üç tür sentetik sepileme
maddesi vardır: Tanenle ya da kromla
sepilenmiş deriyi ağartmakta kullanılan
kuvvetli sülfonik asitler, tanen ile sülfonik
asit karışımı ve birçok fenol grubu içeren
zayıf asitler.
Sepileme işleminin tamamlanmasıyla pürüzsüz
deri, üretimin son aşamasına hazır
duruma gelir. Sepilenmiş deri kurutulur ve
fıçıda boyama, püskürtme ya da fırçayla
boyama yöntemleriyle istenen renk verilir.
Deri karışık yağlar ve gresle yağlanarak,
yumuşak, dayanımlı ve su geçirmez duruma
gelir. Yağın homojen biçimde derinin içine
işlemesi için deri, yağ ve su emülsiyonu ile
birlikte bir fıçıya yerleştirilir. Deri, gerilerek
ya da gerilmeden havayla ya da kanallı
soğutma fırınında kurutulur. Ayrıca, vakumlu
kurutma işlemi de uygulanabilir.
Kurutulmuş deri gerilir ve yumuşatılır, son
olarak da pütürlü yüzeyi kaplanarak aşınmaya,
çatlamaya, soyulmaya, suya, ısıya ve
soğuğa karşı dayanaklılığı artırılır. İşlenmiş
deri, ayakkabılarda, kemerlerde, bavullarda,
eyerlerde, döşemecilikte, süet üretiminde,
perdahlama merdanesi ve makine kayışı
gibi sanayi malzemelerinde kullanılır.
Türklerde ham deriyi işleme ve deriden
eşya yapma zanaatı, Orta Asya’da yaşadıkları
dönemlerde gelişmişti. Hayvancılığa
bağlı yaşama biçiminin doğal sonucu olarak
deriden çok yönlü amaçlar için yararlanılıyordu.
Sibirya’da ve Altay Dağlarında yapılan
kazılarda elde edilen buluntulardan (IÖ
4. ve 3. yy’lar) Türklerin dericilikte oldukça
ileri olduğu anlaşılmaktadır. Araştırmalar,
derinin bu dönemde giysi, çizme, başlık,
çadır yapımında kullanıldığım göstermiştir.Göçebelikte büyük önem taşıyan koşum
takımları, savaş araçları ve daha başka
birçok gündelik eşya yapımında da deriden
yararlanıldığı ortaya çıkarılmıştır.
Türkler Anadolu’ya göç ederken anayurtlarında
geliştirdikleri her türlü kültür ürününü
de birlikte getirdiler. Eski çağlardan
beri önemli bir dericilik merkezi olan Anadolu,
Türklerin yerleşmesiyle bu alanda
yeni bir yapı kazandı ve yüzyıllar boyunca
dünyanın en kaliteli deri ve deri eşya
üretilen yeri haline geldi.
Selçuklular ve Beylikler dönemlerinde dericiliğin
yoğunlaştığı kentler özellikle Kayseri,
Diyarbakır ve Kastamonu idi. Kırşehir,
Konya, Tokat ve Sivas’ta boyacılığın
ileri olması, dokumacılık gibi, dericilik için
de bir gelişme kaynağıydı.
Moğolların Anadolu’yu işgal etmesi,
hayvancılığa ve bu arada dericiliğe de
büyük bir darbe indirdi. Anadolu’nun zanaat
ve ticaret yaşamında örgütlü bir güç
olarak ortaya çıkan Ahilerin, Anadolu Selçuklularının
son dönemlerinde baskı altında
tutulmaları ve Konya, Kayseri gibi büyük
kentlerde zaman zaman toplu kıyımlara
uğramaları, öteki el sanatlarıyla birlikte
dericiliğin de gerilemesine yol açtı. Ahiliğin
kurucusu ve piri sayılan Ahi Evran’ın
debbağ (sepici) olması nedeniyle, bu meslek
ocağı Ahiliğin ana dalı sayılıyordu.
Osmanlı Döneminde devletin kuruluşunda
önemli rol oynayan Ahilik ve bağlı zanaat
birlikleri yeniden güçlendi. OsmanlIlarda, o
döneme göre gelişmiş bir sanayi kolu olan
dericilik, 15. ve 16. yüzyıllarda büyük
kentlerin hemen hepsinde yapılmaktaydı.
Ama İstanbul, Edirne, Kayseri, Ankara,
Bursa, Konya, Tokat, Diyarbakır, Urfa gibi
kentlerde dericilik, buraların ticaret yaşamınıyönlendiren ana üretim dallarının başında
geliyordu. Dericilikle birlikte gelişen
deri boyacılığı da oldukça ileri bir düzeydeydi.
“Türk kırmızısı”yla (alizarin) boyanan
sahtiyanların (keçi derisi) çok değerli
olduğu, bu yüzden Avrupalı deri tüccarlarının
bu boyanın bileşimini elde etmek için
büyük bir çaba harcadıkları bilinmektedir.
17. yüzyılda Anadolu’yu gezen Fransız gezgin
J B. Tavernier’ye göre en güzel maroken,
Tokat’ta üretilmekteydi. Gene bu
gezginin verdiği bilgiye göre Diyarbakır’da
kırmızı, Musul’da sarı ve Urfa’da siyah
renkli sahtiyan üretilmekteydi.
Anadolu’da ve Rumeli’de üretilip İstanbul’a
gönderilen deriler, Mercan Çarşısındaki
lonca merkezinde toplanır ve burada
debbağlar kethüdası ve Ahi babalar gözetiminde
esnafa dağıtılırdı. Debbağlar da ham
derileri işleyerek piyasanın istediği renkte
boyayıp her türlü deri eşya üreten esnafa
satarlardı. H. Mehmed (Fatih) İstanbul’u
fethettikten sonra Yedikule’de deniz kenarında
(bugünkü Kazlıçeşme) 33 tane salhane
(mezbaha) ve 360 tane debbağhane
(tabakhane) yaptırmış ve esnafın büyük
bölümünü buraya toplamıştı. Evliya Çelebi’
ye göre 17. yüzyıl ortalarında İstanbul’da
çeşitli semtlere dağılmış 700 tane tabakhane
vardı. Gene Evliya Çelebi sepici esnafı
pirinin Zeyd Hindi olduğunu, peştamalının
Hz. Muhammed’in huzurunda Selman-ı Pak
eliyle bağlandığını, İstanbul’un en ünlü
tabakhanelerinin Kazlıçeşme, Kasımpaşa ve
Üsküdür’da bulunduğunu yazar.
Osmanlı dericiliği 18. yüzyıla değin dünyanın
en üstün ürünlerini verdi. Avrupa
piyasalarında, işlenmiş Türk derisine büyük
bir talep vardı. Bu ilgi 19. yüzyıl başlarına
değin, azalarak da olsa sürdü. Avrupa
ülkelerinde yeni tekniklerle daha kaliteli
deriler üretilmeye başlayınca Türk dericiliği
de giderek geriledi. 1810’da Nizam-ı Cedid
Ordusu’nun ayakkabı gereksinimini karşılmak üzere Beykoz’da bir deri fabrikası
kuruldu. Bu fabrika, Cumhuriyet döneminde
Sümerbank’a devredildi. Günümüzde
Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası adıyla
etkinliğini sürdürmektedir.
19. yüzyıl ortalarında eski yöntemlerle deri
üretimini sürdüren İstanbul ve Anadolu
tabakhanelerinin yanında bazı Ege Adalarında,
Edremit ve İzmir yöresinde birtakım
küçük fabrikalar da işletmeye açıldı. 19.
yüzyıl sonlarına doğru Avrupa’da deri işleme
alanında ulaşılan yenilikleri izleyemeyen
Türk dericiliği, 20. yüzyıl ortalarına değin
üretimini iç piyasaya yönelik küçük birimlerde
sürdürdü. Dericilik alanındaki yeniliklerin
Türkiye’ye girişi II. Dünya Savaşı
yıllarına, yaygınlık kazanması ise 1950’den
sonraya rastlar. Özellikle 1970 sonrasında
deri ve deri mamulleri sanayisi önemli
gelişme gösterdi, modern yöntemlerle üretim
yapan, ihracata yönelik büyük işyerleri
kuruldu. 1986’da deri giyim eşyası üretimi
251,2 milyar TL’ye, sektörün toplam üretimi
ise 970,7 milyar TL’ye yükseldi. Aynı yıl
247,7 milyar TL’ye ulaşan deri ve deri
mamulleri ihracatının 221,2 milyar TL’lik
bölümünü deri giyim eşyası ihracatı oluşturdu.
Son yıllarda, ham deri ve canlı hayvan
ihracatı nedeniyle işlenecek deri sağlamada
güçlüklerle karşılaşılmış ve sektörün gelişmesi
yavaşlamıştır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

x

Check Also

KİPHOSURİDA

Karın bölütleri az çok bir bütün oluşturan, ayakları kıskaç biçiminde son bulan deniz eklembacaklıları takımı. ...