deri

omurgalılarda vücudun dış yüzeyini
saran ve çeşitli deri türevleriyle birlikte
gerçek bir organ sistemi oluşturan koruyucu
örtü. Derinin temel işlevleri, sıcak, soğuk,
basınç, zararlı güneş ışınları gibi dış etkenlere
ve hastalık yapıcı mikroorganizmalar,
zehirler gibi yabancı maddelere karşı canlıyı
korumak ve bir duyu (dokunma duyusu)
organı olarak çevreden aldığı bilgileri canlıya
iletmektir. Böylece, bir yandan canlının
dış çevreden yalıtılmış özel bir ortamda
yaşamasını sağlarken, bir yandan da canlının
çevresiyle ilişki kurmasına aracılık eder.
Ayrıca terleme yoluyla vücut sıcaklığını
ayarlar, gaz alışverişiyle de solunuma yardımcı
olur (deri solunumu). Üstelik büyük
ölçüde kendini yenileme yeteneği olan deri,
hayvan vücudunun en geniş ve en karmaşık
organlarından biri olarak kabul edilir. Vücudun
dış yüzeyinde kesintisiz ve koruyucu
bir engel oluşturan bu örtü, gözkapaklarının,
ağız ve burun boşluğunun, düzbağırsak
ve anüsün, boşaltım ve üreme organları
deliklerinin iç yüzeyini döşeyen mukoza ile
devam eder.
Bütün canlılarda, gövdeyi kuşatan ve iç
ortamı dış çevreden ayıran böyle bir koruyucu örtü vardır. Tekhücrelilerde bu işlevi
doğrudan doğruya hücre zarı, bitkilerde ve
omurgasız hayvanların çoğunda ise epitel
hücre katmanı ya da katmanları üstlenmiştir
(Bitkiler için bak. üstderi; omurgasızlar için
bak. vücut örtüsü). Ama bütün canlılar
âleminde, deri tanımına ve terimine karşılık
düşen, üstelik kıl, tüy, saç, pul, boynuz,
toynak, tırnak, gaga, yağ ve ter bezleri gibi
üstderi türevleri ve eklentileriyle birlikte
gerçek ve karmaşık bir organ sistemi oluşturan
vücut örtüsü yalnızca omurgalılarda
bulunur. Omurgalılarda, armadillonun sert
zırhından ve kutup ayısının bol tüylü, kalın
kürkünden bir balığın pullu derisine ve
musurun olağanüstü pürüzsüz, kaygan derisine
varıncaya kadar büyük bir çeşitlilik
gösteren vücut örtüsü, yalnızca yaşamsal
önem taşıyan bir organ değil, aynı zamanda
yaşanılan çevreye uyum sağlamanın da en
çarpıcı örneklerinden biridir. Amfibyumların
ve balıkların derisi hem içeriye su
girmesini ve dokuların aşınmasını önleyen,
hem de yüzeyin kayganlığını sağlayan mukoza
bezleriyle donatılmıştır. Sürüngenlerin
derisi, su kaybını önleyecek ve saldırganlara
karşı koruyucu bir zırh oluşturacak kadar
kalın ve serttir. Kuşların tüyleri hem uçmaya
yardımcıdır, hem de vücudun ısı kaybını
önler. Karada yaşayan memelilerden birçoğunun
kürkü ya da postu soğuğa, suya ve
darbelere karşı vücudu koruyan dayanıklı
bir örtüdür.
Deri katmanları. Bütün omurgalıların derisi
başlıca iki katmandan oluşur: En dışta yer
alan ve görece daha ince olan üstderi
(<epiderma ya da epidermis) ile bu katmanın
altında bulunan, daha kalın ve sert altderi
(derma ya da dermis) ya da koryum katmanı.
Üstderinin en altında, altderinin hemenbitişiğinde yer alan hücre katmanına üretici
katman denir; üstderinin daha üst sıralarındaki
hücreler bu katmandaki hücrelerin
çoğalmasıyla oluşur. Yaşlanan hücreler,
üretici katmanda yeni oluşan genç hücrelerin
itmesiyle üstderinin yüzeyine doğru
yükselir; bu arada, geçiş katmanı denen
bölgeden yukarıya doğru çıktıkça yassılaşır.
Kara omurgalılarında derinin yüzeysel
hücreleri, bir zamanlar canlı olan hücrelerin
sıkışıp sertleşmiş kalıntılarıdır; böylece yüzeyde
boynuzsu bir katman oluşturan bu
hücrelerin temel bileşeni, keratin denen
çözünmez ve katı bir proteindir. Bu madde
hem vücudu darbelere karşı korur, hem de
suyun ve hastalık yapıcı mikroorganizmaların
vücuda girmesini engeller. Kara omurgalılarının
pek çoğunda bu boynuzsu katman,
ya sürüngenlerde olduğu gibi belirli
aralıklarla ve büyük parçalar halinde değiştirilir
ya da memelilerde olduğu gibi sürekli
olarak küçük parçalar halinde atılır ya da
pul pul dökülür. Memelilerde bütün omurgalılardan
daha gelişmiş olan altderi ya da
“gerçek” deri, büyük ölçüde lifsi bağdokudan
(kollajen lifler), kan ve lenf damarlarından,
çizgisiz kas hücrelerinden ve sinir
uçlarından oluşur. İçindeki zengin damar
ağıyla üstderiyi besleyen de altderidir.
Omurgalıların derisi, taşemen (bofabalığı)
ve sülükbalığı gibi en ilkel omurgalılardan
başlayarak, evrimin üst basamaklarındaki
türlere doğru giderek karmaşıklaşır, pigmentlenir
ve çeşitli üstderi türevleriyle zenginleşir.
Taşemenin derisi pürüzsüz ve pulsuzdurüstderi, çok ince bir kitin katmanı
salgılayan birkaç sıra hücreden oluşur. Balıkların
derisi esnek, pürüzlü ya da pürüzsüz,
bazılarında dikenli, başta mukus bezleri
ve zehir bezleri olmak üzere deri bezlerince
zengin ve altderi türevi olan pullarlakaplıdır. Amfibyumlar çıplak derili hayvanlardır;
üstderide ne boynuzsu pullar, ne kıl,
ne de başka koruyucu oluşumlar bulunur.
Üstderileri birkaç sıra hücreden oluşur ve
omurgalılar içinde, en yüzeydeki ölü üstderi
hücrelerine ilk kez bu hayvanlarda rastlanır;
yaşamını daha çok karada geçirenamfibyumlarda bu boynuzsu katman iyice
gelişmiştir. Altderi ise, dışta gevşek dokulu
süngersi katman, içte daha sıkı dokulu katı
katman olmak üzere iki kattan oluşur ve
zengin bir kan ve lenf damarları ağı, sinirler
ve salgı bezleriyle donanır. Amfibyumların
çoğunun derisi önemli bir solunum organıdır.
Sürüngenlerin derisi ise iyice kurudur, deri
bezleri ya çok az ya da hiç yoktur. Üstderinin
çok gelişmiş olan boynuzsu katmanı su
kaybını önler ve boynuzsu pullarla desteklenir.
Altderide temel olarak bağdokudan
oluşan bir alt katman ile çoğu kez bol
kromatoforlu bir üst katman bulunur. Bazı
türlerde derinin üstü siğilli ya da kabartılıdır;
kaplumbağalarda, çene kemiklerini örten,
değişikliğe uğramış üstderi pulları kuşlarınkine
benzeyen bir gaga oluşturur.
Kuşların üstderisi ince, narin ve tamamıyla
tüylerle kaplıdır; yalnız bacaklar ve ayaklar
tüy yerine, pul halinde sertleşmiş boynuzsu
katmanla korunur. Altderi de incedir ve
büyük ölçüde bağdoku liflerinden, ayrıca
tüyleri dikleştirmeye yarayan kas liflerinden
oluşur. Pigmentler özellikle tüy ve pul
hücrelerinde bulunur. Ataları olan sürüngenlerin
pullarından türediği sanılan tüyler,
temel olarak keratinli deri oluşumlarıdır.
Gövdenin arkasında, kuyruğun hemen
önünde bulunan yağ bezleri özellikle su
kuşlarında çok gelişmiştir.
Memelilerde, çok sayıda hücre katından
oluşan üstderi altderiye sıkıca yapışık, boynuzsu
katmanı da sürtünmeye açık olan
yerlerde son derece kaim ve serttir. Derinin
kalınlaşıp sertleşmiş yerlerinde, taban katmanında
üç altkatman ayırt edilir. Üstderiyi
oluşturan en alttaki üretici katmanın hemen
üstünde, hücre uzantılarıyla birbirine sıkıcakenetlenmiş dikensi hücrelerden oluşan bir
katman, bunun hemen üstünde de üstderi
hücrelerinin öldüğü ve keratohiyalin tanecikleriyle
yüklendiği tanecikli katman uzanır.
Üçüncü altkatman, keratohiyalin taneciklerinin
keratine dönüşmesinde bir ara
ürün olduğu sanılan kimyasal bir maddeden(eleidin) oluşmuş, az çok saydam görünüşlü
bir geçiş katı olan saydam katmandır.
Altderi, memelilerin derisinin en büyük
bölümünü oluşturan esnek bir katmandır;
büyük ölçüde bağdoku liflerinden oluşan bu
katman, sepilendiğinde, çok kullanışlı bir
gereç olan ticari hayvan derisine dönüşür.
Altderide başlıca iki katman ayırt edilir:
Dışta, üstderinin üretici katmanının hemen
altında uzanan papillalı katman ve içte,
altderinin geri kalan bölümünü oluşturan
ağsı katman. Papillalı katmanda, özellikle
derinin sürtünmeye açık, aşınmış yerlerinde
üstderiye doğru uzanan ve papilla denen
çok sayıda mikroskopik yapı bulunur; belirü
bir düzen içinde yerleşmiş olan bu
papillalann üstderinin yüzeyindeki kabartıları
insanda parmak izini oluşturur. Ağsı
katman, papillalı katmandakilerden daha
kalın olan kollajen liflerden yapılmıştır;
çeşitli deri bezleri, damarlar, kas hücreleri
ve sinir uçları bu katmanda bulunur.
Derinin türevleri ve eklentileri. Omurgalıların
derisi, türlerin yaşama alışkanlıklarına
bağlı olarak, evrim boyunca önemli değişikliklere
uğramıştır. Bu değişiklikler en
çok deri bezlerinde, deri pigmentlerinde ve
öbür deri oluşumlarında göze çarpar. Dış
salgı bezi olan, başka bir deyişle salgısını bir
kanalla doğrudan doğruya üstderinin dışına
boşaltan deri bezleri tek hücreli ya da çok
hücreli olabilir, ucu kapalı tek bir borudan
ya da çok sayıda boru ve keseden oluşabilir,
salgısını sürekli olarak, belirli aralıklarla ya
da yalnızca bir kez salgılayabilir. Bunlardan
mukus bezleri, musin adıyla bilinen bir
protein salgılar; bu madde suyla karıştığında,
vücudu kayganlaştırarak sürtünmeyi
azaltan, böylece suda yaşayan hayvanların
yüzmesini kolaylaştıran sümüksü maddeyi
(mukus) oluşturur. Ayrıca omurgalıların
derisinde ter bezleri, yağ bezleri, süt bezleri,
zehir bezleri ve koku bezleri bulunabilir;
bazen de, derin deniz balıklarında olduğu
gibi, üstderi bezleri fotofor denen ışık
organlarına dönüşebilir.
Deri pigmentleri bazen üstderinin en alt
katlarındaki hücrelerde, bazen de altderi ile
üstderi arasında yer alan ve kromatofor
denen özel dallanmış hücrelerde çok küçük
parçacıklar halinde bulunur. Taşemenler,
balıklar, amfibyumlar ve sürüngenler gibi
basit yapılı omurgalıların hemen hepsinde
bulunan kromatoforlar genellikle kuşlarda
ve memelilerde bulunmaz. Bazı hayvanlarda,
canlının fizyolojik durumuna, çevreye
ve başka etkenlere bağlı olarak, pigment
parçacıklarının kromatofor hücreleri içindeki
dağılımı değişebilir ve hayvanın derisinin
rengi koyulaşıp açılabilir.
Boynuzsu katmanın sert ve boynuzsu
uzantıları olan üstderi pulları, sürüngenlerde
iyi gelişmiştir; ayrıca kuşlarda ve memelilerde
de oldukça yaygındır. Balıklarda ise
üstderi pulları bulunmaz, buna karşılık çok
bol sayıda altderi pulu ya da kemiksi pul
vardır.
Hayvanların pek çoğunun parmak uçlarında,
sertleşmiş boynuzsu uzantılar bulunur;
bunlar sürüngenlerde, kuşlarda ve bazı
memelilerde görülen pençe, yalnızca memelilerde
bulunan tırnak ve toynaklı memelilerin
tanıtıcı özelliği olan toynaktır.
Boynuzsu katmanın sertleşmiş ve çeşitli
biçimler almış uzantıları olan boynuzlar da,
bazı kertenkele türleri dışında yalnızca memelilerde
bulunur. Keratin liflerden oluşmuş
boynuz gergedana özgüdür; sığır, koyun,
keçi ve öbür geviş getirenlerde ise
boynuzların içi boştur. Bu hayvanların boynuzları,
alın kemiğinin bir uzantısıdır ve
üstü boynuzsu bir katmanla örtülüdür. Oysa
geyik ve zürafaların boynuzu gerçekte birderi türevi değildir. Erişkinlerde, üstderiylekaplı olmayan sert bir kemik dokusudur;
yalnız genç geyiklerde deriyle örtülü olan
boynuzun görünümü kadifeye benzer, ama
gelişmesi tamamlandığında üstündeki bu
deri katmanı kuruyarak dökülür.
Kuşlarda, hem uçmaya yardımcı aerodinamik
bir düzenek görevi yapan (kanat ve
kuyruk tüyleri), hem de ısı kaybını önleyen
(hav tüyleri) tüyler, memelilerde vücudu
soğuktan koruduğu gibi duyu organı olarak
da işlev gören kıllar, üstderinin önemli
türevleridir. Memelilerin kılları, altderinin,
hatta deri altının en derin katmanlarına
doğru kuyu gibi uzanan kıl keseciklerinin
içinde gelişir. Aslında derinin bir girintisi
olan kıl keseciklerinde, biri epitel dokudan
kaynaklanan ve kıl kökünü sıkıca saran,
öbürü ise bağdokudan oluşan iki doku öğesi
bulunur. Her kıl keseciğine, kılların dikleşmesini
sağlayan ve istemdışı çalışan küçük
bir kas bağlanır.
Altderinin en önemli türevleri ise, balıkların
hemen hepsinde ve sürüngenlerin bir
bölümünde bulunan altderi pullandır. Bu
kemiksi pullar iyice birbirine yanaşarak ya
da üst üste binerek altderi iskeletini oluşturur.
Altderi pullannın en gelişmiş olduğu
kaplumbağalarda, bu pullar, gerçek iskelete
bağlı olan sert bir altderi iskeletine dönüşmüştür.
Öbür sürüngenlerde, örneğin timsahta,
bazı kelerlerde ve yılanların bir
bölümünde altderi pulları küçüktür ve vücudun
ancak belirli yerlerinde bulunur.
Altderi pullan kuşlarda bulunmaz, yaşayan
memeliler arasında da yalnızca armadilloda
bulunur. Evrim çizgisinde kuşların ve
memelilerin üstderi uzantıları gelişirken,
altderi türevlerinin buna paralel olarak
gerilediği görülür. Bu hayvanlarda, kafatasının
bağdoku zarları arasında gelişen kemikleri,
altçene kemikleri ve köprücükkemikleri, altderi pullannın kaimtılandır.
Omurgalıların derisi embriyon evresinin
ilk aşamalannda, daha ilk günlerde embriyonun
üstünü örten yüzeysel bir dokudan
(ektoderm ya da dışderi) gelişmeye başlar,
ikinci bir embriyon dokusu olan mezoderm
ya da ortaderi, somit adı verilen bölütlü
yapı bloklarından hızla hücre üretir; bu
hücreler, embriyonu saran dıştaki ektoderm
katmanının alt yüzeyini döşemek üzere
ektoderme doğru yol alır. Erişkin bir omurgalının
derisi, embriyondaki bu iki doku
katmanından oluşur: Ektoderm üstderiyi ve
türevlerini, mezoderm ise altderiyi ve türevlerini
oluşturur.
İnsan derisi. Vücut kıllarının görünürdeki
eksikliği, insanı öbür büyük kara memelilerinden
ayıran özelliklerden biridir. Irksal ve
bireysel farklılıklar bir yana, insan vücudu
genelde kılsız gibi görünürse de, aslında
büyük bölümü gözle zor seçilecek kadar
ince, koltukaltlan ve cinsel organların çevresi
gibi bazı bölgeler ise belirgin kıllarla
kaplıdır.
İnsan derisinin özellikleri, doğumdan yaşlılığa
doğru sürekli değişir. Bebek ve çocuklann
derisi kuru, yumuşak, kadifemsi, kınşıksız
ve lekesizdir, iki yaşın altındaki
çocuklar az ve düzensiz olarak terler, yağ
bezleri de çok az çalışır. Ergenlikte özellikle
saçlı deride, koltukaltlarmda, kasıklarda ve
erkeklerin yüzünde kıllar büyür; pigmentler
artığı için yeni benler oluşur, sık sık ergenlik
sivilceleri (akneler) çıkar. Kıl büyümesi,
terleme ve yağ salgısı yetişkinlikte en üst
düzeye ulaşır; yaşlıların kuru, kırışık, yıpranmış
ve gevşek derisi, iyi çalışan bir
organın aldığı son biçimdir.
İnsan derisi öbür memelilerin birçoğununkinden,
vücudunun arka yüzündeki deri de
ön yüzündekinden daha kalındır. Çok sayıda
kan ve lenf damarlanyla, aynca dokunma
duyusu organı olarak, kimisi özgül alıcıya da organ biçiminde özelleşmiş, kimisi
basit yapıda sayısız sinir uçlarıyla donatılmıştır.
Derinin yüzeyinde ter bezleri ile kıl keseciklerinin
küçük gözenekleri bulunur, aralarından
da deri çizgileri geçer. Avuç içi ve
ayak tabanındaki derin çizgi ve oyuklar gibibazı yüzey çizgileri doğumdan çok önce
belirlendiği halde, bazılan kullanıma ve
aşınmaya bağlı olarak sonradan oluşur.
Sonuçta, deri yüzeyinin ince ayrıntıları kişiye
özgüdür; örneğin hiçbir bireyin parmak
izi bir başkasınınkine eş olmadığından,
kimlik belirlenmesinde bu izlerden yararlanılır.
Öbür omurgalılar gibi insanın derisi de
iki temel katmandan oluşur: İnce ve son
derece duyarlı dış katman olan üstderi ile
daha dayanıklı ve kaim iç katman olan
altderi.
İnce ayrıntılar göz önüne alınmazsa, üstderinin,
alttaki canlı hücre katmanı ile yüzeydeki
sıkışık ve ölü hücre katmanından
oluştuğu söylenebilir. Altderiye yakın canlı
hücre katmanından çoğalan üstderi hücreleri
yavaş yavaş yüzeye doğru yükselir, bu
arada keratin üretir ve sonunda ölerek en
üstteki boynuzsu katmanı oluşturur. Üstderi,
kalınlığı değişen bir epitel dokudur.
Avuç içi ve ayak tabanı gibi sürtünme
yüzeylerinde en kalın, gözkapakları, karnın
alt bölümleri ve cinsel organların çevresinde
en incedir. Başlıca iki katmandan oluşan
üstderinin altderiye değen bölümüne Malpighi
katmanı, bunun üstündeki ölü hücre
katma da boynuzsu katman denir. Temel
görevi üstteki ölü örtüyü biçimlendirmek
olan Malpighi katmanının hücreleri, altderinin
hemen yüzeyindeki taban katını oluşturur.
Bu taban katının üstündeki dikensi
katmanın hücreleri üste doğru çıktıkça tanecikli
katmana karışır; bu katmandaki
hücreler, keratohiyalin tanecikleri denen ve
bazik boyalarla boyanabilen değişik boyutlardaki
tanecikleri içerir. Tanecikli katman
ile boynuzsu katman arasında, bir geçiş katıolan hiyalin katmanı uzanır. Üstderideki
hücre bölünmesi ritmik ve çevrimseldir.
Sağlıklı bir insanda, üstderi hücrelerinin
yaklaşık 27 günde ya da kabaca bir ayda
taban katmanından yüzeye doğru çıktığı
hesaplanmıştır. Bazı patolojik koşullarda,
örneğin sedef hastalığında, hücre yenilenmesi
büyük ölçüde hızlanır ve çevrimini bir
haftada tamamlar. İçinde damar ağı olmadığı
için kanla beslenemeyen üstderi, bütün
besinini ve metabolizma gereksinimini ancak
altderi hücrelerinden sağlayabilir.
Boynuzsu katmanın ölü hücre katı su
kaybını önlediğinden, insanda ve karada
yaşayan tüm omurgalılarda büyük önem
taşır. Üstderi hücrelerinin boynuzsu kata
doğru çıkarken ürettiği keratin, tırnakların
ve üstderi türevlerinden çoğunun ana maddesidir.
Kimyasal bileşimleri farklı olan
birçok maddeye keratin denmesi bir kavram
karmaşasına yol açmaktaysa da, boynuzsu
katmandaki keratinin bileşimi belirlenmiştir;
bu madde, kükürtçe zengin amorf
bir proteinle çevrili, kükürtçe yoksul lifsi bir
protein karışımından oluşmuş ve her iki
bileşen sert, boynuzsu bir plazma zanyla
kuşatılmıştır.
Deriye kendine özgü rengini veren melanin
pigmenti, üstderinin taban hücrelerinin
arasında ya da altında bulunan ve melanosit
denen, dallanmış özel hücrelerce üretilir.
Esmer ya da sanşm kişilerde, hatta beyaz ya
da siyah ırklarda bile santimetre kareye
düşen melanosit sayısı hemen hemen aynıdır.
Dolayısıyla derinin rengi, bu hücrelerin
niceliğinden çok niteliğine bağlıdır. Güneş
ışığında uzun süre kaldığı için derisi esmerleşen
kişilerde de melanositlerin sayısı değil,
morötesi ışımalara karşı koruyucu önlem
olarak etkinliği artar.
Üstderide ayrıca, biçimi melanositlere
benzeyen ama pigment üretmeyen, dallanmışyapıda Langerhans hücreleri bulunur.
Gerek bu hücrelerin, gerek tamamıyla sağlıklı
bir deride üstderi hücrelerinin arasında
bulunan lenfositlerin işlevi bugüne değin
açıklanamamıştır.
Deri hastalıkları. Bütün vücut yüzeyini
kaplayacak kadar geniş ve yaygın bir organ
olan deri, kaçınılmaz olarak öbür dokulardaki
bütün patolojik değişikliklere açıktır.
Üstderinin temel işlevi keratin, lipit ve
öteki maddelerden oluşan dış deriye biçim
vermek olduğu için, üstderinin doğuştan
gelme bozukluk ve hastalıkları genellikle
keratinleşmenin yerel ya da yaygın olarak
bozulmasıyla ortaya çıkar. Üstderideki boynuzsu
katmanın balık derisi gibi sert ve
gözle görülür pulcuklarla kaplandığı kalıtsal
iktiyoz hastalığı, keratin katmanının oluşmasındaki
bir enzim bozukluğuna bağlanır.
Aşın keratin oluşumu (hiperkeratoz), nasır,
topuk gibi bazı bölgelerde doğaldır;
ayrıca mesleğe ya da alışkanlıklara bağlı
olarak, sürekli sürtünmeye uğrayan yerlerde,
örneğin elde de oluşabilir. Keratodermi
denen keratin artışı ise genetik bir bozukluğun
sonucudur ve genellikle avuç içleri ile
ayak tabanlarında görülür. Çok sık rastlanan
bir keratinleşme bozukluğu da, saçlı
deride görülen ve boynuzsu katmanın pul
pul ya da iri parçalar halinde dökülmesine
yol açan kepek ya da konak oluşumudur; bu
hastalıkta, üstderideki hücrelerin yenilenme
hızı olağanın iki üç katma çıkar. Deride
görülen yerel oluşum bozukluklanndan biri
de doğum lekesidir; doğuştan olan bu
bozukluk, hücrelerin, dokulann ya da organların
yapısal ya da işlevsel bozukluğundan
kaynaklanır. Tüm deriyi ekileyen ve
doğuştan bir bozukluk olan epidermoliz,üstderi ile altderinin birbirine yapışmasını
engelleyen genetik bir kusurdan ileri gelir
ve en küçük bir darbede üstderi altderiden
ayrıldığı için, iki katman arasına giren doku
sıvıları, içi su dolu kabarcıklar oluşturur.
Kaposi hastalığı olarak da bilinen pigmentli
kseroderma (deri kuruması), hücre çekirdeğindeki
gen zincirinin zararlı güneş ışınlarıyla
örselenen parçasını yenilemekle görevli
normal enzim mekanizmasındaki genetik
bir kusurdan ileri gelir.
Mikroorganizmalara açık bir organ olan
deride, küçük bir çatlak ya da kesikten
girerek boynuzsu katmana ulaşan birçok
hastalık etkeni iltihaplanmalara yol açar.
Stafilokok ve streptokok türü bakterilerin
bulaşmasıyla oluşan impetigo hastalığında,
derinin yüzeyinde, boynuzsu katmanla örtülen
ve içinde bakteriler, iltihap hücreleri
ve serum sıvısı bulunan kesecikler oluşur.
Streptokokların derinin daha derinlerine,
daha yoğun biçimde yayılması yılancık ve
bağdoku iltihabıyla (selülit) sonuçlanabilir.
Virüsler genellikle üstderi hücrelerine yerleşir;
en sık görülen virüs bulaşmasının
sonucu, başta el ve ayaklar olmak üzere
vücudun her yerinde oluşabilen siğillerdir.
Virüs üstderi hücresinin çekirdeğini tuttuğu
zaman büyümeyi hızlandırır, böylece küçük
bir ur oluşur. Deride kümeler halinde
küçük kabarcıkların ortaya çıktığı uçuk ve
zona, ağızda ve üreme organları çevresindeki
yaralarla tanımlanan Behçet hastalığı,
gene ağızdaki yaralarla çok yaygın bir
enfeksiyon olan aft ve kedi tırmığı hastalığı
da derinin başlıca virüs enfeksiyonlarıdır.
Çok sıcak olmayan ölü dokularda yaşamayı
seçen mantarlar ve mayalar için derinin
keratinli boynuzsu katmanı en uygun yerdir.
Candida albicans’ tan ileri gelen maya
enfeksiyonu, yakın yıllarda neredeyse salgın
boyutlarında yaygınlaşmıştır.
Deride yerleşen asalakların başında bitve
uyuzböceği gelir. Uyuzdaki kaşıntı ve döküntüler,
yumurtalarını bırakmak üzere
boynuzsu katmanda kanallar açan dişi uyuzböceğine
ya da salgılarına karşı gelişen bir
alerji tepkisidir. Kasık, baş ve vücut bitinde
ise, asalağın kan emmek üzere deriyi ısırdığı
yerlerde iltihaplı döküntüler ve kabuklanmalar
görülür. Tekhücreli bir asalak olan
Leishmania tropica da özellikle Doğu ülkelerinde
çok yaygın olan şark çıbanına yol
açar. İnsan kanıyla beslenen ve tükürüklerindeki
maddelerle kaşıntılı döküntülere yol
açan öbür asalakların en yaygınları tahtakurusu,
pire, sivrisinek ve kenedir.
Kalıtsal bir hastalık olan sedef hastalığı,
başta diz, dirsek, saçlı deri ve gövde olmak
üzere derinin herhangi bir bölgesini tutabilir.
Kaşıma, yaralanma gibi fiziksel travmalar,
streptokoklara bağlı boğaz enfeksiyonu
ve çoğu kez ruhsal koşullar derideki lezyonlarm
oluşmasını hızlandırabilir.
Yaralanma, kimyasal etkenler, enfeksiyonlar,
metabolizma ve dolaşım bozuklukları
gibi çeşitli etkenlere bağlanan patolojik
deri değişikliklerinin tümüne dermatit ya da
egzama denir. Bu olguların çoğu, alkaliler,
deterjanlar, kozmetikler, yağlar, çözücüler
gibi maddelerin üstderi hücrelerini etkilemesine
ya da astım, saman nezlesi ve bazı
yiyeceklere karşı gelişen alerjilere bağlanır.
Özellikle bol güneşli iklimlerde yaşayan
kişilerde deri kanseri çok yaygındır; bazı
kişilerde ise deri kanserine kalıtsal eğilim
gözlenir. İnorganik arsenik, kömür katranı,
metal yağları gibi çeşitli maddeler de derikanserine yol açabilir.
Deride yer yer renksiz lekelerin oluştuğu
vitiligo, oldukça sık görülen kalıtsal birhastalıktır; bu hastalıkta melanositlerin melanin
üretme yeteneğini yitirdiği açıktır,
ama nedeni henüz anlaşılamamıştır.
Kıl ve yağ bezi biriminin en önemli
hastalıklarından biri olan akne, siyah noktacıklar,
irinli kabarcıklar, kistler ve derinin
aşırı yağlanmasıyla tanımlanır. Ergenlik
dönemindeki erkek ve kızlarda, yüz, göğüs
ve sırttaki kıl köklerini androjen hormonlar
etkileyerek akne oluşumunu arttırır.
Altderinin bağdokusunu tutan başlıca hastalıklar
kızartılı lupus, skleroderma (deri
sertleşmesi) ve dermatomiyozittir. Sertleşmiş
ve yağlanmış deri bölgeleriyle tanımlanan
skleroderma zararsızdır ve kendiliğinden
iyileşebilir. Kızartılı lupusta, özellikle
yüzde, kan damarlarının genişlemesine bağlı
pulsu, kırmızı bölgeler görülür. Kendiliğinden
geçebileceği gibi, yıllarca tedaviyi de
gerektirebilir. Her üçü de kadınlarda daha
sık görülen bu hastalıklar iç organları da
tuttuğunda öldürücü olabilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*